TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.471-480'den alınmıştır.

 
Bölüm 14
yürütme
 

 

Kemal Gözler

I. Yürütmeyi Hangi Hukuk Dalı İnceler? Anayasa Hukuku-İdare Hukuku Ayrımı............... 471

II. Organik ve Fonksiyonel Açıdan Yürütme.......................................................................... 475

III. Yürütme Organı................................................................................................................. 475

A. Yürütme Organının Yasama Organından Ayrılması...................................................... 475

B. Yürütme Organının Yargı Organından Ayrılması.......................................................... 475

C. Yürütme Organının İdare Organından Ayrılması.......................................................... 476

1. İdare.......................................................................................................................... 476

2. Yürütme Organının İdare Dışında Kalan Kısmı........................................................ 476

3. Yürütme Organının Yapısı........................................................................................ 479

 

Bilindiği gibi, Anayasamızın üçüncü kısmı “Cumhuriyetin temel organlarını” üçe ayırarak düzenlemektedir. Bu kısmın birinci bölümünde, “yasama”, ikinci bölümünde “yürütme” ve üçüncü bölümünde “yargı” düzenlenmiştir.

Anayasamızın üçüncü kısmının “yasama” başlıklı birinci bölümüne ilişkin konuları yukarıda 8 ilâ 13’üncü bölümlerinde incelemiş bulunuyoruz. Şimdi bu kısmın “yürütme” başlıklı ikinci bölümüne ilişkin konuları aşağıda 14 ilâ 20’nci bölümlerde inceleyeceğiz.

Anayasamızın üçüncü kısmının “yürütme” başlıklı ikinci bölümü, Anayasanın 101 ilâ 138’inci maddelerini kapsamaktadır. Bu maddelere bakıldığında, “Cumhurbaşkanı”, “Başbakan”, “Bakanlar Kurulu”, “Bakanlar”, “olağanüstü yönetim usûlleri” ve “idare”nin düzenlendiği görülmektedir.

ı. Yürütmeyi Hangi Hukuk Dalı İnceler? Anayasa Hukuku-İdare Hukuku Ayrımı

Bibliyografya.- Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı, 1999, s.170-175; Julien Laferrière, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions Domat-Montchrestien, 2e édition, 1947; s.1-4; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989), s.4-5; Michel Henry Fabre, Principes républicains de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.10; Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I : Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988, s.8-10; Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.52-55; Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.3-5; Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.7-8; Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969, s.24-25; Özkan Tikveş, Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, s.22-23; Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumî Esasları, İstanbul, Hak Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966, c.I, s.11.

Burada halletmemiz gereken ilk sorun, Anayasada “yürütme” bölümünde düzenlenen organlar ve makamlardan hangisinin anayasa hukuku, hangisinin idare hukuku tarafından incelenmesi gerektiği sorunudur. Diğer bir ifadeyle “yürütme” konusunda, anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki sınır çizgisi nereden geçer? Bu önemli bir sorundur. Zira, yürütme organını hem anayasa hukuku, hem de idare hukuku incelemektedir.

Anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki ayrım konusunda çeşitli kriterler önerilmiştir[1].

Birinci olarak, yürütme organının “yüksek makamları”nın incelenmesinin anayasa hukukunun, buna karşılık “alt” makamlarının, özellikle “basit idarî makamlar (simples autorités administratives )”ın incelenmesinin idare hukukunun alanına girdiği söylenmektedir[2]. Bu ayrıma göre, Cumhurbaşkanının ve başbakanın incelenmesi anayasa hukukunun, ama valinin, kaymakamın veya muhtarın incelenmesi idare hukukunun konusuna girer.

Bazı yazarlar da , anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki ayrımı, “hükûmet etmek (gouverner)” ile “idare etmek (administrer)” arasındaki fark ile açıklamaya çalışmıştır. Bunlardan birincisi anayasa hukukunun konusunu, ikincisi ise idare hukukunun konusunu oluşturur[3].

Diğer bazı yazarlar da idare hukuku ile anayasa hukuku arasındaki ayrımı “idarî işler” ile “siyasî işler” arasındaki ayrım ile açıklamaya çalışmışlardır[4].

Eleştiri[5].- Yukarıda anayasa hukuku ile idare hukuku ayrımı konusunda ileri sürülen kriterler, bu iki hukuk dalının farkları konusunda şüphesiz bir fikir vermektedir. Ancak bu ayrım sorununu kesin bir şekilde çözdüklerini söylemek mümkün değildir.

Zira bir kere, devletin yüksek organları ile alt organları arasında kesin bir sınır çizgisi yoktur. Yüksek organlardan alt organlara hangi noktadan itibaren geçildiğini kimse söyleyemez. O nedenle devletin yüksek organları ile alt organları ayrımı ile temellendirilen “anayasa hukuku - idare hukuku ayrımı” eleştiriye açıktır.

Keza, “hükûmet etmek” ile “idare etmek” arasında da kesin bir ayrım yapılamaz. Zira “idare” görevi de hükûmetin çizdiği çerçevede yerine getirilir. Yani idare etmek kavramı hükûmet etmek kavramıyla çok yakından ilişkilidir.

Diğer yandan, “siyasî işler - idarî işler”, “siyasî makamlar - idarî makamlar” şeklinde yapılan ayrımlar da eleştiriye açıktır. Örneğin bakanların, bir siyasî makam olarak anayasa hukukunun inceleme alanına girdiklerine şüphe yoktur. Ancak, bir millî kamu hizmetini yürüten kuruluşun başı olarak, bakanların idare hukukunun inceleme alanına girdiğinden de şüphe yoktur.

Sonuç olarak, anayasa hukuku ile idare hukuku arasında tutarlı ve kesin bir ayrım ihdas etmek mümkün değildir.

Görüşümüz.- Yürütmenin her yerini incelemek anayasa hukukunun inceleme alanına girebilir. Anayasa hukuku Cumhurbaşkanını incelediği gibi, bakanları, merkezî idareyi, merkezî idarenin taşra teşkilatını (il, ilçe, bucak) ve yerinden yönetim kuruluşlarını (il özel idaresi, belediye, köy; üniversiteler, TRT, meslek kuruluşları vs.) inceleyebilir. Bunlar tartışmasız olarak yürütme organının içinde bulunmaktadırlar. O halde anayasa hukuku bunları incelerse, kendi alanının dışına çıkmış, yanlış bir iş yapmış olmaz. Diğer bir ifadeyle, anayasa hukukunun giremeyeceği idare hukukunun bir “mahfuz alanı” yoktur. Anayasa hukuku, yürütme organının herhangi bir makamını veya kuruluşunu dilerse inceleyebilir. Keza üniversitelerde, ayrı bir idare hukuku anabilimdalı ve ayrı bir idare hukuku dersi olmasaydı, bunları inceleme görevi her halde tartışmasız olarak anayasa hukukunun alanına girecekti. Bu da anayasa hukukunun özü itibarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Ancak, madem ki, anayasa hukukundan ayrı “idare hukuku” diye bir anabilimdalı ve ayrı bir ders var; o halde anayasa hukukunun yürütme konusunda her şeye el atmaması bu konunun bir kısmını idare hukukuna bırakması, iş bölümü, uzmanlık ve pedagojik nedenlerle uygun olur. Dolayısıyla, anayasa hukuku-idare hukuku arasındaki sınır çizgisi, anayasa hukuku bakımından konunun özünden kaynaklanan bir sınır çizgisi değildir. Bu sınır çizgisi anayasa hukuku bakımından işbölümü ve uzmanlık nedeniyle çekilmiş bir çizgidir.

Kanımızca, anayasa hukuku ile idare hukuku arasında bir genellik-özellik ilişkisi vardır. Anayasa hukuku genel, idare hukuku ise özeldir. Genel, özelin alanını da kapsamaktadır. Ancak özel olan, kendi alanıyla sınırlıdır. Yani anayasa hukuku idare hukukunun inceleme alanına girme hakkına sahiptir. Ancak, idare hukuku bakımından bu böyle değildir. İdare hukuku, anayasa hukuku karşısında özel olduğuna göre, sadece kendi alanıyla sınırlıdır. Kendi alanı dışında kalan yürütme konularını inceleyemez. Bunu yaparsa anayasa hukukunun alanına el atmış olur. Yani idare hukukunun giremeyeceği anayasa hukukunun bir “mahfuz alanı” vardır.

Biz bu teorik açıklamalardan sonra, kendi kanımızca, somut olarak yürütme organı içinde neyin anayasa hukukunun alanına, neyin idare hukukunun alanına girdiğini söyleyelim:

1. Anayasa hukuku kural olarak yürütme organının tümünü inceleme hakkına sahiptir. Ancak, bu hakkını işbölümü ve uzmanlık düşüncesiyle, yerinden yönetim kuruluşlarına kadar götürmemelidir. Keza, merkezî idare içinde de Bakandan daha aşağı seviyelere inmemelidir. Aksi takdirde idare hukukuna incelemek üzere herhangi bir konu kalmayacaktır.

2. İdare hukuku , adı üstünde “idare”nin hukuku olduğuna göre, kural olarak, yürütme organı içinde “idare”yi incelemekle görevlidir. Yani idare hukuku, kural olarak, yürütme organının idare dışında kalan kısmını, yani Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanları inceleyemez. Ancak bu çok kesin bir yasak değildir. Çünkü, aşağıda göreceğimiz gibi[6], bakanlar, başbakan, Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı idare kavramıyla çok yakın ilişkiler içindedir. Bu nedenle, idare hukuku da idare kavramıyla ilgili oldukları ölçüde, bakanları, Bakanlar Kurulunu, Başbakanı ve Cumhurbaşkanını inceleyebilir. İdare hukuku kitaplarına bakılırsa, idare hukukçularının bunları inceledikleri de görülmektedir.

Anayasa Hukukunun “Mahfuz Alanı ”.- Ancak, idare hukuku, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve bakanların aşağıda sayacağımız yönlerini inceleyemez. Bunların incelenmesi anayasa hukukunun “mahfuz alanı”na girer.

Bir kere, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların seçilmesi, göreve gelmesi ve görevlerinin sona ermesi veya görevden alınmaları, Bakanlar Kurulunun oluşumu ve bunlar dolayısıyla yapılan işlemler idare hukukunun değil, münhasıran anayasa hukukunun inceleme alanına girer.

İkinci olarak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve bakanların yasama organıyla ilişkileri ve bu ilişkiler dolayısıyla yaptıkları işlemler her halükârda idare hukukunun değil, anayasa hukukunun inceleme alanına girer.

Üçüncü olarak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve bakanların yargı organıyla ilişkileri ve bu ilişkiler çerçevesinde yaptıkları işlemler idare hukukunun değil, münhasıran anayasa hukukunun inceleme sahasına girer.

Son olarak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve bakanların yabancı devletlerle olan ilişkileri ve bu ilişkiler neticesinde yaptıkları işlemler yine idare hukukunun değil; bir yönüyle anayasa hukukunun, bir yönüyle uluslararası hukukun inceleme sahasına girer.

ıı. Organik ve Fonksiyonel Açıdan Yürütme

Anayasada “yürütme”nin kuruluşu, teşkilatı düzenleniyorsa, “organik açıdan yürütme ”den; buna karşılık yürütmenin görev ve yetkileri, işlemleri, faaliyetleri düzenleniyorsa “fonksiyonel açıdan yürütme ”den bahsedilir. “Organik açıdan yürütme”ye kısaca “yürütme organı”, “fonksiyonel açıdan yürütme”ye ise kısaca “yürütme fonksiyonu” da denir. Örneğin, Anayasanın “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir” diyen 102’nci maddesinde Cumhurbaşkanı “organik açıdan”; buna karşılık, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasanın 104’üncü maddesinde “fonksiyonel açıdan” düzenlenmiştir.

İşte bu nedenle yürütme içindeki her kişiye veya makama tek tek ve yürütmeye de genel olarak hem organik, hem de fonksiyonel açıdan yaklaşmak mümkündür. İşte biz de burada önce yürütmeyi organik, sonra da fonksiyonel açıdan inceleyeceğiz. Yani önce yürütme organını, sonra da yürütme fonksiyonunu inceleyeceğiz.

ııı. Yürütme Organı

İlk önce yürütme organını, devletin diğer temel organları olan yürütme organı ve yargı organından ayırt etmemiz uygun olur.

A. Yürütme Organının Yasama Organından Ayrılması

Yürütme organının yasama organından ayrılmasında  mesele yoktur. Zira, Anayasamıza göre, yürütme organı, Cumhurbaşkanı m.101 vd), Başbakan (m.109, 112), Bakanlar Kurulu (m.109-112), bakanlar (m.113) ve idareden (m.123 vd.) oluşmaktadır. Yasama organının ise, genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu gördük (m.75).

B. Yürütme Organının Yargı Organından Ayrılması

Yürütme organının yargı organından ayrılmasında  da mesele yoktur. Zira, Anayasamıza göre, yürütme organı, yukarıda da belirttiğimiz gibi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu, bakanlar ve idareden oluşmaktadır. Oysa, yargı organı Anayasaya göre “bağımsız mahkemeler”dir (m.9). Mahkemelerin bağımsızlığının ne olduğu, Anayasanın 138’inci maddesinde düzenlenmiştir. Yine Anayasanın “yargı” başlığını taşıyan üçüncü kısmının üçüncü bölümünde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi gibi yüksek yargı organları ayrıca düzenlenmiştir (m.146-158). Yargı organlarını aşağıda ayrı bir bölüm halinde göreceğiz.

C. Yürütme Organının İdare Organından Ayrılması

Öncelikle belirtelim ki, “idare”, esas itibarıyla yürütme organının bir parçasıdır ve Anayasamızın sistematiği içinde “yürütme” başlıklı üçüncü kısmın ikinci bölümü içinde “IV”üncü başlığı olarak 101 ve devamı maddelerde düzenlemiştir. O nedenle, “idare” ile “yürütme”yi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ancak, Anayasamızın sistematiğinde, “idare”, “yürütme”nin sadece bir kısmını oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle “yürütme organının idare dışında kalan bir kısmı” da vardır. İşte biz burada, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı” ile “idare”yi birbirinden ayırt etmeye çalışacağız. İlk önce idareyi görelim.

1. İdare

İdare , “merkezî idare” (Anayasa, m.126) ve “yerinden yönetim kuruluşları” olarak ikiye ayrılmaktadır. Merkezî idare de kendi içinde “başkent teşkilâtı” ve “taşra teşkilâtı” olarak ikiye ayrılmaktadır. Taşra teşkilâtı da Anayasaya göre, “illere, iller de diğer kademeli bölümlere” ayrılır. Yerinden yönetim kuruluşları ise yer yönünden ve hizmet yönünden olmak üzere iki çeşittir. “Yer yönünden yerinden yönetim kuruluşları”na Anayasamız “mahallî idareler” (m.127) demektedir. “Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları” olarak Anayasamızda, “yükseköğretim kuruluşları ve üst kuruluşları” (m.130-132), “radyo ve televizyon kuruluşları” (m.133), “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” (m135) ve “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları” (m.135) düzenlenmiştir.

2. Yürütme Organının İdare Dışında Kalan Kısmı

Anayasamızın sistematiğine bakarak, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın kimlerden, hangi makam ve mercilerden oluştuğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Üçüncü kısmın ikinci bölümünde düzenlenmiş olan Cumhurbaşkanı (m.101 vd), Başbakan (m.109, 112), Bakanlar Kurulu (m.109-112), bakanlar (m.113) esas itibarıyla “idare” kavramına dahil değildir. Bunlar en azından Anayasamızın sistematiğine göre, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”dır.

İsimlendirme Meselesi.- “İdare” ismi güzeldir. Ancak, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı ” isimlendirmesi pek güzel değil ve uzundur. Bunlara değişik isimler verebiliriz. “İdare” de dahil bütün yürütmeye “geniş anlamda yürütme”, buna karşılık “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”na ise “dar anlamda yürütme” ismini verebiliriz. Yani “geniş anlamda yürütme” bütün yürütmeyi içerdiği halde, “dar anlamda yürütme”, sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve bakanları içermektedir. Bu “dar anlamda yürütme ”ye “saf yürütme ” isminin verilmesi de önerilebilir. Keza, “idare”ye “idarî yürütme”, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”na da “siyasî yürütme” ismi verilebilir. Nihayet, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”na “yürütme organının siyasî kanadı”, idareye” de “yürütme organının idarî kanadı” ismi konulabilir. Bunlar sadece bizim önerdiğimiz isimlerdir. Biz karışıklığa yol açmamak üzere, yine uzun uzun “idare” ve “yürütme organının idare dışında kalan kısmı” ibarelerini kullanmayı genelde tercih edeceğiz.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, “idare”nin incelenmesi esas itibarıyla anayasa hukukunun değil, idare hukukunun alanına girmektedir. Keza, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın incelenmesi de idare hukukunun değil, kural olarak anayasa hukukunun inceleme alanına girmektedir. Bu nedenle bu ayrım önemlidir. Bu ayrıma göre, anayasa hukukunun konusunun “dar anlamda yürütme”, yani “yürütme organının idare dışında kalan kısmı” olduğunu söyleyebiliriz.

Bakanlar, Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Cumhurbaşkanının kural olarak “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunların yer yer “idare” ile çok yakın ilişkileri vardır. Şöyle ki:

a) Bakanlar.- Bakanlar kural olarak “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın bir parçasıdır. Yani “saf” veya “siyasî” yürütmeye dahildirler. Atanmaları, görevden alınmaları, sorumlulukları, statüleri, meclis ile ilişkileri vs. siyasî meselelerdir. Bunların incelenmesi anayasa hukukunun konusuna girer.

Ancak bakanların idarî nitelikte yönleri de vardır. Zira, her bakan, bir millî kamu hizmeti örgütünün, yani bir bakanlığın başı konumundadır. Bakan, bu örgütün hiyerarşik amiridir. Keza bakan, kendi bakanlığıyla ilgili yerinden yönetim kuruluşları üzerinde vesayet yetkisine de sahiptir. Bakanın tüm bu yetkileri ise idarî niteliktedir. Bakanın bu tür fonksiyonu idare hukukunun inceleme alanına girmektedir.

b) Başbakan.- Başbakan, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın bir parçasıdır. Yani “saf” veya “siyasî” yürütmeye dahildir. Atanması, görevden alınması, sorumluluğu, statüsü, meclis ile ilişkileri vs. siyasî meselelerdir. Bunların incelenmesi anayasa hukukunun konusuna girer.

Ancak, Başbakanın idarî nitelikte yönleri de vardır. Çünkü, bir kere, ülkemizde, Diyanet İşleri Başkanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı gibi, bir hizmet bakanlığıymış gibi doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlanmış bulunan örgütler mevcuttur. İkinci olarak, yukarıda idare kavramıyla yakından ilişki içinde olduğunu gösterdiğimiz bakanları başbakan seçmekte ve Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından görevlerine son verilmektedir (Anayasa, m.109). Dolayısıyla Başbakan, bakanların amiri konumundadır. Anayasamızın 112’nci maddesinin 2’nci fıkrası da açıkça, bakanların Başbakana karşı sorumlu olduklarını öngörmektedir. Üçüncü olarak, başbakanın bakanlar üzerinde bir gözetme yetkisi vardır. Anayasamızın 112’nci maddesinin 3’üncü fıkrasına göre, “Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür”. Bu üç husus, siyasî değil, idarî niteliktedir. Dolayısıyla bu üç hususun incelenmesi anayasa hukukunun değil, idare hukukunun alanına girer.

c) Bakanlar Kurulu.- Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan oluşmuş bir kuruldur. Bakanlar Kurulu, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın bir parçasıdır. Yani “saf” veya “siyasî” yürütmeye dahildir. Bakanlar Kurulunun kurulması, göreve başlaması, görevinin sona ermesi, Meclis karşısında kolektif sorumluluğu, vs. siyasî nitelikteki konulardır. Bunların incelenmesi anayasa hukukunun konusuna girer.

Ancak, Bakanlar Kurulunun idarî nitelikte yönleri de vardır. Çünkü, bir kere, yukarıda gördüğümüz gibi bu kurulun oluştuğu kişiler olan Başbakan ve bakanlar idare ile yakın ilişkiler içindedir. Öyleyse, bu kişilerden oluşmuş bu Kurulun da idareden tamamıyla ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Diğer yandan Bakanlar Kurulunun kendisi doğrudan birçok idarî işlemler yapmaktadır. Bu işlemlerin bir kısmı tüzük gibi idarî nitelikte düzenleyici işlemlerdir. Diğer kısmı ise “Bakanlar Kurulu kararı” veya “Bakanlar Kurulu kararnamesi” adı altında yapılan “bireysel idarî işlem”lerdir. Bakanlar Kurulu bir yıl içinde genellikle onbinden fazla karar almaktadır[7]. Bu işlemler bazı yüksek memurların atanmasından, bazı kimselerin vatandaşlığa alınmasına veya vatandaşlıktan çıkarılmasına kadar uzanmaktadır. Bu işlemler hep idarî niteliktedir.

d) Cumhurbaşkanı.- Cumhurbaşkanı, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nın bir parçasıdır. Yani “saf” veya “siyasî” yürütmeye dahildir. Seçilmesi, görevinin sona ermesi, sorumluluğu, statüsü, yasama organıyla ilişkisi vs. siyasî meselelerdir. Bunların incelenmesi anayasa hukukunun konusuna girer.

Ancak, Cumhurbaşkanının idarî nitelikte yönleri de vardır. Bir kere Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırıp ona başkanlık edebilir (m.104-b). İkinci olarak, bakanları Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı atar ve görevden alır (m.109). Üçüncü olarak, Bakanlar Kurulu kararnamelerini Cumhurbaşkanı imzalar. Dördüncü olarak, birçok atama işleminde Cumhurbaşkanının imzası da bulunur. Nihayet, bazı atama işlemlerini de tek başına yapar.

Özetle, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar, esas itibarıyla, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”na dahildir. Ancak bunlar, yürütme organının “idare kısmı”yla da yakın ilişkiler içindedir. Bu nedenle de bunların bazı yönlerinin incelenmesi, anayasa hukukunun değil, idare hukukunun alanına girecektir.

Ancak, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların seçilmesi, oluşumu, göreve gelmesi ve görevlerinin sona ermesi veya görevden alınmaları, sorumlulukları, statüleri, hep siyasî nitelikte yürütmeye ilişkindir. Yani bunlar “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”na dahildir ve bu nedenle münhasıran anayasa hukukunun inceleme alanına girerler.

* * *

Şimdi “yürütme organının idare dışında kalan kısmı”nı inceleyelim. Bundan sonraki açıklamalarımızda “yürütme organının idare dışında kalan kısmı” şeklindeki uzun ifadeyi değil, kısaca “yürütme organı” ifadesini kullanacağız. Bununla kastettiğimiz şey ise, “yürütme organının idare dışında kalan kısmı” olacaktır. Burada sırasıyla Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulunu, yani Başbakanı ve bakanları göreceğiz.

3. Yürütme Organının Yapısı

Asıl konumuza geçmeden önce, yürütme organının yapısı hakkında genel bir bilgi vermek uygun olur. Yürütme organı yapısı bakımından, “monist (tekçi) yürütme” ve “ikici (düalist) yürütme” olarak üzere ikiye ayrılmaktadır[8].

a) Monist yürütme organında  da, yürütme yetkisinin tümü tek bir organa aittir. Monist yürütme başkanlık sistemlerinde görülür. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde yürütme yetkisini bütünüyle halk tarafından seçilmiş olan başkana aittir. Yürütme yetkisinin tek bir kişiye verilmiş olması, o kişinin tek başına yürütme yetkisini bütünüyle kullandığı anlamına gelmez. Bir kişi, çok geniş bir faaliyet alanı olan yürütme yetkisi tek başına zaten kullanamaz. Böyle bir durumda da başkanın, kendisine “sekreter” denilen yardımcıları vardır. Ancak, bu sekreterler, kullandıkları yetkileri başkandan alırlar ve sadece başkana karşı sorumludurlar. Her halükârda yürütme yetkisinin kaynağında başkan bulunmuş olur[9].

b) Düalist yürütmede , yürütme organı ikili yapıdadır[10]. Düalist yürütme parlâmenter hükûmet sistemlerinde görülür. Yürütmenin birinci kanadında bir kişi bulunur. Bu devlet başkanıdır. Devlet başkanı monarşik parlâmenter hükûmet sistemlerinde kraldır. Cumhuriyet tipi parlâmenter hükûmet sistemlerinde ise, devlet başkanı cumhurbaşkanıdır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde, devlet başkanı (kral veya cumhurbaşkanı) sorumsuzdur. Düalist yürütme organının ikinci kanadında bir kurul bulunur. Bu kurula bakanlar kurulu denir. Bakanlar kurulu, başbakan ve diğer bakanlardan oluşur. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde, bakanlar kurulunun siyasal sorumluluğu vardır. Yani bakanlar kurulu yasama organı karşısında sorumludur.

Aşağıda ayrıntılı bir şekilde göreceğimiz gibi, 1982 Anayasasının kurduğu yürütme organı “düalist” yapıdadır. Anayasanın 8’inci  maddesine göre, “yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanının ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”.

* * *

Yürütme organının yapısına ilişkin bu ön açıklamadan sonra, şimdi asıl konumuza geçelim. Ve izleyen bölümlerde sırasıyla Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulunu, yani Başbakanı ve bakanları görelim.

 


 


[1].   Julien Laferrière, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions Domat-Montchrestien, 2e édition, 1947; s.1-4; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989), s.4-5; Michel Henry Fabre, Principes républicains de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.10; Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I : Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988, s.8-10; Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s. s.52-55; Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.3-5; Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.7-8; Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969, s.24-25; TİKVEŞ (Özkan), Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, s.22-23; Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumî Esasları, İstanbul, Hak Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966, c.I, s.11.

[2].   Laferrière, op. cit., s.1.

[3].   Laferrière, op. cit., s.1; Vedel, op. cit., s.4; Arsel, Anayasa Hukuku: Demokrasi , op. cit., s.7.

[4].   Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.54; Kubalı, Anayasa Hukuku, op. cit., s.3.

[5].   Bu kriterlerini değerlendirilmesi ve eleştirisi için bkz. Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, op. cit., s.173-175.

[6].   Bkz. infra, s.477-478.

[7].   Örneğin Bakanlar Kurulunun 27 Aralık 1999 tarihli toplantısında alınan bir kararın kararların karar sayıları 13899’a varmıştır (Bu karar numarası için bkz. Resmî Gazete, 11 şubat 2000, Sayı 23961).

[8].   Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.279.

[9].   Ibid.

[10]. Ibid.

 


Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “Yürütme", www.anayasa.gen.tr/yurutme.htm (erişim tarihi)


23 Mayıs 2005
Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

 


Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr