[Ana Sayfa]

ANAYASA MAHKEMESİNİN “… YÖNÜNDEN İPTAL KARARLARI” HAKKINDA BİR ELEŞTİRİ
(Anayasa Mahkemesinin 24 Şubat 2022 Tarih ve E.2021/34, K.2022/21 Sayılı Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Davalarında İstinaf Sınırı Kararı Üzerine) [*]



Kemal Gözler**

Bugün (25 Nisan 2022) Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 60’ıncı yıldönümü. Bu makalenin yazıldığı saatlerde de Anayasa Mahkemesinde “Anayasa Mahkemesinin 60’ıncı Kuruluş Yıl Dönümü Töreni” yapılıyor. Ben de Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 60’ıncı yılını kutlayayım ve bu küçük makaleyle kuruluş törenine dışarıdan, küçük de olsa, bir katkıda bulunayım dedim.

* * *

Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi norm denetimi davalarında, işin esasına girdikten sonra, “ret” veya “iptal” olmak üzere sadece iki tür karar verebilir. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanun hükmünün Anayasaya uygun olduğu sonucuna ulaşırsa “ret kararı”, aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa “iptal kararı” verir [1]. Hâliyle Anayasa Mahkemesi kanunun bütünü hakkında iptal kararı verebileceği gibi, sadece bir maddesi veya bir maddenin fıkrası veya bir fıkranın bir cümlesi hakkında da iptal kararı verebilir.

Anayasa Mahkemesinin Anayasaya uygunluk denetiminde “ret” veya “iptal kararı” vermek dışında başka tür bir karar verme yetkisi yoktur.

Bu husus, bu kadar açıkken, Anayasa Mahkemesi, zaman zaman, bu iki karar türü dışında, tam olarak ne olduğunu anlayamadığım bir tür karar daha veriyor. Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında dava konusu hükmün “…yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE” karar veriyor. Bu karar türüne isim vermek çok zor. Ben burada, Anayasa Mahkemesinin kararlarının hüküm fıkralarında kullanılan bu ibareden yola çıkarak bu karar türüne “… yönünden iptal kararı” ismini vereceğim.

Bu karar türünü ve bu karar türü nedeniyle ortaya çıkan sorunu aşağıda Anayasa Mahkemesinin 24 Şubat 2022 tarih ve E.2021/34, K.2022/21 sayılı Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Davalarında İstinaf Sınırı Kararı [2] üzerinden ortaya koyup eleştireceğim. Ancak bu sorunun bu karara mahsus olmadığını Anayasa Mahkemesinin zaman zaman verdiği başka bazı kararlarda da kısmen de olsa, benzer sorunun görüldüğünün altını çizeyim [3].

I. KARARIN AÇIKLANMASI

Önce Anayasa Mahkemesinin 24 Şubat 2022 tarih ve K.2022/21 sayılı Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Davalarında İstinaf Sınırı Kararında denetlenen kanun hükmünü ve Anayasa Mahkemesinin kararını görelim.

12 Ocak 2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesinde “miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını [4] geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir” denmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39’uncu Hukuk Dairesi, kendi önündeki kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin bir davada, bu hükmün, kamulaştırma bedelinin tespiti davaları söz konusu olduğunda, Anayasamızın başta mülkiyet hakkının düzenlendiği 35’inci maddesi olmak üzerine pek çok maddesine aykırı olduğu kanısına ulaşmış ve söz konusu hükmün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu esastan incelemiş ve o da, oybirliğiyle, kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar söz konusu olduğunda, bu hükmün, Anayasamıza aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yapması gereken şey, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesinde geçen “miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir” şeklindeki cümleyi iptal etmekten ibaretti. Bu amaçla da söz konusu kararın hüküm fıkrasını, her zaman yaptığı gibi, şu şekilde kaleme alması lazımdı:

“12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE 24/2/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi”.

Ne var ki Anayasa Mahkemesi, kararının hüküm fıkrasını bu şekilde kaleme almamış, bunun yerine şu formülü kullanmıştır:

“12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE 24/2/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi” [5].

II. ELEŞTİRİLER

Bu hüküm fıkrası çok sorunlu. Bu fıkradan neyi anlamak gerekir? “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesi” iptal edilmiş midir?

Anayasa Mahkemesinin hüküm fıkrasına bakarak, bu cümlenin bütünüyle iptal edilmediği, bu cümlenin sadece “‘kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar’ yönünden” [6] iptal edildiği mükemmel olarak söylenebilir [7]. Dolayısıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesinin hâlâ yürürlükte olduğu iddia edilebilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararı, 15 Nisan 2022 tarihli Resmî Gazetede yayınlandıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü, Mevzuat Bilgi Sisteminde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasını çıkarmamış, sadece bu fıkranın sonuna şu dipnotu düşmüştür:

“Anayasa Mahkemesi’nin 24/2/2022 tarihli ve E.: 2021/34, K.: 2022/21 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesi ‘kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar’ yönünden iptal edilmiştir” [8].

Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemine bakarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesinin hâlâ yürürlükte olduğu söylenebilir.

EK BİLGİ (15 Mayıs 2022 tarihinde eklenmiştir): 13 Mayıs 2022 tarihinde veya bu tarihten birkaç gün önce, Mevzuat Bilgi Sisteminde yayınlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesi metinden çıkarılmıştır. Bu konuda daha fazla bilgi ve eleştirilerim için şu makaleme bakılabilir. Kemal Gözler, “‘Anayasa Mahkemesinin Yönünden İptal Kararları Hakkında Bir Eleştiri’ Başlıklı Makaleme Bir Ek” (www.anayasa.gen.tr/yonunden-iptal-ek.htm) (Yayın Tarihi: 15 Mayıs 2022).

1. İptal mi, İstisna Koyma mı?

Gerçek şu: Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının, genel olarak değil, sadece “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasaya aykırı olduğunu düşünmektedir. Eğer adı geçen fıkrada “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalarda bu fıkra hükmü uygulanmaz” şeklinde bir istisna hükmü olsaydı, Anayasa Mahkemesi iptal kararı değil, ret kararı verecekti. Zaten fıkranın mevcut hâlinde “ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir” şeklinde bir istisna hükmü vardır. Bu istisna hükmünün yanına kanun koyucu, bir de,

“kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalarda verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir”

şeklinde bir istisna hükmü getirseydi, o zaman Anayasa Mahkemesi fıkrayı bütünüyle Anayasaya uygun görecek ve ret kararı verecekti.

Ne var ki, kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasına böyle bir istisna hükmü eklememiştir. Zararı yok: Kanun koyucu bunu yapmayı unutmuş ise, bunu Anayasa Mahkemesi yapar, olur biter!

Anayasa Mahkemesinin yaptığı şey, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasına ikinci bir istisna hükmü eklemekten ibarettir. Hepsi bu.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü de bunu böyle anlamış ve Mevzuat Bilgi Sisteminden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesini kanun metninden çıkarmamış, sadece bir dipnot ekleyerek söz konusu birinci cümlenin, Anayasa Mahkemesi kararıyla, “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar’ yönünden iptal” edildiğini belirtmiştir.

Yani 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrası, hukukumuzda yürürlükte kalmaya devam etmektedir. Ancak bir farkla: Artık “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” söz konusu olduğunda bu fıkrayı mahkemeler dikkate almayacaklardır. Yani artık hukukumuzda Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasındaki istinaf sınırına kamulaştırma bedeli davaları istisnası getirilmiştir; ancak bu istisnayı getiren Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, Anayasa Mahkemesidir!

2. Anayasa Mahkemesi Yasama Yetkisini Gasp Etmiştir

Anayasa Mahkemesinin görevi, denetlediği kanun hükümlerinin Anayasaya uygunluğu hakkında karar vermektir. Yetkisi ise, ret veya iptal kararı vermekten ibarettir. İptal edilen kanun hükmü, iptal kararının Resmî Gazetede yayınlanmasıyla bütünüyle yürürlükten kalkar. Anayasa Mahkemesinin denetlediği kanun hükmüne istisna getirmek gibi bir yetkisi yoktur. Bir kanun maddesine istisna getirme, o maddede değişiklik yapmak anlamına gelir ki, bu ancak diğer bir kanunla yapılabilir. Kanun yapma veya kanunlarda değişiklik yapma yetkisi yasama yetkisidir. Anayasamızın 7’nci maddesi, “yasama yetkisi”ni, Anayasa Mahkemesine değil, “Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi”ne vermiştir.

Anayasamız, bırakın, kanun maddelerine Anayasa Mahkemesinin istisna getirmesini, Anayasa Mahkemesine bir kanunu iptal ederken, “kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis” etmesini dahi açıkça yasaklamıştır (m. 153/2).

Anayasa Mahkemesi ret ve iptal kararı dışında bir başka tür karar veremez. Anayasa Mahkemesi “ben bu kanun hükmünü genel olarak Anayasaya uygun; ama şu yönden ise Anayasaya aykırı buluyorum ve o nedenle de söz konusu kanun hükmünün bütününü iptal etmeden sadece şu yönden iptal ediyorum” diyemez.

Anayasa Mahkemesinin buna yetkisi yoktur. Anayasa Mahkemesinin yaptığı şey, yasama yetkisini gasp etmekten başka bir şey değildir.

Anayasa Mahkemesinin yaptığı şey Anayasamıza apaçık bir şekilde aykırıdır.

Burada ayrıca belirtelim ki, bu davada Anayasaya aykırılık sorununun Anayasa Mahkemesinin önüne somut norm denetimi yoluyla gelmiş olmasının ve bu yolun ancak başvuruyu yapan mahkemenin önündeki davada uygulanacak kanun hükmü ile “sınırlı” olarak işlemesinin Anayasa Mahkemesinin karar yetkisi bakımından doğuracağı bir fark yoktur. Bir mahkeme önündeki davada uygulanacak kanun hükmü hakkında Anayasaya aykırılık itirazında bulunmuş ve Anayasa Mahkemesi de bu hükmün o davada uygulanacak hüküm olduğuna karar vermiş ve işin esasına geçmiş ise, artık Anayasa Mahkemesi o hükmü, aynen soyut norm denetiminde olduğu gibi, bütünüyle inceler. “Sınırlılığın” anlamı, kanun hükmünün Anayasa Mahkemesinin önüne gelmesi ve ilk inceleme bakımındandır. Sınırlılığa bundan başka bir anlam verilmesinin anayasal veya yasal bir dayanağı yoktur. Böyle bir şey mantık bakımından da tutarsızdır. Zira o davada uygulanacak olan kanun hükmü, itiraz konusu olan hükümdür (Örnek olayda HMK, m.341/2'dir). Anayasa Mahkemesi ilk incelemeyi bitirip, işin esasına geçtikten sonra, somut norm denetimi ile soyut norm denetimi arasında bir fark kalmaz. Anayasaya uygunluğu incelenen şey, aynen soyut norm denetiminde olduğu gibi normun ta kendisidir. Somut norm denetiminde de Anayasa Mahkemesi incelediği normu Anayasaya aykırı görürse, o normu iptal eder. Bunun dışında, Anayasa Mahkemesinin o davaya mahsus bir karar vermek veya normu belirli bir açıdan iptal etmek gibi yapabileceği başka bir şey yoktur.

3. Hukuk Mantığı Ne Diyor?

Anayasa Mahkemesinin yaptığı bu şey, sadece Anayasamıza aykırı değil, hukuk mantığına da aykırıdır.

Hukuk mantığında, bir hukuk normu, kapsamı dâhilinde olan, normu koyan makam tarafından getirilmiş istisnalar dışındaki bütün olay ve durumlara uygulanır. Hukuk normu, kapsamındaki durum ve olaylar için “tümel niceleyici (her, ∀)”nin kullanıldığı bir önermedir.

Mantıkta “tümel niceleyici”lerin kullanıldığı bir önermenin, yani bir tümel önermenin “doğru” olabilmesi için, kapsamındaki her olay ve her durum için doğru olması gerekir. Böyle bir önerme, kapsamındaki tek bir durum veya tek bir olay için doğru değil ise, bu önermenin doğruluk değeri “yanlış”tır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesindeki “miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir” şeklindeki önerme, “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” için de geçerlidir. Dolayısıyla “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” söz konusu olduğunda bu önerme Anayasaya aykırı hâle geliyorsa, bu önermenin yer aldığı hüküm, bir tümel önerme olduğu için, bir bütün olarak Anayasaya aykırı hâle gelir.

Tümel önermelerin yanlışlığını ispat etmek için yanlışlığı gösteren tek bir örnek vermek yeterlidir. Tek bir örnekte dahi önerme yanlış ise önermenin doğruluk değeri “yanlış”tır.

O nedenle “miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir” hükmü, sadece bir dava türü için bile Anayasaya aykırı ise, bu, bu önermenin bütünüyle Anayasaya aykırı olduğu anlamına gelir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasaya uygunluk denetimi yaparken, denetlediği kanun hükmünün uygulanabileceği tek bir örnekte dahi Anayasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşıyorsa, vermesi gereken karar, söz konusu kanun hükmünü bir bütün olarak iptal etmekten ibarettir. Bu kanun hükmünün geri kalan örneklerde Anayasaya uygun olması bu hükmün Anayasaya uygun olduğunu göstermez. Diğer bir ifadeyle, 100 örneğe uygulanma ihtimali olan bir kanun hükmü, 99 örnekte Anayasaya uygun, sadece 1 örnekte Anayasaya aykırı sonuç veriyorsa, bu şu anlama gelir ki, bu hüküm, bütünü itibarıyla Anayasaya aykırıdır ve bütünü itibarıyla iptal edilmelidir.

Anayasa uyarınca ancak istisna getirilerek konulabilecek bir kanun hükmünün istisna getirilmeden konulması bu hükmün bütününün Anayasaya aykırı olması sonucunu doğurur.

Anayasa Mahkemesi bu davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2’nci fıkrasının birinci cümlesini iptal etmeliydi. İptal edilen cümle yürürlükten kalktıktan sonra, yasama organı arzu ederse, aynı cümleyi bu sefer bu cümleden kamulaştırma bedelinin tespiti davalarını istisna tutarak tekrar kabul edebilirdi.

SONUÇ

Anayasa Mahkemesinin kanunların Anayasaya uygunluğu denetiminde yetkisi, ret veya iptal kararı vermekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin bu iki karar dışında başka karar vermek yetkisi veya bu iki karar arasında ortalama bir karar verme yetkisi yoktur.

Anayasa Mahkemesi de Anayasamız tarafından kurulan ve görev ve yetkileri Anayasamız tarafından belirlenen bir devlet organıdır. Dolayısıyla görev ve yetkileri, Anayasayla sınırlıdır. Anayasa, Anayasa Mahkemesine hangi görev ve yetkileri vermiş ise Mahkemenin görev ve yetkileri bunlardan ibarettir. Bir devlet organının görev ve yetkileri dışına çıkması ve özellikle de diğer bir devlet organının yetkilerine el atması savunulabilecek bir şey değildir.

Anayasa Mahkemesine “… yönünden iptal kararı” verme uygulamasından vazgeçmesini tavsiye ederim. Anayasa Mahkemesi, iptal kararı verecekse, kararlarının hüküm fıkrasında “maddenin … yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” ibaresini değil, “maddenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” ibaresini kullanmalıdır.

K.G., 25 Nisan 2022, Saat 16:00


DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[*] Bu karardaki ilginçliğe dikkatimi çeken değerli meslektaşım Gürsel Kaplan’a teşekkür ederim.
[1] Bkz. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 4. Baskı, 2021, s.1323-1330.
[2] Resmî Gazete, 15 Nisan 2022, Sayı 31810.
[3] Örnek olarak şu kararlar zikredilebilir:
-16 Aralık 2021 Tarih ve E.2020/41, K.2021/91 Sayılı Karar,
-31 Mart 2021 Tarih ve E.2020/35, K.2021/26 Sayılı Karar,
-22 Ekim 2020 Tarih ve E.2019/59, K.2020/61 Sayılı Karar,
-24 Temmuz 2019 Tarih ve E.2018/73, K.2019/65 Sayılı Karar,
-26 Haziran 2019 Tarih ve E.2019/27, K.2019/56 Sayılı Karar,
-18 Ocak 2018 Tarih ve E.2017/129, K.2018/6 Sayılı Karar.
[4] Parasal sınır, 2022 yılında 8000 TL’ye yükselmiştir.
[5] 24 Şubat 2022 tarih ve E.2021/34, K.2022/21 sayılı Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Davalarında İstinaf Sınırı Kararı, Resmî Gazete, 15 Nisan 2022, Sayı 31810.
[6] Bu arada belirtelim ki, dava konusu maddede “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” gibi bir ibarenin geçtiği sanılmasın. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin ikinci fıkrasında “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar”a ilişkin bir hüküm olsaydı, Anayasa Mahkemesinin kararını eleştirmezdik.
[7] Bir ihtimal, Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki hüküm fıkrasından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2 numaralı fıkrasının birinci cümlesinin genel olarak iptal edildiği sonucu çıkıyorsa, bu durumda da, Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğünü eleştirmek gerekir. Zira bu ihtimalde, Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğünün yapması gereken şey, Mevzuat Bilgi Sistemindeki 6100 sayılı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341’inci maddesinin 2 numaralı fıkrasının birinci cümlesini Mevzuat bilgi Sistemindeki kanun metninden çıkarmaktı. Oysa burası bunu yapmamıştır.
Bir ihtimal, bu durumda Anayasa Mahkemesinin, “… yönünden iptal kararı” değil, normal bir “iptal” kararı verdiği ve buradaki “yönündenliğin”, iptal kararı bakımından değil, Anayasaya aykırılık bakımından olduğu düşünülebilir. Ama bu durumda da “… yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE” ifadesindeki “ve” bağlacı nedeniyle “yönünden” ibaresinin sadece “Anayasaya aykırılığı” değil, “iptali” de nitelendirdiği söylenebilir.
Her hâlükârda uygulamaya bakıldığında, “yönündenliğin” sadece Anayasa aykırılık bakımından değil, “iptal” bakımından da geçerli olduğu görülmektedir.
[8] https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6100.pdf.



İKTİBAS KONUSUNDA UYARI:
Bu yazının başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde tam metin olarak yayınlanmasına rızam yoktur. Makaleden (yarısını geçmemek şartıyla) alıntı yaptıktan sonra tamamının okunması için www.anayasa.gen.tr/yonunden-iptal.htm adresine link verilmesini rica ediyorum.

DÜZELTME HAKKI:
Bu makale, en geç bir yıl içinde kağıt bir kitapta yayınlanacaktır. Kağıt olarak yayınlanıncaya kadar, bu makalede düzeltme ve değişiklik yapma hakkımı saklı tutarım. Bu süre içinde okuyucularımın makalemde gördükleri hataları bana bildirmeleri beni mutlu eder.

CEVAP HAKKI:
Bu makalede ileri sürülen görüşlere karşı, makalede ismi geçen kurumlar veya makaledeki iddialarla doğrudan doğruya ilgili kişiler bir cevap vermeyi arzu ederlerse, cevaplarını, görüş ve eleştirilerini bu makalenin altında yayınlamaktan mutluluk duyarım.

MAKALENİN SON HALİNDEN ALINTI YAPILMASI RİCASI:
Makalelerimde, çoğunlukla, yayınlanmasını izleyen saatlerde, günlerde, düzeltmeler, değişiklikler ve eklemeler oluyor. Kağıt kitabın yayınlanmasından önce, bu makaleden alıntı yapacaksanız, alıntı yaptığınız gün itibarıyla makalenin son hâlini buradan kontrol etmenizi rica ederim.

BU METNE AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE ATIF YAPILMASI ÖNERİLİR:
Kemal Gözler, “Anayasa Mahkemesinin '… Yönünden İptal Kararları’ Hakkında Bir Eleştiri” (www.anayasa.gen.tr/yonunden-iptal.htm) (Yayın Tarihi: 25 Nisan 2022).

KONUYLA İLGİLİ BİR KİTABIMIN TANITIMI:
Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 4. Baskı, 2021, s.1536 s.1323-1330.



(c) Kemal Gözler, 2022.
Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
Lütfen bana e-posta göndermeden önce şu açıklamaları okuyunuz.
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/yonunden-iptal.htm
Bu Sayfanın Yayın Tarihi: 25 Nisan 2022, Saat 16:00
Düzeltme/Değiştirme/Ekleme/Çıkarma Tarihleri: 25 Nisan 2022, Saat 18:50