[Ana Sayfa]


ANAYASA KELİMESİ ÜZERİNE
Konstitüsyon, Kanun-ı Esasî, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve Anayasa
(“Anayasa” Kelimesi Örneği Üzerinden Türkiye’de Hukuk Dilinin Öz Türkçeleştirilmesi Sorunu)


Kemal Gözler*

Bu makalede “anayasa” kavramı değil, “anayasa” kelimesi incelenmektedir. Ama yine de bir ön bilgi olarak “anayasa” kavramı hakkında kısaca bilgi vermekte yarar var.

Anayasa Kavramı.- “Anayasa” kavramı maddî ve şeklî olmak üzere iki değişik anlamda tanımlanır. Maddî, yani içeriksel anlamda anayasa, devletin temel organlarının kuruluş ve işleyişini ve keza devlet karşısında vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen bir kanundur. Şeklî anlamda anayasa ise normlar hiyerarşisinde en üst basamakta yer alan ve kanunlardan daha zor değiştirilebilen bir kanun olarak tanımlanmaktadır [1].

Anayasa Kelimesinin Başarısı.- Ayrıntılarını aşağıda göreceğimiz gibi “anayasa” kelimesi oldukça yeni bir kelimedir. İlk defa 1932 yılında kullanılmış, 1945’ten itibaren ise yaygınlaşmıştır. Yeni bir kelime olsa da “anayasa” kelimesi öz Türkçeleştirmenin en başarılı örneklerinden biridir. Bugün Türkiye’de bu kelimeyi duymayan ve kullanmayan kişi sayısı pek azdır. Kelime kolayca öğrenilmekte, akılda tutulmakta ve söylenmektedir. “Anayasa” kelimesinin başarısının sebeplerini bu makalenin sonunda ayrıca tartışacağım.

“Constitution” Kelimesi.- Bugün Türkçede kullandığımız “anayasa” kelimesi, Fransızca constitution (konstitüsyon okunur) kelimesinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Aynı kelime aynen İngilizcede de vardır. İspanyolcada Constitución, İtalyancada Costituzione kelimeleri de “anayasa” anlamına gelen kelimelerdir. Fransızca constitution kelimesi constituer fiilinden türemiştir. Constituer fiili ise “teşkil etmek”, “kurmak”, “tesis etmek”, “oluşturmak” gibi anlamlara gelmektedir [2]. Yani “teşkil etmek” fiilini esas alırsak constitution kelimesi “teşkil edilen şey”, yani “teşkilât”; “kurmak” fiilini esas alırsak constitution kelimesi “kuruluş” demektir.

Bugün Türkçede kullandığımız “anayasa” kelimesi, Fransızca constitution kelimesini veya diğer Batı dillerindeki benzer kelimeleri anlam olarak karşılamaktan uzaktır. Çünkü “anayasa” kelimesinde “kuruluş”, “teşkilat” anlamı yoktur. Anayasa kelimesinin içerik olarak neden yanlış bir kelime olduğunu aşağıda daha ayrıntılı olarak göstereceğim. Belki Türkçe bir kelimenin doğru olması için Batı dillerindeki bir kavramı karşılamasının gerekli olmadığını düşünebilirsiniz. Hayır yanılıyorsunuz. Bir kavram, Batıda icat edilmişse ve biz bu kavramı Batıdan ithal etmiş isek, bu kavram yerine kullandığımız Türkçe kelimenin bu kavramı anlam olarak karşılaması gerekir.

Fransızca “constitution” kelimesinin karşılığında Türkçede kullanılan kelimeleri kronolojik sırayla görmekte yarar vardır.

I. TÜRKİYE’DE CONSTITUTION KELİMESİYLE KARŞILAŞILMASI VE BUNA KARŞILIK BULMA ÇABALARI

Acaba Osmanlılar, “anayasa” anlamında bir kelimeyi ilk defa ne zaman kullandılar ve bu kelime ne idi?

Hâliyle bir dilde bir kelimenin ortaya çıkabilmesi için öncelikle, bu dilin konuşulduğu toplumun, o kelimenin ifade ettiği kavram veya nesne ile karşılaşmış olması gerekir.

Yeryüzünün ilk Anayasası, 1787 Amerika Birleşik Devletleri Anayasasıdır [3]. İkinci Anayasa 1791 Fransız Anayasasıdır [4]. Onları sırasıyla şu anayasalar izlemektedir: 1809 İsveç Anayasası, 1812 İspanyol Anayasası (1814’te yürürlükten kaldırılmıştır), 1814 Hollanda Anayasası, 1814 Norveç Anayasası, 1822 Yunan Anayasası, 1831 Belçika Anayasası, 1848 İsviçre Anayasası, 1848 İtalyan Anayasası (statuto Albertino), 1848-1850 Prusya Anayasası, 1849 Danimarka Anayasası [5].

Bilindiği gibi bizde ilk Anayasa, 1876 Kanun-ı Esasîsidir. Dolayısıyla Osmanlıların, en geç 1876 yılında “anayasa” kavramıyla tanıştığını söyleyebiliriz.

Hâliyle Osmanlıların anayasa kavramıyla karşılaşmaları 1876’dan daha eskiye gitmelidir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğunun Türkiye Cumhuriyetine göre coğrafî olarak çok daha Avrupalı olduğu ve Avrupa’daki siyasal ve kültürel gelişmelerden çok daha yakından etkilendiği dikkate alınırsa anayasa kavramıyla çok daha erken tarihlerde ve belki 1800’lerin başından itibaren karşılaşmış olmaları pek muhtemeldir.

Kaldı ki, Osmanlı Devletinin “anayasa” kavramıyla bizzat kendi topraklarında kurulan Yunanistan ve Sırbistan Devletleri nedeniyle doğrudan doğruya karşılaşmış olması gerekir. Bu devletlerin bağımsızlık sürecinde ve keza bağımsız olmalarından sonra bu devletlerde pek çok anayasa yapılmıştır. Yunanistan’da 1822, 1823, 1827, 1844, 1864 yıllarında anayasalar yapılmıştır. Keza Sırbistan’da 1835, 1838, 1869 yıllarında anayasalar yapılmıştır. Üstelik, 1838 Sırbistan Anayasası, İstanbul’da Osmanlılar tarafından hazırlanmış ve Evâsıt-ı Şevvâl 1254 (miladî takvimle 27 Aralık 1838-7 Ocak 1839) tarihli bir Osmanlı “Hatt-ı Hümayun”u ile ısdar edilmiştir [6].

Dolayısıyla Osmanlıların gerek yakından izledikleri Fransa’da yapılan anayasalar, gerekse kendi topraklarında kurulan devletlerde yapılan yeni anayasalar nedeniyle çok erken tarihlerde “anayasa” kavramıyla karşılaşmış olmaları gerekir.

Ne var ki Osmanlıların “anayasa” kavramı için ilk defa hangi kelimeyi ve hangi tarihte kullandıklarını kesin olarak tespit etmek çok zordur. Aşağıda ayrıntılarıyla göstereceğim gibi, Osmanlılar “anayasa” kavramını ifade etmek için ilk önce Fransızca constitution kelimesini, bu kelimeyi zamanın alfabesiyle “قونستيتوسيون (konstitüsyon)” şeklinde yazarak, olduğu gibi almışlardır. Benim tespitlerime göre, bu kelimenin ilk kullanımı 1851’e gitmektedir. Hâliyle daha eski tarihli bir kullanım olabilir. Daha eski tarihli kullanımı tespit edenler, bunu bana bildirirlerse, kendilerine şükran borcum büyük olacaktır.

Bununla birlikte kanımca, Osmanlı İmparatorluğunda, 1850 öncesi dönemde “anayasa” anlamında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin veya başka bir kelimenin kullanılmış olma ihtimali düşüktür. Şu sebeplerden dolayı:

Thomas-Xavier Bianchi’nin 1831 yılında Paris’te yayınlanan Vocabulaire français-turc isimli sözlüğünde constitution kelimesinin karşılığı olarak aşağıdaki resimde de görüleceği üzere, “kanun”, “kanunname”; constitutionnel kelimesinin karşılığı olarak “kanunnamelu”, constitutionnellement kelimesinin karşılığı olarak “kanunname üzere” kelimeleri verilir [7].


Eğer 1831’de constitution kelimesi, Osmanlı İmparatorluğuna girmiş olsaydı, bu kelimenin Türkçe karşılığına bu sözlükte yer verilirdi.

Yine 1840 yılında Moskova’da yayınlanmış Prens Alexandre Handjéri’nin Dictionnaire français-arabe-persan et turc isimli sözlüğünde Fransızca “anayasa” anlamına constitution kelimesinin karşılığında “nizam”, “tanzimat”, “kanun”, “kavanin” gibi karşılıklar verilmiştir [8] ki, bu karşılıklar hâliyle “constitution” kavramını ifade etmekten uzaktırlar.

* * *

Bir ihtimal Osmanlılar, daha önceki yıllarda Fransızca constitution kelimesiyle karşılaşmış olsalar bile, bu kelimeyi yaygın olarak kullanma ihtiyacını, pek muhtemelen Tanzimat Döneminde, yani 1839’dan sonra hissettiler. Kendi dillerinde hazır bir karşılığı olmayan constitution kelimesi için bir karşılık bulmak zorunda kaldılar. İki şey yapabilirlerdi: Ya bu kelimeyi olduğu gibi Türkçeye aktarabilirler, ya da bu kelime için Türkçe yeni bir kelime üretebilirlerdi. Süreç içinde bunun ikisini de yaptılar. Önce “aynen alma”yı, sonra da “karşılık üretme” çabasını görelim. Hemen ekleyeyim ki, Türkçe karşılık üretme çabası Osmanlı ile sınırlı kalmamış, Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

II. AYNEN ALMA: KONSTİTÜSYON

Yabancı bir kavramla karşılaşıldığında kolay olan yol, onun için bir Türkçe karşılık üretmektense, o kelimeyi olduğu gibi Türkçeye almaktan ibarettir. Bu kolay yolu bugün de sıkça kullanıyoruz.

Tanzimat döneminde Osmanlılar, Fransızca constitution kelimesiyle karşılaştıklarında, önce, bu kelimeyi olduğu gibi almışlar ve bu kelimeyi “konstitüsyon” şeklinde söylemişler ve zamanın alfabesiyle “قونستيتوسيون” şeklinde yazmışlardır.

Acaba “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi ilk defa ne zaman kullanıldı? Benim naçizane tespitlerim şunlar:

1. Ceride-i Havadis, 17 Zilhicce 1267 (13 Ekim 1851)

“Konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin ilk kullanıldığı tarihi kesin olarak tespit etmek zordur. Benim tespit edebildiğim en eski kullanım 1851 tarihlidir. Ceride-i Havadis gazetesinin 17 Zilhicce 1267 (13 Ekim 1851) tarihli 550 numaralı nüshasında yayınlanan bir yazıda “anayasa” anlamında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [9]. Bu yazıda üç defa “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi kullanılmıştır (Aşağıdaki görüntüde bu kelime dikdörtgen içine alınarak gösterilmiştir).


Yazı Fransa’da 1851 yılında yapılan Anayasa değişikliğine (konstitüsyonun tebdili, [تبديلى قونستيتوسيون])” ilişkindir. Yazıdan anlaşıldığı kadarıyla “Fransa Reis-i Cumhuru Lui Napolyon cenaplarının müddet-i riyasetini” uzatmak amacıyla “konstitüsyon (قونستيتوسيون)”, yani Anayasanın ilgili maddesinin değiştirilmesi teklif edilmiş, ancak değişiklik teklifi gerekli olan dörtte üç çoğunluğu sağlayamadığı için kabul edilmemiştir.

2. Sahak Abro, Avrupada Meşhur Ministroların Tercüme-i Hâllerine Dair Risâle (Hicri: Şaban 1271 – Miladî: Nisan 1855)

Konstitüsyon kelimesinin geçtiği bulabildiğim en eski ikinci kaynak, Sahak Abro’nun Avrupada Meşhur Ministroların Tercüme-i Hâllerine Dair Risâle başlıklı kitabıdır. Bu kitabın 78’inci sayfasında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [10]. Üstelik kelimenin geçtiği cümlede,

“… Napolyon’un usûl-i idare-i cariyesini konstitüsyon denilen ve tebaanın refah ve saadet hâlinin serian vücuda gelmesini müstelzim olan bazı şerait-i nafia-i lazimeyeye rabt etmek…” [11]

denilerek “konstitüsyon”, yani “anayasa” kavramının bir çeşit tanımı da yapılmıştır. Gerçekten “konstitüsyon”, yani anayasa, içerik olarak, yönetim usûlünün, vatandaşların refah ve mutluğunu gerçekleştirmek için gerekli olan şartlara bağlanması demektir. İlgili cümlenin görüntüsü aşağı verilmiştir.

3. Ahmet Rıfat, “Sırbistan Tarihi”, Mecmua-i Fünun, (Şevval 1280 –Mart 1864)

Yine benim tespitlerime göre Ahmet Rıfat’ın Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye tarafından çıkarılan Mecmua-i Fünun isimli derginin 1280 (1864) yılının Şevval ayında yayınlanan 22’nci sayısında neşredilen “Sırbistan Tarihi” başlıklı makalesinde dört defa “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir. Bu kelimenin geçtiği satırlar aşağıda gösterilmektedir [12]:


Bu makalenin devamı, aynı Derginin 1281 yılının Safer ayında (Temmuz 1861) çıkan 26’ncı sayısında yayınlanmıştır. Makalenin bu kısmında da “konstitüsyon” kelimesi beş defa geçmektedir. Bu kelimelerin geçtiği satırların görüntüsü aşağıda verilmiştir [13].


Ahmet Rıfat’ın söz konusu makalesinden anlaşıldığı kadarıyla Sırp Beyi Miloş, 1254 senesinin Safer ayında (Nisan/Mayıs 1838), Osmanlı devletine yeni bir Anayasa kabul ettirmek istemiştir (…konstitüsyon-i cedidi Devlet-i Aliyeye tasdik ettirmeye teşebbüs eylemiş…). Ancak Osmanlı Devleti teklif edilen Anayasayı kabul etmemiş, Sırbistan’ın yönetimine ilişkin bir ferman yayınlamıştır (“Sırp Beyinin gösterdiği konstitüsyon kabul olunmayarak… Sırbistan’ın suret-i idaresine dair bir ferman-ı ali irsal olunmuştur”). Bu Fermanın bir özeti Ahmet Rifat’ın makalesinin sonuna eklenmiştir (s.51-56) [14].

4. 1870’li Yıllar: Tarık Zafer Tunaya’nın Tespitleri

1870’li yıllarda “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin artık yaygın olarak kullanıldığı tahmin edilebilir. Tarık Zafer Tunaya, Birinci Meşrutiyetin (1876) ilânından önceki günlerde, Osmanlı gazetelerinde Fransızca constitution kelimesi için “kanun-ı esasî”, “şartname-i esasî” ve “şerait-ı esasîye” gibi terimlerin yanında, Osmanlı yazısıyla “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin kullanıldığını not etmektedir [15]. Ancak bu kelimenin kullanıldığı gazetelere örnekler vermemektedir.

5. “Konstitüsyon” Kelimesinin Yaygın Kullanımına Bir Örnek: Ahmet Mithat’ın “Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz” Başlıklı Yazı Dizisi (1876)

1876 yılında “anayasa” anlamında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin artık yaygın olarak kullanıldığına Ahmet Mithat’ın İttihad gazetesinde yayınladığı “Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz” başlıklı yazı dizisi örnek gösterilebilir. Ahmet Mithat, 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876) tarihli Kanun-ı Esasîsinin ilân edildiği günden sadece iki gün sonra, İttihad gazetesinin 9 Zilhicce 1293 (25 Aralık 1876) tarihli nüshasında başlayan ve 29 Zilhicce 1293 tarihli sayısında biten altı yazıdan oluşan bir yazı dizisinde tam 15 yerde “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesini kullanmıştır [16]. Söz konusu yazı dizisinde Ahmet Mithat, yer yer “kanun-ı esasî”, yer yer de “konstitüsyon” kelimesini kullanmaktadır. Kullanıldığı bağlama bakıldığında, Ahmet Mithat’ın “konstitüsyon” kelimesini, bugün kullandığımız “anayasa” anlamında kullandığı görülmektedir. Keza söz konusu yazının pek çok yerinde Ahmet Mithat, “konstitüsyon” kelimesini, “1876 Kanun-u Esasîsi” yerine kullanmaktadır. Örnekler:





6. Mithat Paşa

Mithat Paşa’nın da “anayasa” anlamında Fransızca “konstitüsyon” kelimesini aynen alıp kullandığı anlaşılmaktadır. Bu konuda, 23 Aralık 2020 tarihinde yayınladığım “Mithat Paşa’nın Ahı: ‘Yazık! Konstitüsyon Bitti’” başlıklı makalemde yeterince bilgi vermiştim. Bu konuda adı geçen makaleme bakılabilir [17]. İlave edeyim ki oğlu Ali Haydar Mithat tarafından neşredilen Mithat Paşa’nın anılarında da “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [18].

7. Zenker, Dictionnaire turc-arabe-persan (1876)

1876’da artık Türkçede “konstitüsyon” kelimesinin kullanıldığına dönemin sözlükleri de tanıklık yapmaktadır. Örneğin Julius Theodor Zenker’in 1876 yılında (muhtemelen 1876 Kanun-u Esasisi ısdar edilmeden birkaç ay önce) Leipzig’de yayınlanan Dictionnaire turc-arabe-persan isimli sözlüğünün ikinci cildinin 723’üncü sayfasında eski yazıyla “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” maddesi vardır. Bu kelimenin karşılığında Fransızca constitution ve Almanca Staatsverfassung kelimeleri verilmiştir [19]. Maddenin görüntüsü aşağıdadır.

8. 1900 Sonrası Kullanımlar

1876 Kanun-u Esasîsin ilânıyla birlikte “anayasa” kavramı için “konstitüsyon” kelimesinden daha çok “kanun-ı esasî” kelimesinin kullanıldığı ve “konstitüsyon” kelimesinin kullanımının azaldığı tahmin edilebilir. Ancak bu kelimenin kullanımı ortadan kalkmamıştır. Literatürde 1900’lerin başlarında da anayasa anlamında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesinin kullanıldığına devam edildiği görülmektedir. Örnekler:

a) Mehmet Arif’in 1903 yılında yayınlanan Başımıza Gelenler isimli kitabını 13’üncü sayfasında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [20].

b) Mizancı Murad’ın 1909 tarihli Tarih-i Umumî (Ezmine-i Müteahhireden Düvel-i Muazzama-yi Cedide) başlıklı kitabının 262 ve 283’üncü sayfalarında “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [21].

c) Sait Paşa’nın 1912 yılında yayınlanan Hatıratında da “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” kelimesi geçmektedir [22].

9. Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan Müzakerelerinde “Konstitüsyon” Kelimesinin Kullanılması

Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan Zabıt Ceridelerinde anlaşıldığı kadarıyla İkinci Meşrutiyet döneminde Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan müzakerelerinde, “anayasa” anlamında “konstitüsyon” kelimesi kullanılmaktaydı. Tarih sırasıyla örnekler:

a) Azaryan Efendi, Meclis-i Ayan’da 22 Nisan 1326 (5 Mayıs 1910) tarihinde yaptığı konuşmada “konstitüsyon” kelimesini kullanmıştır [23].

b) Damadı Şehriyârî Ferit Paşa’nın 17 Teşrinisani 1326 (30 Kasım 1910) tarihinde Meclis-i Ayanda yaptığı bir konuşmada “konstitüsyon” kelimesi geçmektedir [24].

c) Meclis-i Ayan’da 3 Mayıs 1327 (16 Mayıs 1911) tarihli inikadında çok ilginç bir “konstitüsyon” tartışması yaşanır: Aşağıya zabıt ceridesinden ilgili kısımları alıyorum:

“REİS - Kanunu Esasiyi ve şekl-i hükümeti, bunlar ayrı ayrı şeyler mi? Kanun konstitüsyondur, başka mıdır?
BESARYA EFENDİ - Konstitüsyon büsbütün meşrutiyettir.
RIZA PAŞA (Topçu Feriki) - Şekli hükümet cumhuriyet olabilir, Kanunu Esasi de olabilir ve şekli hükümet tebeddül de edebilir, Kanunu Esasi tebeddül etmez.
AZARYAN EFENDİ - Monarşi konstitüsyonel olduğu halde konstitüsyon değişebilir.
(…)
AZARYAN EFENDİ - Konstitüsyonda var efendim.
GABRİYEL NORADONYAN EFENDİ - «Kanunu Esâsîyi ve Hükümetin şeklini, verasetin» diyor.
(…)
REİS - Bohor Efendi Hazretleri bir şey buyurdular. Ama cevap verilmedi. «Konstitüsyon» demek Kanunu Esasi demektir.
BOHOR EFENDİ - Luva Konstitüsyondur o, efendim.
ARAM EFENDİ - Ona cevap verildi.
AZARYAN EFENDİ - Kontitüsyondur efendim.
NECMETTİN MOLLA BEY (Adliye Nazırı) - Kanunu Esasi demektir.
BOHOR EFENDİ - Usûl-ü Meşrûtiyyet (başka) Eta Konstitüsyönel başkadır.
GABRİYEL NORADONKİYAN EFENDİ - Hayır efendim. Çünkü, yazıların majüskül harf ile Konstitüsyon Deta denmiş. Mâlûm-u devletliniz, majüskül ile Kanunu Esasî demektir.
REİS - O halde «Form dö Guvernöman»dır” [25].

d) Mehmet Hamdi Efendi, Meclis-i Mebusan’da 26 Teşrinievvel 1327 (8 Kasım 1911) tarihinde yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

“Meşrutiyet demek Kanun-u Esâsî demektir. Başka Devletlerin Kanun-u Esasilerinin ismi de ‘konstitüsyon’ olduğuna nazaran, Meşrutiyet Kanun-u Esasidir. Meşrutiyete darbe demek, Kanun-u Esâsiye muhalefet demek addediyorum” [26].

e) Sait Paşa, 21 Kânunuevvel 1327 (3 Ocak 1912) tarihinde Meclis-i Mebusan’da yaptığı konuşmada “konstitüsyon” kelimesini kullanmıştır [27].

f) Gelibolu Mebusu Celal Nuri Bey, Meclis-i Mebusanda 23 Şubat 1336 (13 Şubat 1920) tarihinde yaptığı konuşmada “konstitüsyon”, “konstitüsyonel” ve “asamble konstituant” kelimelerini kullanmış, bunun üzerine diğer mebuslardan “Türkçe söyleyin” sadâları yükselmiştir [28].

* * *

Osmanlı’da “konstitüsyon” kelimesinin Cumhuriyet dönemine kadar kullanıldığı görülmekteyse de, bu kelimenin kullanım sıklığının gittikçe azaldığı tahmin edilebilir. Zira ülkenin anayasasının adı, “Kanun-ı Esasî”dir. Anayasanın adı bu olunca “anayasa” kavramı için de, “konstitüsyon” kelimesinin terk edilmesi ve “kanun-ı esasî” kelimesinin kullanılması hâliyle normaldir. 1920’lere gelindiğinde artık “konstitüsyon” kelimesi tamamıyla yabancı bir kelime olarak görülmeye başlanmıştır. Nitekim, yukarıda da belirtildiği gibi, Meclis-i Mebusanda 23 Şubat 1336 (13 Şubat 1920) tarihinde Gelibolu Mebusu Celal Nuri Bey, yaptığı konuşmada “konstitüsyonel” kelimesini kullandığında diğer mebuslardan “Türkçe söyleyin” sesleri yükselmiştir [29].

10. Cumhuriyet Döneminde “Konstitüsyon” Kelimesinin Kullanılması

Konstitüsyon kelimesinin Cumhuriyet döneminde adım adım terk edildiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte bu kelimenin az da olsa 1940’lara kadar kullanıldığı görülmektedir. Örnekler:

Tekirdağ Mebusu Celal Nuri Bey, 11 Haziran 1932 senesinde TBMM’de yaptığı konuşmada “konstitüsyonel kanun” kelimesini kullanmıştır [30].

Ayın Tarihi dergisinin 1937 yılında yayınlanan 37-38’inci sayısının 231’inci sayfasında [31], aynı derginin yine 1937 yılında yayınlanan 40-41’inci sayısının 499’uncu sayfasında [32] “konstitüsyon” kelimesi geçmektedir.

Nadir kullanımlara daha sonraki tarihlerde de rastlanabilir: Ahmed Zeki Velidi Togan’ın 1947 yılında yayınladığı Bugünkü Türkili (Türkistan ve Yakın Tarihi: Batı ve Kuzey Türkistan) isimli kitabında [33], Ali İsmet Gencer’in 1960 yılında yayınlanan Hürriyet Yolu isimli kitabında [34], Erdoğan Alkan, Ergun Barlas ve Turhan Uz’un 1960 yılında yayınlanan Millî İnkılâp Nasıl Oldu? Olayların İç Yüzü başlıklı kitaplarında [35] anayasa anlamında “konstitüsyon” kelimesi geçmektedir [36].

Cumhuriyet döneminin başlarında bu kelimenin az kullanılmasının sebebi şudur: Zaten ülkede yürürlükte olan Anayasanın resmî adı “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu”dur ve bu terim büyük ölçüde benimsenmiştir. 1940’lardan sonra da “konstitüsyon” terimi çok büyük ölçüde terkedilmiştir. Muhtemelen bu terk edilmeyi, aşağıda göreceğimiz gibi, Türkçede “anayasa” kelimesinin ortaya çıkmış olması ve dilimize yerleşmesi hızlandırmıştır.

11. Konstitüsyon Kelimesi Üzerine Bir Değerlendirme: Bu Kelime Neden Tutmadı?

“Anayasa” kavramı için Osmanlı İmparatorluğunda kullanılan ilk kelime “konstitüsyon”dur. Bu kelime Fransızca “constitution” kelimesinden aynen alınmıştır. Bu kelime uzun bir süre de kullanılmıştır.

Günümüzde Türkiye’de “anayasa” anlamında “konstitüsyon” kelimesi kullanılmamaktadır. Bu kelime tamamıyla unutulmuştur. Bu kelimeye bugün hukuk fakültesi öğrencilerine söylerseniz, bu kelimeye tamamıyla yabancı bir kelime muamelesi yaparlar. Kendilerine bu kelimenin Türkiye’de “anayasa” anlamında yüz yıla yakın bir süre kullanıldığını söylerseniz size inanmazlar.

“Konstitüsyon” kelimesi tutsaydı, bugün anayasaya “konstitüsyon”, anayasa hukukuna da “konstitüsyon hukuku” diyor olacaktık.

“Konstitüsyon” teriminde garip bir yan yoktur. Dilimize pek çok Fransızca kelime Türkçeye olduğu gibi girmiştir: Komedi, komiser, komisyon, komite, komple, komplo, kompozisyon, komünikasyon, komünizm, konfederasyon, konfeksiyon, konferans, kongre, konser, konserve, konsey, konsültasyon, konstrüksiyon, kontenjan, kontrat gibi (Kelimeleri “konstitüsyon” kelimesine benzer olsun diye ve “com-, con-” kötünden türetilmiş kelimelerden seçtim). Bilindiği gibi Türkçede Fransızcadan gelmiş binlerce kelime vardır. Bu kelimeler gibi konstitüsyon kelimesi de Türkçede pekâlâ yerleşebilirdi.

Nitekim Sırplar hariç bütün Slav milletleri Fransızca constitution kelimesini kendi dillerine “konstitutsiya” şeklinde aktarmışlardır ve bu kelime bu ülkelerde yerleşmiştir. Bugün Türkî Cumhuriyetlerde de, Sovyetler Birliğinden bir miras olarak, “anayasa” için bu kelime, yani “konstitutsiya” kelimesi kullanılmaktadır.

Türkiye’de konstitüsyon kelimesi neden tutmadı? Kanımca bunun üç sebebi var:

1. Temel sebep şudur: “Anayasa” anlamında “konstitüsyon” kelimesi bu ülkede gazetelerde ve kitaplarda kullanılan ilk kelime olsa da pozitif hukukumuzda hiçbir zaman kullanılmamıştır. Bu ismin verildiği bir anayasamız yoktur. Ülkemizde yürürlükte olan anayasaların resmî isimleri, sırasıyla “Kanun-ı Esasî”, “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” ve “Anayasa”dır. Pozitif hukukun desteklemediği bir kelimenin tutunma ihtimali düşüktür.

2. “Konstitüsyon” kelimesi tek seçenek değildi. Bu kelimenin “kanun-ı esasî”, “teşkilât-ı esasiye kanunu” ve “anayasa” gibi Türkçe alternatifleri de vardı ve çok kişi bu kelimeleri tercih etti. Alternatif bir Türkçe kelime olmasaydı, belki bu kelime de tutabilirdi.

3. Nihayet “konstitüsyon” kelimesi Türkçedeki ünlü uyumu kurallarına uymamaktadır. Biz Türklerin ağzında söylenişi zor bir kelimedir. Dilimiz bu kelimeye pek dönmemektedir. Bu konuya aşağıda daha ayrıntılı bir şekilde tekrar değineceğim.

III. “CONSTITUTION” KELİMESİ YERİNE TÜRKÇE BİR TERİM ÜRETME

Yukarıda görüldüğü gibi, Fransızca constitution kelimesi için Osmanlılar önce bu kelimeyi olduğu gibi aldılar ve “konstitüsyon (قونستيتوسيون)” şeklinde yazıp söylemeye başladılar. Ancak bunun yanında, bu kelime için Türkçe bir karşılık bulmaya veya üretmeye de çalıştılar. Fransızca constitution kelimesi karşılığında Türkçe kelimeler de kullandılar. Bunlar arasında “şartname-i esasî”, “şeriat-ı esasîye”, “nizamat-ı esasîye”, “meşrutiyet”, “hükûmet-i meşruta”, “idare-i mukayyed” ve “kanun-ı esasî” terimleri sayılabilir. Burada bunlardan sadece sonuncusunu, yani “kanun-ı esasî” terimini inceleyeceğim.

KUTU 1: 1861 Tunus Anayasası (Kanunu’d-Devle).- İslâm coğrafyasında ilk anayasa 1876 Osmanlı Anayasası değil, 1861 Tunus Anayasasıdır. Bu Anayasa sadece üç yıl yürürlükte kalmıştır. Bu Anayasanın “constitution” anlamında kullandığı terim Arapça “Kanunu’d-Devle” yani “Devlet Kanunu”dur [37]. “Devlet kanunu” terimi de “constitution” kelimesini karşılamaktan uzaktır. Bu olsa olsa Fransızların “loi organique” dedikleri kavramın bir karşılığı olabilir.

Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde de “constitution” kelimesinin yerine yeni bir kelime üretme çabası devam etti. “constitution” kelimesinin yerine “teşkilât-ı esasiye kanunu” ve “anayasa” olmak üzere başlıca iki kelime üretildi.

Şimdi sırasıyla “kanun-ı esasî”, “teşkilât-ı esasiye kanunu” ve “anayasa” terimlerini görelim.

A. KANUN-I ESASÎ

Bilindiği gibi Türkiye’de ısdar edilen ilk anayasanın adı “Kanun-ı Esasî”dir.

“Kanun-ı esasî (قانون اساسى)” terimi ilk defa ne zaman kullanıldı? 1876 Kanun-ı Esasîsinde bu terim resmen kullanılmıştır. Ancak kitap, dergi ve gazetelerde bu kelimenin daha öce kullanılmış olması gerekir. Bu kelimeyi ilk defa kim ve ne zaman kullandı? Bu soruya tam olarak cevap vermek zor.

1. Osmanlı Bürokrasisi

Sırbistan’da bir “anayasa” olarak kabul edilen ve kendisine “Turski Ustav (Türk Anayasası)” ismi verilen Sırp Knezliğine ilişkin Evâsıt-ı Şevvâl 1254 (Miladî takvimle 27 Aralık 1838-7 Ocak 1839) tarihli bir “Hatt-ı Hümayun”u [38], Ayhan Ceyhan’ın tespitine göre, Osmanlı bürokrasisi, 1840’lı ve 1860’lı yıllarda, yazışmalarda “Nizâmât-ı Esâsiyye” veya, “Kavânîn-i Esâsiyye” olarak adlandırmayı tercih etmekteydi [39]. Yani 1876 Kanun-ı Esasînden çok daha önce Osmanlı bürokrasisi tamamıyla aynı anlamda “Nizâmât-ı Esâsiyye” ve “Kavânîn-i Esâsiyye” tabirlerini biliyor ve kullanıyordu. “Kavânîn-i esâsiyye” terimi “kanun-ı esasî”nin çoğuludur.

2. James W. Redhouse

James W. Redhouse’un 1856’da Londra’da basılan An English and Turkish Dictionary başlıklı sözlüğünde İngilizce “constitution” kelimesinin devlet ile ilgili anlamının karşılığı olarak “esas kanun ( , essassi-kanun)” karşılığı verilmiştir. Yine aynı sözlükte “constitutional” sıfatı için de “esas kavanine mutabık olan (, essassi-kawanina-mutabık-olan)” karşılığı verilmiştir. Sözlükteki ilgili maddenin görüntüsü aşağıdadır [40]. Belirteyim ki, James W. Redhouse’un 1856’da Londra basılan sözlüğünde constitution kelimesi, “kanun-ı esasî” terkibine göre Türkçe tamlama kurallarına göre “esas kanun” [40a] şeklinde çevrilmiştir ki, “esas kanun”, “kanun-ı esasî”ye göre daha Türkçedir. Redhouse’un 1856 yılında Türkçenin gelişmesine önemli bir katkıda bulunduğunu gözlemlemek gerekir.

3. Ottokar de Schlechta-Wssehrd

Ottokar de Schlechta-Wssehrd’ın 1870’te Viyana’da yayınlanan Manuel terminologique français-ottoman isimli kitabında, “constitution” kelimesinin karşılığı olarak aşağıda görüldüğü gibi, “şartname”, “nizamat-ı esasîye”, “nizamat-ı müesses” terimleri verilmiştir. Aynı kitapta O. de Schlechta-Wssehrd, Fransızca “constitutionnalisme” terimi için “hükûmet-i meşruta usûlü”, “hükûmet-i mukayyede” karşılıkları; “anayasa hukuku” anlamına gelen “droit constituionnel” terimi için “hükümet-i meşruta ahkamı” ve “hükûmet-i mukayyede ahkamı” karşılıkları; “gouvernement constitutionnel” terimi karşılığı olarak “hükûmet-i meşruta” veya “hükûmet-i mukayyede”, “gouverner constitutionnellement” terimi için ise “bir suret-i mukayyede ile hükûmet etmek” ve “usûl-i meşruta üzere hükûmet etmek” karşılıklarını vermektedir [41].

4. Ahmet Mithat

Ahmet Mithat’ın 1871 yılında yayınlanmış Kainat: Kütüphane-i Tarih isimli kitabında “kanun-ı esasî (قانون اساسى)” terimi geçmektedir [42].

5. Değerlendirme

“Kanun-ı esasî” terimi ilk anayasamız için resmen kullanılmış bir terim olsa da doğru bir terim değildir. “Kanun-ı esasî” terimi, anlam olarak “esas kanun”, “temel kanun” demektir. Oysa “anayasa”, esas kanun, temel kanun demek değildir. Anayasa diğer kanunların esası veya temeli değildir. Diğer kanunlar anayasadan kaynaklanmaz; anayasaya dayanmak zorunda değildir. Kanunlar secundum constitutionem değil, sadece intra constitutionem’dir. Yani kanun anayasadan kaynaklanmak zorunda değildir, sadece anayasa aykırı olmamak zorundadır. Anayasa olmasa da kanun olur [43].

1876 Anayasası için kullanılan “kanun-ı esasî” kelimesi içerik olarak yanlıştır; “kanun-ı esasî”, “constitution” demek değildir. Oysa 1876 Kanun-u Esasîsi, bir “temel kanun” olarak değil, bir constitution olarak düşünülmüş ve bir constitution olarak kabul edilmiştir. Nitekim “kanun-ı esasî”, kendi döneminde Fransızcaya “loi fondamental (temel kanun)” diye değil, “constitution” olarak çevrilmiştir [44].

Aynı şekilde, yürürlüğe girdiği yıl uygulandığı ülkenin bir parçası olan Bulgaristan’da 1876 Kanun-u Esasîsi, Bulgarcaya “основен закон (temel kanun)” diye değil, doğru olarak “konstitutsiya (конституция)” olarak çevrilmiştir. Bulgarca 1876 Osmanlı Anayasası kitapçığının künye bilgisi ve kapak sayfasının görüntüsü aşağıda verilmiştir.


Bugün Alman Anayasasının adı “Grundgesetz”, yani “temel kanun” ise de Almancada “anayasa” kelimesinin karşılığı “Verfassung”tur. Almanya’da 1949 yılına kadar da bu kelime kullanılmıştır. 1949 yılında işgal kuvvetleri tarafından bir anayasa yapılması söz konusu olduğunda, yabancı güçler tarafından yapılan bir metne “Verfassung” isminin verilmesi arzu edilmediği için “Grundgesetz” ismi verilmiştir. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda içinde bulunduğu özgül koşullarla kullanılması mazur görülen “Grundgesetz”, yani “temel kanun” kelimesi, Türkiye’de “esas kanun” veya “anayasa” kelimesinin doğru bir kelime olduğunu göstermez.

B. TEŞKİLÂT-I ESASİYE KANUNU VEYA ESAS TEŞKİLÂT KANUNU

Türkiye’de Fransızca constitution kelimesinin karşılığı olarak kullanılan diğer bir terim “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (تشکیلات اساسیه قانونى)” terimi olmuştur. Bu terim resmî olarak ilk defa 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanununun başlığında kullanılmıştır [45].


Bu terimin doktrinde veya basında bu tarihten önce kullanılmış olması pek muhtemeldir. Doktrinde veya basında bu terimin ilk defa ne zaman ve kimin tarafından kullanıldığını tespit edemedim.

Büyük Millet Meclisine sunulan “İcra Vekilleri Heyeti Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Layihasılayiha”nda [46] “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” terimine ilişkin bir açıklama yoktur.

Yine 18 Kasım 1920 tarihli Encümen-i Mahsus tarafından sunulan ve Büyük Millet Meclisinin 18 Kasım 1920 tarihinde yapılan 99’uncu içtimasında okutulan “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası”nda [47] neden teklif edilen Kanun Layihasının “Kanun-ı Esasî” değil de “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” başlığını taşıdığı hususu açıklanmamıştır.

Kanun Layihasının Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşmelerinde de konu, 18 Kasım 1920 tarihli 99’uncu içtimada oturumu yöneten Reis vekili Hasan Fehmi Bey tarafından “serlevha [48] hakkında mütalaa var mı?” diye sorularak gündeme getirilmiştir. Başkanın bu sorusuna sadece Zabıt Ceridesinde ismi belirtilmemiş “bir mebus” “Kanun-ı Esasî denilmelidir” cevabını vermiştir. Zabıt görüntüsü aşağıdadır:


Büyük Millet Meclisinde “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” ibaresine ilişkin başkaca bir tartışma yaşanmamış ve bu konuda başkaca söz almak isteyen çıkmamıştır [49]. Başlık da ayrıca oylanmamıştır.

Dolayısıyla, 1921 Anayasasına “Kanun-ı Esasî” değil de, “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” isminin verilmesinin sebebini bilmiyoruz. Ancak bunun altında, bu Anayasayla 1876 Kanun-ı Esasîsinin resmen yürürlükten kaldırılmamış olması vakıasının bulunduğu tahmin edilmektedir. 1921 Anayasası da “Kanun-ı Esasî” başlığını taşıyor olsaydı, muhtemelen aynı anda yürürlükte olan iki tane “Kanun-ı Esasî” başlıklı metin olacaktı. Tarık Zafer Tunaya’ya göre, “TBMM’nin ilk dönemi, 1921 Kanununa pek anayasa gözüyle bakmadığı için, ona organik bir isim bulmuştu” [50].

1876 Kanun-ı Esasîsini ilga eden 1924 Anayasası da her nedense “Kanun-ı Esasî” ismini değil, “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” ismini aldı ve bundan sonra “Kanun-ı Esasî” yerine “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” denmeye başlandı.

1920’li yıllarda “Kanun-ı esasî” yerine “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” dendiği gibi, 1930’lu yılların sonlarından itibaren “hukuk-ı esâsiye” ve “esasiye hukuku” terimleri yerine de, 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun ismiyle paralel bir şekilde “teşkilât-ı esasiye hukuku” veya “esas teşkilât hukuku” tabiri kullanılmaya başlandı. “Hukuk-ı esasîye”den “esas teşkilât hukuku” terimine geçişte dönemin Anayasasının ismine (Esas Teşkilât Kanunu) uyum sağlama düşüncesinin rol oynadığı gözlemlenebilir [51]. “Teşkilât-ı esasiye hukuku” veya “esas teşkilât hukuku” terimleri droit constitutionnel terimini tam ve doğru bir şekilde karşılayan terimlerdir.

“Esas teşkilât hukuku” tabirini kitap başlığı olarak ilk kullanan yazar, tespit edebildiğim kadarıyla Ali Fuat Başgil’dir. Yazarın 1934 yılında yayınlanan kitabı Esasiye Hukuku Dersleri (İstanbul, 1934) başlığını taşımasına rağmen, 1939 yılında yayınlanan kitabı Türkiye Esas Teşkilâtı ve Siyasî Rejimi (İstanbul, 1939) başlığını taşımaktaydı. Keza yazarın sonraki yıllarda yayınlanan kitapları da Esas Teşkilât Hukuku başlığını taşımıştır.

Hüseyin Nail Kubalı’nın 1943’te yayınlanan kitabı da Esas Teşkilât Hukuku Dersleri (İstanbul, 1943) başlığını taşıyordu.

Türkiye’de 1980’li yıllara kadar, azalarak da olsa, “esas teşkilât hukuku” terimi kullanıldığı görülmektedir. Örneğin 1966 yılında yayınlanan Orhan Melih Kürkçüer’in [53], 1982 yılında yayınlanan Selçuk Özçelik’in [54] ve 1986 yılında yayınlanan Kemal Dal’ın [55] kitapları bu başlığı taşımaktadır.

Değerlendirme

Kanımca constitution kelimesinin yerine “teşkilât-ı esasiye kanunu” veya “esas teşkilât kanunu” teriminin kullanılması “kanun-ı esasî” terimini kullanılmasına göre çok daha doğrudur. Zira yukarıda açıklandığı gibi constitution, zaten oluşum, kuruluş, teşkilât demektir. Dolayısıyla 1920’lerin Türkçesiyle “teşkilât”, constitution kelimesi için yerinde bir çeviridir. Herhâlde bu “teşkilât”a, onu özel teşkilâtlardan ayırmak amacıyla ve 1876’nın mirasıyla, bir de “esâsiye” sıfatı eklendi. Böylece “teşkilât-ı esâsiye” veya “esas teşkilât”, Fransızca constitution kelimesinin doğru bir karşılığı olarak dilimize yerleşti. Bugünkü Türkçeyle “esas teşkilât”, “temel kuruluş”, “ana kuruluş” demektir. Uzun lafın kısası, “esas teşkilât” kelimesi, Fransızca constitution kelimesini tam ve doğru bir şekilde karşılıyordu; hem de fazlasıyla.

C. ANAYASA TERİMİ

“1945 Anayasası”.- Türkçede “anayasa” kelimesi, resmî olarak ilk defa 1945 yılında kullanılmıştır. 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu”, 1945 yılında “mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş” ve yerine 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı “Anayasa” kabul edilmiştir [56]. Bu Anayasa, 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunla 1952 yılında kaldırılarak, 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu” tekrar yürürlüğe konulmuştur. 1961 ve 1982 Anayasalarımızın başlığı da “Anayasa”dır.

“1945 Anayasası” 1952’de yürürlükten kaldırılmıştır. Ama bu “Anayasa”nın getirdiği yeni kelimelerin pek çoğu, hukukumuzda ve dilimizde 1952’den sonra ortadan kalkmamış ve kullanılmaya devam etmiştir. “1945 Anayasası”, Türk hukuk dilinde reform yapan ve bu reformda çok büyük ölçüde başarılı olan önemli bir belgedir.

Bugün artık “teşkilât-ı esâsiye” veya “esas teşkilât” terimleri bütünüyle terkedilmiştir. Kullanılan tek bir kelime vardır; o da “anayasa” kelimesidir.

“Anayasa” kelimesi yeni bir kelime olsa da, kısa bir süre içinde, gerek mevzuatta, gerek içtihatta, gerekse doktrinde benimsenmiş ve çok kısa bir sürede “esas teşkilât kanunu” terimini tasfiye etmişttir. Aynı şekilde “anayasa hukuku” terimi de “esas teşkilât hukuku” terimini kullanımdan düşürmüştür.

Herhâlde bugün “anayasa” kelimesini bilmeyen ve bu kelimeyi kullanmayan pek az Türk vatandaşı vardır. Hukuk dilinin öz Türkçeleşmesinin zirvesinde bu kelime bulunur. Bu kelime, kelime olarak oldukça güzel bir kelimedir. Kulağa hoş gelir. Kolay söylenir ve hatasız yazılır.

* * *

Şimdi “anayasa” kelimesinin ilk defa ne zaman kullanıldığını araştıralım.

Mustafa Nermi (1932).- Nişanyan Sözlüğünde “anayasa” kelimesinin ilk defa 1932 yılında Cumhuriyet gazetesinde kullanıldığı yazılıdır ve kullanıma “Reich adı verilen Alman devleti, bu anayasanın ifadesidir” ibaresi örnek olarak verilmektedir [57]. Tolga Şirin de “Cumhuriyet Gazetesi’nin 1932 tarihli bir sayısında ‘Reich adı verilen Alman devleti, bu anayasanın ifadesidir’ şeklinde içerik taşıyan bir habere rastlanmaktadır” diye not etmektedir [58]. Gerçekten de Cumhuriyet gazetesinin 10 Haziran 1932 tarihli nüshasının birinci sayfasında M(ustafa) Nermi imzasıyla yayınlanan ve Dresden’den gönderilen “Brüning’ten Sonra Almanya” başlıklı başyazıda “anayasa” kelimesi, bugünkü anlamıyla ve üstelik “ana” ve “yasa” şeklinde iki ayrı kelime olarak değil, bugün yazıldığı gibi bitişik olarak kullanılmaktadır. Bu başyazının ilk paragrafı şu şekildedir:

“Siyasî kuruluşuna bakınca Almanya; birleşmiş Amerika devletlerini hatırlatır. Anayasaları birbirinden farklı devletler ayrıca tek bir anayasa ile bağlıdır ve Reich adı verilen Alman devleti bu anayasanın ifadesidir. Eski Alman derebeyliği zamanından kalan bu vaziyeti Weimar anayasası değiştirememiştir” (Paragrafın görüntüsü aşağıdadır) [59].

Şüphesiz ki, “anayasa” kelimesinin Mustafa Nermi’nin 10 Haziran 1932 tarihli bu yazısından daha eski bir tarihli bir yazıda kullanılmış olması ihtimal dahilindedir. Ancak, daha eski tarihli kullanım belgelendirilmedikçe, “anayasa” kelimesinin isim babasının Mustafa Nermi olduğunu kabul etmek gerekir.

Suphi Nuri İleri ve Orhan Arsal (1934).- Tarık Özcan, “Erken Cumhuriyet Döneminde Hukuk Dilinin Özleşmesine Yönelik Sivil Anayasalar” başlıklı makalesinde Suphi Nuri İleri’nin 1934 yılında yayınlanan Yasaların Çatışması isimli kitabında [59] Fransızca “constitution” kelimesinin karşılığı olarak “ana yasa” kelimesinin kullanıldığını tespit etmektedir [61]. Özcan’ın tespitine göre, söz konusu kitabın altıncı bölümünde Orhan Arsal tarafından hazırlanmış yetmiş dokuz sayfalık bir sözlüğe yer verilmiştir [62]. Bu sözlük daha sonra Orhan Arsal tarafından 1936 yılında Türe Sözlüğü İçin Bir Önerge başlığı altında yayınlanmıştır [63]. Bu Sözlükte de Fransızca “constitution” kelimesi karşılığında “ana yasa” terimi verilmektedir [64].

“Anayasa” Kelimesinin 1935’ten İtibaren Yaygınlaşması.- 1935’ten itibaren basında “anayasa” kelimesinin yaygın olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. Cumhuriyet gazetesi dijital arşivinde (www.cumhuriyetarsivi.com) “anayasa” veya “ana yasa” kelimeleriyle arama yaptığımda şu sonuçlara ulaştım: Mustafa Nermi’nin 10 Haziran 1932 tarihli yazısından sonra “anayasa” veya “ana yasa” kelimelerinin ilk geçtiği nüsha, 2 Mayıs 1935 tarihli nüshadır. 1935 yılında “anayasa” veya “ana yasa” kelimesi Cumhuriyet gazetesinin 10 adet nüshasında geçmektedir. Bu nüshaların tarihleri ve söz konusu kelimelerin geçtiği sayfa numaraları şunlardır:

Cumhuriyet, 02 Mayıs 1935, Sayfa 1.
Cumhuriyet, 02 Haziran 1935, Sayfa 1.
Cumhuriyet, 06 Haziran 1935, Sayfa 1.
Cumhuriyet, 08 Haziran 1935, Sayfa 5.
Cumhuriyet, 25 Haziran 1935, Sayfa 3.
Cumhuriyet, 08 Temmuz 1935, Sayfa 3.
Cumhuriyet, 24 Temmuz 1935, Sayfa 7.
Cumhuriyet, 03 Ağustos 1935, Sayfa 3.
Cumhuriyet, 02 Kasım 1935, Sayfa 1.
Cumhuriyet, 06 Aralık 1935, Sayfa 3.

1935’ten sonra “anayasa” veya “ana yasa” kelimelerinin daha da yaygınlaştığı söylenebilir. Yine Cumhuriyet gazetesinin dijital arşivinde (www.cumhuriyetarsivi.com) yaptığım araştırmada 1 Ocak 1936-31 Aralık 1939 tarihleri arasında “anayasa” veya “ana yasa” kelimelerinin toplam 242 adet nüshada geçtiği gördüm. Buna göre 1930’lu yılların ikinci yarısında artık “anayasa” kelimesinin yerleşmeye başladığı söylenebilir.

“Anasal”: TDK, Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu (1935).- Nisan 1934’ten itibaren TDK, Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları başlıklı çalışmayı fasiküller hâlinde yayınlamıştır. Daha sonra bu fasiküller bir araya getirilip ciltlenmiştir. Bunlara 1935 yılında Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi-I, II ismi verilmiştir. Keza söz karşılıkları, 25 Mart 1935 - 4 Mayıs 1935 arasında çeşitli gazetelerde yayınlanmıştır [65]. Yine 1935 yılında, TDAK (Türk Dili Araştırma Kurumu), Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu (İstanbul, Devlet Basımevi, 1935) başlıklı kılavuzu yayınlamıştır. Keza kısa bir süre sonra da TDK, Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu (İstanbul, Devlet Basımevi, 1935) başlıklı kitabı basmıştır [66].

“Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları” ayrıca 170 sayfalık bir kitap olarak 1935 yılında Osmanlıdan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu (İstanbul, Ülkü) başlığı altında basılmıştır. Bu kitabın 43’üncü sayfasında “Esas” maddesinin altında şu bilgiler vardır [67].

“Esasî = Anasal, köksel = (Fr.) Constitutionnel
Örnek: Köksel türeler = Hukuku esasiye = Droits constitutionnels.
Anasal kanun = Kanunu esasî = Loi constitutionnelle”
(Görüntü aşağıdadır).

Görüldüğü gibi TDK, 1935 yılında yayınlanan Osmanlıdan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu’nda “kanunu esasî” kelimesi için “anasal kanun” karşılığı önerilmektedir (Dikkat: “Anayasal” değil, “anasal”). Aynı maddede “hukuku esasiye” için de “köksel türeler” karşılığı verilmiştir.

“Anasal” kelimesi TDK’nın 1935 yılında yayınladığı Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’nda da vardır. Kılavuzun 15’inci sayfasında “anasal” karşılığında “esasî” ve Fransızca “constitutionnel” kelimeleri verilmiştir [68]. Görüntü aşağıdadır:


İlginçtir ki, 1932’de Mustafa Nermi tarafından kullanılmış olan “anayasa” kelimesi TDK’nın “Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar” çalışmasında yer bulmamıştır. TDK, “kanun-ı esasî” ve keza Fransızca “constitution” yerine “anayasa” değil, “anasal” kelimesini önermektedir. Hâliyle tutan, TDK’nın önerisi değil, Mustafa Mermi’nin kullanımı olmuştur.

Osman Nuri Uman (1939).- “Ana Yasa Hukuku” terimini bir kitap başlığı olarak (gerçekte kitabın alt başlığı olarak) ilk kullanan kişi Osman Nuri Uman’dır. 1939 yılında Ankara’da yayınlanmış Esasiye Hukuku isimli kitabı “Ana Yasa Hukuku” alt başlığını taşımaktadır [69]. Kitabın kapak fotoğrafı aşağıdadır.


Gerek Suphi Nuri İleri, gerek Orhan Arsal, gerekse Osman Nuri Uman, bu terimi “ana yasa” şeklinde iki ayrı kelime olarak yazmışlardır. Ancak aynı yıllarda bu iki kelime birleşik şekilde de yazılmıştır. 1932'de Mustafa Nermi tarafından ilk kullanımında da bu kelime birleşik yazılmıştır. Kavramlaştırma için de doğrusu budur [70].

“Anayasa Hukuku” Ders Kitapları.- 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu”, 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı “Anayasa” kabul edildikten sonra, hâliyle “anayasa” kelimesi literatürde yaygın olarak kullanılmaya ve bu konudaki ders kitaplarına da “anayasa hukuku” ismi konulmaya başlanmıştır. “Anayasa Hukuku” başlığını taşıyan kitapları kronolojik olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

Bülent Nuri Esen, Anayasa Hukuku, Ankara, Alaeddin Kıral Matbaası, 1945.
Turhan Ayata, Anayasa Hukuku Ders Notları, Ankara, Harp Okulu Basımevi, 1948 [71].
Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, M.E.B. İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu, 1950.
İlhan Arsel, Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, Ankara, Güven Matbaası, 1955.
Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukukunun Genel Esasları ve Siyasî Rejimler, İstanbul, Ersa Matbaacılık, 1964.

Daha sonraki yıllarda anayasa hukuku terimi yaygınlaşmıştır. İzleyen yıllarda Orhan Aldıkaçtı, Tarık Zafer Tunaya, Server Tanilli, Erdoğan Teziç, Yıldızhan Yayla, Ergun Özbudun’un kitapları “Anayasa Hukuku” başlığını taşımıştır (1980’li yıllarda esas teşkilat hukuku terimini kullanan sadece Selçuk Özçelik ve Kemal Dal kalmıştır).

Değerlendirme: Anayasa Kelimesi İçerik Olarak Neden Yanlış?

Ne var ki, tüm bu üstünlüklerine rağmen, “anayasa” kelimesi içerik olarak bütünüyle yanlıştır.

Bir kere, bu kelime “ana” ve “yasa” kelimelerinden oluşmuş bir bileşik kelime olarak “yasaların anası” gibi bir anlama gelmektedir. Oysa anayasa, “yasaların anası” demek değil, devletin temel kuruluş ve işleyişini ve keza devlet karşısında vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen kanun demektir. Anayasa kelimesindeki “ana” metaforu yanlıştır. Anayasa yasaların anası veya yasaların kendisinden doğduğu kaynak değildir. Kanunlar secundum constitutionem değil, sadece intra constitutionem’dir. Yani kanunlar anayasadan kaynaklanmak zorunda değildir; sadece anayasaya aykırı olmamak zorundadır. Anayasa olmadan da kanun olabilir. Nitekim dünyanın en eski anayasası 1787 tarihli ABD Anayasasıdır. Bu tarihten önce dünyada anayasa yoktu; ama kanun vardı. Kanun anayasadan daha eskidir. Kanun koyucu, anayasa olmasa bile kanun koyma yetkisine sahiptir. Anayasa varsa bile kanun koyucunun kanun koyma yetkisi anayasadan kaynaklanmaz; sadece içerik olarak sınırlanır.

İkinci olarak, sadece “anayasa” kelimesi değil, “anayasa hukuku” terimi de yanlıştır. Ali Fuat Başgil’in gözlemlediği gibi “yasa”, kanun demek olduğuna göre, anayasa hukuku da “ana kanun hukuku” demek olur [72]. Gerçekten de hukuk, kanundan ibaret bir şey değildir. Kanun, hukukun kendisi değil, inceleme konusudur. Nasıl medenî hukuka “medenî kanun hukuku”, ceza hukukuna “ceza kanunu hukuku” demek yanlış ise, esas teşkilât hukukuna da “anayasa hukuku” demek aynı şekilde yanlıştır.

Görüldüğü gibi “anayasa” kelimesi, içerik olarak yanlış bir kelimedir; bu kelimede ne “constitution”, ne de “esas teşkilât” anlamı var. Keza yukarıda açıklandığı gibi “anayasa hukuku” terimi de yanlıştır; ama bu yanlış yerleşmiştir.

Görüldüğü gibi dilde başarı sağlanması, bilimde başarı sağlanması anlamına gelmiyor. Dil bakımından “anayasa” kelimesi oldukça başarılı bir öz Türkçeleşme örneğidir. Ama hukuk bilimi bakımından “anayasa” kelimesi yanlış bir kelimedir. “Anayasa” kelimesi, öz Türkçeleşme uğruna, bilimsel belirliliği ve tutarlılığı feda etmemizin en güzel örneklerinden biridir.

Bugün ben dahil, bütün “anayasa” hukukçuları, bu yanlış kelimeyi, yani “anayasa” kelimesini kullanıyoruz. Bugün kitaplarında “esas teşkilât kanunu” veya “esas teşkilât hukuku” terimlerini kullanan tek bir hukukçu kalmamıştır. Vakıa Latinlerin dediği gibi “error communis facit ius” ve eskilerin dediği gibi “galat-ı meşhur, fasih-i mehcurdan evladır”.

IV. ÖZET

Artık bu makalenin sonuna yaklaştık. Sorunun genel bir değerlendirmesini yapmadan önce, şimdiye kadar ulaştığım sonuçların bir özetini yapalım:

1. Osmanlılar, kendi dillerinde karşılığı olmayan Fransızca “constitution” kelimesiyle Tanzimat döneminin başından itibaren karşılaşmışlardır.

2. Baştan Fransızca “constitution” kelimesine Türkçe bir karşılık bulmak yerine, bu kelimeyi zamanın alfabesiyle “قونستيتوسيون” (konstitüsyon) şeklinde yazarak olduğu gibi almışlardır. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Türkçeye Fransızcadan bu şekilde girmiş binlerce kelime vardır.

3. “Konstitüsyon” kelimesi, 1876’ya kadar yaygın olarak kullanılmış olsa da, 1876 Kanun-ı Esasînin yürürlüğe girmesiyle birlikte kullanım sıklığı düşmüştür. Ancak bu kelime kullanımdan düşmemiştir. 1930’lara kadar çok azalsa da kullanılmıştır.

4. Fransızca constitution kelimesine Türkçe karşılık üretmeye çalışılmıştır. Tanzimat döneminde constitution kelimesi için pek çok Türkçe karşılık önerilmiştir. Bunların içinde “kanun-ı esasî” terimi, 1876 Anayasasının bu terimi başlık olarak kullanmasından sonra büyük ölçüde tutmuş ve yerleşmiştir.

5. 1921 Anayasası, “kanun-ı esasî” değil, “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” başlığını kullanmıştır.

6. 1924 Anayasası da, 1921 Anayasasında olduğu gibi “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” başlığını taşımaktadır. 1921 ve 1924 Anayasaları döneminde “kanun-ı esasî” terimi terkedilmiştir. Doktrinde de dönemin anayasasının ismine paralel bir şekilde “teşkilât-ı esasiye hukuku” veya “esas teşkilât hukuku” terimleri kullanılmaya başlanmıştır.

7. 1932’den başlayarak, basında ve doktrinde “teşkilât-ı esasiye kanunu” yerine “anayasa” terimi kullanılmaya başlanmıştır.

8. 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı “Anayasa” ile, 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” Türkçeleştirilmiş ve “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” terimi de “Anayasa” terimi ile değiştirmiştir. “1945 Anayasası”, 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunla 1952 yılında kaldırılarak, 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu” tekrar yürürlüğe konulmuştur. Ne var ki, anayasa terimi, 1952’de pozitif dayanağını yitirse de kullanımdan düşmemiştir.

9. 1961 ve 1982 Anayasaları, “anayasa” terimini kullanmışlardır. 1961’den itibaren “teşkilât-ı esasiye kanunu” ve “esas teşkilât hukuku” terimi adım adım kullanımdan kalkmış yerine “anayasa” ve “anayasa hukuku” terimleri yerleşmiştir.

10. 1980’li yıllara gelindiğinde Türkiye’de artık “constitution” anlamında kullanılan tek terim vardır; o da “anayasa”dır.

V. DEĞERLENDİRME: NEDEN “KONSTİTÜSYON”, “KANUN-I ESASΔ VE “TEŞKİLÂT-I ESASİYE KANUNU” TERİMLERİ TUTMAZKEN “ANAYASA” TERİMİ TUTTU?

Neden “konstitüsyon”, “kanun-ı esasî” ve “teşkilât-ı esasiye kanunu (esas teşkilât kanunu)” terimleri benimsenmezken “anayasa” terimi benimsenmiş ve yerleşmiştir?

A. “KONSTİTÜSYON” TERİMİ NEDEN TUTMADI?

“Konstitüsyon” kelimesinin tutmamasının pek çok sebebi var: Bir kere bu tamamıyla yabancı bir kelime. Kelimenin kökü Türkçede yok; Türkler tarafından bilinmiyor. “Konstitüsyon” kelimesi ana dili Türkçe olan kişilere herhangi bir şey çağrıştırmıyor. Diğer yandan bu kelime Türkçe ses uyumu kurallarına uymuyor. Ana dili Türkçe olan kişiler tarafından telaffuzu zor bir kelime. Nihayet, bu kelimeyi kullanan bir anayasamız yok. Yani bu kelime pozitif hukukumuz tarafından benimsenmiş bir kelime değil.

B. “KANUN-I ESASΔ TERİMİ NEDEN TUTMADI?

“Kanun-ı esasî” terimi, “konstitüsyon” terimine göre daha fazla benimsenmiştir. Çünkü “kanun-ı esasî” terkibini oluşturan “kanun” ve “esas” kelimeleri, Türkçede bilinen kelimelerdir. Dolayısıyla “kanun-ı esasî” az çok anlamı tahmin edilebilir bir terkip. Dahası 1876 Kanun-ı Esasîsi bu başlığı taşıdığı için de pozitif hukuk tarafından desteklenmektedir.

Ne var ki, bu kelime de benimsenmemiştir. Bence bunun başlıca iki sebebi vardır:

1. 1921 ve 1924 Anayasaları “kanun-ı esasî” terimiNİ terk edince, yani bu terim, pozitif dayanağını yitirince unutulmuştur. Bu husus da, bir terimin yerleşmesi için pozitif hukuk metinleri tarafından kullanılmasının ve desteklenmesinin önemli bir faktör olduğunu gösteriyor. Vakıa, pozitif dayanağı olmayan terimlerin, gerçekten bunlar halk nezdinde benimsenmemiş ise unutulma ihtimalleri çok yüksektir.

2. “Kanun-ı esasî” terkibinde “kanun” gibi çok bilinen bir kelime olsa da terkibin kendisi Türkçeye yabancıdır. Terkipteki kelimeler Arapça, terkibin yapılış usûlü ise Farsçadır. “Kanun-ı esasî” yerine belki Türkçe tamlama kurallarına uygun olarak “esas kanun” denseydi, bu tamlamanın tutma ihtimali daha fazla olurdu. Kelimeler tek tek bilinse de Farsça veya Arapça terkipler, terkibin telaffuzunu ve keza cümle içinde kullanılmasını zorlaştırmakta ve zaman zaman doğru kullanım konusunda tereddütlere yol açmaktadır. Mesela doğrusu “kanun-ı esasî” midir? Yoksa “kanun-u esasî” midir? (Eski yazıda bu terkibin iki kelimesi arasına şimdi koyduğumuz “-ı” veya “-u”nun yerine geçecek hiçbir harf veya işaret konulmamaktadır). Bu kelimeyi “kanun-ı esasî” diye yazanlar bile söylerken “kanunu esasi” diye söylüyorlar. Keza “esasî” kelimesinin sonundaki “i”ye inceltme işareti koymak lazım mıdır? Bunlar hep kafa karıştırmaktadır.

C. “TEŞKİLÂT-I ESASİYE KANUNU” TERİMİ NEDEN TUTMADI?

“Teşkilât-ı esasiye kanunu” terimi içerik olarak doğru terim olmasına ve keza 1921 ve 1924 Anayasalarında başlık olarak kullanılmalarına, yani pozitif hukuk tarafından destekleniyor olmasına rağmen tutunamamıştır. Bence bunun sebepleri şunlar:

1. “Teşkilât-ı esasiye kanunu” terimi üç kelimeden oluşan çok uzun bir terkip. Söylenmesi ve yazılması pratik değil. Keza cümle içinde kullanılması da zor.

2. Üç kelimelik bu terkibin ilk iki kelimelik kısmı Farsça terkip kurallarına, üçüncü kelimesi itibarıyla ise Türkçe terkip kurallarına göre yapılmıştır. “Teşkilât-ı esasiye kanunu” yerine Türkçe tamlama kurallarına göre “esas teşkilât kanunu” tamlaması kullanılsa idi, belki tutma ihtimali daha yüksek olurdu.

3. Ancak “esas teşkilât kanunu” terimi de kullanılmış ve tutmamıştır. Zira “esas teşkilât kanunu” terimi de, “teşkilât-ı esasiye kanunu” terimi gibi uzun bir terimdir. Dahası Türkçe ünlü uyumu kurallarına da uygun değildir. Söylenişi de, yazılışı da zordur. Örneğin “teşkilât” kelimesi yazılırken son hecedeki “a”nın üzerine inceltme işareti konulmalı mıdır?

Gerek “kanun-ı esasî”, gerekse “teşkilât-ı esasiye kanunu” (“esas teşkilât kanunu”), tamlama oldukları için sıfat şekilleriyle kullanılmaları mümkün değildir. Fransızca constitution kelimesinin sıfatı olan constitutionnel kelimesi de oldukça yaygın olarak kullanılır. Türkçede de constitutionnel sıfatı gibi bir sıfata ihtiyaç vardır. Oysa “kanun-ı esasî”, gerekse “teşkilât-ı esasiye kanunu” terimleri, birer terkip oldukları için sıfatları yoktur. “Anayasa” kelimesinin ise “anayasal” şeklinde sıfatı vardır ve yaygın olarak kullanılmaktadır.

D. “ANAYASA” TERİMİ NEDEN TUTTU?

“Anayasa” kelimesi, içerik olarak yanlış olmasına rağmen tutmuştur. Üstelik, bu kelime, pozitif hukuk tarafından desteklenmediği 1945 öncesi dönemde ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır. Pozitif hukuk tarafından desteklendiği 1945-1952 döneminde de yerleşmiştir. 1952’de bu terim, anayasamızdan çıkarılmış olsa bile, dilimizden çıkmamış, 1952-1960 döneminde dahi bu kelime yerleşmesini başarılı bir şekilde sürdürmüştür. Yani pozitif hukuk tarafından desteklenme, bir teriminin tutulması için bir faktördür; ama tek başına belirleyici değildir. “Anayasa” kelimesi, pozitif hukuk tarafından benimsendiği için Türk diline yerleşmiş bir kelime değildir. “Anayasa” kelimesi kendi gücüyle dilimize yerleşmiştir. Bu kelime, gücü kendinden gelen bir kelimedir.

“Anayasa” teriminin başarısının sebepleri kanımca şunlardır:

1. Kök Bilgisi

Terimi oluşturan iki kelime (“ana” ve yasa” kelimeleri) de Türkçedir. Ana dili Türkçe olan bir kişi, anayasa teriminin hukuktaki anlamı konusunda bilgi sahibi olmasa bile, bu kelimenin neyi ifade ettiği konusunda, doğru veya yanlış, az çok bir fikir sahibi olabilmektedir. Bu kelime ona bir şeyler çağrıştırmaktadır. Dil bakımından mühim olan da budur. Oysa aynı kişi için “konstitüsyon” kelimesi tamamıyla yabancıdır; bu kelime ona bir şey çağrıştırmamaktadır.

Yeni kelimenin Türkçe köklerden türetilmiş olması, bu kelimenin ana dili Türkçe olan kişiler tarafından benimsenmesi bakımından çok önemli bir unsurdur. Türkçe köklerden türetilmiş kelimeler, anlam olarak doğru olmasalar bile, ana dili Türkçe olan kişilere bir şeyler söylerler, bir şeyler çağrıştırırlar; bu nedenle bu kişiler bu kelimeleri daha ilk duyduklarında, kelime olarak, öğrenirler; onu unutmazlar ve gerektiğinde de kullanırlar. Aynı şey yabancı kelimeler için geçerli değildir. Örneğin ana dili Türkçe olan bir kişiye “konstitüsyon” kelimesi şu anlama gelir ve şöyle telaffuz edilir diye açıklasınız ve pek çok defa bu kelimeyi tekrar ettirseniz bile muhtemelen bu kişi üzerinden birkaç gün geçtikten sonra bu kelimeyi unutacaktır. Kelimenin Türkçe köklerden türetilmiş olması, o kelimenin öğrenilmesi, akılda tutulması ve gerektiğinde tekrarlanması bakımından çok büyük bir avantajdır.

2. Büyük ve Küçük Ünlü Uyumu Kuralları

Zannımca öz Türkçe kelimelerin tutulmasındaki en önemli faktör, bu kelimelerin ünlü uyumu kurallarına uymasıdır. “Anayasa” terimi de böyledir. Büyük ve küçük ünlü uyumu kurallarına uygundur. Bu kelime ana dili Türkçe olan kişiler tarafından çok kolay bir şekilde söylenebilmektedir. Dört heceli bu kelimenin her hecesinde aynı “a” ünlüsü vardır. “Anayasa” kelimesi bir tekerlemeymiş gibi kolayca söylenebilmektedir.

Öz Türkçe meselesine çoğunlukla ideolojik kalıplarla yaklaşılmıştır. Öz Türkçe kelimelere ideolojik sebeplerLe taraftar veya karşı olunmuştur. Oysa ortada çoğunlukla ideolojik değil, fonetik bir sorun vardır. Meseleye bu yönüyle bakılmamıştır.

“Konstitüsyon” kelimesinin değil, “anayasa” kelimesinin benimsenmesinin en büyük sebebi, birincisinin Türkçe ünlü uyumu kurallarına uymaması, ikincisinin ise uymasıdır.

Alınmadan söyleyelim ki, biz Türklerin dudakları, dilleri ve boğazları tembeldir. Dudaklarımız, dilimiz ve boğazımız arka arkaya değişik sesleri çıkarmakta zorlanır. Türkçedeki büyük ve küçük ünlü uyumu kuralının anlamı da budur. İnanmıyorsanız, aynanın karşısına geçin ve önce “anayasa”, sonra da “konstitüsyon” kelimesini söyleyin. “Anayasa” kelimesini söylerken dudaklarınızın hareket etmediğini veya çok az hareket ettiğini, ama “konstitüsyon” kelimesini söylerken dudaklarınızın şekilden şekile girdiğini göreceksiniz. İsterseniz aynı şeyi “teşkilât” kelimesini söylerken de yapabilirsiniz.

Ünlü uyumu kuralları, dilimizi yabancı dillere karşı, bir uçaksavar gibi savunuyor. Birçok yabancı kelime, sanıldığı gibi öz Türkçe sevgimiz ve bilincimiz nedeniyle değil, ünlü uyumu kurallarına uymadığı için benimsenmiyor. Türkçede ünlü uyumu kuralı çok sağlam bir kuraldır. Bu kural, Türkçenin tabiat kanunudur. Bu kanun, bir “tabiat kanunu” olduğu için değişmeden kalacaktır ve dilimizi şimdiye kadar yabancı dillere karşı koruduğu gibi, bundan sonra da korumaya devam edecektir.

Türkçedeki büyük ve küçük ünlü uyumu kuralı, muhtemelen istatistikle açıklanabilecek bir kuraldır. Bir çocuğun konuşmaya başladığı döneme kadar anasından duyduğu kelimelerin pek muhtemelen yüzde doksanından fazlası ünlü uyumu kuralına uygundur. Dili bu şekilde öğrenen bir çocuğun içinde “ünlü uyumu tabiat kanunu” oluşur. Bu kanun, onu yabancı kelimeler karşısında bir aşı gibi koruyacaktır.

Bebekliğimizden itibaren bizde oluşan “ünlü uyumu” denen bu tabiat kanunu, Türkçeyi korur. Türkçenin en büyük koruyucusu, bu kuraldır. Ancak, ilave edelim ki, bu kural, biz Türklerin yabancı dil öğrenmesinin önünde de en büyük zorluklardan birini oluşturmaktadır.

Bir hususu da not etmek isterim: Türkçe ünlü uyumu kurallarına rastlantı sonucu uyan yabancı kelimelerin Türkçeye girmesi ve benimsenmesi ihtimali yüksektir. Çünkü “ünlü uyumu” aşısı, bu tür virüslere karşı etkili değildir. Örneğin “vatan”, “belde”, “belediye” kelimeleri Türkçe değildir; ama bir rastlantı sonucu Türkçe ünlü uyumu kurallarına uymaktadır. Bu nedenle de Arapça olan bu kelimeler Türkler tarafından kolayca telaffuz edilebilmekte ve hatta bunlar Türkçe sanılmaktadır. Bu kelimelerin Türkçede yerleşmiş olmaları, köklerinin biliniyor olmalarından değil, sırf Türkçe ünlü uyumu kurallarına uyuyor olmalarındandır.

3. Diğer Fonetik Sebepler

Yabancı kelimelerin tutmamasının altında, ünlü uyumuna uymamaları dışında, fonetik ile ilgili daha pek çok sebep vardır. Yabancı dillerdeki sesler, Türkçedeki seslerden oldukça farklıdır. Bu farklılık hem ünlüler, hem de ünsüzler bakımındandır.

Bu kelimelerdeki pek çok ünsüz de Türkçedeki ünsüzlerden farklıdır. Keza Arapça gibi bazı dillerde birbirine yakın farklı ünsüzler vardır. Biz bunların arasındaki farkı çoğunlukla anlayamayız. Biz de bir “k” var; Arapçada iki tane. Bizde bir “s” var Arapçada üç tane. Biz de bir “h” var, Arapçada üç tane. Bizde bir “z” var Arapçada iki tane. Biz de bir “d”, Arapçada iki tane. Bütün bu durumlarda söylenişte ve keza yazılışta problem çıkar. Eski hukuk mektebimizin adı “Mekteb-i Kudat” mı, yoksa “Mekteb-i Kuzat” mı idi? Bunun doğrusunu söyleyebilecek biri var mı?

Sadece ünsüzler değil, ünlülerde dahi farklılıklar var. Örneğin “anayasa” anlamına gelen “teşkilât” kelimesi nasıl söylenmeli ve yazılmalıdır? Son hecedeki “a”nın üzerine inceltme işareti konulmalı mıdır? “Lutuf” kelimesinin doğrusu nedir? “Lutuf” mu, “lütuf” mu, “lûtuf” mu, “lûtûf” mu, “lutûf” mu? Ya “duruşma” anlamına gelen “murâfaa” kelimesi nasıl söylenmeli ve yazılmalıdır? Birinci hecedeki “u” acaba “ü” şeklinde mi, “û” şeklinde mi, yoksa “u” şeklinde mi yazılmalıdır? İkinci hecedeki “a”nın üzerine inceltme işareti konulmalı mı? Son hece tek “a” ile mi, yoksa iki “a” ile, yani “aa” şeklinde mi yazılmalı? Bu kelime bugün kanunlarımızda olsaydı bile, bırakınız halkı, hukukçular dahi, söylenişinde ve yazılışında hata yapmak korkusuyla, bu kelimeyi kullanmaktan kaçınacaklardı. “Murâfaa” yerine “duruşma” kelimesinin benimsenmesinin en önemli sebeplerinden biri budur. Aynı şey “mütâlaa” kelimesi için de söylenebilir. Bu riskli kelime yerine artık “görüş” kelimesini kullanıyoruz.

SONUÇ

“Anayasa” kelimesi öz Türkçeleştirmenin en başarılı örneklerinden biridir. Öz Türkçe kelimelerin, gerek İngilizce ve Fransızcadan alınmış kelimeler, gerekse Arapça ve Farsçadan alınmış kelimeler karşısında başarı sağlama ihtimali yüksektir. Bunun sebebi, öz Türkçe kelimelerin İngilizce, Fransızca, Arapça veya Farsça kelimelere göre içerik olarak daha doğru olması değil, kolayca söylenebilmeleri, kolayca hatırlanabilmeleri ve kolayca yazılabilmeleridir. Öz Türkçe kelimelerin başarısının altında “öz Türkçecilik” şeklinde bilinçli bir tercih yattığını söylemek zordur. Öz Türkçe kelimelerin tutulması tamamıyla doğal bir şeydir. Aynı şekilde dildeki öz Türkçeleşme süreci de tamamıyla doğal bir süreçtir.

Hâliyle öz Türkçe alternatifleri bulunmayan yabancı kelimeler kullanılmaya devam edilecektir.

Gerek batı kökenli, gerekse Arapça ve Farsça kökenli kelimelere alternatif olabilecek makul öz Türkçe kelimelerin başarı şansı çok yüksektir. Bunun başlıca üç sebebi var:

1. Yabancı kelimelerin kökleri bize tamamıyla yabancı olduğu için bu kelimeler aklımızda da kalmıyor; bunları kolayca hatırlayamıyoruz. Öz Türkçe kelimeler ise, bildiğimiz köklerden türetildiği için bu kelimeleri kolayca öğreniyoruz ve unutmuyoruz.

2. Biz gerek İngilizce, gerek Fransızca, gerek Arapça, gerekse Farsça kelimeleri, ünlü uyumu kurallarına uymadıkları için kolayca söyleyemiyoruz. Öz Türkçe kelimeleri ise, bunlar yeni türetilmiş kelimeler olsa bile, kolayca telaffuz edebiliyoruz; çünkü bunlar Türkçe ünlü uyumu kurallarına uyuyorlar.

3. Yabancı kelimelerdeki gerek ünlüler, gerekse ünsüzlerin standart Türkçe karşılıkları olmadığı için bunları hem doğru olarak telaffuz etmekte, hem de doğru olarak yazmakta zorluk çekiyoruz. Bu kelimeleri söylerken veya yazarken her defasında bir hata yapmak ve rezil olmak riskiyle karşı karşıya kalıyoruz. Vakıa, bilerek veya bilmeyerek, riskten kaçınmak için, yabancı kelimelerin varsa Türkçelerini kullanıyoruz. Zaten işin doğrusu da budur.

* * *

Önümüzdeki günlerde hukuk dilinin Türkçeleşmesi sorununu, başka örnekler de vererek biraz daha yakından incelemeyi plânlıyorum

.
K.G., 28 Şubat 2021


DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[1] Gerek maddî ve gerekse şeklî anlamda anayasa tanımları için bkz.: Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Bursa, Ekin, 12. Baskı, 2020, s.49-50.
[2] Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları, 1990, s.310 (constituer maddesi).
[3] Aslında 1719 tarihli İsveç’te kabul edilen Instrument of Government ilk anayasa olarak kabul edilebilir (Constance Grewe ve Hélène Ruiz Fabri, Droits constitutionnels européennes, Paris, PUF, 1995, s.34; en.wikipedia.org/...Sweden). Ancak bu örnek çok izole kaldığından genellikle ilk anayasa olarak bu değil, 1787 ABD Anayasası kabul edilmektedir.
[4] Aslında gerçekte ikinci Anayasa 3 Eylül 1791 tarihli Fransız Anayasası değil, 3 Mayıs 1791 Polonya Anayasasıdır. Ancak bu Anayasa, Polonya’da hiçbir zaman uygulanamamıştır. O nedenle 1791 Polonya Anayasasını burada hesaba katmıyoruz.
[5] İlk anayasaların listesi Paolo Biscaretti di Ruffia ve Stefan Rozmaryn, La constitution comme loi fondamentale dans les Etats de l’Europe occidentale, Paris, LGDJ, 1966, s.9-22; Grewe ve Fabri, op. cit.,s.36; ve ICL (servat.unibe.ch/...index.html) sitesi taranarak tarafımızdan oluşturulmuştur.
[6] Bu konuda bkz.: Kemal Gözler, “İlk Osmanlı Anayasası: 1838 Sırp Knezliği Anayasası (Turski Ustav)”, anayasa.gen.tr/turski-ustav.htm (Yayın Tarihi: 13 Şubat 2021).
[7] Thomas-Xavier Bianchi, Vocabulaire français-turc (à l'usage des interprètes, des commerçans, des navigateurs, et autres voyageurs dans le Levant…), Paris, Everat, Imprimeur de la société de géographie, 1831, s.85 (books.google.com.tr/...) (E.T.: 3 Ocak 2021).
[8] Alexandre Handjéri, Dictionnaire français-arabe-persan et turc, Moskova, Imprimerie de l'Université impériale, 1841, c.I, s.504 (Sözlüğe books.google.com.tr/...  den ulaşılabilmektedir).
[9] Ceride-i Havadis, 17 Zilhicce 1267 (13 Ekim 1851), Pazar günü, Numero 550 (Gazeteye online olarak Tokyo Üniversitesinin iş birliğiyle hazırlanan Beyazıt Devlet Kütüphanesi Hakkı Tarık Us Koleksiyonundan ulaşılabilmektedir: www.tufs.ac.jp....djvu).
[10] Sahak Abro, Avrupada Meşhûr Ministroların Tercüme-i Hâllerine Dâir Risâle, İstanbul, Takvîmhâne-i Âmire, Şaban 1271 (Nisan 1855), s.78. (Kitaba online olarak books.google.com.tr/... den ulaşılabilmektedir).
[11] Ibid.
[12] Ahmed Rifat, “Sırbistan Tarihi”, Mecmua-i Fünun, İstanbul, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, İkinci Sene, Numero 22, Şevval 1280 (1864), s.416-422 (isamveri.org/...RIFATA.pdf).
[13] Ahmed Rifat, “Sırbistan Tarihi”, Mecmua-i Fünun, İstanbul, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, Üçüncü Sene, Numero 26, Safer 1281 (1864), s.48-56 (isamveri.org/...RIFATA.pdf).
[14] İlginçtir ki, söz konusu Evâsıt-ı Şevvâl 1254 (27 Aralık 1838-7 Ocak 1839) tarihli Ferman, Sırbistan’da bir “Anayasa” olarak kabul edilmekte ve “1838 Anayasası” ve daha ilginci Osmanlı Fermanıyla ısdar edildiği için “Türk Anayasası (Turski Ustav)” olarak isimlendirilmektedir. Bu “Anayasa”, Sırbistan’da 1869 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Bu ferman hakkında bkz.: Kemal Gözler, “İlk Osmanlı Anayasası: 1838 Sırp Knezliği Anayasası (Turski Ustav)”, anayasa.gen.tr/turski-ustav.htm (Yayın Tarihi: 13 Şubat 2021).
[15] Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Müssseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul, 2. Baskı, 1969, s.115; Tarık Zafer Tunaya, “Osmanlı Basını ve Kanun-ı Esasî”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul, İletişim Yayınları, 1985, c.1, s.72 (s.72-74).
[16] Bkz. Ahmed Mithat, “Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz”, İttihad, No 110 (9 Zilhicce 1293), No 111 (10 Zilhicce 1293), No 112 (13 Zilhicce 1293), No 119 (23 Zilhicce 1293), No 124 (29 Zilhicce 1292), No 125 (29 Zilhicce 1293). Yazı çevrimi için bkz.: Furkan Şahan ve Ali Adem Yörük (Haz. ve Yazı Çevirimi), “Ahmed Mithat’ın Kaleminden Kanun-ı Esasînin İlk Şerhi: ‘Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz’”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 13-14, 2012 Bahar-Güz, s.269 (s.261-280) (cdn.istanbul.edu.tr/...-yoruk.pdf). İttihat gazetesinin söz konusu yazıların yayınlandığı nüshalarına İstanbul Büyükşehir belediyesi Atatürk Kitaplığının dijital arşivinden izleyen linklerden online olarak ulaşılabilmektedir. Söz konusu linkleri bildiren ve nüshaları bana gönderen sayın Ali Adem Yörük’e teşekkür ederim. Linkler şunlar:
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...107.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...110.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...115.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...127.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...141.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...144.pdf .
[17] Bkz. Kemal Gözler, “Mithat Paşanın Ahı: 'Yazık! Konstitüsyon Bitti, Bu Millet Terakki Edemiyecek!' (1876 Kanun-ı Esasîsinin İlânının 144’üncü Yıl Dönümü Dolayısıyla)”, anayasa.gen.tr/konstitusyon-bitti.htm) (Yayın Tarihi: 23 Aralık 2020).
[18] Örneğin Ali Haydar Mithat, Midhat Paşa: Hayat-i Siyasiyesi, Hidemâtı, Menfa Hayatı, İstanbul, Hilâl Matbaası, 1909, s.118 (books.google.com.tr/...).
[19] Julius Theodor Zenker, Dictionnaire turc-arabe-persan, Leipzig, Wilhelm Engelmann, 1876, c.II, s.723 (books.google.com.tr/...). Sözlüğe izleyen adresten de ulaşmak mümkündür: http://menadoc.bibliothek.uni-halle.de/ssg/content/titleinfo/1254314
[20] Mehmet Arif, Başımıza Gelenler, 1903, s.13 (books.google.com.tr/...).
[21] Mizancı Murad, Tarih-i Umumî: Ezmine-i Müteahhireden Düvel-i Muazzama-yi Cedide, Kitaphane-yi Tefeyyüz, 1909, s.262, 283 (books.google.com.tr/...).
[22] Küçük Sait Paşa, Sait Paşanın Hatıratı, Dersaadet, Sabah Matbaası, 1328 (1912), İkinci Cild, Kısm-i Sani, s.407 (books.google.com.tr/...).
[23] Meclis-i Ayan Zabıt Ceridesi, Cilt 1, s.719 (Devre 1, İnikat 63, 22 Nisan 1326 (5 Mayıs 1910), tbmm.gov.tr/tutanaklar/...063.pdf).
[24] Meclis-i Ayan Zabıt Ceridesi, Cilt 3, s.88 (Devre 1, İçtima Senesi 3, İçtima 9, 17 Teşrinisani 1326, (1910), tbmm.gov.tr/tutanaklar/009.pdf).
[25] Meclis-i Ayan Zabıt Ceridesi, Cilt 3, s.118-120 (Devre 1, İçtima Senesi 2, İnikad 62, (3 Mayıs 1327 (16 Mayıs 1911), tbmm.gov.tr/tutanaklar/...062.pdf).
[26] Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, Cilt 1, s.327) (Devre 1, İçtima Senesi 4, İçtima 12, 26 Teşrinievvel 1327 (8 Kasım 1911), Celse 2, tbmm.gov.tr/tutanaklar/...327.pdf).
[27] Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, Cilt 2, s.337 (Devre 1, İçtima Senesi 4, İnikad 31, 21 Kanunuevvel 1327 (1911) Çarşamba, tbmm.gov.tr/tutanaklar/...337.pdf).
[28] Meclis-i Mebusan, Devre 4, Cilt 1, s.190 (Devre 4, Cilt 1, İçtima Senesi 1, İnikad 13, 23 Şubat 1336 (1920) Pazartesi, tbmm.gov.tr/tutanaklar/...013.pdf).
[29] Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesinde Celal Nuri Beyin söylediği “konstitüsyonel” kelimesinden sonra parantez içinde “'Türkçe söyleyin' sadâları” notu düşülmüştür. Bkz.: Meclis-i Mebusan, Devre 4, Cilt 1, İçtima Senesi 1, İnikad 13, 23 Şubat 1336 (1920) Pazartesi, Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre 4, Cilt 1, s.190 (tbmm.gov.tr/tutanaklar/...013.pdf).
[30] TBMM, 4. Dönem, 2. Yasama Yılı, İçtima 62 (11 Haziran 1932 ), TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 9, s.114 (tbmm.gov.tr/tutanaklar/...062.pdf).
[33] Ahmed Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan ve Yakın Tarihi: Batı ve Kuzey Türkistan, İstanbul, Arkadaş, İbrahim Horoz ve Güven Basımevleri, 1947, s.400 (books.google.com.tr/...).
[34] Ali İsmet Gencer, Hürriyet Yolu, Ankara, Doğuş Matbaası, 1960, s.136 (books.google.com.tr/...).
[35] Erdoğan Alkan, Ergun Barlas ve Turhan Uz, Millî İnkılâp Nasıl Oldu? Olayların İç Yüzü, Ankara Balkanoğlu Matbaası, 1960, s.117 (books.google.com.tr/...).
[36] Erdoğan Alkan, Ergun Barlas ve Turhan Uz, Millî İnkılâp Nasıl Oldu? Olayların İç Yüzü, Ankara Balkanoğlu Matbaası, 1960, s.117 (books.google.com.tr/...).
[37] 1861 Tunus Anayasası (Kanunu’d-Devle) konusunda bkz.: Ayhan Ceylan, “Osmanlı Coğrafyasında İktidarın Sınırlandırılması (Anayasacılık): Tunus Tecrübesi”, Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, Cilt 13. Sayı 24 (2008/1), s.129-156 (dergipark.org.tr/...); Ayhan Ceylan, Osmanlı Coğrafyasında Anayasacılık: Tunus Tecrübesi, İstanbul, Kitabevi Yayınları, 2018.
[38] 1838 Sırp Knezliği Anayasası için bkz.: Kemal Gözler, “İlk Osmanlı Anayasası: 1838 Sırp Knezliği Anayasası (Turski Ustav)”, (anayasa.gen.tr/turski-ustav.htm) (Yayın Tarihi: 13 Şubat 2021).
[39] Ayhan Ceylan, “Sırbistan'ın İdare-i Dâhiliyesine Dâir Kanunnâme: 1838 Türk Anayasası (Turski Ustav)”, THTA Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 28, 2019 (Güz), s.27, 35 (5-54). Ceylan, kaynak olarak şu arşiv belgelerini gösteriyor: COA, İrade Mesail-i Mühimme (İ.MSM.) İ.MSM., 34/978, 27 Ramazan 1261/29 Eylül 1845; COA, İrade Hâriciye (İ.HR) İ.HR., 332/21394-8,9, Evâsıt-ı Şevvâl 1261/29 Ekim 1845; (COA, İ.HR., 332/21394-6vd./16 Muharrem 1277/4 Ağustos 1860) (dergipark.org.tr/...).
[40] James W. Redhouse, An English and Turkish Dictionary, in two parts, English and Turkish and Turkish and English, London, Bernard Quaritch, oriental and philological publisher, 1856, s.63 (books.google.com.tr/...).
[40a] J. W. Redhouse, İngilizce “constitution” kelimesi için eski yazıyla “” karşılığını veriyor. Arap harfleriyle yazılmış bu karşılığı, Latin harfleriyle, “essassi-kanun” olarak yazıyor. “Essass” kelimesinden sonra italikle bir “i” harfi koymuş. Bu “i”, bugün Farsça tamlamaları Latin harfleriyle yazarken kullandığımız “-i” olamaz; eğer olursa İngilizce “constitution” kelimesinin karşılığı “esas kanun” değil, “kanunun esası” olur ki, böyle bir şey anlam bakımından yanlış olur. Kaldı ki, Redhouse, “kanun-ı esasî” demek istemiş olsaydı, eski yazıyla “” şeklinde değil, “” şeklinde yazardı. Redhouse, önce “قانون”, sonra da “اساس” kelimesini veriyor.
[41] O. de Schlechta-Wssehrd, Manuel terminologique français-ottoman (contenant les principales expressions et locutions techniques usitées dans les pièces diplomatiques, administratives et judiciaires ainsi que différents néologismes inconnus aux vocabulaires français-turcs en usage), Vienne, Imprimerie impériale, 1870, s.75 (menadoc.bibliothek.uni-halle.de...).
[42] Ahmet Mithat, Kainat: Kütüphane-i Tarih, İstanbul, Muharririn Zatına Mahsus Matbaada Basılmıştır, 1288 (1871), c.I, s.87, 181, 182; c.II, s.97 (books.google.com.tr/...; books.google.com.tr/...).
[43] Bu konunun açıklanması için bkz.: Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Bursa, Ekin, 2. Baskı, 2020, c.I, s.899.
[44] Abdolonyme Ubicini, La constitution ottomane du 7 zilhidjé 1293 (23 décembre 1876) , Expliquée et Annotée par A. Ubicini, Paris, A. Cotillon et Co., 1877 (archive.org/...).
[45] Eski yazılı orijinal metin için Ceride-i Resmiye (7 Şubat 1337, www.resmigazete.gov.tr/arsiv/1.pdf)’den alınmadır.
[46] Bu layiha, İcra Vekilleri Heyeti adına Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve Genel Kurulun 18 Eylül 1920 tarihinde yapılmış olan 67’nci içtimaında okutulmuştur. Beyanname “Maksat ve Meslek” başlığını taşımaktadır ve “Halkçılık Programı” olarak bilinir. Bu beyanname 1921 Anayasasının çekirdeğidir. TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 4, Altmış Yedinci İçtima, 19.9.1920, s.214 (tbmm.gov.tr/tutanaklar....pdf). Yazı çevrimine şu kaynaklardan ulaşılabilir: Ergun Özbudun, 1921 Anayasası, Ankara, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1992, s.74-77; Murat Sevinç ve Dinçer Demirkent, Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası: 1921 Anayasası ve Tutanakları, İstanbul, İletişim, 2017, s.59-64.
[47] Encümen-i Mahsus Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası, BMM Zabıt Ceridesi, Cilt 5, s.423 (99’uncu İçtima, 18.11.1920) (tbmm.gov.tr/tutanaklar/...099.pdf). Layihanın yeni harfli hâline izleyen kaynaklardan ulaşabilirsiniz: Özbudun, 1921 Anayasası, op. cit.,s.78-81; Sevinç ve Demirkent, op. cit.,s.85-90.
[48] Yani başlık, yani “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” ibaresi.
[49] BMM Zabıt Ceridesi, Cilt 5, s.423, 99. İçtima, 18 Kasım 1920 Perşembe tbmm.gov.tr/tutanaklar/...099.pdf); Sevinç ve Demrkent, op. cit.,s.93.
[50] Tunaya, op. cit., s.116.
[51] Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.52.
[53] Orhan Melih Kürkçüer, Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, 3. Baskı, 1966.
[54] A. Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.
[55] Kemal Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, 2. Baskı, 1986.
[56] “1945 Anayasası”nın 15 Ocak 1945 tarih ve 5905 Resmî Gazetede yayınlanmış orijinal metnine izleyen linkten ulaşabilirsiniz: resmigazete.gov.tr/...5905.pdf.
[58] Tolga Şirin, “Anayasa Sözcüğünün Türkçedeki Kısa Tarihi”, tolgasirin.com/...tarihi.
[59] M(ustafa) Nermi, “Brüning’ten Sonra Almanya...”, Cumhuriyet, 10 Haziran 1932, s.1, 4 (Başyazının ilk kısmı birinci sayfada, son kısmı ise dördüncü sayfadadır) (www.cumhuriyetarsivi.com/...3283305&no=1). Belirtmek isterim ki, Mustafa Nermi’nin bu yazısında “millî sosyalistler”, “Millî Alman Fırkası” övülmekte ve Hitler bir “kahraman” olarak takdim edilmektedir. Yazıdan bir alıntı: “Sözlerinde içtimaî karanlığın yıldırımı tutuşan Hitler, böyle bir vaziyetin kahramanıdır. İncilin kurtarıcı bir peygamber bekliyen milletleri gibi Alman milleti de birleştiren, onun büyük sıkıntısını silken, elinde kurtuluşun bayrağını taşıyan bir kahramana, yeni bir Teuteburg Hermann’ına defne çelengi uzatmak için zamanını bekliyor” (Ibid., s.1).
[60] Suphi Nuri İleri, Yasaların Çatışması, İstanbul, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi Talebe Cemiyeti Neşriyatı, 1934 (Nakleden: Tarık Özcan, “Erken Cumhuriyet Döneminde Hukuk Dilinin Özleşmesine Yönelik Sivil Anayasalar”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, Güz 2020, s.9).
[61] Tarık Özcan, “Erken Cumhuriyet Döneminde Hukuk Dilinin Özleşmesine Yönelik Sivil Anayasalar”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, Güz 2020, s.10 (5-54).
[62] Suphi Nuri İleri, Yasaların Çatışması, İstanbul, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi Talebe Cemiyeti Neşriyatı, 1934 (Nakleden: Özcan, op. cit.,s.9).
[63] Orhan Arsal, Türe Sözlüğü İçin Bir Önerge, İstanbul, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi Talebe Cemiyeti Neşriyatı, 1936 (Nakleden: Özcan, op. cit.,s.9).
[64] Tarık Özcan, “Erken Cumhuriyet Döneminde Hukuk Dilinin Özleşmesine Yönelik Sivil Anayasalar”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, Güz 2020, s.10 (5-54). Özcan’ın makalesinin 46 ilâ 53’üncü sayfaları arasında yer alan “Ek-3”’te (Suphi Nuri İleri’nin Türe Sözlüğü İçin Bir Önerge’de kullandığı terimler listesi) Fransızca “constitution” kelimesi karşılığında “ana yasa” terimi veriliyor (Ibid., s.48).
[65] Örneğin Ulus gazetesinin 27 Mart 1935 tarihli nüshasındaki söz karşılıklar için bkz.: nek.istanbul.edu.tr...27_.pdf.
[66] Söz konusu kılavuzlar konusunda bkz.: Sedat Balyemez, “‘Okul’ Kelimesi, ‘Ekol’den mi Geliyor?” SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Mayıs 2017, Sayı: 40, s.118-119 (s.115-147) (dergipark.org.tr/.../321204).
[67] TDK, Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu, İstanbul, Devlet Basımevi, 1935, s.15 (medusa.libver.gr/...KILAVUZU.pdf).
[68] Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu, İstanbul, Ülkü [1935] (Online Erişimi archive.org/...tr00lk).
[69] Osman Nuri Uman, Esasiye Hukuku (Ana Yasa Hukuku), Ankara, Ankara Basım ve Ciltevi, 1949.
[70] İlhan Arsel, bu kelimenin “ana yasa” değil, “anayasa” şeklinde yazılması gerektiğini açıklamaktadır. Bkz. İlhan Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964, s.5.
[71] Bu kitabı Tarık Özcan tespit etmiştir. Bkz.: Özcan, op. cit.,s.22.
[72] Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.3.




BİBLİYOGRAFYA
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
ABRO (Sahak), Avrupada Meşhûr Ministroların Tercüme-i Hâllerine Dâir Risâle, İstanbul, Takvîmhâne-i Âmire, Şaban 1271 (Nisan 1855) (books.google.com.tr/...).
ALKAN (Erdoğan), Ergun Barlas ve Turhan Uz, Millî İnkılâp Nasıl Oldu?: Olayların İç Yüzü, Ankara Balkanoğlu Matbaası, 1960 (https://books.google.com.tr/books?id=O0M6AQAAIAAJ&q=).
ARİF (Mehmet), Başımıza Gelenler, 1903, s.13 (books.google.com.tr/...).
ARSEL (İlhan), Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964, s.5.
BAŞGİL (Ali Fuat), Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960.
BİANCHİ (Thomas-Xavier), Vocabulaire Français-Turc (à l'usage des interprètes, des commerçans, des navigateurs, et autres voyageurs dans le Levant…), Paris, Everat, Imprimeur de la société de géographie, 1831, s.85 (books.google.com.tr/...) (E.T.: 3 Ocak 2021).
BİSCARETTİ Dİ RUFFİA (Paolo) ve Stefan Rozmaryn, La Constitution comme loi fondamentale dans les Etats de l’Europe occidentale, Paris, LGDJ, 1966.
Ceride-i Havadis, 17 Zilhicce 1267 (13 Ekim 1851), Pazar günü, Numero 550 (Gazeteye online olarak Tokyo Üniversitesinin iş birliğiyle hazırlanan Beyazıt Devlet Kütüphanesi Hakkı Tarık Us Koleksiyonundan ulaşılabilmektedir: tufs.ac.jp/...index.djvu).
CEYLAN (Ayhan), “Osmanlı Coğrafyasında İktidarın Sınırlandırılması (Anayasacılık): Tunus Tecrübesi”, Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, Cilt 13. Sayı 24 (2008/1), s.129-156 (dergipark.org.tr/...273437).
CEYLAN (Ayhan), “Sırbistan'ın İdare-i Dâhiliyesine Dâir Kanunnâme: 1838 Türk Anayasası (Turski Ustav)”, THTA Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 28, 2019 (Güz), s.5-54. (academia.edu/...Ceylan).
Cumhuriyet, 10 Haziran 1932, Sayfa 1 (cumhuriyetarsivi.com/...3283305&no=1).
DAL (Kemal), Türk Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci Baskı, 1986.
Encümen-i Mahsus Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası, BMM Zabıt Ceridesi, Cilt 5, s.423 (99’uncu İçtima, 18.11.1920) (tbmm.gov.tr/tutanaklar/...099.pdf).
GENCER (Ali İsmet), Hürriyet Yolu, Ankara, Doğuş Matbaası, 1960, s.136 (books.google.com.tr/...).
GÖZLER (Kemal), “İlk Osmanlı Anayasası: 1838 Sırp Knezliği Anayasası (Turski Ustav)”, anayasa.gen.tr/turski-ustav.htm (Yayın Tarihi: 13 Şubat 2021).
GÖZLER (Kemal), “Mithat Paşanın Ahı: 'Yazık! Konstitüsyon Bitti, Bu Millet Terakki Edemiyecek!' (1876 Kanun-ı Esasîsinin İlânının 144’üncü Yıl Dönümü Dolayısıyla)”,  anayasa.gen.tr/konstitusyon-bitti.htm (Yayın Tarihi: 23 Aralık 2020).
GÖZLER (Kemal), Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Bursa, Ekin, 12. Baskı, 2020.
GÖZLER (Kemal), Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Bursa, Ekin, 2. Baskı, 2020, c.I.
GREWE (Constance) ve Hélène Ruiz Fabri, Droits constitutionnels européennes, Paris, PUF, 1995.
HANDJÉRİ (Alexandre), Dictionnaire français-arabe-persan et turc, Moskova, Imprimerie de l'Université impériale, 1841, c.I, s.504 (Sözlüğe books.google.com.tr/... den ulaşılabilmektedir).
KÜRKÇÜER (Orhan Melih), Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, 3. Baskı, 1966.
MİTHAT (Ahmed), “Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz”, İttihad, No 110 (9 Zilhicce 1293), No 111 (10 Zilhicce 1293), No 112 (13 Zilhicce 1293), No 119 (23 Zilhicce 1293), No 124 (29 Zilhicce 1292), No 125 (29 Zilhicce 1293). Yazı çevrimi için bkz.: Furkan Şahan ve Ali Adem Yörük (Haz. ve Yazı Çevirimi), “Ahmed Mithat’ın Kaleminden Kanun-ı Esasînin İlk Şerhi: ‘Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz’”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 13-14, 2012 Bahar-Güz, s.269 (s.261-280) (cdn.istanbul.edu.tr/...yoruk.pdf). İttihat gazetesinin söz konusu yazıların yayınlandığı nüshalarına İstanbul Büyükşehir belediyesi Atatürk Kitaplığının dijital arşivinden izleyen linklerden online olarak ulaşılabilmektedir. Söz konusu linkleri bildiren ve nüshaları bana gönderen sayın Ali Adem Yörük’e teşekkür ederim. Linkler şunlar:
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...7.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...110.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...115.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...127.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...141.pdf ;
- ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...144.pdf .
MİTHAT (Ahmet), Kainat: Kütüphane-i Tarih, İstanbul, Muharririn Zatına Mahsus Matbaada Basılmıştır, 1288 (1871), c.I ve c.II (books.google.com.tr/...; books.google.com.tr/...). 
MİTHAT (Ali Haydar), Midhat Paşa: Hayat-i Siyasiyesi, Hidemâtı, Menfa Hayatı, İstanbul, Hilâl Matbaası, 1909, s.118 (books.google.com.tr/...).
MİZANCI MURAD, Tarih-i Umumî: Ezmine-i Müteahhireden Düvel-i Muazzama-yi Cedide, Kitaphane-yi Tefeyyüz, 1909, s.262, 283 (books.google.com.tr/...).

NERMİ (Mustafa), “Brüning'ten sonra Almanya...”, Cumhuriyet, 10 Haziran 1932, s.1, 4 (Başyazının ilik kısmı birinci sayfada, son kısmı ise dördüncü sayfadadır). (cumhuriyetarsivi.com/...).
NİŞANYAN SÖZLÜĞÜ (nisanyansozluk.com/?k=anayasa).
ÖZBUDUN (Ergun), 1921 Anayasası, Ankara, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1992, s.74-77.
ÖZCAN (Tarık), “Erken Cumhuriyet Döneminde Hukuk Dilinin Özleşmesine Yönelik Sivil Anayasalar”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, Güz 2020, s.5-54.
ÖZÇELİK (A. Selçuk), Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.
REDHOUSE (James W.), An English and Turkish Dictionary, in two parts, English and Turkish and Turkish and English, London, Bernard Quaritch, oriental and philological publisher, 1856, s.63 (https://books.google.com.tr/books?id=CydMAAAAYAAJ&)
RİFAT (Ahmed), “Sırbistan Tarihi”, Mecmua-i Fünun, İstanbul, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, İkinci Sene, Numero 22, Şevval 1280 (1864), s.416-422 (isamveri.org/..._RIFATA.pdf). (İkinci Kısım: Üçüncü Sene, Numero 26, Safer 1281 (1864), s.48-56 (isamveri.org/..._RIFATA.pdf).
SAHAK ABRO, Avrupada Meşhûr Ministroların Tercüme-i Hâllerine Dâir Risâle, İstanbul, Takvîmhâne-i Âmire, Şaban 1271 (Nisan 1855) ( books.google.com.tr/...).
SAİT PAŞA Küçük, Sait Paşanın Hatıratı, Dersaadet, Sabah Matbaası, 1328 (1912), İkinci Cild, Kısm-i Sani, s.407 (books.google.com.tr/...).
SARAÇ (Tahsin), Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları, 1990, s.310 (constituer maddesi).
SCHLECHTA-WSSEHRD (Ottokar de), Manuel terminologique français-ottoman (contenant les principales expressions et locutions techniques usitées dans les pièces diplomatiques, administratives et judiciaires ainsi que différents néologismes inconnus aux vocabulaires français-turcs en usage), Vienne, Imprimerie impériale, 1870, s.75 (menadoc.bibliothek.uni-halle.de...).
SEVİNÇ (Murat) ve Dinçer Demirkent, Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası: 1921 Anayasası ve Tutanakları, İstanbul, İletişim, 2017.
ŞAHAN (Furkan) ve Ali Adem Yörük (Haz. ve Yazı Çevirimi), “Ahmed Mithat’ın Kaleminden Kanun-ı Esasînin İlk Şerhi: ‘Kanun-ı Esasî Hakkında Bir İki Söz’”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 13-14, 2012 Bahar-Güz, s.269 (s.261-280) (cdn.istanbul.edu.tr/...-yoruk.pdf).
ŞİRİN (Tolga), “Anayasa Sözcüğünün Türkçedeki Kısa Tarihi”, tolgasirin.com/...tarihi
TOGAN (Ahmed Zeki Velidi), Bugünkü Türkili (Türkistan ve Yakın Tarihi: Batı ve Kuzey Türkistan, İstanbul, Arkadaş, Ibrahim Horoz ve Güven Basımevleri, 1947, s.400 (books.google.com.tr/...).
TUNAYA (Tarık Zafer), “Osmanlı Basını ve Kanun-ı Esasî”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul, İletişim Yayınları, 1985, c.1, s.72-74.
TUNAYA (Tarık Zafer), Siyasal Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul, 2. Baskı, 1969.
UBİCİNİ (Abdolonyme), La constitution ottomane du 7 zilhidjé 1293 (23 décembre 1876) Expliquée et Annotée par A. Ubicini, Paris, A. Cotillon et Co., 1877 (archive.org/...).
ZENKER (Julius Theodor), Dictionnaire turc-arabe-persan, Leipzig, Wilhelm Engelmann, 1876, c.II (https://books.google.com.tr/books?id=lw1FAAAAYAAJ&). Sözlüğe izleyen adresten de ulaşmak mümkündür: menadoc.bibliothek.uni-halle.de....





İKTİBAS KONUSUNDA UYARI:
Bu yazının başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde tam metin olarak yayınlanmasına rızam yoktur. Makaleden (tamamı olmamak şartıyla) alıntı yaptıktan sonra tamamının okunması için www.anayasa.gen.tr/anayasa-kelimesi.htm adresine link verilmesini rica ediyorum.

DÜZELTME HAKKI:
Bu makale, en geç bir yıl içinde kağıt bir kitapta yayınlanacaktır. Kağıt olarak yayınlanıncaya kadar, bu makalede düzeltme ve değişiklik yapma hakkımı saklı tutarım. Okuyucularımın makalelemde gördükleri hataları bana bildirmeleri beni mutlu eder.

MAKALENİN SON HALİNDEN ALINTI YAPILMASI RİCASI:
Makalelerimde, çoğunlukla, yayınlanmasını izleyen günlerde, düzeltmeler, değişiklikler ve eklemeler oluyor. Kağıt kitabın yayınlanmasından önce, bu makaleden alıntı yapacaksanız, alıntı yaptığınız gün itibarıyla makalenin son hâlini kontrol etmenizi rica ederim.

BU METNE AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE ATIF YAPILMASI ÖNERİLİR:
Kemal Gözler, “Anayasa Kelimesi Üzerine: Konstitüsyon, Kanun-ı Esasî, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve Anayasa (“Anayasa” Kelimesi Örneği Üzerinden Türkiye’de Hukuk Dilinin Öz Türkçeleştirilmesi Sorunu)”, (www.anayasa.gen.tr/anayasa-kelimesi.htm) (Yayın Tarihi: 28 Şubat 2021).

BU MAKALE İLGİNİZİ ÇEKTİYSE ŞU MAKALELERİM DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
Kemal Gözler, “'Hukuk' Kelimesi Kaç yaşında? Etimoloji Bize Ne Söyler?”, www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm (Yayın Tarihi: 31 Temmuz 2019).
Kemal Gözler, “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye Günlüğü, Sayı 129, Kış 2017, s.5-9 (www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html (Yayın Tarihi: 31 Mart 2017).

BU MAKALE İLGİNİZİ ÇEKTİYSE ŞU KİTABIM DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
Kemal Gözler, Türkiye Nereye Gidiyor? Akademi ve Hukuk Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler (Makalelerim 2019), Bursa, Ekin, 2. Baskı, XXXII+656 s.


(c) Kemal Gözler, 2021.
Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
Lüfen bana e-posta göndermeden önce şu açıklamaları okuyunuz.
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/anayasa-kelimesi.htm
Bu Sayfanın Yayın Tarihi: 28 Şubat 2021, Saat 15:00