[Ana Sayfa]


YAHYA BERKOL GÜLGEÇ
Bir Yazar Tanıtım Yazısı



Kemal Gözler*

2013 yılının Eylül ayının son günleri olsa gerek. Bir Salı günü öğle vaktiydi. Günden eminim. Çünkü Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku dersini hep Salı sabahları verdim. Dersin bitişinde saat 12 gibi sınıftan odama doğru yola çıktığımda, odamın olduğu koridorun başında, sakallı ve uzun saçlı bir genç adamın beklediğini gördüm. Göz göze geldik. Bana kendini tanıttı. Anayasa hukuku anabilim dalına yeni atanmış ÖYP’li araştırma görevlisiydi. Yahya Berkol Gülgeç ile böyle tanıştım.

1. Yüksek Lisans

Yahya aynı ay, bizde kamu hukuku yüksek lisans programına başladı. Derslerde Yahya’nın keskin bir zekâya sahip olduğunu gördüm. İşlek bir muhakeme gücü vardı. Dahası zengin bir kültüre sahipti. Akıl yürütmelerinde tutarlılıktan ve mantıktan asla ödün vermiyordu. Derslerde benim akıl yürütmelerimdeki pek çok tutarsızlığı bana defalarca gösterdi.

Kendisinin matematik zekâsını ve argümantasyon yeteneğini gördükçe, onu hukukun genel teorisi alanına yöneltmeye çalıştım. Yıllar geçince de bu çabamda başarılı olduğumu görüp mutlu oldum.

* * *

Bu arada belirtmek isterim ki, 2013 ve 2014 yıllarında Yahya gibi Fakültemize ÖYP kanalıyla gelen pek çok araştırma görevlisi oldu. Bize gelmeden önce bunların hiçbirini tanımıyorduk. Neredeyse tamamına yakını olağanüstü zeki, çalışkan, başarılı, iyi eğitimli gençlerdi. Yine çoğunluğunun İngilizceleri oldukça iyiydi. ÜDS’den 80’li, 90’lı notlar almışlardı. İçlerinde İngilizce makale yazabilenler vardı. Bir kısmı İngilizceden başka, ikinci yabancı dil olarak, Almanca veya Fransızca da biliyorlardı. Fakültemize adeta gökten bir çuval inci düşmüştü.

2. Normlar Hiyerarşisi

2013-2014 öğretim yılında Yahya yüksek lisans eğitiminin ders safhasını tamamladı. 2014 yılının Eylül ayında yüksek lisans tez çalışmasına benim danışmanlığımda başladı. Tez konusu “Normlar Hiyerarşisi” idi. Bu konuyu seçmesine çok sevindim. Çünkü bu konu, hukukun genel teorisinin kalbinde bulunan bir konuydu. Ancak konu oldukça zordu. Bu konu, bırakın Türkiye’yi, dışarıda da çok çalışılmamış, üzerinde monografiler yazılmamış bir konuydu. Normlar hiyerarşisi, herkesin dilinde olan, ama kimsenin çalışmadığı konulardan biriydi. Yahya’nın bu konunun altından kalkacağından hiç şüphem olmadı.

Yahya tezine başladı. Birkaç ay sonra tezinin ilk bölümünü bana gönderdi. Gelen bölüm, 100 sayfa civarındaydı ve bu 100 sayfa, bu hâliyle dahi bir yüksek lisans tezi olarak savunulabilirdi. Yüksek lisans tez safhasında Yahya’nın Allah vergisi bir yazma yeteneğinin olduğunu gördüm. Bir iki ayda 100 sayfa yazabiliyordu. Üstelik bu metinler, İngilizce ve Almanca çok sayıda kaynağın kullanıldığı ileri düzey akademik metinlerdi.

* * *

Hocalık hayatımda zeki öğrenciler gördüm. Çok çalışkan, azimli ve olağanüstü disiplinli öğrenciler de gördüm. Maalesef çoğunluğu yazma kabiliyetinden yoksundu. Sınavdan yüz alan yüksek lisans ve doktora öğrencileri üç ayda 30 sayfalık seminer ödevi yazmakta zorlanıyorlardı [1].

* * *

Yahya, yüksek lisans tezinin bölümlerini bana gönderdikçe çok mutlu oldum. İşte nihayet karşımda “yazabilen” bir yazar vardı. Değirmenin kendinden gelen bir suyu vardı. Benim görevim suya engel olmamaktan ibaretti. Ben de Yahya’ya “yaz yazabildiğin kadar” dedim; başka bir şey de demedim. Yahya, sekiz on ayda 400 küsur sayfalık yüksek lisans tezi yazdı ve bunu başarıyla savundu. “400 sayfalık yüksek lisans tezi olur mu” deyip eleştirmeye cüret edenler de karşılarında beni buldular.

Yahya’nın yüksek lisans tezi daha sonra On İki Levha Yayıncılıktan 500 küsur sayfalık bir kitap olarak çıktı. Herkese tavsiye ederim: Yahya Berkol Gülgeç, Normlar Hiyerarşisi, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2016, 2. Baskı, 2018, XXII+542 sayfa.


Yahya’nın yüksek lisans tezinden çok şey öğrendim. Yahya, daha yüksek lisans tezinde, benim teorimdeki çeşitli tutarsızlıkları ortaya koydu ve bunları eleştirdi.

3. Doktora

Yahya, doktoraya 2015 yılının Eylül ayında yine bizde başladı. 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında doktora sınıfı, içlerinde Yahya’nın da yer aldığı olağanüstü zeki, kültürlü, çalışkan öğrencilerden oluşuyordu. Tamamına yakını bizde veya başka üniversitelerde araştırma görevlisiydiler. Hayatımın en zevkli derslerini bu sınıfta yaptım.

Hukukun genel teorisinin sorunlarını bolca tartıştık. Gemlik denen bu kasabada Hans Kelsen’e taş çıkarttık. “Wiener Kreis”a nazire olarak bu doktora sınıfına “Gemliker Kreis” ismini verdik. Aşağıya “Gemliker Kreis”ın bazı üyelerinin yer aldığı bir fotoğrafı koyuyorum. Fotoğraf 3 Kasım 2015 tarihinde Gemlik’te Hukuk Fakültesi dekanlık binasında doktora derslerini yaptığımız salonda çekilmiştir.


Bu seçkin doktora sınıfı, benim son öğrencilerim oldu. Bu sınıftan sonra ben üniversiteden ayrıldım. En çok da onları ve onlar gibi 2013 ve 2014 yıllarında kamu hukuku bölümümüze ÖYP ile gelen yirmi civarında araştırma görevlisini bıraktığıma üzüldüm. Hem de artık havanın değiştiği ve “Gemliker Kreis”ın “Gemliker Gefängnis”e dönüşeceğinden korktuğum bir dönemde. Onlara üniversiteden ayrılacağımı 2015 yılı Aralık ayının son günlerinde güzel bir akşam yemeğinde söylemiştim. Çok üzülmüşlerdi. Ben de onlara “Ben sizi iadeli taahhütlü davetiyeyle mi çağırdım? Siz kendiniz geldiniz; bakın başınızın çaresine” dedim. İçim parçalanarak!

* * *

Yahya, doktora ders safhasını, benim danışmanlığımda, başarıyla tamamladı. Bundan sonra, Yahya kendi yoluna bensiz devam etti. O günden bu yana dört yıldan fazla bir zaman geçmiş. Bu süre içinde sadece bir kez Yahya ile yüz yüze görüşmek nasip oldu. Haliyle pek çok defa e-posta ile yazıştık.

* * *

Benim olmadığım dönemde, Yahya’nın doktora yeterlilik sınavına girdiğini ve başardığını duydum. Sevindim. Daha sonra doktora tezini aldığını ve tez konusunun da “Akıl Temelli Normativite Teorileri ile Hukuki Pozitivizmin Bağdaştırılması” olduğunu öğrendiğim. Çok sevindim. Yahya’nın tezini süresi içinde bitirdiğini ve 9 Haziran 2020 tarihinde başarıyla savunduğunu duyduğumda ise daha da sevindim. Zira böyle tezlerin bu ülkede kazaya kurban gitme ihtimali, jüri üyelerinin tezi anlamamaları yüzünden, yüksektir. Nitekim Türkiye’de hukukun genel teorisi alanında yazılmış ilk monografi olan Zeki Hafızoğulları’nın Ceza Normu isimli doçentlik tezinin başına zamanında böyle bir kaza gelmiştir.

Yahya, doktora tezinin “Önsöz”ünde benim için “doktora tezimin yazım sürecinde her türlü konuda değerli görüşlerini benden esirgememiştir” diyorsa da, doktora tezinin yazılması sürecinde benim Yahya’ya yaptığım pek bir yardım olmamıştır. Hatırladığım kadarıyla sadece iki defa bana birer konuda fikrimi sordu; onlarda da meseleyi somut olarak yazıp benim görüşümü istedi; benden onlarca sayfa uzunluğunda olan metinler gönderip onları okumamı istemedi; tezini de, herkes gibi, yayınlandıktan sonra görme imkânım oldu.

Zaten Yahya gibi, özgün ve güçlü bir beyne kim, nasıl yol gösterebilirdi ki? Üstelik onun yıllardır çalıştığı bir konuda.

4. Lex Superior İlkesi

Bana gönderdiği bir e-postadan biliyorum: Yahya, doktora tezine başladığında, lex superior [2] ilkesinin hukukî geçerliliği sorunuyla karşılaştı. Bu ilke, normlar hiyerarşisinin temelindeki ilkeydi. Yönetmelik kanuna aykırı ise yönetmelik uygulanamazdı. “Peki ama, neden kanuna aykırı olan yönetmelik uygulanamaz” diye sorulduğunda verilen cevap basitti: “Çünkü lex superior ilkesi bunu emrediyor”. İyi güzel de bu “lex superior ilkesi”, bir “norm” muydu? Dahası bir norm ise, bu norm, bir hukuk normu olarak geçerli miydi? Geçerliyse bu norm, geçerliliğini nereden alıyordu? Vakıa bu ilke bir yerde yazmıyordu. Pozitivist teori, bu ilkeyi reddetmeli miydi? Yoksa bu ilke, bir tabiî hukuk ilkesi miydi? Yoksa bu ilke akıldan veya eşyanın tabiatından çıkarılmış bir ilke miydi?

Bu sorulara cevap vermeden tezinin asıl konusu olan normatiflik ile pozitivizm arasındaki ilişki konusunda ileriye gidemiyordu. Bu nedenle, Yahya, dürüst bir entelektüel olarak, işin kolayına kaçmadan, doktora çalışmalarını aksatmayı da göze alarak, doktora tezine ara verdi ve lex superior ilkesiyle ilgili karşılaştığı bu sorunu çözmeye çalıştı. Böylece ortaya Lex Superior İlkesi: Hukukî Geçerliliği ve Uygulaması başlıklı kitap çıktı. Yahya bu kitabın “Önsöz”ünde karşılaştığı zorluğu şu şekilde açıklıyor:

“Çalışma, doktora tezimin hazırlık aşamasında yazıldı ve tez çalışmalarımı bir hayli sekteye uğrattı. Ancak, çalışmaya ilişkin sorulara bir yanıt bulmadan tez araştırmalarına devam edebilmem mümkün değildi” [3].

Yahya’nın kitabı On İki Levha Yayıncılık tarafından 2018 yılının ilk aylarında yayınlandı: Yahya Berkol Gülgeç, Lex Superior İlkesi: Hukukî Geçerliliği ve Uygulaması, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018, X+144 sayfa. Herkese hararetle tavsiye ederim.


Lex superior ilkesi, aynen “normlar hiyerarşisi”nde olduğu gibi hukuk literatüründe en çok kullanılan ilkelerden biridir. Ne var ki, doğrudan doğruya üzerine yazılmış, gerek Türk literatüründe, gerekse yabancı literatürde az sayıda sayfadan başka bir şey yoktur. Yahya’nın “Lex Superior İlkesi” başlıklı monografisi, benim bildiğim kadarıyla, bu konuda yazılmış tek monografidir. Yahya’nın “Lex Superior İlkesi” başlıklı çalışması, bir doktora tezi olarak sunulsaydı dahi yine kabul edilirdi.

* * *

Zaman zaman çeşitli üniversitelerdeki doktora öğrencileri, bana e-posta gönderip, benden kendilerine tez konusu önermemi istiyorlar. Sanıyorlar ki, hazır tez konuları katalogu vardır ve bu konulardan birisi seçilip üzerinde bir tez yazılabilir. Maalesef Türkiye’de doktora öğrencilerinin ezici çoğunluğu ve keza hocaların önemli bir kısmı, bir sorunu görüp, o sorunu çözmek için değil, bir unvanı almak için yazıyorlar. Öyle olunca da konunun kendi başına bir değeri olmuyor; konu araçsallaşıyor. Çalıştıkları konuyu, o konuya kafayı taktıkları için değil, bir şey yazmak zorunda oldukları için seçiyorlar. Neticede ortaya, tatsız tuzsuz, işlevsiz, daha doğrusu tek işlevi yazarına unvan kazandırmaktan ibaret olan kitaplar çıkıyor. Bu şekilde yazılmış kitapların doktrinde iz bırakmasının hâliyle imkân ve ihtimali olmuyor.

5. Normativite ve Pozitivizm

Yahya, Akıl Temelli Normativite Teorileri ile Hukuki Pozitivizmin Bağdaştırılması başlıklı doktora tezini Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında Ali Emre Zeybekoğlu’nun danışmanlığında hazırladı ve Ali Emre Zeybekoğlu, Ahmet Sevimli, Sevtap Metin, Zeynep Burcu Akbaba ve Engin Arıkan’dan oluşmuş jüri önünde 9 Haziran 2020 tarihinde savundu ve tezi oybirliğiyle kabul edildi. Tezini daha sonra Normativite ve Pozitivizm başlığı altında kitaplaştırdı ve bu kitap On İki Levha Yayıncılık tarafından yayınlandı. Herkese tavsiye ederim: Yahya Berkol Gülgeç, Normativite ve Pozitivizm, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2020, XVI+742 s.


Okuduğunuz bu yazının alt başlığından da anlaşılacağı üzere bu yazı, bir “kitap tanıtım ve inceleme yazısı” değil, bir “yazar tanıtım yazısı”dır. O nedenle burada Yahya’nın Normativite ve Pozitivizm başlıklı kitabının içeriğini inceleyecek değilim. Ama hiç olmazsa, kitabın çözmeye çalıştığı temel sorunun ne olduğu ve Yahya’nın bu soruna önerdiği çözüm konusunda çok kısaca da olsa bilgi vermek isterim:

Hukukun genel teorisinin temel kavramlarından ikisi hiç şüphesiz “geçerlilik” ve “normatiflik”tir. Bütün hukuk teorileri “geçerlilik” kavramıyla uğraşır. Zaten hukuk teorileri de, bir hukuk normunun neden geçerli olduğu sorusuna verdikleri cevaba göre birbirinden farklılaşır. Normatiflik kavramı da öyledir. Bütün hukuk teorilerinde şu ya da bu şekilde bir normatiflik tartışması vardır. Sadece tabiî hukuk teorilerinin değil, pozitivist teorilerin de kullandığı temel kavramlardan biri “normatiflik”tir.

Normatiflik, daima, bir “olması gerekeni”, bir “gerekliliği” ifade eder. Yahya’nın kelimeleriyle söylersek, örneğin, kişinin “sigarayı bırakması”, “kilo vermesi”, “tezini bitirmesi” [4] gibi gereklilikler, hep normatiflik kavramının içinde yer alır.

Normatiflik kavramı, mahiyeti gereği, kaçınılmaz olarak, akılla ve akla dayanan sebeplerle açıklanır. “Sigarayı bırakmam lazım, çünkü sağlığıma zarar veriyor” gibi. Yani bir şeyin gerekliliği çoğunlukla akılla temellendirilir. Oysa pozitivist hukuk teorileri, prensip olarak, normatifliği akılla açıklamaya yanaşmazlar. İşte Yahya, pozitivizmin içinde kalarak, normatifliği akla dayanarak açıklamaya çalışıyor. En azından, akıl temelli normatiflik teorileriyle hukukî pozitivizmi bağdaştırmaya girişiyor. Yahya’nın “projesi” budur.

Yahya bu bağdaştırma için temelde iki şey öneriyor:

a) Birinci olarak Yahya, hukukî pozitivizmin benimsediği sistemsel geçerlilik anlayışını esas alıp, bunun üstüne bir “minimum aksiyolojik unsur” eklenmesini öneriyor. Yahya’ya göre, bir normun geçerli olabilmesi için, sistemsel geçerliliği (yani o normun belli bir hukuk düzenine ait olması, açıkçası o normun bir başka norm tarafından öngörülen şekilde ihdas edilmesi) yetmez, o normun muhataplarının o norma uymak için, az da olsa, belli bir davranış sebebinin olması gerekir. Yahya, bu geçerlilik anlayışına, yani az da olsa bir aksiyolojik unsur eklenmiş sistemsel geçerlilik anlayışına “aksiyo-sistemsel geçerlilik” ismini veriyor [5]. Yahya bu anlayışla, bir hukuk sisteminde anayasa dışında kalan bütün normların geçerliliğinin açıklanabileceğini düşünüyor.

b) Yahya, anayasanın veya daha genel bir ibare ile söylersek “hukuk sisteminin hiyerarşik açıdan en üstün normu”nun geçerliliğinin “aksiyo-sistemsel geçerlilik” anlayışıyla açıklanamayacağını düşünüyor. Yahya, anayasanın geçerliliğini, kendisine “aksiyo-olgusal geçerlilik” anlayışı ismini verdiği bir anlayışla açıklamaktadır [6]. Benim anladığım kadarıyla, Yahya’nın aksiyo-olgusal geçerlilik anlayışı, temelde “etkililik” kriterini, yani “olgusal geçerlilik” anlayışını esas alıyor ve bunun üstüne, az da olsa, bir “aksiyolojik kriter” ekliyor.

* * *

Yahya, çok zor bir konuda, çalışmayı göze almış ve bu konunun altından hakkıyla kalkmış birisi. Hukukun genel teorisinin zor kavram ve kurumlarını anlamış, bunları başarıyla konusuna uygulamış ve keza bu kavramlardan ikisi (normatiflik ve geçerlilik) arasındaki ilişkiyi ustaca ortaya koymuş ve bunların arasındaki bağdaştırma sorununu özgün bir şekilde çözmüştür.

6. Küçük Bir Eleştiri

Yahya’yı hep övmeyeyim; biraz da eleştireyim. Yahya’nın yazılarının zayıf bir yanı var: Bunlar çok kolay okunan yazılar değil. Yahya’nın okuyucularının, Yahya’nın yazılarını emek vererek çok dikkatlice okumaları gerekiyor. Aslında Yahya’nın anlatımı bulanık değil; tersine oldukça açık ve sağlam. Ne var ki dili oldukça akademik ve gayri şahsî. Keskin ifadelerden sanki kasten kaçınıyor. Yazılarında dramaturji seviyesi düşük. Yazıları, okuyucunun ilgisini çekecek şekilde kurgulanmış değil. Neticede yazı okuyucuyu sürükleyemiyor.

Zannımca bunun temel sebebi şudur: Yahya, yazılarında dilin sadece bildirme işlevini kullanıyor. Oysa dilin belirtme ve etkileme işlevleri de vardır. Yazı baştan sona dilin bildirme işleviyle kaleme alınmış ise okuyucu çeker gider. Öyle sanıldığı gibi okuyucu denen sevgili varlıklar, gerçeğe âşık yaratıklar değillerdir. Hele Türk okuyucusu hiç değildir. Okuyucuya gerçeği gösterebilmek için bile onu önce etkilemek, onun duygularını harekete geçirmek, onun dikkatini toplamak gerekir.

Yahya’nın bilim dilinden, yani dilin bildirme işlevinden ödün vermemesi, onun yazılarının okunurluluk düzeyini düşürüyor. Vakıa, dilin sadece bildirme işlevini kullanır, dilin belirtme ve etkileme işlevlerini tamamıyla dışlarsınız, “iyi bir bilim insanı” olursunuz; ama “az okunan” bir bilim insanı! Allah korusun, bunun tersini yaparsanız, yani dilin belirtme ve etkileme işlevini kullanır ve dilin bildirme işlevini dışlarsınız, hokkabaz olursunuz.

Yahya’nın dilindeki bildirme düzeyini azaltmasında, belirtme ve etkileme düzeyini artırmasında yarar olduğu söylenebilir. Ancak bu gibi özelliklerin yaradılıştan geldiğini ve bu gibi konularda tavsiyenin pek işe yaramadığını bilecek kadar tecrübe sahibiyim.

Belki de Yahya doğruyu yapıyor. Dilin büyüsüne kapılmıyor. Vakıa dil öylesine güçlü bir araçtır ki, Ludwig Wittgenstein’ın korktuğu gibi, aklımızı büyüleyebilir.

Belki de benim Yahya’nın kitaplarına yönelttiğim yukarıdaki eleştiri, bir matematik kitabına yöneltilen, bu kitabın bir roman gibi sürükleyici olmadığı eleştirisi kadar anlamsız bir eleştiridir.

7. Hukukun Genel Teorisi Hakkında Bir İki Söz

Bu vesileyle hukukun genel teorisi hakkında da bir iki söz söylemek isterim. Türkiye’de hukukun genel teorisi, hukukun en geri kalmış alanıdır. Cumhuriyet döneminde hukuk reformu yapılırken hukuk fakültelerinden “usûl-i fıkıh” dersinin kaldırılması ve yerine bunu dolduracak bir ders konulmaması Türkiye’de hukukun genel teorisinin gelişememesinin en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Bu alanın gelişmesi için hukuk fakültelerinde, hukuk felsefesi anabilim dallarından ayrı “hukukun genel teorisi” anabilim dalları kurulmalıdır. Vakıa Türkiye’de kendine has anabilim dalı olmayan bir disiplin gelişmez.

Hukukun genel teorisi, hukukun en zor alanıdır. Bu alanda çalışacak kişilerin bütün mesailerini bu alana hasretmeleri gerekir. Bu alanda çalışacak kişilerin, sadece derin bir hukuk bilgisine sahip olması yetmez; aynı zamanda kozmopolit bir kültüre, birden fazla yabancı dil bilgisine, ciddi bir matematik ve mantık bilgisine de ihtiyaçları vardır. Bu ise ayrı bir eğitimi gerektirir ki, bunun yolu bağımsız bir anabilim dalı altında örgütlenmekten geçer.

Bazıları hukukun genel teorisinin hukuk felsefesinin bir kolu olduğunu sanıyorlar. Hayır, hukukun genel teorisi, hukuk felsefesinin kolu değildir. Türkiye’de hukuk felsefesi çalışmaları, çoğunlukla felsefe tarihi bakış açısıyla yapılır. Vakıa Türkiye’de “hukuk felsefesi” denen şey, çok büyük ölçüde, hukuk hakkında çeşitli filozofların düşüncelerinin alt alta sıralanmasından oluşur. Böyle bir hukuk felsefesinin, hukukun genel teorisine yapacağı bir katkı yoktur.

Zaten Türkiye’de hukuk felsefecilerinin büyük bir kısmının hukukun genel teorisi çalışmaya pek hevesleri de yoktur. Onlar, hukuk felsefesi derslerinde iki bin yıllık masalları büyük bir tutkuyla anlatmaya devam ediyorlar. Bence anlatmaya da devam etmeliler. Bu fabula antiqua, hukukçuların, vicdanlı bir insan olarak yetişmesinde çok önemli bir fonksiyon ifa ediyor.

Ama artık bu fabula antiqua ile yetinmemenin ve onun da ötesine geçmenin zamanı geldi. İşte bu nedenle, hukuk felsefesinden başka bir de “hukuk teorisi”ne ihtiyaç vardır. Bunun yolu da hukuk fakültelerinde “hukukun genel teorisi” anabilim dallarının kurulmasından geçer.

* * *

Türkiye’de az da olsa hukukun genel teorisi alanında çalışmalar yapıldı. Türkiye’de hukukun genel teorisi alanında ilk monografiyi yazan Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları ceza hukukçusu idi. Kendisinin öğrencisi oldum. “Hukukun genel teorisi” lafını ilk defa ondan duydum. Hocam, hukukun genel teorisinin kavram, kurum ve ilkelerine mükemmel bir şekilde hakimdi. Ama Ceza Normu isimli monografisi ve birkaç makalesi dışında bu alanda, daha kapsamlı ve daha ileri düzey eserler vermek kendisine nasip olmadı; çünkü ceza hukuku hocasıydı ve ceza hukuku dersleri veriyordu ve çalışmaları da, kaçınılmaz olarak, ceza hukuku ağırlıklı oldu. Kendisinden sonra yerini alacak bir genel teorici de, benim bildiğim kadarıyla, yetiştiremedi.

Onun yolundan giderek ben de 1998’de Hukukun Genel Teorisine Giriş isimli bir kitap yayınladım [7]. Ama ben de bu alanda çok ileriye gidemedim. Vakıa buna zamanım olmadı. Zira ben de anayasa hukukçusuydum ve anayasa hukuku alanında çalışmak zorunda kaldım. “Hariçten genel teorici” bu kadar olunuyor.

Türkiye’de gerçek genel teoricilerin yetişmesi için, bütün mesaisini bu alana hasredecek akademisyenlere ihtiyaç var. Bunun için de bu alana mahsus bağımsız “hukukun genel teorisi anabilim dalları” kurulmalıdır. Aksi takdirde bu alanda çalışacak kişiler, Zeki Hafızoğulları gibi ceza hukuku, benim gibi anayasa hukuku çalışmak zorunda kalırlar.

Yahya işte böyle kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Yahya Türkiye’de bu alanda, her nasılsa yetişmiş, istisnaî bir genel teoricidir. Umarım kendisi, bizim gibi, başka alanlarda çalışmak zorunda kalmaz ve bütün çalışmalarını genel teori alanına özgüleme imkânına sahip olur. Ancak vakıa, kadrosu anayasa hukuku anabilim dalındadır ve muhtemelen yarın öbür gün haftada 20-30 saat anayasa hukuku dersi vermek zorunda kalacaktır. Umarım ki Yahya, gelecekte, Zeki Hafızoğulları ve benim gibi, hukukun genel teorisine, uzakta kalmış bir sevgili misali, hem özlemle, hem de vefasızlıktan kaynaklanan bir suçluluk duygusuyla bakmak zorunda kalmaz.

8. Yahya’nın Üretkenliği Üzerine

Yahya fecundissimus bir yazar. 1988 doğumlu. Eylül 2013’de araştırma görevlisi oldu ve yüksek lisansa başladı. 7 yılda, 3 kitap, 2 kitap bölümü ve 11 makale yayınladı. Makalelerinden 4’ü İngilizce. Makalelerinin hepsi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Anayasa Hukuku Dergisi, European Review of Public Law gibi hakemli akademik dergilerde yayınlanmış. Kitapları toplam 1500 sayfayı buluyor. Makalelerinin ve kitap bölümlerinin toplamı ise 500 sayfayı geçiyor. 7 yılda 2000 sayfa. Hiç de az değil.

Okuyucuları Yahya’nın kitaplarını ve makalelerini okumaya davet ediyorum. Makalelerinin çoğunluğunun tam metinlerine izleyen linkten ulaşabilirsiniz: academia.edu/YahyaBerkolGÜLGEÇ.

Sonuç

Bu ülkede, hâlâ, şurada veya burada, büyük bir zekâya ve Allah vergisi yeteneklere sahip gençler çıkıyor. Yahya bu ülke için piyangodan çıkmış birinci sınıf bir genel teorici ve büyük bir mantıkçı. Yahya, 2013 yılında kaderin bir cilvesi olarak, Gemlik denen kasabaya geldi ve yine bu kasabada şans ve talih sonucu, hukukun genel teorisiyle tanıştı ve bu teorinin zirvesine çıktı.

Ne ben, ne Uludağ Üniversitesi, ne Gemlik, ne bu ülke, Yahya’yı hak etmek için bir şey yaptık. Yahya bize Allah’ın bir lûtfu. Bu lûtfa dahi sahip çıkamayacağımızdan korkarım.

* * *

Değerli meslektaşım Dr. Gülgeç’e, “hukuk doktorları âlemi”ne “hoş geldin” diyor, kendisini kutluyorum. Bu âleme senin kadar şerefli ve layık bir şekilde giren pek az kişi oldu!

K.G., 3 Şubat 2021


DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[1] Dipnotta da olsa söylemekten kendimi alıkoyamayacağım: Üniversite hayatımda, sadece öğrencilerin değil, hocaların da çok zorlanarak yazı yazdığına şahit oldum. Vakıa bu ülkede komşu kızına mektup yazmaktan aciz adamlar üniversitede hoca olmuştu. E-posta yazmak yerine telefon etmeyi tercih eden insanların neden üniversitede hoca olduğuna hiç akıl erdirememişimdir. Yazmak, bunlar için bir eziyet olmuştur. Yazamayan bu “hocaları”, yardımcı doçent, doçent ve profesör yapmak da diğer hocalara işkence olmuştur.
[2] Lex superior derogat legi inferiori (üst kanun alt kanunları ilga eder).
[3] Yahya Berkol Gülgeç, Lex Superior İlkesi: Hukukî Geçerliliği ve Uygulaması, İstanbul, On İki Levha, 2018, s.V (Önsöz).
[4] Yahya Berkol Gülgeç, Normativite ve Pozitivizm, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2020, s.2.
[5] Bkz.: Gülgeç, Normativite ve Pozitivizm, op. cit., s.541-562.
[6] Bkz.: Gülgeç, Normativite ve Pozitivizm, op. cit., s.541-564-591.
[7] Kemal Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş, Ankara, USA Yayıncılık, 1998 (https://www.anayasa.gen.tr/hgtg.htm).



İKTİBAS KONUSUNDA UYARI:
Bu yazının başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde tam metin olarak yayınlanmasına rızam yoktur. Makaleden (tamamı olmamak şartıyla) alıntı yaptıktan sonra tamamının okunması için www.anayasa.gen.tr/ybg.htm adresine link verilmesini rica ediyorum.

BU METNE AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE ATIF YAPILMASI ÖNERİLİR:
Kemal Gözler, “Yahya Berkol Gülgeç: Bir Yazar Tanıtım Yazısı”, (www.anayasa.gen.tr/ybg.htm) (Yayın Tarihi: 3 Şubat 2021).

“HUKUKUN GENEL TEORİSİ” hakkında daha fazla bilgi edinmek için benim Hukukun Genel Teorisine Giriş başlıklı kitabımın “Giriş” bölümünü izleyen linkten okuyabilirsiniz: www.anayasa.gen.tr/hgtg-giris.pdf.

BU MAKALE İLGİNİZİ ÇEKTİYSE ŞU MAKALELERİM DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
Kemal Gözler, “Zeki Hafızoğulları’yla İlgili Anılar ve Hafızoğulları’nın Türkiye’de Hukukun Genel Teorisi Çalışmalarına Katkısı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (Prof. Zeki Hafızoğulları Armağanı), Cilt 65, Sayı 4, 2016, s.XIV-XX (www.anayasa.gen.tr/hafizogullari.htm).

Kemal Gözler, “Akademinin Değersizleşmesi Üzerine”, www.anayasa.gen.tr/degersizlesme.htm (Yayın Tarihi: 24 Kasım 2019).


(c) Kemal Gözler, 2021.
Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
Lüfen bana e-posta göndermeden önce şu açıklamaları okuyunuz.
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/ybg.htm
Bu Sayfanın Yayın Tarihi: 3 Şubat 2021, Saat 12:30