TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,  32+1072 s. www.anayasa.gen.tr/tah.htm

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 2005, XVI+ 432 s. www.anayasa.gen.tr/tahd.htm

Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anaya Hukuku, Bursa,  Ekin Kitabevi Yayınları, Altıncı Baskı, Ekim 2005, XVI+384 s. www.anayasa.gen.tr/ahg.htm Kemal Gözler (Haz.), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, Ekim 2005 Baskı,  (128 s., link.

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

Eşİtlİk İlkesİ

 

Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.180-189'dan alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/esitlik.htm, 15 Kasım 2005).

 

 

 

PLAN

IX. Eşitlik İlkesi...................................................................................................................... 180

A. Hukukî Niteliği............................................................................................................. 180

B. Muhatapları.................................................................................................................. 181

    1. Kanunun Uygulayıcıları........................................................................................... 181

    2. Kanun Koyucu......................................................................................................... 181

C. Çeşitleri......................................................................................................................... 181

    1. Mutlak Eşitlik.......................................................................................................... 182

    2. Nispî Eşitlik............................................................................................................. 182

D. Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Denetiminde Eşitlik İlkesi.............................. 185

    1. Mutlak Eşitlik İlkesi Bakımından Denetim.............................................................. 185

    2. Nispî Eşitlik İlkesi Bakımından Denetim................................................................. 185

E. “Eşitsizlik” - “Eksik Düzenleme” İlişkisi ve Anayasa Mahkemesinin Eksik
Düzenleme Nedeniyle İptal Kararı Vermemesi Gerekliliği........................................... 189

 

 

 

 

IX. Eşitlik İlkesi

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.112-113; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.384-391; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.138-139; Merih Öden, Türk Anayasa Hukukunda Eşitlik İlkesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1989 (Görülmemiştir).

1982 Anayasasının “Kanun Önünde Eşitlik ” başlığını taşıyan 10’uncu  maddesi şöyle demektedir:

           Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

           Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

           Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”.

A. Hukukî Niteliği

Eşitlik ilkesinin hukukî niteliğine ilişkin üç soru sorulabilir: (1) Eşitlik ilkesi, “hukuk devletinin bir parçası” mıdır? (2) Eşitlik ilkesi bir “temel hak” mıdır? (3) Eşitlik ilkesi, devlet yönetimine egemen olan bağımsız bir “temel ilke” midir?

Eşitlik ilkesinin hukukî niteliği tartışmalıdır[232]. Bir kere, eşitlik ilkesinin hukuk devleti ilkesinin içinde mevcut olduğu düşünülebilir[233]. Diğer yandan eşitlik ilkesinin bir temel hak olduğu da düşünülebilir. Zira, bu ilkeden yararlananlar bakımından eşitlik ilkesi, eşit işlem görmeyi ya da ayrım gözetilmemesini isteme hakkını doğurur[234]. Nihayet eşitlik ilkesi, devlet yönetimine hâkim olan bir temel ilke olarak da kabul edilebilir. Çünkü, eşitlik ilkesi devlet organları ve idare makamlarına eşit işlem yapmaları konusunda verilmiş bir emir niteliğindedir[235].

Bu üç yorumdan sonuncusunun 1982 Anayasası sisteminde daha doğru olduğu düşünülebilir. Çünkü, 1961 Anayasası eşitlik ilkesine “temel haklar ve ödevler” kısmında (m.12) düzenlemiş olmasına rağmen, 1982 Anayasası eşitlik ilkesini, “temel haklar ve ödevler” kısmına değil, “genel esaslar” kısmına yerleştirmiştir. Anayasanın bu sistematiğinden, Anayasanın eşitlik ilkesini devlet yönetimine egemen olan bir “temel ilke” bir “genel esas” olarak düşündüğü sonucu çıkmaktadır[236]. Bu şu anlama gelmektedir ki, eşitlik ilkesi de, cumhuriyetçilik ilkesi, laiklik ilkesi, Atatürk milliyetçiliği ilkesi, sosyal devlet ilkesi, hukuk devleti ilkesi gibi anayasal sistemin temel yapısını belirleyen ilkelerden biridir.

B. Muhatapları

Eşitlik ilkesinin devlet yönetimine egemen olan bir “temel ilke” olduğunu bu şekilde gördükten sonra, şimdi, şu soruya sormak gerekir: Devlet yönetimine egemen olan bir “temel ilke” olarak eşitlik ilkesi kimlere hitap etmektedir? Anayasanın 10’uncu  maddesi bu konuda “devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” demektedir. O halde, eşitlik ilkesinin “idare makamları”na hitap ettiğinden hiç kuşku yoktur. Ancak eşitlik ilkesi, sadece idare makamlarına, yani kanunun uygulayıcılarına değil, aynı zamanda kanun koyucuya, yani yasama organına da hitap eder[237].

1. Kanunun Uygulayıcıları

Eşitlik  ilkesinin öncelikle kanunun uygulayıcılarına hitap ettiği kuşkusuzdur. Anayasanın 10’uncu maddesi “idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” diyerek bu hususu ayrıca ve açıkça belirtmiştir. Bu nedenle bir kanunu uygulayacak olan idarî makamlar, bireysel durumlarda uygulayacakları kanunu eşitlik ilkesine uygun bir şekilde tatbik etmek zorundadırlar. Bir kanunun aynı hükmünü bir kişi için bir şekilde, diğer kişi için başka bir şekilde uygulayan idarî makamın işlemi, idarî yargı organları tarafından sırf eşitlik ilkesine aykırılıktan dolayı iptal edilebilir.

2. Kanun Koyucu

Eşitlik ilkesi, sadece idare makamlarına, yani kanunun uygulayıcılarına değil, aynı zamanda kanun koyucuya, yani yasama organına da hitap eder[238]. Çünkü, “genel esaslar” kısmında yerr alan anayasal bir ilke olarak, eşitlik ilkesinin yasama organını da bağladığından şüphe edilemez. Bu nedenle, eşitlik ilkesine aykırı düzenlemeler yapan bir kanun, örneğin dil, din ve mezhep bakımından vatandaşlar arasında ayrım yapılmasını öngören bir kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı görülerek iptal edilebilir.

C. Çeşitleri

Eşitlik, biri mutlak, diğeri nispî olmak üzere iki değişik anlamda anlaşılmaktadır.

1. Mutlak Eşitlik

Mutlak eşitlikten kastedilen şey, kanunların herkese eşit olarak uygulanmasıdır[239]. Kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaz[240]. Kanımızca, Anayasanın 10’uncu maddesinin ilk fıkrasında yer alan “herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” hükmü, bu konularda mutlak eşitliği emretmektedir. Yani, hangi düşüncelerle olursa olsun, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri bakımlardan kişiler arasında ayrım yapılamaz. Örneğin kanımızca, kadınlara milletvekili adaylığı için kota konulması yolundaki düşünceler[241] “mutlak eşitlik” ilkesine aykırıdır. Anayasanın 10’uncu maddesinin ilk fıkrasına göre, cinsiyet, bir “özgül ayrım yasağı ”dır. Cinsiyete dayalı bir ayrım öngören düzenleme, hangi arzu edilen (kadın milletvekili oranını yükseltmek gibi) mülahazayla olursa olsun eşitlik ilkesine aykırı olur. Çünkü, “cinsiyet” bir mutlak eşitlik sebebidir. Keza 10’uncu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” hükmü de böyle bir “mutlak eşitlik” hükmüdür.

2. Nispî Eşitlik

Nispî eşitlikten kastedilen şey ise, aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme tâbi tutulmasıdır. Bu şu anlama gelir ki, farklı durumlarda bulunan kişiler, farklı işlemlere tâbi tutulabilirler. Diğer bir ifadeyle, nispî eşitlik anlayışına göre, eşit olmayanlara farklı kuralların uygulanması eşitlik ilkesine aykırı değildir. Bu ilkeye göre, kişinin hakları ve ödevleri, yetkileri ve sorumlulukları, durumunu, niteliğine yaptığı işe göre değişebilecektir[242].

Anayasa Mahkememiz de değişik tarihlerde verdiği kararlarında “nispi eşitlik” anlayışını benimsemiştir. Örneğin Anayasa Mahkemesi 13 Nisan 1976 tarih ve K.1976/23  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“(Eşitlik ilkesi), herkesin her yönden aynı hükümlere bağlı olması gerektiği anlamına gelmez. Bu ilke ile güdülen amaç, benzer koşullar içinde olan, özdeş nitelikte bulunan durumların yasalarca aynı işleme uyruk tutulmasını sağlamaktır”[243].

Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1988 tarih ve K.1988/27 sayılı Kararında aynı yönde şöyle demiştir:

“Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi, ‘yasa önünde eşitlik’ olup herkesin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamında değildir. Eşitlik her yönüyle aynı hukukî durumda olanlar arasında söz konusudur. Hukuk felsefesine girmiş bir deyimle, ‘eşitlerin eşitliği’  anlamındadır. Farklı durumlarda olanlara, yani eşit olmayanlara, farklı kurallar uygulanması, yani ‘eşit olmayanların eşitsizliği’  eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz”[244].

Anayasa Mahkemesi, 1 Temmuz 1998 tarih ve K.1998/45 sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik, eylemli değil, hukuksal eşitliktir. Bu ilke, özdeş nitelikte ve durumda olanlar arasında farklı uygulamaya engel olup, tüm yurttaşların mutlaka her yönden aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermez. Eşitlik kavramı öncelikle Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında sayılan nedenlerle yasa önünde ayrımını yasaklanmaktadır. Bu nedenle, Anayasa'nın 10. maddesi kanunkoyucuya yasama yetkisini kullanırken eşitlik ilkesine uygun yasa yapma yükümlülüğünü getirmektedir”[245].

Anayasa Mahkemesi, 11 Mayıs 1999 tarih ve K.1999/15 sayılı daha yeni bir Kararında da nispî eşitlik anlayışını şu şekilde dile getirmiştir:

   “‘Yasa önünde eşitlik ilkesi’ hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi eşitlik ilkesine aykırı değil, geçerli kılar. Anayasa'nın amaçladığı eylemli değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz”[246].

Nispî Eşitliğin Kriteri  1: “Haklı Neden ”.- Anayasa Mahkemesi, kanun hükümlerinin eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığını denetlerken, kanunun yaptığı ayrımın bir “haklı neden”e dayanması kriterini kullanmaktadır[247]. Yani, Anayasa Mahkemesi, eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilen bir kanun hükmü “haklı bir neden”e dayanıyorsa, bu hükmü eşitlik ilkesine aykırı olarak görmemektedir.

Örneğin Anayasa Mahkemesi 28 Nisan 1983 tarih ve K.1983/3 sayılı Kararında şöyle demiştir:

“‘Kanun önünde eşitlik ilkesi’... tüm yurtdaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu da içermez. Birtakım yurtdaşların başka kurallara bağlı tutulmaları haklı bir nedene dayanmakta ise böyle bir durumda kanun önünde eşitlik ilkesine ters düşüldüğünden söz edilemez”[248].

Keza Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 1986 tarih ve K.1986/29 sayılı Kararında da aynı yönde şöyle demiştir:

“Anayasanın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, mutlak anlamda bir eşitlik olmayıp, ortada haklı nedenlerin bulunması halinde farklı uygulamalara imkân veren bir ilkedir”[249].

Anayasa Mahkemesi, 17 Kasım 1998 tarih ve K.1998/69 sayılı daha yeni bir kararında aynı yönde şöyle demiştir:

“Bu ilkeyle (eşitlik ilkesi), aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Ancak, durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi eşitlik ilkesine aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa'nın amaçladığı eşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Durumlarındaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklara, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz”[250].

Nispî Eşitliğin Kriteri  2: “Anayasanın 13’üncü Maddesindeki Nedenler”.- Anayasa Mahkemesi diğer bazı kararlarında, özellikle daha yeni kararlarında, eşitlik ilkesinden ayrılmanın kriteri olarak “haklı neden” ifadesini değil, “Anayasanın 13’üncü maddesindeki nedenler” ifadesini kullanmaktadır. Örneğin Anayasa Mahkemesi 27 Mayıs 1999 tarih K.1999/19  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“‘Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Kimilerinin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumları farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez”[251].

Anayasanın 13’üncü maddesinde şu sebepler sayılmıştır: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğinin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması. Buna göre, kanun koyucu, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, millî egemenliği, Cumhuriyeti, millî güvenliği, kamu düzenini, genel asayişi, kamu yararını, genel ahlâkı ve genel sağlığı korunmak amacıyla eşitlik ilkesinden ayrılabilecektir. Bu sebeplerin neler olduğunu ve ne anlama geldiklerini biz aşağıda temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını inceleyeceğimiz yedinci bölümde ayrıca göreceğiz. Bu konuda oraya bakılmalıdır. Orada da görüleceği gibi bu kavramlar da oldukça soyut ve tanımlanması güç kavramlardır. Ama her halükârda “Anayasanın 13’üncü maddesindeki nedenler” kriteri, “haklı nedenler” kriterine göre daha belirgin, uygulanması daha kolaydır.

D. Kanunların Anayasaya Uygunluğunun denetiminde Eşitlik İlkesi

Burada kanunların anayasaya uygunluğu denetiminde eşitlik ilkesinin uygulanmasından kaynaklanan bazı sorunlara ayrıca değinmenin yerinde olacağını düşünüyoruz. Eşitlik ilkesi bakımından kanunların anayasaya uygunluğu denetimini de “mutlak eşitlik ilkesi” ve “nispî eşitlik ilkesi” bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir.

1. Mutlak Eşitlik İlkesi Bakımından Denetim

Anayasa Mahkemesinin kanunları mutlak eşitlik ilkesine, yani 10'uncu maddenin ilk fıkrasında yer alan “özgül ayrım yasakları”na aykırılık bakımından denetlemesi ve bu nedenle kanunları iptal etmesinde de bir problem yoktur. Örneğin dil, ırk, din, cinsiyet, mezhep bakımından ayırımcılık yapan bir kanunu Anayasa Mahkemesinin iptal edebileceğinden ve etmesi gerektiğinden şüphe edilemez.

2. Nispî Eşitlik İlkesi Bakımından Denetim

Öncelikle belirtelim ki, nispî eşitlik ilkesi bakımından Anayasa Mahkemesi kanunları denetleyebilir ve bu ilkeye aykırı görüp kanunları iptal edebilir. Buna yetkisi vardır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin nispî eşitlik ilkesine dayanarak iptal kararı vermekten çekinmesi, bu alanda kanun koyucuya geniş bir takdir yetkisi tanıması yerinde olur. Çünkü, nispî eşitlik  ilkesi, yukarıda da açıklandığı gibi, “haklı nedenler”in varlığı halinde, kişiler arasında ayrım yapılmasına olanak tanımaktadır. Yani, bir “haklı neden” varsa, kanun koyucu eşitlik ilkesinden ayrılabilecektir. Anayasa Mahkemesi “nispî eşitlik ilkesi ”ni prensip olarak kabul ettiğine göre, bu bakımından anayasaya uygunluk denetimi, aslında bu “haklı neden”in değerlendirilmesinden ibarettir. “Haklı neden” varsa, kanunun yaptığı ayrım, eşitliğe aykırı değil, “haklı neden” yoksa kanunun yaptığı ayrım eşitlik ilkesine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi sadece bir “haklı neden”in bulunup bulunmadığını araştırmalıdır. Bir haklı neden yokken, kanun koyucu “keyfi” olarak bir ayrımcılık yapmışsa, Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi iptal edebilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun “haklı” olarak gördüğü nedenin gerçekten de “haklı” olup olmadığını araştırmaktan çekinmelidir. Zira, kanun koyucunun dayandığı nedenin “haklı” olup olmadığının değerlendirilmesi bir “siyasî takdir sorunu”dur. Anayasa Mahkemesi, böyle bir sorunu çözmeye yetkili değildir.

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun eşitlik ilkesinden ayrılarak yaptığı ayrımın, bu ayrım ile ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli ve yeterli olup olmadığını da inceleyemez. Diğer bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun, belli bir amaca ulaşmak (haklı neden) için seçtiği aracın (ayrım), ulaşılmak istenen amaç bakımından değerlendirmesini de yapamaz. Zira, Anayasa Mahkemesinin bu değerlendirme bakımından teknik bilgisi yoktur.

Örnek 1.- Örneğin Türk Ceza Kanununun ek 1’inci madde kapsamına giren para cezaları, aynı Kanunun ek 2’nci maddesinin birinci fıkrasına göre bulunacak birim katsayısıyla çarpılması sonucu saptanırken, trafik para cezaları nın belirlenen birim katsayısının yarısı ile çarpılarak hesaplanması Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Burada Türk Ceza Kanununun ek 1’inci maddesinin kapsamındaki para cezaları ile trafik para cezaları arasında ayrım yapılmıştır. Bu ayrım haklı bir nedene dayanmadan, keyfi olarak yapılmışsa, bu ayrım eşitlik ilkesine aykırıdır ve iptal edilmesi gerekir. Ne var ki, bu ayrım bir nedene dayanıyorsa, örneğin, kanun koyucu, trafik cezalarının Türk Ceza Kanununun ek 1’inci maddesinin kapsamındaki cezalara nazaran daha önemsiz cezalar olduğunu vs. düşünmüşse, burada, “haklı neden” vardır. Anayasa Mahkemesi, burada gerçekten de, trafik cezalarına yol açan fiillerin daha hafif olup olmadığını, trafik cezalarının daha az oranda arttırılmasının trafik kazalarını arttırma ihtimali yüzünden yerinde bir düzenleme olup olmadığını tartışamaz. Anayasa Mahkemesi böyle bir davada, bu hükümlerin arasında durum farklılığının olup olmadığını araştırmalı ve yapılan ayrımın yasama organının “haklı” olarak düşündüğü bir nedene dayanıp dayanmadığını incelemekle yetinmelidir.

Anayasa Mahkemesi de, yukarıdaki ayrımın dava konusu yapıldığı olayda, 18 Temmuz 1994 tarih ve K.1994/58  sayılı Kararıyla bu ayrımın Anayasaya aykırı olmadığına ve başvurunun reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararda yerinde olarak şöyle demiştir:

                   “Bu ilkeyle (eşitlik ilkesi) birbirlerinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve topluluklar yaratılması engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Ancak, kimilerinin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle, değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

                   Türk Ceza Kanunu'nun Ek 1. Madde kapsamına giren para cezaları, aynı Yasa'nın Ek 2. Maddesinin birinci fıkrasına göre bulunacak birim katsayısıyla çarpılması sonucu saptanırken, trafik para cezalarının belirlenen birim katsayısının yarısı ile çarpılarak hesaplanması Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Çünkü, trafik suçu nedeniyle para cezasına çarptırılanlarla, öteki suçlar nedeniyle, para cezası verilmiş olanlar farklı konumdadırlar. Farklı suçlara farklı para cezası uygulanması Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olmayacağından kuralın iptaline ilişkin istemin reddi gerekir”[252].

Örnek 2.- Emniyet mensuplarına operasyon tazminatı  ödenmesini öngören, ama çarşı ve mahalle bekçileri ni bunun dışında bırakan 27 Haziran 1989 tarih 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin  28’inci maddesinin 4206 sayılı Yasa ile  değiştirilen (A) fıkrasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Gerçekten de burada emniyet mensupları ile çarşı ve mahalle bekçileri arasında bir ayrım yapılmıştır. Bu ayrım haklı bir nedene dayanmadan, keyfi olarak yapılmışsa, bu ayrım eşitlik ilkesine aykırıdır ve iptal edilmesi gerekir. Ne var ki, bu ayrım bir nedene dayanıyorsa, örneğin, kanun koyucu, emniyet mensupları ile çarşı ve mahalle bekçileri arasında yaptıkları hizmetin niteliği bakımından bir fark görmüşse, burada, “haklı neden” vardır. Anayasa Mahkemesi, burada gerçekten de, çarşı ve mahalle bekçileri de görevlerini yaparken polislerin karşılaştığı tehlike ve güçlükler içinde bulunup bulunmadıklarını, çarşı ve mahalle bekçilerinin de “operasyon tazminatı”nı hak edip hak etmediklerini araştıramaz. Anayasa Mahkemesi böyle bir davada, polisler ile çarşı ve mahalle bekçileri arasında durum farklılığının olup olmadığını tespit etmeli ve böyle bir farklılık varsa, bu farklılığın “haklı” bir neden oluşturup oluşturmadığını incelememelidir.

Anayasa Mahkemesi de, yukarıdaki düzenlemenin iptalinin istendiği bir davada, 13 Nisan 2000 tarih ve K.2000/9  sayılı Kararıyla[253], polislere verilen operasyon tazminatının çarşı ve mahalle bekçilerine verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olmadığına ve davanın reddine karar vermiş ve yerinde olarak şöyle demiştir:

                   “Yasa önünde eşitlik ilkesi’ hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz...

                   Devlet Memurları Kanunu'na göre, çarşı ve mahallelerde koruma ve muhafaza hizmetleri gibi ana hizmetlere yardımcı nitelikte görevlerde bulunan ve yardımcı hizmetler sınıfında yer alan çarşı ve mahalle bekçileri, ‘Emniyet Genel Müdürlüğü emniyet hizmetleri sınıfı kadrolarında’ bulunanlarla aynı hukuksal konumda değildir.

                   Bu nedenle kural, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekir”[254].

Anayasa Mahkemesinin bu yönde birçok yerinde kararı vardır[255].

Anayasa Mahkemesi nispî eşitlik ilkesinin kriteri olarak “haklı neden” kriterini değil, “Anayasanın 13’üncü maddesindeki nedenler” kriterini kullansa da değişen bir şey yoktur. Bu nedenler (devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğinin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması) genel ve soyut kavramlardır. Bunların takdiri de Anayasa Mahkemesine değil, yasama organına aittir. Örneğin kamu yararı nedeniyle Anayasa Mahkemesi bir konuda eşitlik ilkesinden ayrılmışsa, burada gerçekten de kamu yararının bulunup bulunmadığını, var olan kamu yararının bu derece bir eşitsizlik gerektirip gerektirmediğini Anayasa Mahkemesi takdir edemez.

İşte Anayasa Mahkemesi bu nedenlerle nispî eşitlik ilkesi  bakımından kanunların anayasaya uygunluğu denetiminde kendisini sınırlandırmalı, iptal kararı vermekten çekinmeli, bu konuda kanun koyucuya geniş bir takdir yetkisi bırakmalıdır. Türk Anayasa Mahkemesinin de bu doğrultuda hareket ettiğini genel olarak söyleyebiliriz.

E. “Eşitsizlik” - “Eksik Düzenleme ” İlişkisi ve Anayasa Mahkemesinin Eksik Düzenleme Nedeniyle İptal kararı vermemesi Gerekliliği

Eşitsizlik bazı durumlarda kanun koyucunun “eksik düzenleme ”sinden[256] kaynaklanabilir. Kanun koyucu belli bir grup için tanıdığı bir hakkı, bir başka grup için tanımaz veya henüz bu hakkı o grup için tanıyan kanunu çıkarmamıştır. Anayasa Mahkemesinin o hakkın, diğer gruba tanınmamış olduğundan dolayı, o hakkı ilk gruba tanıyan kanunu eşitlik ilkesine aykırı görerek iptal etmesi, bu haktan yararlanan bir grubun da bu haktan mahrum kalmasına yol açacaktır.

Örneğin Anayasa Mahkemesi, sadece hazine avukatlarına yol tazminatı  ödenmesini öngören, ama kamu kurumlarında çalışan diğer kamu avukatlarına böyle bir tazminat ödenmesini öngörmeyen 2 Temmuz 1964 sayılı Harçlar Kanunun 34’üncü maddesi hakkında verdiği 24 Kasım 1987 tarih ve K.1987/32  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Anayasa Mahkemesinden ancak Anayasaya aykırı olan bir yasa hükmünün uygulama alanından kaldırılmasını sağlamak için iptal kararı istenebileceğine, özde Anayasaya aykırı düşmeyen bir kuralın uygulama alanının genişletilmesi amacı ile iptal isteminde bulunulamayacağına göre, sonucu bakımından aynı işi ve işlemi yapan, aynı görev ve sorumluluğunu paylaşan kamu avukatları arasında farklı uygulamaya neden olduğu ileri sürülen itiraz konusu hükmün, kamu avukatlarının önemli bir kesimine tanınan hakkı iptal kararıyla kaldırarak değil, öteki kesimlerine de aynı hakkı tanıyan tamamlayıcı yasama işlemleriyle düzeltilmesi, düzenleme eksikliğinin bu yöntemle giderilmesi Anayasaya daha uygun ve daha tutarlı bir tasarruf olacaktır”[257].

Anayasa Mahkemesi imar affı ile ilgili 22 Mayıs 1986 tarih ve 3290 sayılı Kanun hakkında verdiği 18 Ocak 1989 tarih ve K.1989/4 sayılı  Kararında da şöyle demiştir:

“Olayda... sorunu çözmeye yeterli olmayan bir yasa kuralının eksikliğinden... söz edilebilir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı bulduğu yasaları iptal ederek yürürlükten kalkmasını sağlar... Yasanın isterse getirebileceği bir kuralı getirmemesi eksikliği, iptal nedeni olamaz. İsterse yer verip isterse yer vermeyeceği bu tür eksiklikler yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir... Yasakoyucunun anayasal ilkelere aykırı düşmeyen kimi durumlar ve kimileri için, kimi nedenlerle, kimi düzenlemelere yer vermemesi eksikliği iptal nedeni kabul edilemez”[258].

Kanımızca Anayasa Mahkemesinin bu kararları yerindedir. Söz konusu durumlarda gerçekten eşitlik ilkesine aykırılık olsa bile, Anayasa Mahkemesinin bu eşitsizliği, eksik düzenlemeyi iptal ederek giderebilmesi, veya yasama organını eşitsizliği giderici düzenleme yapmaya zorlaması mümkün değildir. Yukarıda 24 Kasım 1987 tarih ve K.1987/32  sayılı Kararda Anayasa Mahkemesi hazine avukatlarına yol tazminatı verilmesini öngören hükmü iptal etseydi, acaba yasama organı tüm kamu avukatlarına yol tazminatı verilmesini öngören bir kanun çıkaracak mıydı? Buna kimse olumlu cevap veremez.

Bunun en güzel örneği Anayasa Mahkemesinin Türk Ceza Kanununun kocanın zinasını  düzenleyen 441’inci maddesini eşitlik ilkesine aykırı görerek 23 Eylül 1996 tarih ve K.1996/34 sayılı Karar ile iptal etmesi oluşturmuştur[259]. Anayasa Mahkemesi, 441’inci maddeyi eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmiş, doğacak boşluğun yasama organı tarafından doldurulması için de iptal kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Ancak yasama organı bu süre içinde kocanın zinasını  cezalandıran bir kanun çıkarmamıştır. 27 Aralık 1997 tarihinden itibaren, karının zinası suç olmaya devam ederken, kocanın zinası hepten suç olmaktan çıkmış, böylece daha da büyük bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır.

Bu durum karşısında, Torbalı Asliye Ceza Mahkemesi karının zinasını düzenleyen Türk Ceza Kanununun 440’ıncı maddesinin de eşitlik ilkesine aykırılığını ileri sürerek itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinden iptalini istemiştir. Anayasa Mahkemesi, 23 Haziran 1998 tarih ve K.1998/28 sayılı Kararıyla

“Türk Ceza Kanunu'nun 440. maddesinde, karının zinasının suç oluşturacağı öngörülmüş, kocanın zinasını suç sayan 441. maddesi ise Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir. Böylece, kocanın zinası suç olmaktan çıkmıştır. Evlilik birliğinin tarafları olarak karı ile aynı hukuksal konumda olması gereken koca için zinanın suç olmaktan çıkmasına karşın, karı için suç sayılmaya devam etmesi Anayasa'nın 10. maddesindeki ‘eşitlik’ ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Maddenin iptali gerekir”[260]

gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun 440’ıncı maddesini de iptal etmiş ve dahası bu “iptal kararının yürürlüğe gireceği günün ayrıca belirlenmesine gerek olmadığına” karar vermiştir[261].

Anayasa Mahkemesinin 23 Haziran 1998 tarih K.1998/28 sayılı Kararının Resmî Gazete yayımlanıp yürürlüğe girdiği 10 Mart 1999 tarihinden itibaren, evli kişilerin (kocanın ve karının) zinası suç olmaktan çıkmışken, evli olup da hakimin hükmü ile ayrılmış veya biri diğerini terketmiş karı veya kocanın zinası Türk Ceza Kanununun 442’nci maddesi uyarınca suç olmaya devam etmiştir. Bu durum daha da aşırı bir eşitsizlik yaratmıştır. Evli kişilerin zina filleri cezalandırılmazken, “nikah baki olup da hakimin hükmü ile ayrılmış veya biri diğerini terketmiş” kişilerin zina fiilleri suç olmaya devam etmiştir. Bu durum karşısında bir yerel Mahkeme itiraz yoluyla Türk Ceza Kanununun 442’nci maddesinin iptalini istemiştir. Anayasa Mahkemesi bu sefer de 13 Temmuz 1999 tarih ve K.1999/30  sayılı Kararıyla bir yandan 442’nci maddeyi, diğer yandan da 442’nci maddenin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan 443 ve 444’üncü maddelerinin de iptal etmiştir[262].

Böylece Türk Ceza Kanununun bir faslı (sekizinci babının beşinci faslı) durup dururken, yasama organının hiçbir dahli olmaksızın yürürlükten kalkmıştır.

Şüphesiz ki, Anayasa Mahkemesi Ceza Kanunun bir hükmünü anayasal bir ilke olan eşitlik ilkesine aykırı görerek iptal edebilir. Ancak, kendi iptal ettiği hükmün ortadan kalkması nedeniyle bir eşitsizlik oluştuğu gerekçesiyle, bu sefer de, baştan eşitlik ilkesine aykırı olması söz konusu olmayan hükmü (m.440) iptal etmesinin doğruluğu pek şüphelidir. Zira, bu ikinci iptal edilen hükmü eşitlik ilkesine aykırı hale getiren şey, bizzat Anayasa Mahkemesinin ilk kararıdır. Keza, bu ikinci karardan sonra, bu ilk iki karar nedeniyle ortaya çıkan eşitsizliği gidermek için üçüncü bir maddenin (m.442) iptal edilmesinin doğruluğu da hepten şüphelidir.

Neticede ülkemizde zina fiilini bir bütün olarak suç olmaktan, yasama organı değil, Anayasa Mahkemesi çıkarmıştır. Demokratik bir hukuk devletinde, hangi fiilin suç olup olmayacağına veya şimdiye kadar suç olan bir fiilin suç olmaktan çıkarılıp çıkarılmayacağına hakimler değil, halk veya halkın temsilcileri karar verir. Aşağıda ayrıca göreceğimiz gibi, “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” diyen 1982 Anayasasının 153’üncü maddesinin ikinci fıkrası kanımızca Anayasa Mahkemesine bu gibi konularda iptal kararı vermekten çekinmesini emretmektedir.

Zina konusundaki kararlar, Anayasa Mahkemesinin eşitlik ilkesi konusunda karar verirken çok dikkatli olması gerektiğini göstermektedir.

 

 

[232].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.113.

[233]Ibid.

[234]Ibid.

[235]Ibid.

[236].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.113; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.138.

[237].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.113.

[238]Ibid.

[239].  Özbudun buna “şeklî hukukî eşitlik ” diyor. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.113.

[240].  Mutlak eşitliğe “aritmetik eşitlik ” de denebilir. Mutlak eşitlik, Aristo’nun  Nikomakhos’a Ahlâk’ında yaptığı adalet ayrımlamasında “denkleştirici adalet  (tâvizî adalet , iustitia commutativa )”e tekabül eder. Denkleştirici adalet için bkz. Gözler, Hukuka Giriş, op. cit., s.313.

[241].  Zafer Gören, “Kota Düzenlemelerinin Anayasaya Uygunluğu”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1999, Cilt 16, s.381, s.381-413.

[242].  Nispi eşitliğe “geometrik eşitlik ” de denebilir. Nispî eşitlik, Aristo’nun Nikomakhos’a Ahlâk’ında yaptığı adalet ayrımlamasında “dağıtıcı adalet  (tevziî adalet, iustitia distributiva )”e tekabül eder. Örneğin bir annenin üç yaşında çocuğuna nazaran on yaşında çocuğuna daha fazla yemek vermesi dağıtıcı adalet, yani nispî eşitlik ilkesine uygundur. Bu konuda bkz. Gözler, Hukuka Giriş, op. cit., s.313.

[243].  Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 1976 Tarih ve E.1976/3, K.1976/3 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.166.

[244].  Anayasa Mahkemesi, 27 Eylül 1989 Tarih ve E.1988/7, K.1988/27 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 24, s.421.

[245].  Anayasa Mahkemesi, 1 Temmuz 1998 Tarih ve E.1996/74, K.1998/45 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 11 Mart 2000, Sayı 23 990, s.39.

[246].  Anayasa Mahkemesi, 11 Mayıs 1999 Tarih ve E.1997/65, K.1999/15  Sayılı Karar, Resmî Gazete, 16 Şubat 2000, Sayı 23966, s.45.

[247].  Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.114.

[248].  Anayasa Mahkemesi, 28 Nisan 1983 Tarih ve E.1981/13, K.1983/8 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 20, s.52.

[249].  Anayasa Mahkemesi, 11 Aralık 1986 Tarih ve E.1985/11, K.1986/29 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 22, s.460. İtalikler bize ait.

[250].  Anayasa Mahkemesi, 17 Kasım 1998 tarih ve E.1997/74, K.1998/69 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, cilt 283, s.290. İtalikler bize ait.

[251].  Anayasa Mahkemesi, 27 Mayıs 1999 Tarih ve E.1998/58, K.1999/19 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 4 Mart 2000, Sayı 23983, s.29. İtalikler bize ait. Anayasa Mahkemesi aynı içtihadını birçok kararında tekrarlamıştır. Örneğin Anayasa Mahkemesi, 1 Temmuz 1998 Tarih ve E.1996/74, K.1998/45 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 11 Mart 2000, Sayı 23990, s.29; Anayasa Mahkemesi, 11 Mayıs 1999 Tarih ve E.1999/6, 1999/13 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 1 Nisan 2000, Sayı 24007, s.22.

[252].  Anayasa Mahkemesi, 18 Temmuz 1994 Tarih ve E.1994/48, K.1994/58 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 17 Şubat 2000, Sayı 23967, s.50.

[253].  Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 2000 Tarih ve E.1999/45, K.2000/9 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 6 Temmuz 2000, Sayı 24101, s.51-56.

[254]Ibid., s.55.

[255].  Örneğin bkz. Anayasa Mahkemesi, 11 Mayıs 1999 Tarih ve E.1999/6, 1999/13 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 1 Nisan 2000, Sayı 24007, s.22. Türk Ceza Kanunu kapsamındaki hapis cezalarının paraya çevrilmesindeki gün başına uygulanan para cezası miktarı ile Vergi Usûl Kanununu kapsamındaki hapis cezalarının paraya çevrilmesinde uygulanan gün başına para cezası miktarı arasındaki farkı (birincisi dava tarihinde 5000-10000 TL, ikincisi 17,718,750 TL idi) eşitlik ilkesine aykırı görmemiştir. Anayasa Mahkemesi şöyle demiştir: “Yasakoyucu, zaman içinde değişen gereksinimleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak alınan önlemleri güçlendirip, geliştirmek, etkilerini daha çok artırmak veya tam tersine bunları hafifletmek ya da büsbütün ortadan kaldırmak amacıyla düzenlemelerde bulunabilir. Kamu hizmetlerinin aksatılmadan yerine getirilebilmesi için vergi borcunun zamanında ve noksansız ödenmesi gerekir. Vergi yasaları gereklerinin zamanında ve öngörülen kurallara uygun biçimde yerine getirilmesi ve böylece yasaların etkinliğinin sağlanması amacıyla, vergi kaçakçılığı suçuna verilen cezaların paraya çevrilmesinde kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarda uygulanacak ceza ve önlemleri belirleyen 647 sayılı Yasa'nın 4. maddesinden farklı kurallar konulmasında Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık yoktur. İptal isteminin reddi gerekir” (Resmî Gazete, 1 Nisan 2000, Sayı 24007, s.26). Böylece Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun vergi kaçakçılığı suçunu, normal suçlardan daha önemli görerek cezasının paraya çevrilmesini daha zorlaştırmasını, kanun koyucunun takdir yetkisi içinde görmüştür.

[256].  “Eksik düzenleme”nin bir iptal nedeni olup olmadığını aşağıda anayasa yargısını inceleyeceğimiz yirmiikinci  bölümde ayrıca tartışacağız.

[257].  Anayasa Mahkemesi, 24 Kasım 1987 tarih ve E.1987/24, K.1987/32 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.427 (Hazine Avukatlarına Yol Tazminatı Kararı).

[258].  Anayasa Mahkemesi, 18 Ocak 1989 Tarih ve E.1988/3, K.1989/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 25, s.31-32 (İmar Affı Kararı).

[259].  Anayasa Mahkemesi, 23 Eylül 1996 Tarih ve E.1996/15, K.1996/34 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.800-809 (Kocanın Zinası ). Kanımızca, burada Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermemeliydi. Çünkü, burada eşitlik ilkesine uygun bir düzenleme yoktu, yani dolayısıyla bir nevi “eksik düzenleme” söz kosunuydu. Şöyle ki, “karısı ile birlikte ikamet etmekte olduğu evde yahut herkesçe bilinecek surette başka yerde karı koca gibi geçinmek için başkası ile evli olmıyan bir kadını tutmakta olan koca hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis cezası hükmolunur” diyen Türk Ceza Kanunu 441’inci maddesinin bizatihi eşitlik ilkesine aykırı olması söz konusu olamazdı. Bu madde, karının zinasını düzenleyen 440’ıncı maddeye kıyasla eşitlik ilkesine aykırıydı. Bu eşitsizliği gidermek isteyen kanun koyucu, şüphesiz 441’inci müeyyideyi 440’ıncı maddeye benzeterek değil, 440’ıncı maddeyi 441’inci maddeye benzetmek hak ve yetkisine de sahipti. Anayasa Mahkemesi 441’inci maddeyi iptal ederek kanun koyucunun bu yetkisine müdahale etmiştir.

[260].  Anayasa Mahkemesi, 23 Haziran 1998 Tarih ve E.1998/3, K.1998/28 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 1, s.211 (Karının Zinası).

[261]Ibid., s.211.

[262].  Anayasa Mahkemesi, 13 Temmuz 1999 Tarih ve E.1999/24, K.1999/30  Sayılı Karar, Resmî Gazete, 5 Temmuz 2000, Sayı 24100, s.55-60.

 


 

Copyright

(c) Kemal Gözler. 2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için  kgozler@hotmail.com adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.180-189  (www.anayasa.gen.tr/esitlik.htm, 15 Kasim 2005).

 


23 Kasım 2005
Editör: Kemal Gözler

 kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr