TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

 

MİLLETLERARASI ANDLAŞMALAR VE SÖZLEŞMELER

Kemal Gözler

Milletlerarası andlaşma ve sözleşme arama için burasını tıklayınız.

Karşılaştırmalı hukuk açısından milletlerarası andlaşmaların akdedilmesi ve onaylanması hakkında burasını tıklayınız.


 

Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları,4. Baskı, 2007, s.144-146'dan alınmıştır.

4. Uluslararası Andlaşmalar

Türkiye’de usûlüne uygun olarak onaylanmış ve yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar kanun değerindedir. Yani bunlar da kanunlar gibi bağlayıcıdır. Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş andlaşmaları mahkemeler ve idarî makamlar aynı bir kanun gibi uygulamak zorundadırlar. O nedenle Türkiye’de onaylanmış ve yürürlüğe konulmuş andlaşmalar da Türk hukukunun bir kaynağıdır.

Uluslararası andlaşmalar kısaca şu şekilde tanımlanabilir:

TANIM: Uluslararası andlaşmalar, iki veya daha fazla devlet tarafından akdedilmiş olan ve Türkiye’de Cumhurbaşkanının onayıyla Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulan ve Türk normlar hiyerarşisinde kural olarak kanun değerinde bulunan bağlayıcı hukuk kurallarıdır.

Türkiye’de uluslararası andlaşma akdetme ve imzalama yetkisi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanına aittir. Bunların dışında Bakanlar Kurulunca yetkilendirilen kişiler de Türkiye adına milletlerarası andlaşma yapma yetkisine sahiptirler.

Yukarıdaki kişilerce yapılan andlaşmanın bağlayıcılık kazanması için “onaylanması ve yayımlanması” gerekir. Andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi ise, Cumhurbaşkanına verilmiştir (Anayasa, m.104).

Ancak Cumhurbaşkanının bu onaylama yetkisini kullanabilmesi için, TBMM’nin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulması gerekir (Anayasa, m.90/1). Andlaşmaların onaylanmasının bir kanunla nasıl uygun bulanacağı hususu Anayasamızın 90’ıncı maddesinde düzenlenmiştir. Milletlerarası andlaşmaların onaylanması bakımından milletlerarası andlaşmalar konusunda ikili bir ayrım yapmak gerekir:

a) Onaylanması İçin Kanunla Uygun Bulunması Gereken Andlaşmalar.- Kural olarak, milletlerarası andlaşmaların onaylanması için, onaylanmanın bir kanunla uygun bulunması gerekir. Bu konudaki kural Anayasanın 90’ıncı maddesinin birinci fıkrasında ifade edilmiştir:

“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylanmayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”.

Bu kural, milletlerarası andlaşmaların onaylanması XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanması"  konusundaki genel kuraldır. Buna göre, TBMM uygun bulmayı bir kanunla kabul ettikten sonra, Cumhurbaşkanı andlaşmayı onaylayacak ve yayımlayacaktır.

b) Onaylanması İçin Kanunla Uygun Bulunmaları Gerekmeyen Andlaş-malar.- Anayasamızın 90’ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur. Keza, aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların TBMM’ce uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.

Burada ayrıca belirtelim ki, Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmanın onaylanabilmesi için TBMM tarafından onaylanmalarının uygun bulunması gerekir.

KUTU 7.4: Milletlerarası Andlaşmanın
Onaylanmasını Uygun Bulma Kanunu
(Resmî Gazete, 8 Şubat 2005, Sayı 25721).

Türkiye Cumhuriyeti ve Slovenya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

        Kanun No. 5295           Kabul Tarihi : 3.2.2005

       MADDE 1. — 23 Mart 2004 tarihinde Ankara’da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ve Slovenya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

       MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

       MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.                     7 Şubat 2005

 

KUTU 7.5: Milletlerarası Andlaşmanın
Onaylanmasına Dair Bakanlar Kurulu Kararı
(Resmî Gazete, 11 Eylül 2005, Sayı 25933)

 

Milletlerarası Andlaşma

 

Karar Sayısı : 2005/9276

      30 Haziran 2005 tarihinde Bakü'de imzalanan ekli "Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Teknik İşbirliği Protokolü"nün onaylanması; Dışişleri Bakanlığı'nın 9/8/2005 tarihli ve EİGY/311096 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu'nca 17/8/2005 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN      Diğer Bakanların

Başbakan                                 Listesi

Anayasamızın 90’ıncı maddesinin son fıkrasına göre “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”. Bu fıkraya 7 Mayıs 2004 tarih ve 5170 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla eklenen son cümleye göre, “usûlüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır”. Dolayısıyla son Anayasa değişikliğiyle temel hak ve hürriyetler alanındaki milletlerarası andlaşmaların Türk normlar hiyerarşisinde kanunların üstünde ve Anayasanın altında bir değere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Bilgi Kaynağı Notu: Resmî Gazetede yayınlanmış milletlerarası antlaşma andlaşma ve bunları onaylayan kanun ve karar metinlerinin listesine elektronik Resmi Gazetenin fihristinde (http://rega.basbakanlik.gov.tr/Fihrist/fihrist.asp) “MEVZUAT TÜRܔ kutucuğundan “MİLLETLERARASI ANDLAŞMALAR VE SÖZLEŞMELER”ı  seçip “BUL”a tıklayarak oluşturabilirsiniz. http://mevzuat. basbakanlik.gov.tr adresinden de aynı şeye ulaşılabilir.

 

 

 


Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa, Ekin Kitabevi, 2008, s.369-374'ten alınmıştır.

VII. Milletlerarası AndlaşmalarıN Onaylanmasını Uygun Bulmak XE "Milletlerarası AndlaşmalarıN Onaylanmasını Uygun Bulmak" [1]

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.207-214; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.338-342; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.69; İlhan Akipek, Devletler Hukuku (Birinci Kitap: başlangıç), Ankara, Başnur Matbaası, İkinci Baskı, 1965, s.26-32; Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri, Ankara, Turhan Kitabevi, Yedinci Baskı, 1998, I. Kitap, s.150-157; Edip F. Çelik, Milletlerarası Hukuk, İstanbul, İÜHF Yayınları, Yenilenmiş Üçüncü Baskı, 1975, Cilt I, s.211-214; Sedat Kılıççı, Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanması, Ankara, AÜHF Yayınları, 1968; A. Suat Bilge, “Türk Hukukuna Göre Milletlerarası Andlaşmaların Akdi”, Türk Parlâmentoculuğunun İlk Yüzyılı: 1876-1976, Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, 1978, s.283-314; Mümtaz Soysal, Dış Politika ve Parlâmento, Ankara, AÜHF Yayınları, 1964; 26. Kemal Gözler, “Uluslararası Andlaşmaları Akdetme ve Onaylama Yetkisi: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi” AÜSBFD 56, Nisan-Haziran 2001, No 2, s.71-101.

Anayasamızın 87’nci maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin yedinci görev ve yetkisi “milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak" ”tır.

Andlaşma Akdetme Yetkisi XE "Andlaşma Yapma Yetkisi" .- Anayasamızın metninde andlaşma akdetme yetkisinin, yani görüşmeler yapma ve andlaşma metnini tespit etme yetkisinin kime veya hangi organa ait olduğunu gösteren bir hüküm yoktur. Ancak uygulamada andlaşma yapma yetkisinin yürütme organına ait olduğu kabul edilmektedir[2]. Bugünkü uygulamaya göre Türkiye adına Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı yetki belgesine gerek kalmadan ve Bakanlar Kurulunca yetkilendirilen kişiler Türkiye adına milletlerarası andlaşma yapma yetkisine sahiptirler[3].

Andlaşmaları Onaylama Yetkisi.- Yukarıdaki kişilerce akdedilen andlaşmaların bağlayıcılık kazanması için “onaylanması ve yayımlanması” gerekir. Anayasamız (m.104) andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisini TBMM’ye değil, Cumhurbaşkanına vermiştir.

Andlaşmaların Onaylanmasının Kanunla Uygun Bulunması XE "Andlaşmaların Onaylanmasının Kanunla Uygun Bulunması" .- Ancak Cumhurbaşkanının bu onaylama yetkisini kullanabilmesi için, TBMM’nin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulması gerekir (Anayasa, m.90/1). Andlaşmaların onaylanmasının bir kanunla nasıl uygun bulanacağı hususu Anayasamızın 90’ıncı maddesinde düzenlenmiştir. İşte biz burada bunu göreceğiz.

UYARI.- Burada hemen belirtelim ki, 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddeden bahsedilirken, konuşma pratikliği bakımından günlük dilde ve hatta bazen kitaplarda “andlaşmaların onaylanması” veya “andlaşmaların uygun bulunması” terimleri yer yer kullanılmaktadır. Bunları kullananlar, bu terimlerle, “milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının kanunla uygun bulunması”nı kastetmektedirler. Ancak bu terimler, bu haliyle yanlıştır. Zira yukarıda açıklandığı gibi “milletlerarası andlaşmaları onaylamak” yetkisi, TBMM’ye değil; Cumhurbaşkanına ait bir yetkidir; TBMM’ye ait olan yetki, “milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını kanunla uygun bulmak” yetkisidir.   

ÖSYM: 30 Eylül 2007 Kaymakam Adaylığı Sınavı Sorusu.- “7. 1982 Anayasası’na göre, aşağıdakilerden hangisi TBMM’nin görevlerinden biri değildir?” DOĞRU CEVAP: “Milletlerarası antlaşmaları onaylamak” (www.osym.gov.tr). AÇIKLAMA: Bir üst paragrafa bakınız. Sorunun diğer şıklarında yer alan “bakanları denetlemek”, “savaş ilanına karar vermek”, “kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek” ve “KHK çıkarma yetkisi vermek” TBMM’ye ait olan yetkilerdir.

Milletlerarası andlaşmaların onaylanması bakımından milletlerarası andlaşmalar konusunda şu şekilde ikili bir ayrım yapmak gerekir: 

- Onaylanması için kanunla uygun bulunması gereken andlaşmalar.

- Onaylanması için kanunla uygun bulunması gerekmeyen andlaşmalar.

A. Onaylanması İçin Kanunla Uygun Bulunması Gereken Andlaşmalar XE "Onaylanması için kanunla uygun bulunması gereken andlaşmalar"

Kural olarak, milletlerarası andlaşmaların onaylanması için, onaylanmanın bir kanunla uygun bulunması gerekir. Bu konudaki kural Anayasanın 90’ıncı maddesinin birinci fıkrasında ifade edilmiştir:

“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylanması bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”.

Bu kural, milletlerarası andlaşmaların onaylanması XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanması"  konusundaki genel kuraldır. Buna göre, TBMM uygun bulmayı bir kanunla kabul ettikten sonra, Cumhurbaşkanı andlaşmayı onaylayacak ve yayımlayacaktır.

Onaylamanın Uygun Bulunması Kanununun XE "Uygun Bulma Kanununun"  Kabul Edilmesi.- Söz konusu kanuna, 31 Mayıs 1963 gün ve 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması... Hakkında Kanun, “onaylamanın uygun bulunması kanunu” ismini vermekte ve bu kanunun hazırlanmasına ilişkin şu düzenlemeleri yapmaktadır: Uygun bulma kanun tasarısı Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanır; Bakanlar Kurulu tarafından Meclise sunulur[4]. Milletvekillerinin bir milletlerarası andlaşmanın uygun bulunmasına dair kanun teklifi veremeyecekleri kabul edilmektedir[5]. (Anayasada bu yönde bir hüküm olmadığına göre, milletvekillerinin bu konuda kanun teklifi verememeleri yönündeki uygulamanın Anayasaya uygunluğu tartışmalıdır[6]). Meclise sunulan uygun bulma kanun tasarısı Dışişleri Komisyonu ve ilgili komisyonlardan sonra, Genel Kurulda görüşülür ve andlaşmanın bir bütün olarak kabul veya reddedilmesi için oylama yapılır[7]. Dolayısıyla antlaşmanın bazı maddelerinin onaylanmasının uygun bulunması, diğer bazı maddelerinin ise uygun bulunmaması ihtimali yoktur. Aksi takdirde çok taraflı bir işlem olan antlaşma tek taraflı olarak değiştirilmiş olurdu ki, böyle bir şeyin uluslararası hukukta mümkün değildir. Ayrıca belirtelim ki, andlaşmaların uygun bulunmasına dair kanunun oylanmasında açık oylama yapılır (İçtüzük, m.142).

Uygun bulma kanunları da tüm kanunlar gibi bir kanundur. Kanunlar gibi tarih ve numara alır. Resmî Gazetede yayımlanır. Onay kanunları üç maddeliktir. Birinci madde, andlaşmanın onaylandığının uygun bulunduğunu belirtir. İkinci madde yürürlüğe giriş tarihi, üçüncü madde ise kanunun yürütülmesine ilişkindir. Onay kanunları onayladıkları andlaşmanın metnini tekrarlamazlar (Bkz. Kutu 11.11).

 

KUTU 11.11: Milletlerarası Andlaşmanın
Onaylanmasını Uygun Bulma Kanunu
(Resmî Gazete, 8 Şubat 2005, Sayı 25721).

Türkiye Cumhuriyeti ve Slovenya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

        Kanun No. 5295                  Kabul Tarihi : 3.2.2005

       MADDE 1. — 23 Mart 2004 tarihinde Ankara’da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ve Slovenya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

       MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

       MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.                     7 Şubat 2005

Onay İşlemi XE "Onay İşlemi" .- Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun bulma kanunu ile kabul edilen bir andlaşma artık onaylanabilir duruma gelmiştir. Anayasamıza göre milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi, Bakanlar Kuruluna değil, Cumhurbaşkanına aittir (m.104/b-6). Dış politika alanında sorumluluk Hükû-mete ait olduğuna göre, Cumhurbaşkanının onay işlemi Başbakan ve dışişleri bakanının karşı-imzasına tâbidir.

Onay Konusunda Uygulama XE "Onay Konusunda Uygulama" .- 31 Mayıs 1963 gün ve 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması... Hakkında Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası, “milletlerarası andlaşmaların onaylanması... Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur” demektedir. Gerçekten de uygulamada, bir milletlerarası andlaşmanın onaylanması kanunla uygun bulunduktan sonra, bir “Bakanlar Kurulu kararnamesi” ile andlaşma onaylanmaktadır (Örnek için Kutu 11.12’ye bakınız).

Kanımızca, 244 sayılı Kanunun 3’üncü maddesine dayanan bu uygulama Anayasamıza aykırıdır. Zira Anayasamıza göre (m.104/b-6), milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi Bakanlar Kuruluna değil, Cumhurbaşkanına aittir. Onaylama işlemi, bir Bakanlar Kurulu kararıyla değil, Cumhurbaşkanının kararıyla yapılmalıdır.

KUTU 11.12: Milletlerarası Andlaşmanın
Onaylanmasına Dair Bakanlar Kurulu Kararı

(Resmi Gazete, 4 Eylül 2005, Sayı 25926)

Milletlerarası Andlaşma

Karar Sayısı : 2005/9233

      23 Mart 2004 tarihinde Ankara'da imzalanan ve 3/2/2005 tarihli ve 5295 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli "Türkiye Cumhuriyeti ve Slovenya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma"nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı'nın 6/7/2005 tarihli ve EİGY/243006 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 28/7/2005 tarihinde kararlaştırılmıştır.                                Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN      Diğer Bakanların Listesi

   Başbakan

B. Onaylanması İçin Kanunla Uygun Bulunmaları Gerekmeyen Andlaşmalar XE "Onaylanması için kanunla uygun bulunmaları gerekmeyen andlaşmalar"

Yukarıda açıklanan kanunla uygun bulmadan sonra Cumhurbaşkanı tarafından onaylama usûlü genel kural niteliğindedir. Ancak bu genel kurala Anayasanın 90’ıncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında istisnalar getirilmiştir. Aşağıdaki gruplara giren andlaşmaların onaylanması için bir kanunla uygun bulunmalarına gerek yoktur. Ancak yine de bu gruplara giren andlaşmaların yürürlüğe girebilmeleri için Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmaları ve yayımlanmaları gerekir.

Onaylanması için kanunla uygun bulunması gerekmeyen andlaşmalar da kendi içinde iki gruba ayrılmaktadır.

a) Birinci Grup Andlaşmalar XE "Birinci Grup Andlaşmalar" .- Türk kanunlarında değişiklik getirmemek şartıyla (m.90/4), birinci grubu oluşturan andlaşmaların taşıması gereken özellikler şunlardır (m.90/2):

1. Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenlemek,

2. Süre olarak bir yılı aşmamak,

3. Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek,

4. Kişi hallerine dokunmamak,

5. Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak.

b) İkinci Grup Andlaşmalar XE "İkinci Grup Andlaşmalar" .- Türk kanunlarında değişiklik getirmemek şartıyla (m.90/4), ikinci grubu oluşturan andlaşmalar şunlardır (m.90/3):

1. Daha önceden yapılmış bir milletlerarası andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları.

2. Kanunların önceden verdiği yetkiye dayanılarak yapılan

a) ekonomik,       c) teknik,                               b) ticarî veya                        d) idarî

andlaşmalar.

Bu Andlaşmaların Onaylanma İşlemleri.- Bakanlar Kurulu, yapılan bir andlaşmanın yukarıdaki iki gruptan birine girdiği kanaatine varırsa, andlaşmanın onaylanması konusunu görüşüp “onama” veya “ret kararı” alabilir. Zira bu durumda, TBMM değil, Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bir “andlaşmanın onaylanmasını kabul etme” işlemini bir “Bakanlar Kurulu

kararnamesi” ile gerçekleştirmektedir (244 sayılı Kanun, m.3/1)[8]. Bu Bakanlar Kurulu kararnamesi daha sonra Cumhurbaşkanı tarafından da imzalanmaktadır. Cumhurbaşkanının bu imzası milletlerarası andlaşmanın onaylanması şeklinde yorumlanmaktadır[9].  (Bkz. Kutu 11.13).

KUTU 11.13: Milletlerarası Andlaşmanın Onaylanmasına Dair Bakanlar Kurulu Kararı (Resmî Gazete, 11.9.2005- 25933)

Milletlerarası Andlaşma

 

Karar Sayısı : 2005/9276

      30 Haziran 2005 tarihinde Bakü'de imzalanan ekli "Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Teknik İşbirliği Protokolü"nün onaylanması; Dışişleri Bakanlığı'nın 9/8/2005 tarihli ve EİGY/311096 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu'nca 17/8/2005 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN      Diğer Bakanların

        Başbakan                                 Listesi

Andlaşmaların Yayımlanması XE "Andlaşmaların Yayımlanması"  ve Yürürlüğe Girmesi.- İster TBMM’nin uygun bulma kanununa tâbi olsun, ister tâbi olmasın, kural olarak bir andlaşmanın iç hukukumuz açısından yürürlüğe girebilmesi XE "andlaşmaların yürürlüğe girmesi"  için, yayımlanması gerekir. Bununla birlikte, Anayasamızın 90’ıncı maddesinin üçüncü fıkrasından, milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların özel kişilerin haklarını ilgilendirmemek şartıyla Resmî Gazetede yayımlanmadan yürürlüğe konabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu gruba giren ve özel kişilerin haklarını ilgilendirmeyen andlaşmaları, Hükûmet isterse, yayımlar, isterse yayımlamayabilir[10]. Bu istisna dışında bütün andlaşmaların, ülkemizde hüküm doğurabilmesi için yayımlanması gerekir.

Öte yandan, yukarıda birinci grup içine giren (m.90/2) andlaşmaların yayımlanarak yürürlüğe girmelerinden itibaren iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmaları gerekir (m.90/2).

* * *

Ek Sorun 1: Milletlerarası Andlaşmaların Türk Normlar
Hiyerarşindeki Yeri[11]

Türk hukuk literatüründe milletlerarası andlaşmaların yeri konusunda birçok tartışma yapılmış olmasına rağmen[12], kanımızca ortada hiçbir problem yoktur. Zira bu konuda Anayasamızın 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddesinin son fıkrasında açık hüküm vardır: “Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir”. Bu nedenle,  milletlerarası andlaşmaların Türk normlar hiyerarşisinde kanun düzeyinde yer aldığını söyleyebiliriz. Ayrıca bu çözüm mantık bakımından da tutarlıdır. Zira milletlerarası andlaşmaların Türk hukukunda geçerliliğin temelinde de yasama organının uygun bulma kanunuyla açıkladığı iradesi bulunmaktadır. Bu iradede bütün kanunlarda olduğu gibi TBMM tarafından toplantıya katılan üyelerinin salt çoğunluğuyla açıklanmaktadır. Milletlerarası antlaşmaların normlar hiyerarşisinde kanun üstü bir değere sahip olabilmesi için, bu anlaşmaların temelinde yatan iradenin, yasama organının adî çoğunluğundan daha yüksek bir çoğunluğu tarafından açıklanan bir irade olması gerekir. Açıkçası, milletlerarası antlaşmaların anayasal değerde olabilmesi için bu andlaşmaların tali kurucu iktidar, yani TBMM’nin üçte iki çoğunluğu tarafından uygun bulunması gerekir. Nitekim milletlerarası antlaşmaların anayasal değere sahip olduğu ülkelerde benzer usûller vardır. Örneğin 1983 Hollanda Anayasanın 91’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Anayasaya aykırı olan andlaşmaların uygun bulunabilmesi için Parlâmentonun her iki kanadı tarafından üçte iki çoğunluğuyla kabul edilebilmesi gerekir.

Temel Hak ve Hürriyetlere İlişkin Milletlerarası Andlaşmaların Değeri.-  7 Mayıs 2004 tarih ve 5170 sayılı Kanunla Anayasanın 90’ncı maddesinin son fıkrasına şu cümle eklenmiştir:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmaların hükümleri esas alınır”.

Buna göre, temel hak ve hürriyetlere ilişkin bir milletlerarası andlaşma ile bir kanunun çatışması durumunda, kanun değil, milletlerarası andlaşma uygulanacaktır. Bu şu anlama gelmektedir ki, Anayasamızın 90’ncı maddesinin son fıkrasının yeni şekli, kanunlar ile temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar arasında hiyerarşi ihdas etmektedir. Artık bu tür milletlerarası andlaşmalar Türk normlar hiyerarşisinde kanunlardan daha üstündür. Böylece Türk normlar hiyerarşisinde, kanunlar ile Anayasa arasında “temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar basamağı” şeklinde yeni bir basamak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kanımızca, tali kurucu iktidar, temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara kanun üstü bir değer tanırken, bu tür andlaşmaların TBMM tarafından üye tamsayısının beşte üçü veya üçte ikisi gibi nitelikli bir çoğunlukla uygun bulunmasını şart koşması, normlar hiyerarşisinin mantığı bakımından daha tutarlı olurdu[13].

Burada şunu da belirtelim ki, Anayasa, m.90/son da temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanunlardan üstün olduğunun belirtilmesi, diğer andlaşmaların kanunlardan üstün olmadığını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla milletlerarası andlaşmaların Türk normlar hiyerarşisindeki yeri konusundaki tartışmanın 2004’ten sonra kesin olarak bitmiş olması gerekir[14].

Diğer yandan şunu da belirtelim ki, uygulamada bir milletlerarası andlaş-manın temel hak ve hürriyetlere ilişkin olup olmadığı konusunda her zaman problem çıkabilir[15]. Pek çok milletlerarası andlaşma temel hak ve hürriyetler ilgili olarak görülebilir. İkili ticaret anlaşmaları, vergi antlaşmaları vs. de temel hak ve hürriyetlere ilişkindir. Doktrinde bu tür anlaşmaların her temel hak ve hürriyet ile ilgili değil, “doğrudan insan haklarıyla ilgili” milletlerarası andlaşmalar olduğu düşünülmektedir[16]. Bu düşünceler sağduyuyu yansıtan düşünceler olmakla birlikte pozitif temelden mahrumdurlar. Bir kere m.90/son’da “insan haklarıyla ilgili milletlerarası andlaşmalar”dan değil, çok daha geniş yorum yapmaya imkan veren “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar”dan bahsedilmektedir. Temel hak ve hürriyetler ise Türkiye’de Anayasanın 17’nci maddesi ile 74’üncü maddesi arasında sayılmıştır. Yapılan antlaşmaların belki de hepsi Anayasada düzenlenen bir temel hak ve hürriyetle ilişkilendirilebilir. Örneğin ikili ticaret antlaşmaları çalışma, sözleşme ve özel teşebbüs hürriyetiyle (m.48) ilişkilendirilebilir. Vergilendirmeye ilişkin antlaşmalar da bu kapsamda görülebilir; çünkü Türkiye’de vergi ödevi (m.73) Anayasanın temel hak ve hürriyetler bölümünde düzenlenmiştir. Her halükarda uygulamada hangi andlaşmanın temel hak ve hürriyetlere ilişkin olduğu, hangisinin olmadığının tespiti sorun doğuracaktır. Tüm bunlar 2004’teki değişikliğin pek de isabetli bir değişiklik olmadığını göstermektedir.

Temel hak ve hürriyetleri daha iyi koruyan kanunlarla daha az koruyan milletlerarası andlaşmaların çatışması durumunda ne olacaktır? 90’ıncı maddenin son fıkrasına 2004 eklenen yukarıdaki hükme göre böyle bir durumda da milletlerarası andlaşma uygulanır. Yani, hakim, belli bir konuda Türk kanunu ilgili temel hak ve hürriyeti daha iyi koruyor olsa bile, o konuda bir milletlerarası andlaşmada hüküm varsa, daha iyi koruma getiren Türk kanununu değil,  milletlerarası andlaşmayı uygulamak zorunda kalacaktır. Madde 90/son’a göre 2004 yılında eklenen bu hüküm, milletlerarası andlaşmaların kendi kanunlarımıza göre temel hak ve hürriyetler her zaman daha iyi koruduğu gibi yanlış ve aşağılık kompleksi üzerine dayalı bir varsayım üzerine kuruludur.

Anayasamızın 90’ıncı maddesinin son fıkrasına 2004 eklenen yukarıdaki hükümde tartışmaya açık bir nokta daha vardır: Bu hükümde her durumda değil, “uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmaların hükümleri esas alınır” demektedir. Buradaki “uyuşmazlık” kelimesinin yorumunda problem çıkabilir. Kanımızca, aksi düşünenler varsa da[17], maddenin sözünden hareketle, temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, sadece yargı organlarının önündeki uyuşmazlıklarda esas alınır. Dolayısıyla bu hüküm, idarî makamlara değil, yargı organlarına hitap eden bir hükümdür. İdarî makamlar, yaptıkları eylem ve işlemlerle ilgili bir Türk kanunu ile bir milletlerarası andlaşmanın çatışması durumunda hangisi sonraki tarihli ise onu esas alır. M.90/son-3.cümle, milletlerarası andlaşmaların kanun değerinde olduğu genel kuralına istisna getiren bir hükümdür. Dolayısıyla exceptio est strictissimae interpretationis ilkesi uyarınca dar yoruma tâbi tutulmalıdır.

NOT: 90’ıncı maddeye göre, herhangi bir milletlerarası belge değil, sadece “milletlerarası andlaşmalar” Türk kanunlarından üstündür. Dolayısıyla milletlerarası andlaşma niteliğinde olmayan ­–AGİT belgeleri gibi– Türkiye Cumhuriyeti tarafından imzalanmış olan temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası belgeler kanun üstü değerde değildir[18].

Ek Sorun 2: Milletlerarası Andlaşmaların Anayasaya Uygunluk Denetimi Yapılabilir mi? XE "Milletlerarası Andlaşmaların anayasaya Uygunluk Denetimi yapılabilir mi?"

Anayasamızın 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddesinin son fıkrasında bu soruya kesin ve açık bir cevap verilmiştir:

“Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar... hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”.

Bu açık hüküm karşısında bir milletlerarası andlaşmanın anayasaya uygunluğunun Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi mümkün değildir.

Bununla birlikte, milletlerarası andlaşmanın XE "milletlerarası andlaşmanın"  kendisi denetim dışında kalsa da milletlerarası andlaşmaların onaylanması XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanması"  sürecindeki diğer işlemlerin yargısal denetiminin mümkün olduğu düşünülebilir. Yukarıda açıkladığımız gibi, bir grup andlaşmaların onaylanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkaracağı bir uygun bulma kanunu gerekmektedir. Diğer bir grup andlaşmanın onaylanması için ise, uygun bulma kanunu değil, Bakanlar Kurulunun çıkaracağı bir onay kararnamesi XE "onay kararnamesi"  gerekmektedir. Andlaşmanın kendisi yargı organları tarafından denetlenemese de, acaba bu “uygun bulma kanunu” veya “onay kararnamesi” yargı organları tarafından denetlenemez mi?

Kanımızca bu soruya olumlu cevap verilebilir. Evet, milletlerarası andlaş-manın kendisi denetlenemese de, bu andlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına dair kanun veya Bakanlar Kurulu kararnamesi yargı denetimine tâbidir. Ancak bu tür bir denetimden bir sonuç çıkmaz. Çünkü uygun bulma kanunları ve onay kararları yukarıda örneklerde de görüldüğü gibi içerik olarak “falan antlaşmanın onaylanması uygun bulunmuştur” demekten ibarettir. Anayasa Mahkemesi veya Danıştay bu cümlenin nesini denetleyecektir?  Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın bu konuda yapabileceği denetim şekil denetiminden ibaret olacaktır.


 

[1].   Bu başlık Gözler, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.440-458’den özetlenmiştir.

[2].   Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri, Ankara, Turhan Kitabevi, 1998, c.I, s.148.

[3].   Ibid., c.I, s.148-149.

[4].   Ibid., c.I, s.151.

[5].   Ibid.

[6]. Sabuncu, op. cit., s.218.

[7].   Pazarcı, op. cit., c.I, s.152.

[8].   Ibid., c.I, s.154.

[9].   Bu usûlün eleştiri için bkz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.446-448.

[10]. Pazarcı, op. cit., c.I, s.156.

[11]. Bu konuda bkz. Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, op. cit., s.180-217.

[12]. Bu tartışmalar için bkz.: Gözler, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.449-454.

[13]. Bu konunun açıklanması için bkz.: Kemal Gözler, “Milletlerarası Andlaşmalara Kanun Üstü Bir Değer Tanınabilir mi?”, www.anayasa.gen.tr/madde90.htm

[14]. Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Ankara, Turhan Kitabevi, 2004, s.26; Sabuncu, op. cit., s.219.

[15]. Bkz. Kemal Başlar, "Uluslararası Antlaşmaların Onaylanması, Üstünlüğü ve Denetimi Üzerine", Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni: Prof. Dr. Sevin Toluner'e Armağan,  Cilt 24, Sayı 1-2, Yıl 2004. <www.anayasa.gen.tr/baslar-90nciMadde.pdf> s.34 vd.

[16]. Örneğin Sabuncu, op. cit., 2006, s.74.

[17]. İbid.

[18]. İbid.


 

 

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 2001, s.439-459'dan alınmıştır

 

VII. Milletlerarası AndlaşmalarıN Onaylanmasını Uygun Bulmak XE "Milletlerarası AndlaşmalarıN Onaylanmasını Uygun Bulmak"

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s,181-188; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.338-342; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.69; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.194-204; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.213-214; İlhan Akipek, Devletler Hukuku (Birinci Kitap: başlangıç), Ankara, Başnur Matbaası, İkinci Baskı, 1965, s.26-32; Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri, Ankara, Turhan Kitabevi, Yedinci Baskı, 1998, I. Kitap, s.150-157; Edip F. Çelik, Milletlerarası Hukuk, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Yenilenmiş Üçüncü Baskı, 1975, Cilt I, s.211-214; Sedat Kılıççı, Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanması, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968; A. Suat Bilge, “Türk Hukukuna Göre Milletlerarası Andlaşmaların Akdi”, Türk Parlâmentoculuğunun İlk Yüzyılı: 1876-1976, Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, 1978, s.283-314; Mümtaz Soysal, Dış Politika ve Parlâmento, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1964.

Anayasamızın 87’nci maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin yedinci görev ve yetkisi “milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak" ”tır.

Andlaşma Yapma Yetkisi XE "Andlaşma Yapma Yetkisi" .- Anayasamızın metninde andlaşma yapma yetkisinin, yani görüşmeler yapma ve andlaşma metnini tespit etme yetkisinin kime veya hangi organa ait olduğunu gösteren bir hüküm yoktur. Ancak uygulamada andlaşma yapma yetkisinin yürütme organına ait olduğu kabul edilmektedir[1]. Bugünkü uygulamaya göre Türkiye adına Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı yetki belgesine gerek kalmadan ve ayrıca Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan yetki belgesiyle görevlendirilen kişiler Türkiye adına milletlerarası andlaşma yapma yetkisine sahiptirler[2].

Andlaşmaları Onaylama Yetkisi.- Yukarıdaki kişilerce yapılan andlaşmanın bağlayıcılık kazanması için “onaylanması ve yayımlanması” gerekir. Andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi ise, Cumhurbaşkanına verilmiştir (Anayasa, m.104).

Andlaşmaların Onaylanmasının Kanunla Uygun Bulunması XE "Andlaşmaların Onaylanmasının Kanunla Uygun Bulunması" .- Ancak Cumhurbaşkanının bu onaylama yetkisini kullanabilmesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulması gerekir (Anayasa, m.90/1). Andlaşmaların onaylanmasının bir kanunla nasıl uygun bulanacağı hususu Anayasamızın 90’ıncı maddesinde düzenlenmiştir. İşte biz burada bunu göreceğiz. Burada hemen belirtelim ki, 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddeden bahsedilirken, konuşma pratikliği bakımından günlük dilde ve hatta bazen kitaplarda “andlaşmaların onaylanması” veya “andlaşmaların uygun bulunması” terimleri yer yer kullanılmaktadır. Bu terimler bu haliyle yanlıştır. Bunları kullananlar, bu terimlerle, “milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının kanunla uygun bulunması”nı kastetmektedirler.

Milletlerarası andlaşmaların onaylanması bakımından milletlerarası andlaşmalar konusunda ikili bir ayrım yapmak gerekir.

- Onaylanması için kanunla uygun bulunması gereken andlaşmalar

- Onaylanması için kanunla uygun bulunması gerekmeyen andlaşmalar

A. Onaylanması için kanunla uygun bulunması gereken andlaşmalar XE "Onaylanması için kanunla uygun bulunması gereken andlaşmalar"

Kural olarak, milletlerarası andlaşmaların onaylanması için, onaylanmanın bir kanunla uygun bulunması gerekir. Bu konudaki kural Anayasanın 90’ıncı maddesinin birinci fıkrasında ifade edilmiştir:

“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylanması bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”.

Bu milletlerarası andlaşmaların onaylanması XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanması"  konusundaki genel kuraldır. Buna göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi uygun bulmayı bir kanunla kabul ettikten sonra, Cumhurbaşkanı andlaşmayı onaylayacak ve yayımlayacaktır.

Uygun Bulma Kanununun XE "Uygun Bulma Kanununun"  Kabul Edilmesi.- Uygun bulma kanun tasarısı Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanır. Bu tasarı Bakanlar Kurulu tarafından değerlendirilir. Önceden imzalanmış bir andlaşmanın Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması zorunluluğu yoktur. Hükûmetin dış politikayı yürütürken imzalamış olduğu bir andlaşmayı, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etme konusunda “takdir yetkisi”ne sahip olduğu kabul edilmektedir[3]. Milletvekillerinin de bir milletlerarası andlaşmanın uygun bulunmasına dair kanun teklifi veremeyecekleri kabul edilmektedir[4].

Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen uygun bulma kanun tasarısı Dışişleri Komisyonu ve ilgili komisyonlardan görüşüldükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kuruluna gelir. Hüseyin Pazarcı’nın XE "Pazarcı’nın"  belirttiğine göre, bir andlaşmanın uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarılarının “Mecliste görüşülmesi sırasında andlaşma metninin bir bütün olarak oylanması gerekmektedir. Böylece andlaşma metninin maddeleri tek tek oya konulamayacağı gibi bunlara ilişkin değişiklik önergeleri vermek olanağı da yoktur. Dolayısıyla T.B.M.M. bir andlaşmayı ya kabul etmek, ya da reddetmekten başka bir olanağa sahip değildir”[5]. Andlaşmanın uygun bulunmasına dair kanunun oylanmasında açık oylama yapılır (İçtüzük, m.142).

Onay kanunları da tüm kanunlar gibi bir kanundur. Kanunlar gibi tarih ve numara alır. Resmî Gazetede yayımlanır. Onay kanunları aşağıda örnekte görüldüğü gibi üç maddeliktir. Onay kanunları onayladıkları andlaşmanın metnini tekrarlamazlar. Keza onay kanununun onayladığı andlaşmanın metni bu kanuna ek olarak Resmî Gazetede yayımlanmamaktadır. Örnek:

Örnek 12: Milletlerarası Andlaşmanın Onaylanmasını Uygun Bulma Kanunu
(Resmî Gazete, 29 Ocak 2000, Sayı 23948, s.34)

Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun

  Kanun No. 4506                                                                                                                                                                     Kabul Tarihi: 27.1.2000

MADDE 1.- 4 Ekim 1999 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

28/1/2000

 

Onay İşlemi XE "Onay İşlemi" .- Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun bulma kanunu ile kabul edilen bir andlaşma artık onaylanabilir duruma gelmiştir. Anayasamıza göre milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi, Bakanlar Kuruluna değil, Cumhurbaşkanına aittir (m.104/b-6). O halde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması uygun bulunmuş bir andlaşmanın onaylanması XE "andlaşmanın onaylanması" , Bakanlar Kurulu kararı ile değil, Cumhurbaşkanının bir kararıyla olmalıdır. Kanımızca, sorumsuz olan Cumhurbaşkanının bu kararı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı tarafından imzalanmalıdır. Zira, dış politika alanında sorumluluk, Cumhurbaşkanına değil, Hükûmete aittir.

Onay Konusunda Uygulama XE "Onay Konusunda Uygulama" .- 31 Mayıs 1963 gün ve 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması... Hakkında Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası, “milletlerarası andlaşmaların onaylanması... Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur” demektedir. Gerçekten de uygulamada, bir milletlerarası andlaşmanın onaylanması kanunla uygun bulunduktan sonra, bir “Bakanlar Kurulu kararnamesi” ile andlaşma onaylanmaktadır. Örnek:

Örnek 13: Andlaşmanın Onaylanmasına Dair Bakanlar Kurulu Kararı
(Resmî Gazete, 29 Mart 2000, Sayı 24004, Mükerrer)

Milletlerarası Andlaşma

Karar Sayısı: 2000/292

4 Ekim 1999 tarihinde Ankara'da imzalanan ve 27/1/2000 tarihli ve 4506 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli "Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması"nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı'nın 21/2/2000 tarihli ve ABGM/ABGY-991 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 1/3/2000 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Süleyman DEMİREL
CUMHURBAŞKANI

Bülent ECEVİT                                  Bakanların Listesi

Başbakan

 

Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasındaki Ticaret Anlaşması

(...)

Uygulamada milletlerarası andlaşmalar, Cumhurbaşkanından çıkan bir işlemle değil, bir Bakanlar Kurulu kararnamesi ile onaylandığı gibi, örnekteki Bakanlar Kurulu kararnamesinden de görüleceği üzere, andlaşmanın onaylanmasının Cumhurbaşkanınca değil, “Bakanlar Kurulunca kararlaştırıldığı” açıkça belirtilmektedir.

Kanımızca, 244 sayılı Kanunun 3’üncü maddesine dayanan bu uygulama Anayasamıza aykırıdır. Zira, Anayasamıza göre (m.104/b-6), milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi Bakanlar Kuruluna değil, Cumhurbaşkanına aittir. Onaylama işlemi, bir Bakanlar Kurulu kararıyla değil, Cumhurbaşkanının kararıyla yapılmalıdır. Bu Anayasanın apaçık bir hükmüdür. Bu konuda tartışılacak bir şey de yoktur.

Cumhurbaşkanının onay işlemini tek başına mı, yoksa karşı-imza kuralına tâbi olarak mı yapacağı ayrı bir sorundur. Bu nokta tartışmalıdır. Cumhurbaşkanının hangi yetkilerini tek başına kullanıp kullanamayacağı sorunuyla ilgilidir. Biz bu tartışmayı ayrıntılarıyla aşağıda Cumhurbaşkanını incelediğimiz bölümde yapacağız. Kanımızca Cumhurbaşkanı, milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisini tek başına kullanamaz. Bu yetkisi karşı-imza kuralına tâbidir. Yani Cumhurbaşkanının milletlerarası andlaşmalar onaylama işleminde Başbakanın ve Dışişleri Bakanının da imzaları bulunmalıdır[6]. Ama Anayasamıza göre (m.104/b-6) her halükârda onay işlemi Cumhurbaşkanının bir işlemi olmak zorundadır. Onay işleminde şöyle bir formül kullanılmalıdır:

“... tarih ve ... sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli ... Andlaşmanın onaylanması Cumhurbaşkanınca ... tarihinde kararlaştırılmıştır” (Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanının imzaları).

31 Mayıs 1963 gün ve 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması... Hakkında Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası, “milletlerarası andlaşmaların onaylanması... Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur” dediğine göre, bu kanun da yürürlükte olduğuna göre, Bakanlar Kurulu onaylanması kanunla uygun bulunmuş milletlerarası andlaşmaların onaylanması hakkında “Bakanlar Kurulu kararnamesi” çıkarmaya devam edecektir. Ancak, kanımızca, bu kararnameyle Andlaşmanın onaylandığının varsayılması Anayasamıza göre mümkün değildir. Bu Bakanlar Kurulu kararnamesinden sonra da, Cumhurbaşkanı bir “onay kararnamesi” ile andlaşmayı onaylamalı ve Resmî Gazetede yayımlamalıdır. Cumhurbaşkanının bu “onay kararnamesi”nde şu formül kullanılabilir:

“... tarih ve ... sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli ... Andlaşmanın, ... tarih ve ... sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesi üzerine onaylanması Cumhurbaşkanınca ... tarihinde kararlaştırılmıştır”.

Özetle, pozitif hukukumuza göre, Cumhurbaşkanı usûlünce Meclis tarafından onaylanması kanunla uygun bulunmuş ve hakkında Bakanlar Kurulu kararnamesi düzenlenmiş milletlerarası andlaşmayı onaylar ve Resmî Gazetede yayımlar. Milletlerarası andlaşma bu şekilde yürürlüğe girmiş olur.

B. Onaylanması için kanunla uygun bulunmaları gerekmeyen andlaşmalar XE "Onaylanması için kanunla uygun bulunmaları gerekmeyen andlaşmalar"

Yukarıda açıklanan kanunla uygun bulmadan sonra Cumhurbaşkanı tarafından onaylama usûlü genel kural niteliğindedir. Ancak bu genel kurala Anayasanın 90’ıncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında istisnalar getirilmiştir. Aşağıdaki gruplara giren andlaşmaların onaylanması için bir kanunla uygun bulunmalarına gerek yoktur. Ancak yine de bu gruplara giren andlaşmaların yürürlüğe girebilmeleri için Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmaları ve yayımlanmaları gerekir.

Onaylanması için kanunla uygun bulunması gerekmeyen andlaşmalar da kendi içinde iki gruba ayrılmaktadır.

Birinci Grup Andlaşmalar XE "Birinci Grup Andlaşmalar" .- Türk kanunlarında değişiklik getirmemek şartıyla (m.90/4), birinci grubu oluşturan andlaşmaların taşıması gereken özellikler şunlardır (m.90/2):

1.       Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenlemek.

2.       Süre olarak bir yılı aşmamak.

3.       Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek

4.       Kişi hallerine dokunmamak.

5.       Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak.

İkinci Grup Andlaşmalar XE "İkinci Grup Andlaşmalar" .- Türk kanunlarında değişiklik getirmemek şartıyla (m.90/4), ikinci grubu oluşturan andlaşmalar şunlardır (m.90/3):

1.       Daha önceden yapılmış bir milletlerarası andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları.

2.       Kanunların önceden verdiği yetkiye dayanılarak yapılan

a)      ekonomik,

b)      ticarî,

c)      teknik veya

d)      idarî

andlaşmalar.

Bir milletlerarası andlaşmanın yukarıda sayılan iki gruba girip girmediği konusundaki ilk değerlendirmeyi Dışişleri Bakanlığı yapar. Dışişleri Bakanlığı bir andlaşmanın bu gruplara girmediği kanısına varırsa, andlaşmanın onaylanması için bir uygun bulma kanun tasarısı hazırlar. Bu gruplara girdiği kanaatine varırsa, uygun bulma kanunu tasarısı yerine bir kararname tasarısı hazırlayarak Bakanlar Kuruluna sunar[7].

Bu Andlaşmaların Onaylanma İşlemleri.- Bakanlar Kurulu önüne gelen kararname tasarısını yeniden değerlendirebilir. Bu değerlendirme sonucunda:

a) Bakanlar Kurulu, bu andlaşmanın yukarıdaki iki gruba girmediği kanaatine varırsa, yani onaylanması için uygun bulma kanununa gerek olduğu kanısına varırsa, bu durumda, “uygun bulma kanun tasarısı” hazırlayıp, tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderir.

b) Bakanlar Kurulu, bu andlaşmanın yukarıdaki iki gruba girdiği kanaatine varırsa, andlaşmanın onaylanması konusunu görüşüp “onama” veya “ret kararı” alabilir. Zira bu durumda, Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bir “andlaşmanın onaylanmasını kabul etme” işlemini bir “Bakanlar Kurulu kararnamesi” ile gerçekleştirmektedir (244 sayılı Kanun, m.3/1)[8].

Bakanlar Kurulu kararnamesi ile onaylanması kabul edilen bir andlaşmanın, daha sonra, onaylanmak üzere Cumhurbaşkanına sunulması gerekir[9]. Zira, Anayasanın 104’üncü maddesine göre, milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi her hâlükârda Cumhurbaşkanına aittir. Doktrinde Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu kararnamesini imzalaması, bu onaylama yetkisini kullanması olarak kabul edilmektedir[10]. Yani Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu kararnamesini imzalaması, “milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi”ni kullandığı şeklinde yorumlanmaktadır. Bu yorumun Anayasaya uygunluğu pek şüphelidir. Zira, zaten, Bakanlar Kurulu kararnameleri, mahiyetleri gereği her halükârda Cumhurbaşkanı tarafından imzalanırlar. Ayrıca Anayasanın 104’üncü maddesi de Bakanlar Kurulu kararnamelerinin Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmalarını öngörmektedir. O halde, burada Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu kararnamesini imzalaması, “milletlerarası andlaşmayı onaylama yetkisi”ni kullandığı anlamına gelemez. Bakanlar Kurulu kararnamesinin geçerliliği için zaten Cumhurbaşkanının imzası gerekir. Cumhurbaşkanının buradaki imzası, milletlerarası andlaşmanın onaylandığı anlamına değil, bir karma işlem olan Bakanlar Kurulu kararnamesinin tekemmül ettiği anlamına gelir. Bundan sonra, Anayasanın 104’üncü maddesine göre (m.104, b-6), milletlerarası andlaşmanın bir de Cumhurbaşkanı tarafından “onaylanması” ve “yayımlanması” gerekir. Oysa uygulamada bu aşamaya geçilmemektedir. Doğrudan Bakanlar Kurulu kararnamesi yayımlanmaktadır. Onaylanması kanunla uygun bulunmasına gerek olmayan milletlerarası andlaşmaların onaylanması bir “Bakanlar Kurulu kararnamesi” ile yapılmaktadır.

 

 

 

Örnek 14: Milletlerarası Andlaşmanın Onaylanmasına  Dair Kararname
(Resmî Gazete, 4 Mart 2000, Sayı 23983, s.5)

Milletlerarası Andlaşma

Karar Sayısı: 2000/183

15 Ocak 2000 tarihinde Tiflis'te imzalanan ekli "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Protokolü"nün onaylanması; Dışişleri Bakanlığı'nın 27/1/2000 tarihli ve KOAY-I-438 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu'nca 4/2/2000 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Süleyman DEMİREL

        CUMHURBAŞKANI         

Bülent ECEVİT                                                            Bakanların Listesi

Başbakan                      

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Protokolü

(...)

Yukarıdaki örnekte de görüleceği gibi, onay kararnamelerinde, milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının “Bakanlar Kurulunca” kararlaştırıldığı belirtilmektedir. Oysa Anayasaya göre, milletlerarası andlaşmaları onaylamaya Bakanlar Kurulu değil, Cumhurbaşkanı yetkilidir. Bu uygulamada, Cumhurbaşkanının onaylama yönünde yaptığı herhangi bir işlem yoktur. Cumhurbaşkanı, sadece Bakanlar Kurulu kararnamesine imza atmaktadır. Bu imzası da, Cumhurbaşkanının andlaşmayı onayladığı yolunda yorumlanamaz. Çünkü, her Bakanlar Kurulu kararnamesi zaten Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır. O halde uygulamada, milletlerarası andlaşmaların, Anayasanın öngördüğü şekilde onaylanmadan kaldıklarını söyleyebiliriz.

Kanımızca, onaylama işlemi Cumhurbaşkanından çıkan bir işlem olmalıdır. Ancak Cumhurbaşkanı, bu işlemi tek başına yapamaz. Cumhurbaşkanının onay kararnamesi, karşı-imza kuralı gereği, Başbakan ve Dışişleri Bakanı tarafından da imzalanmalıdır. Çünkü, yukarıda belirttiğimiz gibi dış politika alanında sorumluluk, Cumhurbaşkanına değil, Hükûmete aittir.

244 sayılı Kanun bu tür andlaşmaların bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle onaylanmalarının kabul edilmesini öngörmektedir. Bakanlar Kurulunun bir Bakanlar Kurulu kararnamesi ile milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmasına Anayasada engel bir hüküm de yoktur. Bakanlar Kurulu yine bu tür andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına dair Bakanlar Kurulu kararnamesi çıkarabilir. Ancak bu kararnameden sonra asıl onay işlemi Cumhurbaşkanından çıkan bir işlem ile yapılmalıdır. Onay formülü de şu şekilde olmalıdır:

“... tarih ve ... sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesi üzerine ekli ... Andlaşmanın onaylanması Cumhurbaşkanınca ... tarihinde kararlaştırılmıştır”.

Bu tür andlaşmaların onaylanması bir Bakanlar Kurulu kararnamesi ile uygun bulunmadıkça, Cumhurbaşkanı bu andlaşmaları doğrudan doğruya onaylayıp yayımlayamaz. O nedenle, bu tür andlaşmaların mutlaka onay için Hükûmet tarafından Cumhurbaşkanına sunulmaları gerekir. Keza, Cumhurbaşkanı onay için kendisine sunulan andlaşmaları, kanımızca onaylamak zorundadır. Zira, yukarıda da belirttiğimiz gibi dış politika alanında sorumluluk Hükûmete aittir.

Yukarıdaki gruplara giren, yani onaylanması için onay kanununa ihtiyaç olmayan milletlerarası andlaşmaların onaylanması için de, Bakanlar Kurulu isterse, uygun bulma kanun tasarısı hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edebilir. Buna Anayasada engel bir hüküm yoktur. Çünkü, bu iki gruba giren milletlerarası andlaşmaları uygun bulma kanununa gerek olmadan onaylama yetkisi takdirî bir yetkidir. Bakanlar Kurulu bu yetkiyi sorumluluk alıp tek başına kullanmak istemeyebilir. Dış politika konusunda, devreye Türkiye Büyük Millet Meclisini katarak sorumluluğu paylaşma isteği makul bir istektir[11].

Andlaşmaların Yayımlanması XE "Andlaşmaların Yayımlanması"  ve Yürürlüğe Girmesi.- İster Türkiye Büyük Millet Meclisinin uygun bulma kanununa tâbi olsun ister tâbi olmasın, kural olarak bir andlaşmanın iç hukukumuz açısından yürürlüğe girebilmesi XE "andlaşmaların yürürlüğe girmesi"  için, Anayasamıza göre Cumhurbaşkanının tarafından onaylanması ve Resmî Gazetede yayımlanması gerekir. Uygulamada bu onaylamanın bir Bakanlar Kurulu kararnamesi ile yapıldığını söyledik. Aynı şekilde, uygulamada Bakanlar Kurulu kararnamesi ve ona ekli olarak onaylanan milletlerarası andlaşma yayımlanmaktadır (244 sayılı Kanun, m.3/2)[12].

Ancak Anayasamızın 90’ıncı maddesinin üçüncü fıkrasından, milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların özel kişilerin haklarını ilgilendirmemek şartıyla Resmî Gazetede yayımlanmadan yürürlüğe konabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu gruba giren ve özel kişilerin haklarını ilgilendirmeyen andlaşmaları, Hükûmet isterse, yayımlar, isterse yayımlamayabilir[13]. Bu istisna dışında bütün andlaşmaların, ülkemizde hüküm doğurabilmesi için yayımlanması gerekir.

Öte yandan, yukarıda birinci grup içine giren (m.90/2) andlaşmaların yayımlanarak yürürlüğe girmelerinden başlayarak, iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmaları gerekir (m.90/2).

C. milletlerarası Andlaşmaların Türk normlar hiyerarşindeki Yeri XE "milletlerarası Andlaşmaların Türk normlar hiyerarşindeki Yeri"

Bibliyografya.- Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, op. cit., s.180-217; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.185-186; Pazarcı, op. cit., c.I, s.31-34; Sevin Toluner, Milletlerarası Hukuk ile İç Hukuk Arasındaki İlişkiler, İstanbul, 1973; M.R. Belgesay, “Kanun ve Muahede Arasında Münasebet”, Prof. Cemil Bilsel’e Armağan, İstanbul, 1939, s.103-111; Yavuz Abadan, “Devletler Umumî Hukuku ve Anayasalar”, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 1956, Cilt XI, Sayı 3, s.1-30; Seha L. Meray, Devletler Hukukuna Giriş, Ankara, 1968, Cilt I, s.132; Tahsin Bekir Balta, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara, 1970, s.278 vd; Mümtaz Soysal, “Anayasaya Uygunluk Denetimi ve Milletlerarası Sözleşmeler”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1986, Cilt 2, s.5-18; Edip F. Çelik, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Türk Hukukundaki Yeri ve Uygulaması”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Yıl 9, 1988, Sayı 1-3, s.47-56; Feyyaz Gölcüklü ve A. Şeref Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara, Turhan Kitabevi, İkinci Baskı, 1996, s.20; Tekin Akıllıoğlu, “Milletlerarası İnsan Hakları Kurallarının İç Hukuktaki Yeri ve Değeri”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını), Cilt I, Mayıs-Eylül 1991, Sayı 2-3, s.41-42; İbrahim Ö. Kaboğlu, Anayasa Yargısı, Ankara, İmge Kitabevi, 1994, s.79; Naz Çavuşoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Topluluk Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler Üzerine, Ankara, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayını, 1994, s.85; Süheyl Batum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.32 vd; Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.55 vd.

Milletlerarası andlaşmaların Türk hukuk normları hiyerarşisindeki yeri Anayasamızın 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddesinin son fıkrasında açıkça belirlenmiştir:

“Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir”.

Bu açık hükme rağmen Türk hukuk literatüründe milletlerarası andlaşmaların yeri konusunda, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından hararetli tartışmalar yapılmıştır.

Anayasanın sözünden hareket eden Seha L. Meray XE "Meray" [14], Tahsin Bekir Balta XE "Balta" [15], Hüseyin Pazarcı XE "Pazarcı" [16] ve Ergun Özbudun’a XE "Özbudun’a" [17] göre milletlerarası andlaşmalar iç hukuk normlar hiyerarşisinde kanunla aynı seviyede bulunurlar. Kanunla bir andlaşma arasında çatışma çıkarsa, bu çatışma “lex posterior derogat legi priori (sonraki kanun önceki kanunları ilga eder)” esasına göre çözümlenir.

Türk doktrininde Mümtaz Soysal XE "Soysal" [18], Edip F. Çelik[19], A. Şeref Gö­zü­büyük[20], Tekin Akıllıoğlu XE "Akıllıoğlu" [21], İbrahim Ö. Kaboğlu[22], Süheyl Batum XE "Batum" [23] ve Necmi Yüzbaşıoğlu XE "Yüzbaşıoğlu" [24] tarafından savunulan ikinci bir görüşe göre ise, genelde milletlerarası andlaşmalar ve özelde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi normları, Türk kanunlarının üstünde bir değere sahiptir. Biz bu yazarların görüşlerini Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu başlıklı çalışmamızda[25] tek tek incelediğimiz ve eleştirdiğimiz için burada bunlara tekrar değinmiyoruz.

Bu yazarlara ve genel olarak milletlerarası andlaşmaların iç hukuka üstünlüğü tezine karşı şu genel eleştiri yapılabilir:

Milletlerarası andlaşmaların Türk kanunlarına üstünlüğü tezi esas itibarıyla milletlerarası hukukun iç hukuk karşısında üstünlüğü yolundaki genel prensipten hareketle savunulmaktadır. Ancak, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu başlıklı çalışmamızda[26] açıkladığımız gibi, milletlerarası hukukun üstünlüğü prensibinin müeyyidesi, milletlerarası hukuka aykırı olan iç hukuk normlarının iptali değil, bu normların milletlerarası düzeyde “ileri sürülememesi (inopposabilité XE "ileri sürülememesi (inopposabilité" )”dir. Yukarıdaki yazarlar bu hususu görmezlikten geldikleri gibi, bir normun “iç geçerliliği XE "iç geçerliliği"  (validité interne ile “dış geçerliliği XE "dış geçerliliği"  (validité externe)” kavramlarından da tamamen habersiz görünmektedirler. Yukarıda andığımız çalışmada açıkladığımız gibi[27], bu iki kavram birbirinden tamamen farklıdır. İç geçersizliğin müeyyidesi o normun iç yargı organları tarafından iptalidir. Dış geçersizliğin müeyyidesi ise, iç veya milletlerarası yargı organları tarafından iptali değil, o normun milletlerarası düzeyde “ileri sürülememesi (inopposabilité XE "inopposabilité" )”nden ibarettir.

Oysa yukarıdaki yazarlar, bir Türk kanununun bir milletlerarası andlaşmaya, örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmasından dolayı, yani dış geçerliğinin sakat olmasından dolayı Türk Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi gerektiği yolunda açık ya da üstü örtülü düşünceler ileri sürmektedirler. Anayasa Mahkemesi kanunların iç geçerliliğini denetlemektedir. Bir iç yargı organı, milletlerarası geçerliliğinin sakat olmasından hareketle bir iç hukuk işlemini iptal edemez. Bir devletin iç yargı organları geçerli hukuk kurallarını uygulamakla yükümlüdürler. Eğer bir gün yukarıdaki düşünceleri izleyerek Türk Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle bir kanunu iptal ederse, Türk kanunlarıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi arasında bir hiyerarşi kurulmuş olur. Bu iptal kararı, Türk kanunlarının geçerliliklerinin artık Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden kaynaklandığı anlamına gelir ki, bu Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi marifetiyle üniter niteliğinden vazgeçip “Avrupa İnsan Hakları Federal Devleti”ne tek taraflı olarak iltihakı anlamına gelir. Mahkeme marifetiyle böyle bir tek taraflı iltihak Dünya hukuk literatüründe büyük bir yenilik oluşturacaktır. Türkiye’nin üniter niteliğinden vazgeçip bir federasyona iltihakı, Türkiye Cumhuriyetinin egemen bir devlet olarak sonu demektir.

Görüşümüz.- Yukarıdaki açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere, kanımızca, milletlerarası andlaşmalar ile Türk kanunları arasında bir hiyerarşi yoktur. Çünkü bunların arasında bir geçerlilik ilişkisi yoktur.

Anayasamızın 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddesine göre “usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir”. Dolayısıyla, milletlerarası andlaşmalar Türk normlar hiyerarşisinde Anayasanın altında ve kanunlar ile aynı düzeyde yer alır. Bu nedenle, milletlerarası andlaşmalar, kanunların üstünde bir değere, yani anayasal değere sahip değildir. Diğer bir ifadeyle, milletlerarası andlaşmalar anayasallık bloğuna dahil değildir. Anayasa Mahkemesi tarafından kanunların anayasaya uygunluğu denetlenirken ölçü norm olarak kullanılamaz[28].

Milletlerarası andlaşmalar kanun değerinde olduğuna göre, iç hukuk tekniği açısından kanun gibi işlem görürler. Örneğin, idarî yargı organları, bir milletlerarası andlaşmaya aykırı olduğu gerekçesiyle, bir tüzüğü, bir yönetmeliği veya herhangi bir idarî işlemi iptal edebilirler.

Ancak, Anayasa ile bir milletlerarası andlaşma arasında çatışma varsa her hâlükârda lex superior derogat legi priori XE "lex superior derogat legi priori"  esasına göre Türk Anayasası galip gelir.

Eğer bir kanun ile bir milletlerarası andlaşma çatışırsa, bu çatışma, lex posterior derogat legi priori ilkesine göre çözülür. Yani milletlerarası andlaşmadan sonraki tarihli kanun, milletlerarası andlaşmaya aykırı hükümler taşıyorsa, andlaşmanın hükümleri ihmal edilip, kanunun hükümleri uygulanır.

O halde Türkiye’de, bir milletlerarası andlaşmanın normlarına aykırı anayasal düzenlemeler olursa, bu anayasal düzenlemeler iç hukuk bakımından geçerli olurlar. Zira iç hukuk bakımından Anayasa, bir milletlerarası andlaşmaya nazaran lex superior’dur. Keza bir milletlerarası andlaşmaya aykırı olan bir kanun bu andlaşmadan sonra kabul edilmişse, iç hukuk bakımından andlaşma değil, kanun geçerlidir. Milletlerarası andlaşma ile sonraki tarihli bir kanun arasında çatışma olursa, Türk mahkemeleri, milletlerarası andlaşmayı ihmal edip lex posterior olan kanunu uygulamak durumundadırlar.

Özetle, bir milletlerarası andlaşmaya aykırı Anayasa XE "milletlerarası andlaşmaya aykırı Anayasa"  ve lex posterior kanun hükümleri iç hukuk bakımından geçerlidirler. Ama, bir milletlerarası andlaşmaya aykırı Anayasa ve kanun hükümleri milletlerarası planda geçersizdirler. Yani Türkiye, böyle bir milletlerarası andlaşma çerçevesinde yaptığı taahhütlerden kurtulmak için kendi Anayasa ve kanun hükümlerini milletlerarası planda ileri süremez. Keza bir milletlerarası andlaşmaya aykırı bu düzenlemeler yüzünden Türkiye’nin milletlerarası sorumluluğu doğabilir. Diğer bir ifadeyle milletlerarası andlaşmaya aykırı anayasal ve yasal düzenlemeler yapmanın müeyyidesi bu düzenlemelerin iç hukuk bakımından geçersizliği değil, milletlerarası hukuk bakımından geçersizliği ve Türkiye’nin milletlerarası sorumluluğunun doğmasıdır.

Şüphesiz, Türkiye’nin imzaladığı ve usûlüne uygun olarak yürürlüğe koyduğu bir milletlerarası andlaşma ile verdiği sözleri yerine getirmesi “söze bağlılık (ahde vefa, pacta sunt servanda)” XE "pacta sunt servanda"  ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu ilkenin uygulanması bir siyasî takdir sorunudur. Böyle bir sorunun takdiri yargıya değil, yasama ve yürütme organına aittir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin verdiği sözleri tutup tutmayacağına, Türk yargı organları değil, Türk siyasal organları, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu karar verir.

* * *

Milletlerarası andlaşmaların, iç hukuk normlar hiyerarşisindeki yerini her ülkenin kendi anayasası belirlemektedir[29]. Birçok ülkede milletlerarası andlaşmalar, Almanya XE "Almanya" ’da[30], İtalya XE "İtalya" ’da[31] ve Türkiye’de olduğu gibi, kanun değerindedir. Fransa gibi kimi ülkelerde ise kanunlar ile anayasa arasında bir değere sahiptir. Bazı istisnaî ülkelerde ise milletlerarası andlaşmalar anayasal değerdedir. Örneğin Hollanda XE "Hollanda" ’da bu böyledir. Ancak, Hollanda Anayasasının 63’üncü maddesi XE "Hollanda Anayasasının 63’üncü maddesi" ne göre, böyle bir andlaşmanın Parlâmentonun iki Meclisinin üyelerinin üçte ikisi tarafından onaylanması gerekir.

Fransa XE "Fransa" ’da ise 1958 Anayasasının 55’inci maddesine göre, milletlerarası andlaşmalar Anayasanın altında, ama kanunların üstünde bir değer taşır. Ancak, Fransa’da milletlerarası andlaşmalar ile Fransız Anayasası arasında çatışma çıkmasını önleyici bir mekanizma kurulmuştur. Fransız Anayasasının 54’üncü maddesine göre, “Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanlarından biri veya 60 milletvekili veya senatörün başvurusu üzerine Anayasa Konseyi bir milletlerarası andlaşmanın, Anayasaya aykırı bir hüküm taşıdığına karar verirse, andlaşmayı onaylama veya onaylamayı uygun bulma yetkisi, ancak gerekli anayasa değişikliklerinden sonra kullanılabilir”.

Türkiye’de Anayasayı değiştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin veya beşte üçünün kabul oyu gerekir. Beşte üç ile kabul edilmişse, zorunlu olarak referanduma da gidilmelidir. Oysa Türkiye’de bir milletlerarası andlaşmayı onaylamak için nitelikli bir çoğunluk öngörülmemiştir. Keza milletlerarası andlaşmaların Türk Anayasasına uygunluğunu sağlayacak Fransa da olduğu gibi bir mekanizma da Türk anayasal sisteminde yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin adî çoğunluğu (toplantıya katılanların salt çoğunluğu) ile kabul edilen onaylamayı uygun bulma kanunu neticesinde Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan bir andlaşmanın kanunların üstünde bir değer taşıması, Anayasa Mahkemesinin anayasallık denetiminde ölçü norm olarak kullanılması, Anayasanın katılığını ve dolayısıyla üstünlüğünü sarsar ve Türk normlar hiyerarşisini tepe taklak eder. Eğer Türkiye’de milletlerarası andlaşmaların normlar hiyerarşisinde Anayasa düzeyinde yer alması isteniyorsa, bunların onaylanması için, Hollanda XE "Hollanda"  örneğinde olduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun kabul oyu aranması yönünde anayasa değişikliği yapılmalıdır.

D. Milletlerarası Andlaşmaların anayasaya Uygunluk Denetimi yapılabilir mi? XE "Milletlerarası Andlaşmaların anayasaya Uygunluk Denetimi yapılabilir mi?"  

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.186-188; Metin Kıratlı, Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1966, s.112; Mümtaz Soysal, Dış Politika ve Parlâmento, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1964, s.216-217; Edip F. Çelik, Milletlerarası Hukuk, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Yenilenmiş Üçüncü Baskı, 1975, Cilt I, s.211-214; Mümtaz Soysal, “Milletlerarası Andlaşmalar Konusunda Anayasa Yargısı”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1997, Cilt 14, s.171-187.

Anayasamızın 90’ıncı XE "90’ıncı"  maddesinin son fıkrasında bu soruya kesin ve açık bir cevap verilmiştir:

“Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar... hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”.

Bu açık hüküm karşısında bir milletlerarası andlaşmanın anayasaya uygunluğunun Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi mümkün değildir.

Bununla birlikte, milletlerarası andlaşmanın XE "milletlerarası andlaşmanın"  kendisi denetim dışında kalsa da milletlerarası andlaşmaların onaylanması XE "milletlerarası andlaşmaların onaylanması"  sürecindeki diğer işlemlerin yargısal denetiminin mümkün olduğu düşünülebilir. Yukarıda açıkladığımız gibi, bir grup andlaşmaların onaylanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkaracağı bir uygun bulma kanunu gerekmektedir. Diğer bir grup andlaşmanın onaylanması için ise, uygun bulma kanunu değil, Bakanlar Kurulunun çıkaracağı bir onay kararnamesi XE "onay kararnamesi"  gerekmektedir. Andlaşmanın kendisi yargı organları tarafından denetlenemese de, acaba bu “uygun bulma kanunu” veya “onay kararnamesi” yargı organları tarafından denetlenemez mi?

Kanımızca bu soruya olumlu cevap verilebilir. Evet, milletlerarası andlaşmanın kendisi denetlenemese de, bu andlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına dair kanun veya Bakanlar Kurulu kararnamesi yargı denetimine tâbidir.

Onaylamayı Uygun Bulma Kanunlarının Denetimi Sorunu XE "Onaylamayı Uygun Bulma Kanunlarının Denetimi Sorunu" .- Kanımızca, bir milletlerarası andlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına dair bir kanun, Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi bir kanundur. Anayasada “onaylamayı uygun bulma kanunları”nın denetlenemeyeceğini öngören bir hüküm yoktur. Anayasanın yasakladığı şey, milletlerarası andlaşmaların denetlenmesidir. Dolayısıyla, onaylamayı uygun bulma kanunları Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilir.

Ancak milletlerarası andlaşmaların uygun bulunmasına dair kanunların içerikleri yukarıda örnekte[32] de görüldüğü gibi üç maddeden ibarettir:

MADDE 1.- ... tarihinde ... imzalanan ... Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile ... Hükûmeti arasında ... Andlaşmasının onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Bu şekilde olan “onaylamayı uygun bulma kanunu”nda andlaşmanın içeriği yer almaz. Yani “onaylamayı uygun bulma kanunu” onaylanmasını uygun bulduğu andlaşmanın maddelerini tekrarlamamaktadır. Keza, bu “onaylamayı uygun bulma kanunları”nın sonuna onaylanması uygun bulunan andlaşmanın metni de eklenmez. Dolayısıyla, milletlerarası andlaşmanın metni ve bunun onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun metni daima iki ayrı metin olarak kalırlar.

Evet, Anayasa Mahkemesi “onaylamayı uygun bulma kanunları XE "onaylamayı uygun bulma kanunları" ”nı denetleyebilecektir. Ancak, Anayasa Mahkemesi “falan ülkeyle yapılan filan tarihli andlaşmanın onaylanması uygun bulunmuştur” cümlesinden başka bir şey içermeyen böyle bir kanunun neyini denetleyecektir? Bu ifadenin hangi bakımdan Anayasaya uygun veya aykırı olduğu değerlendirilecektir? Dolayısıyla, böyle bir kanun üzerinde, Anayasa Mahkemesinin denetimi, kaçınılmaz olarak, şekil denetiminden ibaret kalacaktır. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi kanunun son oylamasında öngörülen çoğunlukla kabul edilip edilmediğini araştıracaktır. Öngörülen çoğunlukla kabul edilmişse, bu kanun Anayasaya uygundur. İptal edilemeyecektir. O halde, Anayasa Mahkemesinin milletlerarası andlaşmaların uygun bulunması kanunlarını esas bakımından denetleyemeyeceğini, sadece şekil bakımından denetleyebileceğini söyleyebiliriz.

Mümtaz Soysal, XE "Soysal"  1997 yılında Anayasa Yargısı sempozyumunda[33] milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına dair kanunların, her bakımdan Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceğini savunmuştur. Soysal’ın bu tebliğinde söz konusu olan milletlerarası andlaşma, “İslâm Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu Kuruluş Andlaşması”dır. Mümtaz Soysal, söz konusu andlaşmanın birçok konuda “şer’î hükümlere uygunluk” şartını aradığı kanısına varmakta; dolayısıyla bu Andlaşmanın içeriğinin Türk Anayasasına aykırı olduğu sonucuna varmaktadır. Bundan sonra yazar, bu Andlaşmanın uygun bulunmasına dair Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesini ve iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir[34].

Mümtaz Soysal XE "Soysal" , bizim yukarıda mümkün olduğunu söylediğimiz şekil denetimini değil, bu onaylamayı uygun bulma kanunu vesilesiyle, bu kanunun onayladığı andlaşma içeriğinin de Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceğini savunmaktadır[35]. Oysa Anayasa Mahkemesi bunu yaparsa, milletlerarası andlaşmaların denetlenmesini yasaklayan 1982 Anayasasının 90’ıncı maddesinin son fıkrasına aykırı davranmış olacaktır.

Burada ayrıca şunu belirtelim ki, Mümtaz Soysal’ın görüşüne uygun olarak Anayasa Mahkemesi bir milletlerarası andlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına dair olan kanunu iptal etse bile, bu andlaşma milletlerarası hukuk bakımından ortadan kalkmaz. Zira, usûlüne göre yürürlüğe konulduğuna göre, Türkiye’yi bağlamaya devam eder. Milletlerarası hukuk işlemlerinin geçerliliği bir iç hukuk işlemi olan Anayasa Mahkemesi kararından etkilenmez. Türk Hükûmeti, Anayasa Mahkemesi tarafından onay kanunu iptal edilmiş bir andlaşmaya uymaz ise, Türkiye’nin milletlerarası sorumluluğu doğar. Dolayısıyla Mümtaz Soysal’ın XE "Soysal’ın"  görüşü, basit bir doktrinal spekülasyon değil, Anayasa Mahkemesi tarafından benimsenmesi halinde Türkiye’nin milletlerarası sorumluluğuna yol açabilecek bir görüştür.

Uygulama.- “İslâm Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu Kuruluş Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun”[36]unun iptali istemiyle DSP ve CHP’ye mensup 110 milletvekili tarafından 20 Ağustos 1996 tarihinde Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Anayasa Mahkemesi bu davada ret kararı verdiğini 27 Şubat 1997 tarihli basın açıklamasınla duyurmuştur. Bu karar henüz yayınlanmadığından Anayasa Mahkemesinin gerekçesini bilmiyoruz[37].

Onaylamayı Uygun Bulma Kararnamelerinin Denetimi Sorunu XE "Onaylamayı Uygun Bulma Kararnamelerinin Denetimi Sorunu" .- Yukarıda açıklandığı gibi bir grup andlaşmanın onaylanması için ise, uygun bulma kanunu değil, Bakanlar Kurulunun çıkaracağı bir onay kararnamesi gerekmektedir. Andlaşmanın kendisi yargı organları tarafından denetlenemese de kanımızca bu Bakanlar Kurulunun “onay kararnamesi” Danıştay tarafından denetlenebilir. Zira, Anayasamızın 125’inci maddesi, “idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır” demekte ve bunun istisnası olarak “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura kararları yargı denetimi dışındadır” demektedir. 125’inci maddedeki genel kural ve hukuk devleti ilkesi karşısında, Anayasada açıkça öngörülen istisnaların dışında, yargı denetimi dışında kalan “Hükûmet tasarrufları” kategorisi yaratmak mümkün değildir.

Ancak yukarıda örneğini gördüğümüz gibi[38], milletlerarası andlaşmaların uygun bulunmasına dair onay kararnamelerinin içerikleri şu formülden ibarettir:

“... Andlaşmanın onaylanması Dışişleri Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı ... yazısı üzerine 31/5/1963 tarih ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre Bakanlar Kurulu’nca ... tarihinde kararlaştırılmıştır. (Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların imzaları)”.

Bu şekildeki milletlerarası andlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Bakanlar Kurulu kararnamesinin Danıştay neyini denetleyecektir? “Falan ülkeyle yapılan filan tarihli andlaşmanın onaylanması kararlaştırılmıştır” cümlesinin Anayasaya ve kanunlara uygunluğu nasıl araştırılacaktır? Dolayısıyla, böyle bir kanun üzerinde, Danıştayın denetimi, kaçınılmaz olarak şekil denetiminden ibaret kalacaktır. Yani Danıştay, söz konusu kararnamenin gerçekten Bakanlar Kurulundan çıkıp çıkmadığını, diğer bir ifadeyle, kararnamenin altında Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve bütün bakanların imzasının bulunup bulunmadığını araştıracaktır. Bu imzalarda bir eksiklik yoksa bu kararname Anayasaya ve kanunlara uygundur. İptal edilemeyecektir. O hâlde, Danıştayın milletlerarası andlaşmaların uygun bulunmasına dair Bakanlar Kurulu kararnamelerini esas bakımından denetleyemeyeceğini, sadece şekil bakımından denetleyebileceğini söyleyebiliriz.

Danıştay böyle bir Bakanlar Kurulu kararnamesinin şekil denetimi vesilesiyle, bu kararnameyle onaylanan andlaşmanın içeriğinin de Anayasaya veya kanunlara uygunluğunu araştıramaz. Zira, Danıştay bunu yaparsa, milletlerarası andlaşmaların denetlenmesini yasaklayan 1982 Anayasasının 90’ıncı maddesinin son fıkrasına aykırı davranmış olacaktır.

Burada ayrıca yine şunu belirtelim ki, Danıştay bir milletlerarası andlaşmanın onaylanmasına dair Bakanlar Kurulu kararnamesini iptal etse bile, bu iptal kararı, andlaşmanın milletlerarası hukuk bakımından geçerliğini etkilemez. Zira, böyle bir andlaşma onaylanıp yürürlüğe konulduğuna göre, Türkiye’yi bağlamaya devam eder. Milletlerarası hukuk işlemlerinin geçerliliği bir iç hukuk işlemi olan Danıştay kararından etkilenmez. Türk Hükûmeti, Danıştay tarafından onay kararnamesi iptal edilmiş bir andlaşmaya uymaz ise, Türkiye “pacta sunt servanda XE "pacta sunt servanda"  (ahde vefa, söze bağlılık) ilkesi”ni ihlâl etmiş durumuna düşer. Bu ilkenin ihlâl edilmesi Türkiye’nin milletlerarası sorumluluğunu doğurabileceği gibi, bir “causus belli XE "causus belli"  (savaş nedeni)” oluşturur ve bu nedenle Türkiye’ye savaş açılırsa bu savaş bir “bellum justum (haklı savaş) XE "bellum justum" ”dur.


 

[1].   Pazarcı, op. cit., c.I, s.148.

[2].   Ibid., s.18-149.

[3].   Pazarcı, op. cit., c.I, s.151.

[4].   Ibid.

[5].   Pazarcı, op. cit., c.I,. s.152. Bu usûl 2.5.1927 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahili Nizamnamesinin 112’nci maddesinde ve 1.11.956 tarihli Millet Meclisi Dahili Nizamnamesinin 112’nci maddesinde belirtilmişti. Ancak bu gün yürürlükte olan içtüzükte buna ilişkin bir hüküm yoktur. İçtüzüğün beşinci kısmına bu husus bir “madde 95bis” olarak eklenmesi uygun olur.

[6].   Çünkü, onaylanan bir milletlerarası andlaşmadan doğan sorumluluk, Anayasanın 105’inci maddesi uyarınca Cumhurbaşkanına değil, Bakanlar Kuruluna aittir. Parlâmenter demokrasinin mantığı, sorumluluk ile yetkinin aynı elde toplanmasını gerektirir. Dış politika alanında sorumluluk, Cumhurbaşkanına değil, Hükûmete ait olduğuna göre, milletlerarası andlaşmaların onaylanması konusunda Cumhurbaşkanının tek başına karar alamaması, ve bu konuda karşı-imza kuralının geçerli olması gerekir. Dahası kanımızca, Başbakan ve Dışişleri Bakanının bir milletlerarası andlaşmanın onaylanması konusunda hazırladıkları kararnameyi Cumhurbaşkanının reddetme yetkisi yoktur. Bu kararnameyi imzalamak zorundadır. Keza, Başbakan ve Dışişleri Bakanının imzası olmadıkça, Cumhurbaşkanının tek başına bir kanunla onaylanması uygun bulunan bir milletlerarası andlaşmayı tek başına onaylaması mümkün değildir. Aynı şekilde, Başbakan ve Dışişleri Bakanı, onaylanması kanunla uygun bulunmuş bir milletlerarası andlaşmanın onaylanmasından vazgeçebilirler ve Cumhurbaşkanına sunmayabilirler.

[7].   Pazarcı, op. cit., c.I, s.153.

[8].   Ibid., s.154.

[9].   Ibid.

[10]. Sedat Kılıççı, Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanması, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968, s.95; Pazarcı, op. cit., c.I, s.155.

[11]. Pazarcı, op. cit., c.I, s.154.

[12]. Ibid., s.156.

[13]. Ibid.

[14]. Seha L. Meray, Devletler Hukukuna Giriş, Ankara, 1968, Cilt I, s.132.

[15]. Tahsin Bekir Balta, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara, 1970, s.278.

[16]. Pazarcı, op. cit., c.I, s.33.

[17]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.185-186.

[18]. Mümtaz Soysal, “Anayasaya Uygunluk Denetimi ve Milletlerarası Sözleşmeler”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1986, Cilt 2, s.16.

[19]. Edip F. Çelik, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Türk Hukukundaki Yeri ve Uygulaması”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Yıl 9, 1988, Sayı 1-3, 50-51.

[20]. Feyyaz Gölcüklü ve A. Şeref Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara, Turhan Kitabevi, İkinci Baskı, 1996, s.20.

[21]. Tekin Akıllıoğlu, “Milletlerarası İnsan Hakları Kurallarının İç Hukuktaki Yeri ve Değeri”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını), Cilt I, Mayıs-Eylül 1991, Sayı 2-3, s.41-42.

[22]. İbrahim Ö. Kaboğlu, Anayasa Yargısı, Ankara, İmge Kitabevi, 1994, s.79.

[23]. Süheyl Batum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.32-33.

[24]. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.57-61.

[25]. Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, op. cit., s.200-213.

[26]. Ibid., s.187-189, özellikle 190-191.

[27]. Ibid., s.189.

[28]. Bununla birlikte, Anayasamızın 15, 16, 42 ve 92’nci maddelerinde milletlerarası hukuka açık yollamalar vardır. Bu yollamaların olduğu alanda milletlerarası hukuk kuralları pozitif temele sahiptir. Bu durumlarda milletlerarası hukuk kuralları Anayasa Mahkemesi tarafından ölçü norm olarak kullanılabilir ve dolayısıyla anayasallık bloğuna dahildirler. Bizim yukarıdaki tartışmamız böyle bir göndermenin yapılmadığı durumlar içindir.

[29]. Milletlerarası hukuk normlarının iç hukuk normları karşısındaki değeri sorunu konusunda değişik çözümler için VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990)’na sunulan değişik ülke raporlarına bakılabilir. Bu raporların orijinalleri ve Türkçe çevirileri Anayasa Mahkemesi tarafından beş cilt olarak yayınlanmıştır: Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi (VIII. Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı, Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990 (Beş Cilt). Bu raporların Fransızca olarak Annuaire international de justice constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.15-215’te de yayınlanmıştır.

Almanya için bkz.: Roman Herzog, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (Alman Anayasa Mahkemesi Raporu), Çeviren: Ümit Özdağ, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı: Ankara, 7-10 Mayıs 1990, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.20.

Avusturya için: Siegbert Morscher, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (Avusturya Anayasa Mahkemesi Raporu), Çeviren: Hasan Işın Dener, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.71-117.

Belçika için: Belçika Hakem Mahkemesi, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi”, Çeviren: Alpaslan Nazlıoğlu, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt IV, s.89-119; Jacques Velu, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Utkan Araslı, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt IV, s.161-277.

Fransa için: Robert Badinter ve Bruno Genevois, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Işıl Karakaş, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.160-163.

İspanya için: Rodriguez-Pinero y Bravo Ferrer ve Leguina Villa, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Burcu Bostancıoğlu, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.211-238.

İsviçre için: Arthur Haefliger, “Anayasa Normlarının Hiyerarşisi ve İnsan Haklarının korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu) (Çev: Ümit Özdağ), VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı, Ankara, 7-10 Mayıs 1990, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Tarihsiz (1990), Cilt 3, s.263-280.

İtalya için: Massimo Luciani, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Zeki Hafızoğulları, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.299-316.

Portekiz için: J. M. Cardoso da Costa, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Ahmet İşeri, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.335-348.

[30]. Alman Anayasasının 59’uncu maddesine göre ise, federal bir kanun ile onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi iç hukuk bakımından bir federal kanun düzeyindedir (Naz Çavuşoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Topluluk Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler Üzerine, Ankara, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayını, 1994, s.85).

[31]. İtalya’da da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir yasayla iç hukuka aktarıldığından Sözleşmenin kanun değerinde olduğu kabul edilmiştir. İtalyan Anayasa Mahkemesi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin anayasal ya da anayasa benzeri bir değerde olduğu tezini reddetmiştir (Çavuşoğlu, op. cit., s.86).

[32]. Bkz. supra, s.442.

[33]. Mümtaz Soysal, “Milletlerarası Andlaşmalar Konusunda Anayasa Yargısı”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1997, Cilt 14, s.171-187.

[34]. Ibid., s.183-184.

[35]. Mümtaz Soysal şunları yazmaktadır: “Yargı denetiminde sözkonusu edilebilecek olan, doğrudan doğruya andlaşmanın metni değil, Anayasaya aykırılıklar taşıdığı iddia olunan o metnin yasama organınca ‘bir yasayla’ uygun bulunmuş olmasıdır. Hedef uygun buluşu belgeleyen yasadır. İddia, Anayasaya aykırılık taşıyan bir andlaşmanın, Anayasaya uygun davranmak zorunda olan, üyeleri ‘Anayasa’ya sadakat’ andı içmiş bir organca uygun bulunamayacağı ve dolayısıyla yasanın iptal edilerek Andlaşmayı onaylayacak sürecin bu noktada kesilmesi gerektiği iddiasıdır” (Soysal, “Milletlerarası Andlaşmalar Konusunda Anayasa Yargısı”, op. cit., s.178).

Ergun Özbudun böyle bir durumun, “Anayasa ile yasaklanan yargı denetiminin, usûl saptırması yoluyla gerçekleştirilmesi anlamına geleceği”ne işaret etmektedir (Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.186).

[36]. Resmî Gazete, 7 Ağustos  1996, Sayı 22720.

[37]. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisinde henüz yayınlanmamıştır (Haziran 2000 itibarıyla en son Sayı 35, Cilt 2). Bu kararın Resmî Gazetede yayınlanıp yayınlanmadığını ise tespit edemedik. Bu kararın tarihi pek muhtemelen 27 Şubat 1997, karar numarası ise K.1997/33’tür.

[38]. Bkz. supra, s.446.

 

 

 

 


Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için KGOZLER[AT]HOTMAİL.COM adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “Tüzükler", www.anayasa.gen.tr/andlasma-bilgi.htm (erişim tarihi)

 


Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler[at]hotmail.com

Ana sayfa: www.anayasa.gen.tr

Konuluş Tarihi : 2 Ocak 2008