TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,  32+1072 s. www.anayasa.gen.tr/tah.htm

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 2005, XVI+ 432 s. www.anayasa.gen.tr/tahd.htm

Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anaya Hukuku, Bursa,  Ekin Kitabevi Yayınları, Altıncı Baskı, Ekim 2005, XVI+384 s. www.anayasa.gen.tr/ahg.htm Kemal Gözler (Haz.), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, Ekim 2005 Baskı,  (128 s., link.

Ana sayfa: www.anayasa.gen.tr

Sosyal Devlet İlkesi

Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.154-168'den alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/sosyaldevlet.htm (15 Kasım 2005).

 

 

 

PLAN

VII. Sosyal Devlet İlkesi......................................................................................................... 154

A. Genel Olarak Sosyal Devlet Anlayışı........................................................................... 155

    1. Tanım....................................................................................................................... 155

    2. Tarihsel Gelişim: Jandarma Devletten Sosyal Devlete............................................. 155

    3. Sosyal Devlet - Sosyalist Devlet.............................................................................. 155

    4. Sosyal Devlet - Devletçilik....................................................................................... 156

    5. Sosyal Devletin Hürriyet Anlayışı: “Özgürleştirme”.............................................. 156

    6. Anayasa Mahkemesinin Sosyal Devlet Anlayışı..................................................... 157

B. Anayasada Ekonomik Sistem Tercihi Var mıdır?.......................................................... 158

C. Sosyal Devleti Gerçekleştirmeye Yönelik Tedbirler..................................................... 160

    1. Herkese İnsan Onuruna Yaraşan Asgarî Bir Yaşam Düzeyi Sağlamaya Yönelik Tedbirler: Sosyal Haklar         160

    2. Gelir ve Servet Farklılıklarının Azaltılmasına Yönelik Tedbirler.............................. 163

Değerlendirmeler................................................................................................................ 164

    1. Sosyal Devlet Hakkında........................................................................................... 164

    2. “Anayasal İktisat” veya “İktisat Politikası Anayasası” Hakkında.......................... 168

 

 

VII. Sosyal Devlet İlkesi

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.99-112; Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.154-163; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s. 101-116; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.159-161; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.61-62; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.105-130; Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, op. cit., s.182-187; Ayferi Göze, Sosyal Devlet Sistemi, Ankara, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1976; Mehmet Akad, Teori ve Uygulama Açısından Sosyal Güvenlik Hakkı, İstanbul, Kazancı Yayınları, 1992; Turgut Tan, “Anayasal Ekonomik Düzen”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt 7, s.161-178; Bülent Tanör, Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, İstanbul, May Yayınları, 1978; Hikmet Sami Türk, “Sosyal Hukuk Devleti”, Halkevleri Dergisi, Sayı 91, Mayıs 1974, s.5-13; Meltem dikmen Caniklioğlu, Anayasa Arayışları ve Türkiye, İstanbul, BDS Yayınları, 1998.

A. Genel Olarak sosyal devlet Anlayışı

1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti... sosyal... bir... devlet”tir. Acaba “sosyal devlet” ne demektir?

1. Tanım

Sosyal devlet (sozialstaat , welfare state , Etat providence ) anlayışı, Ergun Özbudun tarafından “devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata aktif müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayış” olarak tanımlanmaktadır[168]. Diğer bir ifadeyle sosyal devlet, herkese insan onuruna yaraşır asgarî bir hayat seviyesi [169] sağlamayı amaçlayan bir devlet anlayışı olarak tanımlanabilir.

2. Tarihsel Gelişim: Jandarma Devletten Sosyal Devlete

Sosyal devlet anlayışı ondokuzuncu yüzyılda hâkim olan “jandarma devlet ” anlayışının tersidir[170]. Liberal felsefeden esinlenen jandarma devlet anlayışına göre, devletin görevleri, savunma, güvenlik ve adalet hizmetlerinden ibarettir. Bu anlayışa göre devlet bireylerin güvenliğini sağlamalı, ama onların faaliyetlerine müdahale etmemelidir. Jandarma devlet anlayışına göre, devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahalesi sadece gereksiz değil, aynı zamanda ekonominin doğal kanunlarının işleyişini bozacağından zararlıdır da[171]. Batı toplumlarında jandarma devlet anlayışı ortamında sanayileşme büyük ölçüde gerçekleştirilmiş, ama bunun yanında önemli sosyal sorunlar ortaya çıkmış, gelir ve servet eşitsizlikleri artmış, sınıf çatışmaları yoğunlaşmıştır[172]. Bu durum karşısında Batı toplumları, klasik jandarma devlet anlayışını terk ederek gerekli sosyal tedbirleri almaya başlamışlardır[173]. Bu anlamda sosyal devlet, Ergun Özbudun’un gözlemlediği gibi, “devletin sosyal ve ekonomik hayata müdahalesi yoluyla, sınıf çatışmalarını yumuşatan ve millî bütünleşmeyi sağlamaya çalışan bir devlet anlayışıdır”[174].

3. Sosyal Devlet - Sosyalist Devlet

Ergun Özbudun’un belirttiği gibi, “sosyal devlet”, “sosyalist devlet ” demek değildir[175]. Sosyalist devlet üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti tamamıyla ortadan kaldırır ve ekonomik hayatın düzenini serbest rekabete değil, merkezî planlamaya dayandırır. Oysa, sosyal devlet üretim araçları üzerinde özel mülkiyet hakkını ve özel teşebbüs hürriyetini tanır. Ekonomik hayatın düzeni, esas itibarıyla, serbest rekabete ve piyasa ekonomisi kurallarına dayanır[176].

1982 Anayasası “sosyalist devlet” değil “sosyal devlet” sistemini kabul etmiştir. Zira, Anayasamızın 35’inci maddesi, mülkiyet ve miras haklarını tartışmasız bir şekilde tanımıştır. Keza Anayasamızın 48’inci maddesi de “çalışma, sözleşme ve özel teşebbüs hürriyetini tanımıştır. Bununla birlikte Anayasamız bu hakları jandarma devlet anlayışında olduğu gibi sınırsız bir şekilde tanımamıştır. Örneğin Anayasamızın 35’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, mülkiyet ve miras hakları “kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir”. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre de, “mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz”. Yine Anayasamız özel teşebbüs hürriyetini sınırlandırmıştır. 48’inci maddenin ikinci fıkrasına göre “devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır”. Yani devlet bu amaçla özel teşebbüs hürriyetini sınırlandırabilir.

4. Sosyal Devlet - Devletçilik

Bilindiği gibi Atatürk ilkelerinden birisi “devletçilik”tir. Devletçilik ilkesini aşağıda Atatürk ilke ve inkılaplarını inceleyeceğimiz yerde göreceğiz. Devletçilik ilkesi, 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 2’nci maddesini değiştiren 10 Kanununevvel 1937 tarih ve 3115 sayılı Kanun ile Anayasaya da girmiştir. Ne var ki bu ilke 1961 ve 1982 Anayasalarında yer almamaktadır. Anayasamız devletin sosyal ve ekonomik hayata müdahalesi konusunda “devletçilik” ilkesini değil, “sosyal devlet” ilkesini öngörmektedir. Devletçilik kavramıyla sosyal devlet kavramı arasında bir ilişki görülebilirse de, sosyal devlet, devletçilik demek değildir. Sosyal devlet ilkesi devletçiliği gerektirmez.

5. Sosyal Devletin Hürriyet Anlayışı: “Özgürleştirme”

Sosyal devletin hürriyet anlayışı, klasik liberal devletin hürriyet anlayışından oldukça farklıdır. Klasik liberal devlette sadece kişiyi devlet karşısında koruyan hürriyetler söz konusudur[177]. Sosyal devlette ise, devlete olumlu bir şeyler yapma ödevini yükleyen haklar da söz konusudur[178]. Sosyal devlette, devletin “özgürleştirme  (hürleştirme )” görevi vardır. “Özgürleştirme (émancipation)” kavramı, “özgürlük (liberté)” kavramından farklıdır. Özgürleştirme anlayışına göre, kişi ancak önündeki ekonomik ve sosyal engellerin kaldırılmasıyla özgür olabilir. Özgürleştirme sosyal ve ekonomik koşulların geliştirilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir süreçtir[179]. Anayasamız da bu anlayışı benimsemiştir. Anayasamızın “devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5’inci maddesi şöyle demektedir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,... kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”.

6. Anayasa Mahkemesinin Sosyal Devlet Anlayışı

Anayasa Mahkemesi de gerek 1961, gerekse 1982 Anayasası döneminde verdiği kararlarıyla sosyal devlet ilkesini tanımlamaya çalışmıştır. Örneğin, 16-27 Eylül 1967 tarih ve K.1967/29  sayılı Kararında sosyal devleti şu şekilde tanımlamıştır:

“(Sosyal devlet) ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadî ve malî tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici ve millî gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayıcı tedbirler alan adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlük rejimini uygulayan devlet demektir”[180].

Anayasa Mahkemesi 26 Ekim 1988 tarih ve K.1988/33 sayılı Kararında da sosyal devleti şöyle tanımlamıştır:

“Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk devletinin, tüm kurumlarıyla Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını gerekli kılar. Hukuk devletinin amaç edindiği kişinin korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir... Anayasa’nın Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verdiği sosyal hukuk devletinin dayanaklarından birini oluşturan sosyal güvenlik kavramının içerdiği temel esas ve ilkeler uyarınca toplumda yoksul ve muhtaç insanlara Devletçe yardım edilerek onlara insan onuruna yaraşır asgarî yaşam düzeyi sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkelerinin gerçekleşmesine elverişli ortamın yaratılması gerekir”[181].

Bu kararlar ışığında, Ergun Özbudun sosyal devleti kısaca, “sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak ve herkes için insan haysiyetine yaraşır asgarî bir hayat düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü bir devlet olarak” tanımlamaktadır[182].

B. Anayasada Ekonomik Sistem Tercihi Var mıdır?

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.102-104; Turgut Tan, “Anayasal Ekonomik Düzen”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt 7, s.161-178; Bakır Çağlar, Anayasa Bilimi, İstanbul, BFS Yayınları, 1989, s.108-114; Meltem Dikmen Caniklioğlu, Anayasa Arayışları ve Türkiye, İstanbul, BDS Yayınları, 1998, s.103-119.

Sosyal devlet anlayışını daha yakından görmeden önce şu soruyu sormak gerekir: 1982 Anayasasında belli bir ekonomik sistem tercihi var mıdır? Anayasa, siyasal iktidara belli bir ekonomik politika modelini empoze etmiş midir?

Anayasamız sosyal devlet anlayışını benimsemekle birlikte, belirli bir ekonomik doktrini benimsemiş değildir. Anayasamız liberal ekonomi politikalarına da, devletçi ekonomi politikalarına da açıktır. Anayasamız belirli bir ekonomik model benimsememiştir. Anayasamız ekonomik modeller  konusunda yansızdır. Buna “Anayasanın ekonomik politika modelleri karşısındaki nispî tarafsızlığı”[183] ve kısaca “ekonomik yansızlık”[184] görüşü denebilir. Bu şu anlama gelir ki, siyasal iktidarlar, ekonomik politikayı kendi siyasal tercihlerine göre belirleyebilirler. Seçimlerden galip çıkmış, Hükûmeti kurmuş ve parlâmento çoğunluğuna sahip bir siyasal iktidar, isterse liberal, isterse devletçi bir ekonomik politika uygulayabilir[185].

“Ekonomik yansızlık” görüşü Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında kabul edilmiştir:

Anayasa Mahkemesi ilk defa 29 Haziran 1965 tarih ve K.1965/40 sayılı Kararında ekonomik yansızlık görüşünü açıklamıştır:

“Sosyal haklar, iktisadi bir doktrinin değil, her şeyden önce hümanizmin ve insanlığın adalet duygusunun ürünüdürler. Fert haysiyetine saygının ve ferdi kutsal bir varlık olarak kabul etmenin mantıkî ve hatta kaçınılmaz sonucudur. Anayasa’da herhangi bir doktrine yer verilmemiştir. Buna göre devletçilik de uygulanabilir, liberalizm de uygulanabilir”[186].

Anayasa Mahkemesi “ekonomik yansızlık” görüşünü 1982 Anayasası döneminde verdiği kararlarında da sürdürmüştür. “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun” ile ilgili olarak verdiği 18 Şubat 1985 tarih ve K.1985/4  sayılı Kararında Anayasa Mahkemesi şöyle demiştir:

“Çok partili demokratik rejimi benimseyen Anayasamızda, Anayasa ilkelerine ters düşmemek koşuluyla iktidarların ekonomi alanında müdahaleci veya liberal bir politika izlemelerine bir engel bulunmamaktadır”[187].

Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1985 tarih K.1985/16 sayılı Kararında da aynı görüşü dile getirmiştir:

“Anayasa liberal bir iktisadî politika takibine elverişli olduğu kadar, karma bir iktisadi politika takibine de müsaittir”[188].

Anayasa Mahkemesi Sosyalist Partinin kapatılması  istemiyle açılan davada verdiği 8 Aralık 1988 tarih ve K.1988/1  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Bir siyasî partinin Anayasa’daki ilke ve koşullara aykırı düşmeyecek biçimde ekonomik tercihlerini belirlemesi mümkündür. Anayasa’da ekonominin karakterinin değiştirilemeyeceği yönünde bir kural bulunmamaktadır”[189].

Anayasa Mahkemesi 25 Ekim 1990 tarih ve K.1990/26 sayılı Kararında ekonomik yansızlık görüşünü tekrarlamıştır:

“Özel girişimlerin ulusal ekonominin gereklerine uygun yürümesini sağlayacak önlemlerin alınması siyasî iktidarların tercihine bırakılmıştır. Her iktidar uygun bulduğu önlemleri, Anayasa’da yer alan kurallara aykırı olmamak koşuluyla, kendi ekonomi politikası çerçevesinde belirler”[190].

C. Sosyal Devleti Gerçekleştirmeye Yönelik Tedbirler

Sosyal devleti gerçekleştirmeye yönelik hukukî tedbirleri ve araçları iki grupta toplayabiliriz.

1. Herkese İnsan Onuruna Yaraşan Asgarî Bir Yaşam Düzeyi Sağlamaya Yönelik Tedbirler: Sosyal Haklar

Sosyal devletin temel amacının herkese insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi sağlamak olduğunu yukarıda söylemiştik. Böyle bir yaşam düzeyini sağlamak için en az şu hakların tanınması ve gerçekleştirilmesi gerekir:

a) Çalışma Hakkı.- Böyle bir yaşam düzeyini sağlayabilmek içinse, her şeyden önce, herkese çalışma imkanının sağlanması gerekir[191]. İşsiz insanların insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyini sürdürmeleri mümkün değildir. 1982 Anayasasının 49’uncu maddesinde  çalışma hakkı tanınmıştır. Bu maddeye göre, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır”.

b) Âdil Ücret Hakkı.- Diğer yandan çalışan insanların, insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmeleri için âdil bir ücret elde etmeleri gerekir. İşi olmakla birlikte çok düşük bir ücret alan insanların insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi sürdüremeyecekleri söylenebilir. Anayasamız çalışanların ücret hakkını 55’inci maddesinde  düzenlemiştir. Maddeye göre, “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları ise uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. Asgarî ücretin tespitinde ülkenin ekonomik ve sosyal durumu göz önünde bulundurulur”.

c) Sosyal Güvenlik Hakkı .- Üçüncü olarak çalışan ve yeterli ücret alan insanların, yarın yaşlılık, hastalık, sakatlık, işsizlik gibi sebeplerle çalışamayacak duruma düştüklerinde, sosyal güvenlik haklarının tanınmış ve gerçekleştirilmiş olması gerekir[192]. Aksi takdirde çalışırken insanca yaşayan kişiler, yaşlılık, hastalık, sakatlık, işsizlik gibi sebeplerle insanca yaşam düzeylerini kaybederler. Anayasa kişilerin sosyal güvenlik hakkını 60’ıncı maddesinde  tanımıştır: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Keza Anayasa 61’inci maddesinde de özel olarak korunması gereken kimseler hakkında şu hükmü getirmiştir: “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir. Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur”[193].

d) Konut Hakkı .- Bir insanın, insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için gerekli diğer bir koşul da bir konutunun olmasıdır. Bir konutta barınmayan bir kimsenin insan onuruna yaraşan bir yaşam düzeyi sürdürdüğü söylenemez. Anayasamız konut hakkını 57’nci maddesinde düzenlemiştir. Maddeye göre, “devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler”.

e) Sağlık Hakkı .- Nihayet, bir insanın, insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için gerekli diğer bir koşul da, hastalandığında tedavi olabilmesidir. Anayasamız sağlık hakkını 57’nci maddesinde düzenlemiştir. Maddeye göre, “herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir... Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir”.

f) Eğitim Hakkı .- Ayrıca bir insanın, insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için, minimum bir eğitim ve öğrenim sahibi olması gerekir. Örneğin okuma yazma bilmeyen bir kişinin modern toplumda insan onuruna yakışır bir hayat sürebileceğini söylemek pek zordur. Anayasamız eğitim ve öğrenim hakkını 42’nci maddesinde  düzenlemiştir. Maddeye göre, “Kimse, eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamaz... İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır... Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır”.

Şüphesiz kişinin insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için gerekli olan haklar bunlardan ibaret değildir. Daha dinlenme hakkı, tatil hakkı, çevre hakkı gibi pek çok hakkın sağlanmış olması gerekir.

Sosyal Hakların Sınırı .- Çalışma, sosyal güvenlik, konut, eğitim, sağlık gibi sosyal hakların gerçekleşmesi için devletin bunları tanımış olması yeterli değildir. Bu tür sosyal hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde bulunması gerekir. Örneğin, devletin okul, hastane, konut vs. yapması gerekir ki bu haklar gerçekleşebilsin. İşte bu tür hakların salt Anayasada yer almaları, kişilere dava yolu ile talep edebilecekleri sübjektif kamu hakları vermez[194]. Bu tür dava ve talep hakları, ancak yasama organının o alandaki kanunî düzenlemesinden doğabilir[195]. Bu açıdan bu tür sosyal hakları tanıyan Anayasa hükümleri, doğrudan doğruya uygulanabilir hukuk kuralları değil, yasama organına siyasal nitelikte direktifler veren veya yol gösteren “program hükümler ” niteliğindedir[196].

1982 Anayasasının “sosyal ve ekonomik hakların sınırı” başlıklı 65’inci maddesi  de sosyal hakların bu niteliğini açıkça ortaya koymaktadır: “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirilir”. “Ekonomik istikrarın korunması ” ve “malî kaynaklarının yeterliliği” ise tamamıyla siyasal iktidarın takdirinde olan hususlardır. Dolayısıyla ülkemizde sosyal devletin ne ölçüde ve hangi araçlarla gerçekleşeceğinin takdiri siyasal iktidara kalmış bir sorundur.

Ne var ki Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 17’nci  maddesinde düzenlenen “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı” ile bağlantılı olan sosyal haklar (örneğin sosyal güvenlik hakkı, sağlık yardımı) söz konusu olduğunda, Anayasanın 65’inci maddesinde öngörülen sınırlamanın uygulanamayacağına, devletin bu takdirde bu hakları gerçekleştirmek zorunda olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi 16 Ekim 1996 Tarih ve K.1996/38  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Anayasa'nın 65. maddesinde, devletin sosyal ve ekonomik alanlarda belirtilen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği öngörülmektedir. Böylece, Anayasa'nın 60. maddesiyle bireylere tanınan ‘sosyal güvenlik hakkı’nın sağlanması için alınacak önlemler ve kurulacak teşkilat bakımından Devleti görevlendirilmekte, 65. madde ile de bu göreve kimi sınırlamalar getirilmektedir. Ancak 60. madde ile tanınan ‘sosyal güvenlik hakkı’ yine Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen ‘yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı’ ile bağlantılıdır. Dolayısiyle Devlet, ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde ‘yaşama hakkı’nı ortadan kaldıran ya da kısıtlayan kurallar getiremeyecektir. Bu nedenle, sağlık yardımlarının yataklı tedavi kurumlarında altı ayı geçemeyeceğine ilişkin itiraz konusu kural, Anayasa'nın 65. maddesi kapsamında değerlendirilemez”[197].

2. Gelir ve Servet Farklılıkları nın Azaltılmasına Yönelik Tedbirler

a) Vergi Adaleti.- Sosyal devletin temellerinden biri de gelir ve servet eşitsizliklerinin azaltılmasıdır. İşte gelir ve servet eşitsizliklerini azaltıcı tedbirlerden en önemlisi vergi politikalarıdır[198]. Anayasamızın 73’üncü maddesine göre, “herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, malîye politikasının sosyal amacıdır”. Bu ilke Türk vergi sisteminde “artan oranlı vergi ” denilen yöntemle gerçekleştirilir. Bu yönteme göre, yüksek gelir tabakalarından yüksek oranlarda, düşük gelir tabakalarından ise düşük oranlarda vergi alınır. Bu şekilde bir yandan, gelir ve servet eşitsizlikleri azalır. Diğer yandan da, bu şekilde elde edilen vergi gelirler, düşük gelir gruplarının yararlanacağı sosyal kamu hizmetlerinin finansmanında kullanılarak düşük gelir gruplarına da insan onuruna yaraşan bir hayat düzeyi sağlanmaya çalışılır[199]. Bu usûlde yüksek gelir gruplarından düşük gelir gruplarına doğru yapılan bir “gelirlerin yeniden dağıtımı” sözkonusudur.

b) Kamulaştırma .- Kamulaştırma devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını sahiplerinin isteğine bakmaksızın, kamu mülkiyetine geçirmesidir. Kamulaştırma normalde sosyal devletle ilgisi olmayan bir kurumdur[200]. Ancak, kamulaştırma sosyal amaçlarla da yapılabilir. İşte bu tür “sosyal amaçlı kamulaştırmalar” sosyal devleti gerçekleştirmeye yönelik bir tedbir olarak düşünülebilir[201]. Anayasamız 46’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında sosyal amaçlı kamulaştırmalar yapılabileceğini öngörmüştür. Bu fıkraya göre, “tarım reformu nun uygulanması,... iskân projelerinin gerçekleştirilmesi” amacıyla da kamulaştırma yapılabilir. Anayasamız bu tür kamulaştırmaları kolaylaştırmak için de kamulaştırma bedelinin peşin ödenmesi şartını getirmemiştir. 46’ncı maddenin üçüncü fıkrasına göre, bu tür kamulaştırmalarda, kamulaştırma bedelinin taksitle ödenmesi öngörülebilir. “Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşin ödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır”.

c) Toprak Reformu.- Servet ve gelir eşitsizliklerinin temelinde toprak mülkiyetindeki eşitsizlikler yatabilir. Bu durumda, toprak dağılımındaki bu eşitsizlikler giderilmedikçe, gelir ve servet eşitsizliklerinin azaltılması oldukça güçtür. İşte Anayasamız, 44’üncü maddesinde , “devlet..., topraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır” demektedir. Yukarıda belirtildiği gibi bu amaçla yapılacak kamulaştırmalarda kamulaştırma bedelinin peşin ödenmesi şartı yoktur.

d) Devletleştirme.- Anayasamızın sosyal devleti gerçekleştirmek üzere öngördüğü tedbirlerden birisi de devletleştirmedir. Anayasanın 47’nci maddesine  göre, “kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir. Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır. Gerçek karşılığın hesaplanma tarzı ve usulleri kanunla düzenlenir”. Devletleştirme işleminin konusu, özel teşebbüslerdir. Devletleştirme ancak, özel teşebbüsün kamu hizmeti niteliği taşıması ve kamu yararının devletleştirmeyi zorunlu kılması hallerinde mümkündür[202].

DeğerlendirmeLER

1. Sosyal Devlet Hakkında

Anayasamız 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin niteliği olarak sosyal devlet ilkesini benimsemiştir. Keza, bu ilkeye paralel olarak 5’inci maddesinde  devletin temel amaç ve görevini “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” olarak belirlemiştir. Ne var ki, yukarıda da gösterdiğimiz gibi Anayasamız bu amaçlara hangi iktisadî politikalarla ulaşılacağını göstermemiştir. Dahası Anayasamız, 65’inci maddesinde “devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir” diyerek 5’inci madde belirtilen temel amaçlara ne miktarda ulaşılacağının takdirini hükümete ve parlâmento çoğunluğuna bırakmıştır. Anayasanın 65’inci  maddesi , 5’inci maddesi karşısında özel hüküm niteliğindedir. Lex specialis derogat legi generali ilkesi uyarınca çatışma halinde 5’inci madde değil, 65’inci madde uygulanır. O halde sosyal devlet ilkesinin etkililiği siyasal iktidarların ekonomi politikası alanındaki tercihine bağlıdır. O halde, Anayasal sistemimizde bazı hükûmetlerin sosyal devlet anlayışı alanında devletin amaçlarını yüksek oranda gerçekleştirirken, liberal eğilimli bazı hükûmetlerin ise bu amaçları daha düşük oranda gerçekleştirmesi mümkündür. O halde bir siyasî iktidarın daha düşük oranda sosyal devleti savunması ve bu yöndeki politikalarını uygulaması Anayasal sistemimize aykırı değildir.

Aslında sosyal devletin amaçları hukukî değil, iktisadî politikalarla gerçekleştirilebilir nitelikte olduğuna göre, liberal demokratik bir Anayasanın iktisat bilimi alanında böylesine tartışmalı olan bir konuda tercihte bulunması mümkün değildir. Böylesine bir tercihte bulunulması Anayasanın liberal demokrasiden vazgeçmesi demektir. Ayrıca şunu da belirtelim ki, günümüzde sosyal devlet in sadece hangi araçlarla gerçekleşeceği konusu değil, aynı zamanda sosyal devlet anlayışının kendisi de tartışmalıdır. Birçok düşünür sosyal devlete çok ciddî eleştiriler yöneltmiştir[203].

2. “Anayasal İktisat” veya “İktisat Politikası Anayasası ” Hakkında

Bunun yanında şunu da belirtelim ki, bazı neo-liberal iktisatçıların savundukları “anayasal iktisat”[204] veya “iktisat politikası anayasası”[205] yolundaki görüşler de anayasa hukuku açısından yerinde değildir. Bu görüşler, vergilendirme, bütçe, para basma gibi bazı konularda devlet müdahalesini sınırlandıran bazı liberal ilke ve kurumların anayasaya konulmasını savunmaktadır. Kanımızca, iktisat politikası gibi fevkalâde tartışmalı bir alanda anayasanın siyasal iktidarı böylesine sınırlandırması çok partili demokrasi ilkesiyle bağdaşır nitelikte değildir. Her siyasal parti aynı iktisat politikasını uygulamak zorunda kalacak ise, çok partililiğin bir anlamı kalmaz. Pek muhtemelen böylesine sınırlamaların olmadığı bir sistemde bazı hükûmetlerin vergilendirme, bütçe, para basma alanlarındaki bazı yetkilerini anayasal iktisatçıların iddia ettiği gibi kötüye kullanabilirler. Ancak kanımızca, bu kötüye kullanmanın bu şekilde engellenmesi düşüncesi hukuken savunulamaz. Zira iktisat politikaları da, anayasal sistem de insan eseridir. Evrensel, değişmez, ebedî ve ezelî bir tabiî hukuk düzenin veya insana yaratılmış bir statü veren ilâhî bir düzenin mevcut olduğu varsayımı kabul edilmedikçe, insanlar ve keza bu insanların çoğunluğunun rızasına dayanan siyasal iktidarın yanılma hakkı vardır. Siyasal iktidar belki yanlış bir politika uygulayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, demokratik mantıkta, kendinden (per se) doğru ve yanlışlar yoktur; neyin doğru, neyin yanlış olduğuna nihaî tahlilde halk karar verir.

Sonuç olarak bizim anayasal sistemimizde siyasal iktidar, devletçi iktisat politikaları izleyebileceği gibi, liberal iktisat politikaları da izleyebilir. Anayasamızda seçimleri kazanan bir partinin devletçi politikalar izlemesini, yeni vergiler koymasını, para basmasını emreden bir hüküm yoktur. Tersine, anayasal sistemimizde, seçimleri kazanan liberal bir parti neo-liberal politikalar izleyebilir; yeni vergi koymak yerine mevcut vergileri ortadan kaldırabilir; para arzını sınırlandırabilir. Demokratik sistemimizde, liberal bir partinin bunları yapabilmesinin koşulu, seçimleri kazanmasıdır. “Anayasal iktisat” veya “iktisat politikası anayasası” anlayışı ise, bu amaçlara seçim kazanmadan da ulaşılmasını hedeflemektedir. Bu yönüyle bu görüşleri demokrasi ilkesiyle bağdaştırmak güçtür.

Tarihsel olarak anayasacılığın özünde devlet karşısında bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması düşüncesi yatar. Devletin birey için bir şeyler yapması düşüncesi (sosyal haklar, sosyal devlet ) de, devleti iktisat politikası bakımından sınırlandırma düşüncesi (anayasal iktisat , iktisat politikası anayasası ) de kanımızca klasik, liberal anayasacılık anlayışıyla uyum içinde değildir.

 

[168].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.99.

[169]Ibid., s.104.

[170]Ibid., s.99.

[171]Ibid., s.99.

[172]Ibid.

[173]Ibid.

[174]Ibid.

[175]Ibid.

[176]Ibid.

[177].  Bunlara “negatif statü hakları” denir. Bkz. Bölüm 7.

[178].  Bunlara “pozitif statü hakları” denir. Bkz. Bölüm 7.

[179].  Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.40.

[180].  Anayasa Mahkemesi, 16-27 Eylül 1967 Tarih ve E.1963/336, K.1967/29 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 6, s.23. Anayasa Mahkemesi daha yeni bir kararında da sosyal devleti benzer bir biçimde şöyle tanımlamıştır: “Sosyal Devlet... insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren, kişinin huzur ve refahını gerçekleştiren ve bunları güvence altına alan, kişi ile toplum yararları arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli biçimde düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması, çalışması ve kendisini geliştirmesi için sosyal, ekonomik ve mali önlemler alarak adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeyi amaç edinen devlettir” (Anayasa Mahkemesi, 5 Ekim 1995 Tarih ve E.1995/15, K.1995/55 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 18 Şubat 2000, Sayı 23968, s.57).

[181].  Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 1988 Tarih ve E.1988/19, K.1988/33 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 24, s.451-452.

[182].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.102.

[183]Ibid., s.103.

[184].  Bakır Çağlar, Anayasa Bilimi, İstanbul, BFS Yayınları, 1989, s.111.

[185].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.103.

[186].  Anayasa Mahkemesi, 29 Haziran 1965 Tarih ve E.1963/173, K.1965/40 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 4, s.319. İtalikler bize ait.

[187].  Anayasa Mahkemesi, 18 Şubat 1985 Tarih ve E.1984/9, K.1985/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 21, s.59.

[188].  Anayasa Mahkemesi, 27 Eylül 1985 Tarih ve E.1985/2, K.1985/16 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 21, s.222.

[189].  Anayasa Mahkemesi, 8 Aralık 1988 Tarih ve E. 1988/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1988/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 24, s.604 (Sosyalist Parti Davası ).

[190].  Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 1990 Tarih ve E.1989/23, K.1990/26 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 26, s.460.

[191].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.104.

[192]Ibid., s.105.

[193].  Anayasa Mahkemesine göre, “sosyal güvenlik hakkı , çalışanların yaşamlarının ve yarınlarının güvencesidir. İnsanların yarınlarını güvenceye alma düşüncesi, sosyal güvenlik kuruluşlarına olan gereksinimi doğurmuştur. Sosyal güvenlik, toplumun parçası olan bireylere, gelirleri ne olursa olsun doğal bir olay olan yaşlılık ile hastalık, kaza, ölüm ve malullük gibi sosyal riskler karşısında asgari bir yaşam düzeyi sağlama amacına yöneliktir” (Anayasa Mahkemesi, 16 Ekim 1996 Tarih ve E.1996/17, K.1996/38 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 33, Cilt 1, s.156).

[194].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.111.

[195]Ibid.

[196]Ibid.

[197].  Anayasa Mahkemesi, 16 Ekim 1996 Tarih ve E.1996/17, K.1996/38 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 33, Cilt 1, s.157. Neticede Anayasa Mahkemesi, BAĞ-KUR  iştirakçilerine yapılacak sağlık yardımlarını yataklı tedavi kurumlarında tedaviye başlanan günden itibaren altı ay ile sınırlandıran 2 Eylül 1971 tarih 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Ek 14’üncü maddesinin (a) bendinin ikinci fıkrası hükmünü Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir (Ibid., s.157).

[198].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.106.

[199]Ibid., s.107.

[200]Ibid., s.107.

[201]Ibid.

[202]Ibid., s.108.

[203].  Sosyal devlete yöneltilen eleştiriler esasen konumuzun dışında kalmakla birlikte, dipnot halinde, bu eleştirileri kısaca özetlemekte yarar görüyoruz. Aşağıdaki eleştiriler, 1991 yılında yazdığımız, ama yayınlatmayı başaramadığımız “Sosyal Devletin Sonu” başlıklı bir makalemizden alınmıştır.

                SOSYAL DEVLETİN ELEŞTİRİSİ 

                Sosyal devlet anlayışı esas itibarıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygın bir uygulama alanı bulmuştur. 1970’li yılların ortasına kadar da bu toplumların gelişmesine eşlik etmiştir. Bu dönem Batıda “otuz zafer yılı” olarak isimlendirilir. Ancak, 1970’li yılların ortasından başlayarak, bu ülkeler derin bir sosyal ve ekonomik kriz içine girerken, sosyal devlet ilkesi de şiddetli eleştirilerin hedef tahtası haline gelmiştir. Bu eleştiriler şu şekilde özetlenebilir:

                1. Sosyal Devletin Bedeli.- Sosyal devlet efsanesi  bir yanılsama üzerine kuruludur: Devletin gücünün her şeye yettiği ve elinde sihirli bir değnek bulunduğu yanılsaması üzerine. Birçok kamu hizmetinin büyük ölçüde bedava olmasından yola çıkılarak, sosyal devletin nasıl gerçekleştiği, bedelinin ne olduğu 1970’li yıllara kadar pek düşünülmemiş; düşünenler azınlıkta kalmıştır. Sanki devletin hariçten gelen, hiçbir bedeli olmayan, âdeta piyangodan çıkan bir ikramiye olarak görüldü. Bu sosyal devletin “koltukları hediyelerle dolu devlet anlayışı” idi.

                1970’lerden itibaren görüldü ki, devletin yoktan var eden sihirli bir gücü yoktur; devletin yaptıklarının da bir bedeli vardır. Yalnız bu bedel yararlananlar tarafından değil, tüm vergi mükellefleri tarafından ödenmektedir. Zira sosyal devlet, yaptıklarını vergi gelirleriyle, borçlanmayla veya fazla para basarak karşılamaktadır. Sonuçta her halükârda sosyal devletin faturası vatandaşlar tarafından ödenmektedir. Şimdi bu faturayı biraz yakından görelim. Sosyal devletin yerleşmesiyle kamu giderleri korkunç bir şekilde artmıştır. Örneğin OECD ülkeleri genelinde 1970-1985 döneminde kamu harcamalarının  bu ülkelerin GSMH toplamına oranı % 32,3’ten % 40,7’ye yükselmiştir. Belli başlı OECD ülkelerinde 1970-1985 döneminde kamu harcamalarının o ülkelerin GSMH’larına oranları şöyledir (Kaynak: Perspectives économiques de l’OCDE, no 51 s.218) (% olarak): (Devam ediyor)

               

1970

1985

A.B.D.

31.7

36.7

Japonya

19.4

32.3

Almanya

38.6

47.5

Fransa

38.5

52.2

İtalya

34.2

50.8

İngiltere

38.8

46.1

Hollanda

43.9

59.7

İsveç

43.3

64.7

         Görüldüğü gibi sosyal devlet aşağı yukarı bir ülkenin ulusal zenginliğinin yarısına mal olmaktadır.

                2. Sosyal Devlet Haksız ve Adaletsiz Bir Amaca Hizmet Eder.- Sosyal devletin adaletsizliği ve ahlâk-dışılığı “gelirlerin yeniden dağıtımı  (redistribution)” olgusu ile açıklanır. Kamu hizmetlerinde vergi mükelleflerinden o hizmetten yararlananlara doğru bir yeniden dağıtım söz konusudur (Milton Friedman , Capitalisme et liberte, Trad. par A. M. Charno, Paris, Robert Laffont, 1971, s.27). Devletin müdahalesi, “nimet” ile “külfet”in ayrılmasına yol açar. Bir kamu hizmetinden yararlanan kişi zorunlu olarak onun bedelini ödeyen kişi değildir. Zira, kamu hizmeti vergilerle finanse edilmektedir. Diğer bir ifadeyle, bir kamu hizmetinden yararlanan kişi, onun bedelini vergi yükümlülerine aktarmış olur. Dolayısıyla sosyal devlet ilkesi, nimetlerin toplanmasına, külfetlerin ise başkaların sırtına yüklenmesi esasına dayanır (Jacques Chevallier , Le service public, Paris, PUF, 1991, s.104). Bu ise giderek bir haksızlık, bir ahlaksızlık, açıkçası bir “soygun” olarak görülmeye başlanmıştır. F. A. Hayek’e göre de sosyal devletin müdahalesi, bireyleri kendilerine ait olmayan bir amacın gerçekleşmesi için, başkalarının yararına çalışmaya zorlayan haksız bir müdahaledir (Friedrich A. Hayek, Droit, legislation et liberté, Trad. par R. Auduin, Paris, PUF, 1981, Cilt II, s.129).

       Diğer yandan sosyal devletin bu gelirlerin yeniden dağıtımını sağlayıcı etkisi, kamu giderlerinin gereksiz yere şişmesine neden olmuştur. Public Choice  okulunun gösterdiği gibi, her sosyal grup, genel çıkar örtüsü altında kendi özel çıkarlarını arttırmak, yararlandıkları hizmetlerin bedelini başkalarına ödetmek için devletin müdahalesini talip eder (A.H.Meltzer, W. Niskanen ). Devletin müdahalesinin artması öte yandan bürokratların çıkarlarıyla da uyum içindedir. Zira onların saygınlığı Parkinson’un belirttiği gibi, kontrol ettikleri kaynakların hacmi ile orantılıdır. Bu nedenle memurlar doğal olarak devlet müdahaleciliğini savunan partilere oy vermek eğilimindedirler. Böylece bir “siyasal pazar” (G. Tullock , J. Buchanan ) kurulmuş olur.

                3. Sosyal Devlet Politikaları Amaçlarına Ulaşmaktan Uzaktır, Ters Etkiler  Doğurur.- Bir an önce yukarıdaki eleştiriyi unutalım ve sosyal devletin amacının iddia edildiği gibi fevkalade ahlâkî olduğunu kabul edelim. Gerçekten de sosyal devletin müdahalelerinin temelinde hep iyi niyetler yatar. Ama kim bize elde edilecek sonuçların başlangıçtaki niyetlere uygun olacağını garanti edebilir (Laurent Cohen-Tanugi, Le droit sans l’Etat, Paris, PUF, 1987, s.245)?

Deneyim göstermiştir ki, sosyal devletin müdahalesinde elde edilecek sonuçlar ile başlangıçtaki niyetler arasında devamlı açıklık vardır. Üstelik sadece istenilen sonuca ulaşılamamakla kalmamakta, çoğunlukla bu amacın tersine sonuçlar da elde edilmektedir (Michel Crozier , On ne change pas la societé par décret, Paris, Pluriel, 1982, s.15). Örneğin yukarıda açıklanan ve kökeninde sosyal eşitsizlikleri gidermeyi hedefleyen gelirlerin yeniden dağıtımı mekanizması bazen tersine çalışabilir. Eşitsizlikleri azaltmak yerine çoğaltabilir; bir “contre-redistribution” haline dönüşebilir. Sosyal devletin “eşitlikçi mekanizması ” çarkları tersine işleyebilir. Zira gelirlerin yeniden dağıtımı, aslında sosyal kategorilerin belirli bir kamu hizmetinden yararlanma sıklığına bağlıdır (Chevallier, op. cit., s.103). Yeniden dağıtım o kamu hizmetinden daha az yararlanan kategoriden daha çok yararlanan kategoriye doğru olur. Bu kategori ise toplumun alt tabakasına ait olabileceği gibi, üst tabakasına da ait olabilir. Örneğin Fransa’da yüksek öğrenim sistemi anti-redistributif sonuçlar doğurmuştur. Bu ülkede vergi gelirleriyle finanse edilen yüksek öğrenim sistemi esasen yüksek tabakaların çocuklarına hizmet sunmaktadır. Zira bu ülkede, üniversitelerdeki çiftçi çocuklarının toplam çiftçi nüfusuna oranı binde 2, üniversitelerdeki işçi çocuklarının toplam işçi nüfusuna oranı binde 11, üniversitelerdeki serbest meslek ve yüksek kadrolarda çalışanların çocuklarının toplam serbest meslek ve yüksek kadrolarda çalışanların nüfusuna oranı binde 133’tür. Diğer bir ifadeyle, 1000 çiftçi üniversiteye 2 öğrenci, 1000 işçi 11 öğrenci gönderebilirken, 1000 serbest meslek ve yüksek kadrolarda çalışan 1000 kişi üniversiteye 133 öğrenci gönderebilmektedir (Kaynak: Ministère de l’Education nationale, Tableaux statistiques, recensement de 1982). Denis Oliviennes ve Nicolas Baverez de üniversitelerde işçi çocuklarının toplam üniversite öğrenci nüfusu içindeki oranının, işçi nüfusunun toplam nüfus içindeki oranında yirmi defa daha az olduğunu gözlemlemektedirler (Denis Oliviennes ve Nicolas Baverez , L’impuissance publiques, Paris, Seuil, 1990, s.90). Bu açıkçası üst sosyal tabakalardaki kişilerin çocuklarının köylülerin ve işçilerin ödedikleri vergilerle bedava üniversite öğrenimi görmesi anlamına gelmektedir. Keza Fransa’da üst kadroların hekim muayenesine başvurma oranı, genel ortalamadan % 60 oranında fazladır (Ibid., s.122).

4. Kamu Hizmetleri Verimsizdir.- Sosyal devletin gerçekleşme aracı olan kamu hizmetleri verimsizdir. Zira kamu hizmetlerinde rekabet yoktur. Kamu kurumları, hizmet sundukları kişiler karşısında tekel durumunda bulunurlar; “tutsak bir müşteri topluğu”ndan yararlanırlar; piyasanın yaptırımdan uzaktırlar. Kamu hizmetlerinde “arzın diktatörlüğü” vardır (Michel Crozier, Etat modeste, Etat moderne, Paris, Seuil, 1991, s.146).Bu durum nedeniyle kamu kurumları eylem ve işlemlerinin sonuçlarını değerlendirme ihtiyacını pek hissetmezler.

Müşteri kaygısından uzak olma, kamu kurumlarının katılaşmasına, bürokratlaşmasına, merkezileşmesine yol açar. Neticede sosyal devletin kamu kurumları tüm esnekliklerini yitirir (Chevallier, op. cit., s.94-95).

Günümüzde milletlerin güçleri beşerî kaynaklarına ve onların yeni gelişmelere uyum sağlamadaki yeteneklerine bağlıdır. Prim, esnekliğe, hızlılığa, yenileşmeye ve rekabetedir. Bunların hiçbirisi ise sosyal devletin niteliği değildir (Cohen-Tanugi, op. cit., s.6).

Verimli olmak için pazarın yaptırımını yeniden kurmak, kamu hizmetlerinin tekelci durumunu kırmak gerekir. Diğer bir deyimle, üretkenliğin yolu, kamu hizmetlerinin saf ve basit tahribinden, sosyal devletin ilgasından geçer.

5. Sosyal Devlet Vatandaşlara Karşı Duyarsızdır.- Zira, sosyal devletin kurumları yukarıda açıklandığı gibi tekelci bir durumdan yararlanırlar. Hizmetten yararlanan kişiler kurum karşısında esirdir. Hizmeti başka yerden sağlama olanakları yoktur. Bu nedenle sosyal devletin kurumları hizmet talep edenleri dinlemezler; dinlemeye ihtiyaçları da yoktur. Böylece sosyal devletin vatandaşı, giderek içinde yer aldığı ve esasen kendisi için kurulmuş olan sisteme yabancılaşır; sistemin bir “objesi” haline gelirler (Chevallier, op. cit., s.94, 96, 121). Böyle bir sistemde yer alan bireyin tek yapabileceği şey haklarını sonuna kadar kullanmak ve her zaman daha çok istemektir. Böylece sosyal devlet, bir yandan yapay ihtiyaçlar yaratarak talebin şişmesine, diğer yandan ise gerçek ihtiyaçların tatmininden uzaklaşarak verimliliğin düşmesine yol açar. Sosyal devlet bir “üretkenlik karşıtı” haline gelir (Crozier, Etat modeste, Etat moderne, op. cit., s.147).

6. Sosyal Devlet Sivil Toplumu Boğar .- Sosyal devlet sisteminde sivil toplum devlet tarafından emilir. Toplum “devletin vesayeti” altına girer; ona çocukmuş gibi muamele edilir (Cohen-Tanugi, op. cit., s.6). Sosyal devlet, sosyal yapının çeşitliliğini ve zenginliğini kısırlaştırır; onun canlılığını öldürür. Yavaş yavaş “bürokratik köleliğin demir kafesi”ni inşa eder (Dahrendorf’tan nakleden Chevallier, op. cit., s.98). (Devam ediyor)

Büyük bir devlet, zayıf bir toplumu simgeler. Vergilendirmeyle toplumun devletleştirilmesi gerçekleştirilir. Devletin doyurulması zorunlu olarak sivil toplumun zayıflatılması anlamına gelir (Cohen-Tanugi, op. cit., s.6).Yukarıda belirttiğimiz gibi birçok batı ülkesinde kamu giderleri GSMH’nin % 50’sine ulaşmış durumdadır. Bu sivil toplumun o oranda devlet tarafından emilmiş olduğu anlamına gelir.

7. Sosyal Devlet Hürriyetleri Sınırlandırır.- Sosyal devletin her müdahalesi bireylerin ekonomik faaliyet alanını daraltır. Ekonomik hürriyet genel anlamda hürriyetin önemli bir parçasıdır. Ekonomik olan ile politik olan arasında sıkı bir ilişki vardır. Ekonomik özgürlük olmadan politik özgürlük olamaz (Milton Friedman , Capitalisme et liberté, trad. par A. M. Charno, Paris, Robert Laffont, 1971, s.21-23). Sosyal devlet ilkesi devletin her alana yayılmasını ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını meşrulaştırır. Köleliğin yolunu açar.

[204].  Vural Fuat Savaş, Anayasal İktisat, İstanbul, Avcıol Yayınları, Üçüncü Baskı, 1997.

[205].  Vural Fuat Savaş, “İktisat Politikası Anayasası”, Anayasa Yargısı, Anayasa Konseyi, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1989, 5s.75-101.

[206].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.89; Günday, op. cit., s.25; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.57.

 


 

Copyright

(c) Kemal Gözler. 2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.154-168 (www.anayasa.gen.tr/sosyaldevlet.htm, 15 Kasım 2005).

 


23 Kasım 2005
Editör: Kemal Gözler

kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr