TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ [www.anayasa.gen.tr]

Türk Anayasaları
Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasaları, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları,1999, 360 s. (www.anayasa.gen.tr/turkanayasalari.htm; www20.uludag.edu.tr/~gozler/turkanayasalari.htm, 1.5.2004).

 

ISBN: 975-7338-40-0

 

Yayınevi: Ekin Kitabevi

Burç Pasajı no: 27

Altıparmak - BURSA

Tel: (0224) 220 16 72

Fax: (0224) 223 04 37    

(Cep Kitabı boyutlarında: 11,2 cm x 16,5 cm).


 

Ekin Kitabevi Yayınları

ISBN: 975-7338-40-0

 

 © Tüm hakları mahfuzdur. Bu kitabın tamamı ya da bir kısmı 5846 sayılı yasanın hükümlerine göre, kitabı yayınlayan kitabevinin izni olmaksızın, elektronik, mekanik, fotokopi, ya da her hangi bir kayıt sistemi ile çoğaltılamaz, yayınlanamaz, depolanamaz.

 

 

Birinci Baskı
Ocak 1999

 

Baskı: Motif Matbaası

 

Dağıtım:

Ekin Kitabevi

Altıparmak Cad.

Burç Pasajı no: 27

BURSA

Tel: 0.224. 220 16 72

Fax: 0.224. 223 04 37


 

Derleyen

Yard.Doç.Dr. Kemal GÖZLER

Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

 

 

TÜRK ANAYASALARI

 

 ● 1876 Kanunu Esasisi

● 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu

● 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu

● 1945 Anayasası

● 1961 Anayasası

● 1982 Anayasası (Notlu, İçtihatlı)

 

 

 

 

 

 

EKİN KİTABEVİ YAYINLARI

B  U  R  S  A    -    1  9  9  9




 

 

 

 

İçİndekİler

 

 

 

 

 

Sunuş . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 7

Anayasa Metniyle Çalışma Tekniği . . . . . . . . . . . . . . . . . 11

Anayasa Kavramı. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  17

1876 Kanunu Esasisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  29

1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  65

1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  73

1945 Anayasası . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  97

1961 Anayasası . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .117

1982 Anayasası . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .215

1982 Anayasası Dizini. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .347

 

 

 

 

Not: Her anayasa için ayrıntılı içindekiler tablosu ilgili anayasanın başında bulunmaktadır.

 
 

 

Sunuş

 

 

 

 

 

Anayasa hukukunun en önemli kaynağı “anayasa”dır. Hukuk, hukuk normlarından; anayasa hukuku ise anayasa normlarından oluşmuş bir düzendir. Eğer anayasa normları biliniyorsa anayasa hukuku da biliniyor demektir. Bir anayasa normu ise anayasa da bulunan bir madde metninin anlamıdır. Böylece metnin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan hukukun genel teorisinde[1], bir normun geçerliliğinin ön koşullarından ilki “maddî varlık  (existence matérielle)”[2]tır. Zira, maddî olarak var olmayan bir işlem, hiçbir hukukî nitelendirmeye konu olamaz. Bir işlemin maddî varlığı ile, o işlemin somut taşıyanının (support, hâmil), yani bir belgenin, bir sözün, bir ritüelin, tek kelimeyle bir instrumentum’un varlığı anlatılmak istenmektedir[3]. Diğer bir anlatımla, bir işlemi hukukî nitelendirmeye tâbi tutmadan önce, onun instrumentum’unu, örneğin bu işlemin içinde yer aldığı belgeyi göstermek gerekir.

Aynı şekilde bir işlemin anayasa normu olarak geçerli olup olmadığının tespitinde tartışılması gereken ilk sorun, o işlemin maddî varlığı sorunudur. Bu sorun ise, kendisine anayasa dediğimiz ve kurucu iktidar tarafından konulan ve bu adla resmi gazetede yayınlanan metinlerin tespiti ile çözümlenir. İşte bu derlemede bu yapılmaktadır. O halde bu derleme, “anayasa hukukunun maddî varlığı”nı, diğer bir ifadeyle “anayasa hukukunun instrumentum’u”nu oluşturmaktadır.

Bu nedenle, bir anayasa hukuku sorunu tartışılırken, yapılması gereken ilk, şey anayasa hukuku ders kitaplarına bakmak değil, anayasa hukukunun instrumentum’u olan anayasa metnine bakmaktır. İşte elinizdeki bu derleme, bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır.

***

Anayasa normu, bizatihi anayasanın bir maddesinin metni değildir. Anayasa normu bu metne verilen anlamdır[4]. Ve eğer norm, metnin kendisi değil, anlamı ise, herkes anayasanın bir maddesinin metnine istediği anlamı vermekte serbesttir. Ancak kişiler tarafından verilen bu anlam sadece onların “kişisel görüşleri”dir. Mühim olan “otantik” karar vermeye yetkili makamların, yani verdiği kararlara itiraz edilemeyen organların kararlarıdır. Bu kararlar dahi, bir görüş olarak aynı “teorik” değere sahiptir. Ancak bir hukuk düzeninde sadece bu organların görüşleri “geçerlidir”. Anayasa hukuku alanında bu organların en önemlisi ise anayasa mahkemeleridir. O nedenle, anayasa mahkemeleri, yaptıkları yorumlarla, yeni anayasal normlar koyabilmektedirler. Zaman zaman anayasa mahkemelerinin yorumu sonucu ortaya çıkan norm ile anayasa metninin ilk okunuşunda beliren anlamdan çıkan norm birbirinden farklı olmaktadır. Anayasa mahkemeleri bazen anayasanın bir maddesinin aradığı şartlarda değişiklik yapmakta, bazen de anayasa maddesine, o madde metninde hiçbir şekilde olmayan yeni şartlar eklemektedir.

Türk Anayasa Mahkemesi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasasının bazı maddelerinin metinlerinden hiç akla gelmeyen normlar çıkarmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına itiraz edilemediği için Anayasa Mahkemesinin yaptığı yorumlarla koyduğu normları da geçerli olarak kabul etmek gerekir. İşte bu nedenle, Anayasanın orijinal metninde olmayan ve Anayasa Mahkemesinin otantik yorumlarıyla koyduğu anayasa normlarını da ilgili Anayasa maddesinin altına not etmek gerekir.

Böyle birkaç Anayasa Mahkemesi kararı aşağıda ilgili maddelere not edilmiştir. Örnek olarak, 1982 Anayasasının 13, 91, 121 ve 153’üncü maddelerin altındaki notlara bakılabilir. Anayasa Mahkemesi sözü geçen maddelerin altında belirtilen kararlarıyla bu maddelerin anlamını değiştirmiştir. Örneğin kanun hükmünde kararname çıkarma şartlarına 91’inci maddede öngörülmeyen “önemlilik”, “zorunluluk”, “ivedilik” ve “kısa sürelilik” şartlarını eklemiştir. Keza Anayasa Mahkemesi, 148 ve 153’üncü madde kendisine “yürütmeyi durdurma yetkisi” vermemesine rağmen, 153’üncü maddenin altında belirtilen kararlarıyla bu yetkiye sahip olduğu yolunda norm koymuştur. Ve bu norm, birçok yazarın kişisel görüşü açısından eleştiriye açık da olsa geçerlidir. Bu nedenle, anayasanın orijinal metninde bulunmayan ve Anayasa Mahkemesi tarafından konulan normların da bilinmesi gerekir. Dolayısıyla, norm yaratıcı nitelikteki Anayasa Mahkemesi kararlarının da 1982 Anayasasının metnine işlenmeleri gerekir.

Özetle, okuyucular bu anayasa metnini karalamaktan, bu metnin üzerine notlar (glossa’lar haşiyeler) düşmekten çekinmemelidirler. Anayasa hukukunun instrumentum’u ancak böylece öğrenilebilir.

 


 

 

 

 

Anayasa Metnİyle
Çalışma Teknİğİ

 

 

 

 

Burada özellikle anayasa hukuku dersi alan öğrencilere bir anayasa metniyle anayasa hukuku dersinin nasıl çalışılacağı, anayasa metniyle çalışmanın tekniğinin ne olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.

 

Derslerde öğrendiğiniz bilgilerin önemli bir kısmına doğrudan anayasa metninden ulaşabilirsiniz. Bunun için ilgili anayasa maddesini okuyup bu maddenin sistemini kavramaya çalışınız. Bu madde de ifade edilen kuralın unsurlarını, şartlarını sırayla numaralandırınız. Bunun için söz konusu unsurların veya şartların dile getirildiği cümlelerin yahut yarım cümlelerin altlarını değişik renkli kalemlerle çiziniz. Her şartı yahut unsuru ifade eden kelime veya kelime gruplarının başına yuvarlak içinde rakamlar koyunuz. Bunlar sayesinde o anayasal normun unsurlarını, şartlarını zaten öğrenmiş olacaksınız. Birçok öğretim üyesi yaptığı sınavlarda anayasa metninin kullanılmasına izin verir veya sorduğu soruyla ilgili olan anayasa maddesinin metinini sınav kağıdında kendisi verir. Bu yöntemi izlemeniz sınavlarda başarı elde etmeniz bakımından özellikle yararlıdır. Bu yöntem, aşağıda 1982 Anayasasının 13’üncü maddesi üzerinde örnekle gösterilmeye çalışılmıştır. Ancak bu sadece bir örnektir. Herkes kendisine has stiller geliştirebilir.

ÖRNEK:

MADDE 13.- Temel hak ve hürriyetler, (3a)  Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğinin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca   (3b) Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, (2) Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak  (1) kanunla sınırlanabilir.

Temel  hak  ve  hürriyetlerle  ilgili genel ve özel sınırlamalar (4) demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.

Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir.

(5) Ölçülülük ilkesi (15’inci maddeden evleviyet yoluyla).

 

Yukarıda görüldüğü madde metninden “temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasının sınırı” olarak öngörülen dört şart elde edilebilir.

1.        Sınırlama kanunla olmalıdır.

2.        Sınırlama Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalıdır.

3.        Sınırlama (a) “genel sınırlama sebeplerine” veya (b) “anayasanın ilgili maddesinde öngörülen özel sebeplere” dayanmalıdır.

4.        Sınırlama “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne aykırı olmamalıdır.

5.        Maddenin altına bir de “beşinci şart” olarak “Ölçülülük İlkesi” ilave edilmelidir. Bu ilke 13’üncü maddenin metninde yoktur. Ancak daha ağır durumlarda özgürlüklerin sınırlandırılması sistemini düzenleyen 15'inci madde de öngörülen “ölçülülük ilkesi”nin daha hafif durum olan 13’üncü maddede öngörülen olağan dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması için evleviyet ile aranacağı sonucuna varılabilir.

Bu beş şart, zaten temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının sınırları konusunda öğrenciler tarafından bilinmesi gereken asıl konuyu oluşturmaktadır. Anayasa hukuku ders kitaplarında da zaten bu konuda bu şartlar incelenmektedir. Örneğin Türk anayasa hukuku alanında mükemmel bir ders kitabı olan Ergun Özbudun’un Türk Anayasa Hukuku kitabında işlenilen konu temelinde yukarıdaki beş şart üzerine kuruludur (Ankara, Yetkin Yayınları, 1995, s.80-82).

Derste anlatılan konuları evde Anayasa maddelerinden izleyiniz. Öğretim üyesinin verdiği bilgileri unsur unsur, şart şart Anayasanın ilgili maddesinden bulunuz. Yukarıda açıklandığı gibi, ilgili maddenin cümlelerinin başına unsur veya şart sırasına göre Roma, Arap rakamlarını, büyük veya küçük harfleri koyunuz. İlgili maddedeki can alıcı kelimelerin altını çiziniz. Eğer, öğretim üyesinin verdiği bilgiler ilgili madde metninden çıkmıyorsa, o madde hakkında muhtemelen verilen Anayasa Mahkemesi kararını aynı şekilde tahlil ediniz. Ve kısa notunuzu maddeye düşünüz. Öğretim üyesinin yaptığı açıklama, Anayasanın ilgili maddesinin metninden veya Anayasa Mahkemesi bir kararından çıkmıyorsa, öğretim üyesine o açıklamayı neye dayanarak yaptığını sorunuz.

Aşağıda 1982 Anayasasının birçok maddesinin altında, o maddeyle ilgili kanunlar not edilmiştir. Siz de maddelerin altına ilgili gördüğünüz diğer kanunları not ediniz. Keza o Anayasa maddesinin uygulaması niteliğinde olan önemli olayları (halkoylaması, gensoru, vb.), tarihiyle not ediniz. Örneğin aşağıda 1982 Anayasasının 175’inci maddesinde öngörülen halkoylamasının iki uygulaması o madde altında not edilmiştir. Yeni uygulamalar olursa onları da siz not ediniz. Keza başka maddelerin ilginç uygulamaları varsa onları da not ediniz.

Diğer yandan, 1982 Anayasasının çok tartışılan bazı maddeleriyle ilgili önceki Anayasalarımızdaki düzenlemeleri not ediniz. Keza bu tartışmalarda bir argüman olarak kullanmak üzere öğrendiğiniz diğer ülkelerdeki benzer konudaki anayasal düzenlemeleri ilgili maddenin altına yazınız. Örneğin aşağıda yargı bağımsızlığı bakımından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun düzenlendiği 1982 Anayasasının 159’uncu maddesinin altına, başka ülkelerde benzer kurulların oluşum tarzı hakkında kısa bilgiler not edilmiştir. Siz de ilginizi çeken başka maddeler hakkında benzer araştırmalar yapıp elde ettiğiniz sonuçları not ediniz.

Anayasa metninizi elinizden düşürmeyiniz. Derslerinize anayasa metniyle giriniz. Anayasayı sadece ders çalışırken değil, boş zamanlarınız da, genel olarak bir roman okur gibi okuyunuz. Unutmayınız ki, öğrenim hayatınızda gireceğiniz birçok sınavda, bazı öğretim üyelerinin sadece öğrencinin Anayasayı okuyup okumadığını sınamak için, aslında hiç de zor olmayan, ama Anayasanın bütün maddelerinin eksiksiz okunmasını gerektiren sorular sorduğuna şahit olacaksınız. Bu basit sorulara ancak daha önce Anayasanın bütününü birçok defa okumuşsanız kolayca yanıt verebilirsiniz.

Notlar düştüğünüz, elinizden bırakmadığınız, renkten renge büründürdüğünüz anayasa metninizi, ancak bu şekilde sindirebilirsiniz. O metinden artık vazgeçmeyiniz; eskise de onu elinizden atmayınız. Onu güzelce kaplayınız, yahut cilt yaptırınız. Anayasa da yeni değişiklikler olursa, yeni anayasa metni almayınız. Resmi Gazeteden ilgili değişikliğin fotokopisini çekip, değiştirilen maddelerin bulunduğu sayfalara yapıştırınız.

İşte ancak böyle kendinize alıştırdığınız, tabiri caizse “evcilleştirdiğiniz” anayasa metni size yardımcı olabilir. Artık onun her yerini biliyorsunuz. Çok tartışılan maddelerin numaralarını hatırlıyor, aranılacak maddeleri de anında bulabiliyorsanız. Bu demektir ki artık “anayasayla çalışma tekniğine” sahipsiniz. Bu düzeye gelmişseniz anayasa hukuku derslerinden başarılı olacağınızdan şüpheniz olmasın. Dahası sadece kendi hocanızın yaptığı sınavlardan değil, öğrenim hayatınızın üst devrelerinde başka öğretim üyelerinin yapacağı sınavlardan da başarılı olursunuz.

Keza, gireceğiniz iş sınavlarında sorulan soruların büyük çoğunluğunun doğrudan yanıtı anayasa metninde vardır. Hakimlik, kaymakamlık, müfettişlik gibi sınavlara anayasa metnini okumadan girmeyiniz.

 



 

 

Anayasa Kavramı

 

 

Türk Anayasa metinlerinin bulunduğu bu derlemede, giriş niteliğinde kısaca “anayasa kavramı”nı vermenin yerinde olacağı kanısına varılmıştır. Bu bölüm ayrıca bu derlemeye 1808 Senedi İttifakı, 1389 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı gibi diğer anayasal belgelerimizin neden bu derlemeye alınmadıklarını da açıklar niteliktedir. Zira kanımızca, şeklî anlamda anayasa tanımı doğrudur; ve bu tanıma göre ise bu belgeler anayasal nitelikte değildir.

I. Anayasa Anlayışları

“Anayasa”, maddî ve şeklî olmak üzere başlıca iki değişik anlamda anlaşılmaktadır.

1. Maddî anlamda anayasa , devletin temel kuruluşunu ve işleyişini belirleyen kuralların bütünüdür[5].

2. Şeklî anlamda anayasa  ise, normlar hiyerarşisinde en üst sırayı işgal eden ve kanunlardan farklı ve daha zor bir usulle konulan ve değiştirilebilen hukuk kurallarının bütünüdür[6].

Bu tanımlardan şeklî anlamda anayasa tanımı  geçerlidir. Bu tanım esas alınmalıdır. Bu iki nedenden dolayıdır:

Bir kere, anayasanın maddî anlamda tanımı oldukça belirsiz, yazarların kişisel tercihlerine bağlı olan bir tanımdır. Yukarıda biz, maddî anlamda anayasayı , “devletin temel kuruluşunu ve işleyişini belirleyen kuralların bütünü” olarak tanımladık. Oysa birçok yazar, bizim “devlet organları” ifadesi yerine başka ifadeler kullanmaktadırlar. Örneğin Carré de Malberg  “kamu iktidarları (pouvoirs publics)”[7] ; Joseph‑Barthélemy ve Paul Duez, “devlet teşkilatı ( l'organisation de l'Etat)”[8] ; Charles Debbasch ve arkadaşları “siyasî iktidar (pouvoir politique)”[9] ; Paolo Biscaretti di Ruffia, “devletin temel yapısı” (structure essentielle de l'Etat[10] ; Michel Henri Fabre, “devletin siyasî, sosyal, ekonomik teşkilatı” (organisation politique, sociale, économique de l'Etat[11] ifadelerini kullanmaktadırlar. Nihayet başka kriterlerden hareket eden değişik yazarlar başka başka tanımlar vermektedirler. Örneğin Georges Vedel (keza Jean Gicquel) maddî anlamda anayasayı “devletin en önemli hukuk kurallarının bütünü”[12] olarak tanımlamaktadır. Ama Otto Pfersmann’ın haklı olarak sorduğu gibi, “önemliliğin ölçütü nedir”[13]? Her yazar “en önemli kuralları” kendine göre tespit etmektedir. Bu farklılıklar göstermektedir ki, maddî anlamda bir anayasa tanımı vermek imkansızdır.

İkinci olarak, Carré de Malberg'in gösterdiği gibi, maddî anayasa anlayışı, hukuki değerden yoksundur. Zira, hukukta, anayasal kanunlar ile adî kanunları ayıran ölçüt sadece ve sadece şekil bakımındandır[14]. Georges Vedel de aynı görüştedir. Yazara göre, hukuk tekniği bakımından esas olan şekildir[15]. Şekil anayasal kanunlarla adî kanunları birbirinden ayırmayı mümkün kılar.

Sonuç olarak anayasa şeklî anlamda tanımlanabilir. Bu anlamda anayasa da yukarıda belirtildiği gibi, kanunların üstünde yer alan ve kanunlardan daha zor değiştirilen kurallardır.

Bu anlamıyla her şey bir anayasa kuralı olabilir. Şüphesiz, devletin temel kuruluşuna ilişkin hükümlerin anayasada bulunması en doğalıdır. Keza temel hak ve özgürlüklere ilişkin kuralların da anayasada bulunması gerektiği düşünülebilir. Ancak anayasada bulunacak kurallar bunlardan ibaret değildir. Kurucu iktidar istediği her konuyu anayasa hükmü haline getirebilir. Örneğin 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında (m.62) yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarıyla ilgili hüküm vardır. Keza yine aynı Anayasa (m.169-170) ormanlarla ilgili uzun düzenlemeler içermektedir. Eğer maddî anlamda anayasa anlayışı doğru olsaydı, biz bu hükümlerin anayasa hükmü olmadığını iddia edebilecektik. Böyle tuhaf hükümlerin anayasada yer alması istisnai değildir. Bu konuda pek çok örnek vardır. Örneğin Fransa’da 1926 yılında yapılan bir değişiklikle Kamu Borçları Sandığına (Caisse de gestiıon des bons de la Défense national et d’amortissement de la dette publique) ilişkin hükümler 1875 Anayasasına dahil edilmişlerdir[16]. Keza İsviçre Federal Anayasasının 25bis maddesi kasaplık hayvanların kesim usulüne ilişkin hükümler içermektedir[17]. Bu hükümler her ne kadar devlet organizasyonuyla alakasız da olsalar birer anayasa hükmüdürler. Biçimsel olarak normlar hiyerarşisinin tepesinde bulunurlar ve kanunlardan daha zor değiştirilirler.

Şimdi de kısaca anayasa türlerini görelim.

II. Anayasa Türleri

Anayasalar, klasikleşmiş bir ayrıma göre, “yazılı-yazısız” ve “katı-yumuşak” şeklînde bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Biz de burada bu ayrıma kısaca değineceğiz.

A. YAZILI ANAYASA-YAZISIZ ANAYASA AYRIMI

Klasik bir ayrıma göre anayasalar, “yazılı anayasalar  (constitutions écrites )” ve “yazısız anayasalar (teamülî anayasalar, geleneksel anayasalar  = constitutions coutumières )” olmak üzere ikiye ayrılıyor.

1. Yazılı Anayasa.- Yazılı anayasa , bir anayasa içinde olması düşünülebilecek kuralların, bir yetkili organca, öngörülen usûllere uygun olarak belirli bir belge içinde toplanmasıdır. Ancak bu kuralların, mutlaka tek bir metinde toplanması şart değildir. Örneğin, Fransa’da III’üncü Cumhuriyet Anayasası üç ayrı anayasal kanundan oluşuyordu. Ancak böyle kanunların bir yazılı anayasa olarak nitelendirilebilmesi için yetkili organlarca konulmuş olması ve diğer kanunlardan hiyerarşik bakımdan üstün olması gerekir[18].

2. Yazısız Anayasa.- “Yazısız” anayasa, herşeyden önce, “yazılı” anayasanın karşıtıdır. Yazısız anayasa  daha çok “teamülî anayasa” ya da “geleneksel anayasa” olarak adlandırılır. Bu tür anayasa, toplum içinde belirli bir süre kesintisiz olarak tekrarlanan ve geniş bir konsensusa dayanan davranışlardan oluşur. XVIII. yüzyıla kadar bütün Dünya anayasaları birer teamülî anayasaydı. Günümüzdeyse, İngiltere, İsrail ve Yeni Zelanda başta olmak üzere, sadece 12 anayasa, yazısız niteliktedir. Eroğul’un ifadesiyle artık, “Dünya bir yazılı anayasalar dünyasıdır”[19]. İsminden de anlaşılacağı üzere söz konusu gelenekler yazısızdır. Ancak bu anayasanın “yazısız” olması, hiçbir kuralın yazılı belgelerde saptanmadığı anlamına gelmez. Teamülî anayasanın da bazı kuralları, pekala, yazılı belgelerle saptanabilir. Örneğin, teamülî anayasanın en güzel örneği olan İngiliz Anayasasının bazı kurallarını içeren kimi belgeler vardır: Magna Carta Libertatum, Petition of Rights, Habeas Corpus Act, Act Settlement, Parliament Acts gibi. Ancak, böyle metinleri yazılı anayasalardan ayıran şey, hiyerarşik bakımdan diğer kanunlardan üstün olmamalarıdır[20].

B. YUMUŞAK ANAYASA-KATI ANAYASA AYRIMI

Klasikleşmiş ikinci bir ayrıma göre anayasalar, “yumuşak (souple, flexible)” ve “katı (rigide)” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

1. Yumuşak Anayasa.- Adî yasalarla aynı usûllerle ve aynı organlarca değiştirilebilen anayasalar, yumuşak anayasalar dır[21].

Yukarıda gördüğümüz yazısız anayasalar, mahiyetleri gereği yumuşak niteliktedirler. Örneğin, İngiltere, Yeni Zelanda ve İsrail Anayasaları, yazısız olmaları itibarıyla birer yumuşak anayasadırlar[22].

Ancak birer yazılı anayasa olmakla birlikte, yumuşak anayasalar da vardır. Bir yazılı anayasanın yumuşak nitelikte olması iki şekilde mümkündür. Anayasa, ya açıkça adî kanunlar gibi değiştirilebileceğini hükme bağlar; ya da değiştirme konusunda hiçbir hüküm içermez. Birinci hale 1963 Singapur Anayasası örnek gösterilebilir. Bu anayasa, “yasama organının kabul edeceği bir kanunla değiştirilebileceğini” açıkça hükme bağlıyordu (m. 90/1)[23]. İkinci hale örnek olarak ise, 1967 Irak, 1956 Sudan ve 1929 Vatikan Anayasaları gösterilebilir. Bu anayasalar değiştirilme usûllerini düzenlemediklerinden adî kanunlar gibi değiştirilebileceklerini kabul etmek gerekir[24]. Yumuşak anayasanın, diğer tarihsel örnekleri de şunlardır: 1814 ve 1830 Fransız Şartları[25], 1848 İtalyan, 1918 Sovyet, 1909 Güney Afrika, 1922 İrlanda[26] ve 1975 Çin Anayasaları[27]. Lijphart’ın not ettiğine göre, İzlanda ve İsveç Anayasaları da adî çoğunluk kuralı ile değiştirilebilen anayasalardır[28].

Yumuşak anayasa sisteminde yasama organı adî bir kanun yapar gibi anayasayı değiştirebilir. Ancak bu serbestlik salt biçimsel anlamda, salt hukukî plandadır. Sosyolojik anlamda yumuşak anayasanın değiştirilmesini sınırlayan bir çok faktör olabilir. Temel hak ve özgürlükler gibi çok önemli bir alanda anayasayı değiştirmeye kalkan yasama organı, kamuoyunun ve örgütlenmiş muhalefetin sert tepkisiyle karşılaşabilir[29].

Yumuşak anayasa sisteminde, “anayasanın üstünlüğü” bir sözden başka bir şey değildir. Zira, bu sistemin ayırıcı özelliği, anayasaların adî bir kanunla değiştirilebilmesidir. Gerçekte, yumuşak anayasa ile kanun değiştirilebilmesidir. Gerçekte, yumuşak anayasa ile kanun aynı normlar hiyerarşisinde yer alır[30]. Bu nedenle, yumuşak anayasanın anayasallık değerinin tartışmalı olduğu ileri sürülmüştür. Bunlara göre, bir bakıma şekil açısından, yumuşak anayasa, anayasa sayılamaz. Çünkü bu normlar en üstün hukuk kategorisini temsil etmezler[31].

Bir anayasanın yazısız olması hukuken bir eksiklik değildir. Zira, bir anayasanın değiştirilme usûlünü düzenlememesi durumunda söylenebilecek tek şey, değiştirilme konusunda anayasada bir boşluk olduğudur. Boşluğu doldurma yöntemi ise, yine hukukun kendisi tarafından öngörülmüştür. O halde içinde böyle bir boşluk bulunan bir anayasanın hukuka aykırı olduğu söylenemez[32]. Sonra, bir anayasanın yazısız, dolayısıyla yumuşak olması, bir eksiklik olarak değil tam tersine bir üstünlük olarak yorumlanabilir. Zira yazısızlık, biçimsel bir anayasaya ihtiyaç duymamaktan, “temel siyasal normlar üzerindeki güçlü bir oydaşma”dan kaynaklanıyor olabilir[33].

Özetle, değiştirme usûlü açısından yumuşak anayasa sisteminin katı anayasa sistemine göre daha değersiz olduğu hukuken söylenemez. Yumuşaklık da katılık da birer hukukî düzenlemedir. Bu düzenlemelerden hangisinin tercih edileceği meselesi hukukî değil, siyasî bir meseledir[34].

2. Katı Anayasa.- Adî yasalardan farklı usûl ve organlarca değiştirilebilen anayasalar, katı anayasa lardır[35].

Yazısız anayasalar, nasıl nitelikleri gereği yumuşak iseler, yazılı anayasalar da aynı şekilde katıdırlar. Bir kaç istisna[36] dışında yazılı anayasaların hepsi, değiştirilme usûllerini yine kendileri saptamaktadırlar. Değiştirme usûlünün bir kez anayasada saptanması kabul edilince zorunlu olarak, kanunlar için öngörülenden farklı bir usûl tespit edilmektedir. zira bunun aksi, mantıki bir tutarsızlık olur. Adî kanunların değiştirilmelerinden farklı bir usûl öngörmedikçe anayasanın, değiştirilme usûlünü ayrıca düzenlemesinin bir anlamı yoktur. Çünkü bu hükümler anayasada zaten vardır[37].

Bu nedenle katı anayasalara ayrıca örnek vermek gereksizdir. Yukarıda yumuşak anayasa olarak sayılan bir kaç örneğin dışında tüm yazılı anayasalar katı niteliktedir.

Anayasaların katılığı çok farklı şekillerde sağlanabilir. Örneğin, anayasanın değiştirilmesi için 2/3 gibi özel bir çoğunluk aranabileceği gibi değişiklikten sonra halkoylamasına sunulması zorunluluğu öngörülebilir. Keza, anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesinin yasaklanabileceği gibi, anayasada belirli süre değişiklik yapılması sınırlanabilir[38].

Yukarıda açıklandığı üzere bir anayasanın yumuşak ya da katı olması gerektiği hukuken söylenemeyeceği gibi, bir anayasanın ne kadar katı olacağı da hukuken söylenemez. Diğer bir ifadeyle bir anayasanın katılık derecesi hukuk-dışı bir sorundur. Eroğul’un belirttiği gibi, bir anayasa, “bu anayasa adî bir kanunla değiştirilebilir” diye bir hüküm getirebileceği gibi “bu anayasa hiçbir zaman değiştirilemez”[39] diye de bir hüküm getirebilir. Bu son durum yani mutlak katılık çeşitli gerekçelerle eleştirilebilir. Bir kere, mutlak katılığın siyasal hayatın gerçekleriyle çeliştiği söylenebilir. Ama bu itiraz onu hukuka aykırı hale getirmez. Zira bu durumda düzenleme “pek akıllı” ve “uzun ömürlü” değildir; ama yine de “hukukî”dir[40]. İkinci olarak, bu düzenlemenin müeyyidesiz olduğu ileri sürülebilir. Anayasa hukukunda müeyyidesi öngörülmemiş daha bir çok norm vardır. Zira, normlar hiyerarşisinin üst kesimlerine çıkıldıkça müeyyide uygulama imkanı ortadan kalkmaktadır[41]. Kaldı ki müeyyide, hukuk normunun değil, hukuk düzenini bir tanımlayıcı unsurudur. Bütünü itibarıyla müeyyideye dayanan bir düzen içinde, kendileri için ayrı bir müeyyide öngörülmemiş bir çok hukuk kuralı olabilir[42].

İşte bu nedenle, yumuşaklık-katılık arasındaki tercih nasıl siyasal bir tercihse, katılığın dereceleri arasındaki tercih de aynı şekilde bir siyasal tercihtir[43].


 

[1].   Kemal Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara, US-A Yayıncılık, 1998, s.27.

[2].   François Ost ve Michel Van de Kerchove, Jalons pour une théorie critique du droit, Bruxelles, Publications des Facultés universitaires Saint-Louis, 1987, s.259; François Ost, “Validité”, in André-Jean Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., Deuxième édition, 1993, s.636.

[3].   Ost ve Van de Kerchove, Jalons pour une théorie critique du droit, op. cit., s.259; Ost, “Validité”, op. cit., s.636.

[4].   Kemal Gözler, “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı, Sayı 15, s.207-250.

[5].   Georges Burdeau, Traité de science politique, (Tome IV : Le statut du pouvoir dans l'Etat), Paris, L.G.D.J., 3e édition, 1983, s.25 ; Dmitri Georges Lavroff, Le droit constitutionnel de la Ve République, Paris, Dalloz, 1995, s.79 ; Pierre Wigny, Cours de droit constitutionnel, Bruxelles, Bruylant, 1973 ; Paolo Biscaretti di Ruffia et Stefan Rozmaryn, La constitution comme loi fondamentale dans les Etats de l'Europe occidentale et dans les Etats socialistes, Paris L.G.D.J., Torino, Libreria Scientifica, 1966, s.4 ; Michel Troper, « Constitution » in André-Jean Arnaud, Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.103 ; Jacques Cadart, Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris Economica, 3e éd., 1990, t.I, s.126 ; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989). s.112 ; Jean Gicquel, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Montchrestien, 12e édition, 1993, s.169: Charles Debbasch, Jean-Marie Pontier, Jacques Bourdon et Jean-Claude Ricci, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Economica, 3e édition, 1990, s.73 ; Dominique Turpin, Droit constitutionnel, Paris, s.U.F., 2e édition, 1994, s.83.

[6].   Otto Pfersmann, “La révision constitutionnelle en Autriche et en Allemagne fédérale”, in La révision constitutionnelle, (Journées d’études des 20 mars et 16 décembre 1992, Travaux de l’association française des constitutionnalistes), Paris, Economica, Presses universitaires d’Aix-Marsaille, 1993, s.13 ; Hans Kelsen, Théorie pure du droit, Traduction française de la 2e édition de la “Reine Rechtslehre” par Charles Eisenmann, Paris, Dalloz, 1962, s.300 ; Lavroff, Le droit constitutionnel..., op. cit., s.65-66 ; Burdeau, Traité..., op. cit., t.IV, s.25 ; Troper, « Constitution », op. cit., s.69 ; Biscaretti Di Ruffia et Rozmaryn et Rozmaryn, op. cit., s.4 ; Joseph Barthélemy ve Paul Duez, Traité de droit constitutionnel, Paris, Dalloz, 1933, s.184 ; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989), s.112 ; Jacques Cadart, Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris Economica, 3e éd., 1990, t.I. s.127 ; Pierre Pactet, Institutions politiques - Droit constitutionnel, Paris, Masson, 13e édition, 1994, s.69.

[7].   Raymond Carré de Melberg, Contribution à la théorie générale de l'Etat, Paris, Sirey, 1922 (réimpression par CNRS, 1962), t.II, s.571.

[8].   Joseph Barthéley ve Paul Duez, Traité de droit constitutionnel, Paris, Dalloz, 1933, (Réimpression : Economica, 1985), s.184.

[9].   Charles Debbasch et alii, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Economica, 3e édition, 1990, s.73.

[10]. Biscaretti Di Ruffia et Rozmaryn, op. cit., s.4.

[11]. Fabre, op. cit., s.150.

[12]. Vedel, Droit constitutionnel, op. cit., s.112 ; Jean Gicquel, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Montchrestien, 12e édition, 1993, s.169.

[13]. Pfersmann, « La révision constitutionnelle... », op. cit., s.15.

[14]. Carré de Malberg, Contribution..., op. cit., t.II, s.572.

[15]. Vedel, Droit constitutionnel, op. cit., s.113.

[16]. Adhémar Esmein, Eléments de droit constitutionnel français et comparé, 8e édition revue par Henry Nézard, Paris, Sirey, tome I, 1927, tome II, 1928, s.555.

[17]. Marcel Bridel ve Pierre Moore, « Observations sur la hiérarchie des règles constitutionnelles », Revue du droit suisse (= Zeitschrift für Schweizerisches Recht), Vol. 87, 1968, I, s.411.

[18]. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, 1996, s.160; Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, İstanbul, 1982, s.116; Cem Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu, AÜSBF Yayını, Ankara, 1974, s.11; Coşkun San, Anayasa Değişiklikleri ve Anayasa Gelişmeleri, AİTİA Yayını, Ankara, 1974, s.33; Chantebout, s.27; Pactet, s.67-68; Burdeau, Droit, op. cit., s.57-58; Traité, op. cit., c.III, s.15; Fabre, op. cit., s.147-48; Laferreière, op. cit., s.269-74.

[19]. Eroğul, op. cit., s.81, 177.

[20]. Eroğul, op. cit., s.11; Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler, Çev. Ergun Özbudun ve Ersin Onulduran, Türk Demokrasi Vakfı ve Siyasî İlimler Derneği Ortak Yayını, Ankara, Tarihsiz (1988), s.126-27; San, op. cit., s.33; Teziç, op. cit., s.160; Tunaya, op. cit., s.116-17; Burdeau, Droit, op. cit., s.55-58; Traité, op. cit., c.III, s.15-18; Pactet, op. cit., s.67-68; Chantebout, op. cit., s.26-27; Fabre, op. cit., s.147-48; Laferrière, op. cit., s.269-74.

[21]. Yumuşak anayasa konusunda bkz. Vedel, op. cit., s.116; Tunaya, op. cit., s.116; Kubalı, op. cit., s.93; Chantebout, op. cit., s.35; Teziç, op. cit., s.163; Fabre, op. cit., s.149; Laferrière, op. cit., s.282-83; Eroğul, op. cit., s.19; San, op. cit., s.31-33; K.C. Wheare, Modern Anayasalar, Çev. Mehmet Turhan, Değişim Yayınları, Ankara, 1985. s.21-25.

[22]. Lijphart, op. cit., s.125-26.

[23]. Eroğul, op. cit., s.177, 247.

[24]. Eroğul, op. cit., s.33, dn. 1.

[25]. Chantebout, op. cit., s.35.

[26]. Kubalı, op. cit., s.85.

[27]. Chantebout, op. cit., s.35.

[28]. Lijphart, op. cit., s.126-27.

[29]. Mümtaz Sosyal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1987, s.9.

[30]. Pactet, op. cit., s.75.

[31]. Vedel, op. cit., s.116; Tunaya, op. cit., s.116.

[32]. Eroğul, op. cit., s.20.

[33]. Lijphart, op. cit., s.125.

[34]. Eroğul, op. cit., s.20.

[35]. Katı anayasalar için bkz. Kubalı, op. cit., s.93; Tunaya, op. cit., s.116; Teziç, op. cit., s.163; San, op. cit., s.31-32; Eroğul, op. cit., s.19; Chantebout, op. cit., s.35; Vedel, op. cit., s.116; Pactet, op. cit., s.75; Fabre, op. cit., s.149; Laferrière, op. cit., s.283-85; Wheare, op. cit., s.21-25.

[36]. 1964 Irak, 1956 Sudan ve 1929 Vatikan Anayasaları (Eroğul, op. cit., s.33, dn. 1).

[37]. Eroğul, op. cit., s.19.

[38]. Kubalı, op. cit., s.94; Eroğul (op. cit., s.183-84), katılık sağlayıcı araçların bir listesini veriyor.

[39]. Örneğin 1919 Finlandiya Anayasası (m. 95/1) Anayasanın değiştirilmesini resmen yasaklamıştır (Eroğul, op. cit., s.50).

[40]. Eroğul, op. cit., s.20.

[41]. Zeki Hafızoğulları, Ceza Normu: Normatif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku Düzeni, Seçkin Kitabevi, Ankara, 1987, s.171.

[42]. Eroğul, op. cit., s.20 ve dn. 20.

[43]. Eroğul, op. cit., s.20.

ANayasa Metİnlerİ

(Aşağıdaki linkleri tıklayınız).

1876 Kanunu Esasisi

1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu

1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu

1961 Anayasası

1982 Anayasası

 

 

 


Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

 

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu kitaptan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 4 (dört) yıldan 6 (altı) yıla kadar hapis ve 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu kitaba şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı, 2003  (www.anayasa.gen.tr/hukukagiris.htm; erişim tarihi).

 


Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr