TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

 

Kemal Gözler, İdare Hukuku, Bursa, Ekin, 2003, c.I, s.671'den alınmıştır.

“Tedviren Atama ”.- Bir de idarî uygulamada “tedviren atama” terimi kullanılmaktadır. Örneğin fakülte dekanı, anabilimdalı başkanı olarak bir profesör veya doçent bulamamış ise, bir yardımcı doçenti anabilimdalı başkanı olarak “tedviren” atamaktadır. Bir makama ya “asaleten ” ya da “vekaleten” atanır. “Tedviren atama” diye bir şey olamaz. Kanımızca, gerçekten geçici bir süre için yapılmış ise “tedviren atama”yı “vekaleten atama”, yok eğer aylar, hatta yıllar süren bir dönem için yapılmış ise “asaleten atama” olarak kabul etmek gerekir.

 

"Vekalet" ve "vekaleten atama" konusunda ise aynı kitabın s.668-675'nci sayfaları arasında yer alan açıklamalar aşağıya ayınmıştır: 

4. Vekâlet 

Bibliyografya.- Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098-1100; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., s.721-722; Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.273; Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.442-445.

Yukarıda gördüğümüz gibi, idare hukukunda yetkiler hangi kişiye verilmiş ise, bu yetkileri sadece o kişi kullanabilir. Bu kişi, kural olarak kendisine verilen yetkileri başkalarına devredemeyeceği gibi, yine kural olarak, bu yetkileri kullanmak üzere kendi yerine bir “vekil” de atayamaz. Keza, hiyerarşik amirler de birtakım görevleri gördürtmek için asıl görevlileri atamak zorundadırlar; bu görevleri vekillere gördürtemezler. Ancak bu kurala kamu hizmetlerinin devamlılığı ilkesi nedeniyle bazı istisnalar getirilmiştir. Bu istisnalar “vekâlet” başlığı altında incelenir.

Asıl görevlinin iş başında olmadığı dönemlere “vekâlet”, bu dönemde asıl görevlinin görevini geçici olarak yürüten kişiye de “vekil” denir.

Vekâletin Türleri .- Türk hukukunda vekâlet konusunda bir ayrım yapılmamakla birlikte, aslında, vekâlet iki ayrı durumda ortaya çıkar ve gerçekte iki tür vekâlet vardır.

a) Birinci Tür Vekâlet : Vekâlet Verme  (Suppléance )[1].- Bir idarî makamın asıl sahibi olan kişi (titulaire), izin, geçici hastalık, yurt dışında bulunma gibi çeşitli sebeplerle yetkilerini geçici olarak kullanamaz durumda bulunabilir. İşte bu süre içinde bu makama asıl görevlinin dışında bir başkasının geçici olarak bakması gerekir. Türk hukukunda buna “vekâlet”, bu makamı geçici olarak işgal eden kişiye de “vekil” denir. Bu durumda (birinci tür vekâlette) vekil, asıl görevli (titulaire) tarafından atanır. Örneğin dekanın yıllık izne ayrıldığı dönem içinde dekanın, dekan yardımcılarından birine veya yönetim kurulu üyelerinden birine “vekâlet vermesi” durumunda birinci tür vekâlet durumu ortaya çıkar. Bu birinci duruma Fransızca’da “suppléance (yedeklik[?], mülazemet[?])”, bu şekildeki geçici görevi üstlenen kişiye ise “suppléant (yedek[?], mülazım[?])” denir[2]. Fransız hukukunda suppléance’ın kanunla öngörülüp düzenlenmesi gerektiği kabul edilmektedir[3].

Danıştay Onbirinci Dairesi 25 Ekim 1995 tarih ve E.1995/2828, K.1995/2794 sayılı  kararıyla vergi dairesi müdürünün sağlık raporu nedeniyle izinli olduğu dönemde, vergi dairesi müdürlüğüne vekâlet eden müdür yardımcısının inceleme raporu imzalama yetkisi olduğuna karar vermiştir[4]. Danıştay Onbirinci Dairesi “vekil, vekalet ettiği görevin yetki ve sınırları içinde kalmak şartıyla asılın bütün hak ve yetkisine sahip olduğu vekalet kurumunun niteliği gereğidir” demiştir.

b) İkinci Tür Vekâlet : Vekâleten Atama  (İntérim)[5].- Keza bir idarî makamın asıl sahibi olan kişinin (titulaire) görevi, ölüm, emeklilik, istifa, azil, başka yere tayin gibi sebeplerle sona ermiş, ama yerine yeni görevli henüz atanmamış veya atanan görevli henüz görevine başlamamış olabilir. İşte bu durumda da, kamu hizmetlerinin devamlılığını sağlamak için[6] bu makama geçici olarak bir kişinin bakması, bu yetkileri geçici olarak birinin kullanması gerekir. Ancak bu durumda “asıl” görevli ortada olmadığı veya asıl görevli artık yetkisiz olduğu için, bir başka kişiye vekâlet veremez. Buradaki vekil, asılı atamaya yetkili üst tarafından geçici olarak atanır. Örneğin istifa eden dekanın yerine, rektörün yerine yenisi atanıncaya kadar, bir öğretim üyesini dekan olarak “vekaleten ataması” durumunda böyle bir vekâlet vardır. Bu ikinci duruma, Fransızca’da “intérim (vekâlet)”, bu şekilde vekâlet görevini üstlenen kişiye ise “intérimaire (vekil)” denir[7]. Fransız hukukunda bu tür vekâletin kanunla öngörülmesine ve düzenlenmesine gerek olmadığı, asıl görevlinin görevinin sona ermesi durumunda, kamu hizmetlerinin devamlılığının sağlanması amacıyla, asıl görevliyi atamaya yetkili makamın derhal ve atamadaki usûl kurallarına uymaksızın[8] geçici olarak bir vekil atayabileceği veya vekâlet görevini bizzat üstlenebileceği[9] kabul edilmektedir[10].

Vekâlet kurumu, istisnaî bir usûl olduğuna göre, kısa bir dönem için kullanılmalıdır. Vekaleten atanan kişi, aylar, yıllar boyunca değil, makul bir süreyle sınırlı olarak görevde kalmalıdır. Bu süre, asıl görevlinin atanması işlemi için yapılması gereken hazırlık ve atama işlemleriyle sınırlı olmalıdır. Bu makul süreyi geçmiş bir şekilde asıl görevi vekaleten yürüten vekilin işlemleri yetkisizlik ile sakat hâle gelir. Vekaletin makul süreyi aşıp aşmadığını ve bu nedenle vekilin işlemlerinin sakatlanıp sakatlanmadığını uyuşmazlık hâlinde yargı organları takdir eder[11].

Vekaletin her iki türünde de vekil, asılın sahip olduğu yetkileri, kendisine yasaklanmadıkça, vekâlet süresi içinde kullanabilir. Vekilin bu dönemde yaptığı işlemler yetkisizlik nedeniyle sakat değildir.

Türk hukukunda vekaletin bu iki türü (“suppléance” ile “intérim”) arasında ayrım yapılmamaktadır. Zaten “suppléance” ile “intérim” arasındaki farkı ifade edecek Türkçe’de uygun bir terim de yoktur. Her ikisi için de “vekâlet” terimi kullanılmaktadır. Ancak uygulamada yukarıdaki örneklerde de dikkat edilirse, bu iki tür vekâletin ifade ediliş tarzları değişiktir. Birinci tür vekâlet (suppléance) söz konusu olduğunda “vekâlet verme”den veya “yerine vekil bırakma”dan[12], ikinci tür vekâlet (intérim) söz konusu olduğunda ise “vekâleten atama”dan bahsedilmektedir.

“Tedviren Atama”.- Bir de idarî uygulamada “tedviren atama” terimi kullanılmaktadır. Örneğin fakülte dekanı, anabilimdalı başkanı olarak bir profesör veya doçent bulamamış ise, bir yardımcı doçenti anabilimdalı başkanı olarak “tedviren” atamaktadır. Bir makama ya “asaleten” ya da “vekaleten” atanır. “Tedviren atama” diye bir şey olamaz. Kanımızca, gerçekten geçici bir süre için yapılmış ise “tedviren atama”yı “vekaleten atama”, yok eğer aylar, hatta yıllar süren bir dönem için yapılmış ise “asaleten atama” olarak kabul etmek gerekir.

Vekâlet Kurumun Temeli: Kamu Hizmetlerinin Devamlılığı İlkesi.- Vekaletin temelinde kamu hizmetlerinin devamlılığı ilkesi yatar[13]. Böyle bir kurum olmasaydı, görevli kişi geçici olarak görevinden ayrıldığında görevinin başına dönünceye kadar; geçici olarak görevinden ayrıldığında ise yerine yeni görevli atanıncaya kadar kamu hizmetleri kesintiye uğrayacaktı. İşte bu nedenle, izin gibi geçici olarak görevinden ayrılan kişinin, yerine kendi altlarından birini vekil olarak bırakabileceği; görevinden kesin olarak ayrılan görevlinin yerine yenisi atanıncaya kadar atamaya yetkili makamın bir kişiyi o göreve vekaleten atayabileceği kabul edilmektedir. Vekâlet kurumunun temelinde kamu hizmetlerinin devamlılığı ilkesi yattığına göre, kendi yerine vekil bırakma veya görevinden ayrılan görevli yerine vekaleten atama yetkilerinin kanunla öngörülmüş olmasına gerek yoktur. Bir makamdaki görevlinin görevi ölüm, istifa, azil gibi sebeplerle sona ermiş ise, bu makama atamaya yetkili üstün derhal bir kişiyi vekaleten ataması gerekir.

Aşağıda görüleceği gibi mevzuatımızda bazen vekâlet kurumu öngörülmüş, bazen ise öngörülmemiştir. Kanunla öngörülmediği durumlarda dahi, Danıştay, görevinden ayrılan kişinin yerine atamaya yetkili üstün derhal bir vekil atayabileceğini kabul etmektedir. Örneğin Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede  KİT genel müdürlüğün ölüm, istifa, görevden alma gibi bir sebeple kesin olarak boşalması durumunda asaleten atama yapılıncaya kadar genel müdürlüğe kimin vekalet edeceği konusunda bir hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, 3 Ekim 1997 tarih ve E.1997/137, K.1997/444 sayılı

 kararıyla, kamu hizmetleri devamlılığı ilkesi nedeniyle ilgili Bakanın KİT genel müdürlüğüne yönetim kurulu üyelerinden birisini atayabileceğine karar vermiştir[14].

Mevzuat.- Merkezî idare, mahallî idareler ve kamu kurumlarında vekalete ilişkin şunlar söylenebilir.

a) Merkezî idarede Cumhurbaşkanına vekâlet konusu Anayasamızın 106’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddesine göre “Cumhurbaşkanının hastalık ve yurtdışına çıkmak gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır”. Ne Anayasamızda, ne de diğer kanunlarda Başbakana vekâlet konusunda bir hüküm yoktur. Uygulamada Başbakanın yurtdışına çıkması durumlarında Başbakana bir başbakan yardımcısının vekâlet ettiği görülmektedir. Başbakanlık makamının ölüm gibi bir nedenle boşalması hâlinde Başbakana kimin vekâlet edeceği sorununa Türkiye’de verilebilecek pozitif bir cevap yoktur. Bakanlara vekâlet konusu Anayasamızın 113’üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, açık olan bakanlıklara, izinli ve özürlü olan bakanlara diğer bir bakan geçici olarak vekillik eder. Ancak bir bakan, birden fazla bakana vekillik edemez.

Merkezî idaredeki diğer görevlilere kimin ve nasıl vekâlet edeceği konusunda ilgili bakanlık, genel müdürlük ve kuruluşun teşkilât kanununa bakmak gerekir. Buralarda bu konuda hüküm olabilir. Ancak bizim görebildiğimiz kadarıyla bakanlık teşkilat kanunlarında vekalete ilişkin pek bir hüküm yoktur.

b) Mahallî idarelerde vekâlet için ilgili kanuna bakılmalıdır. Örneğin 3 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı Belediye Kanununun 93’üncü  maddesine göre “belediye başkanının izin, hastalık veya görevle, görev yerinden ayrılması hallerinde, başkan kendisine bu süre içinde vekalet etmek üzere bir meclis üyesini başkanvekili olarak görevlendirir. Belediye Başkanlığının boşaldığı veya başkanın görevden uzaklaştırıldığı hallerde, belediye meclisinin on gün içinde toplanması vali tarafından sağlanır. Bu toplantıda Meclis, katılanların salt çoğunluğunun gizli oyuyla ve kendi üyeleri arasından, belediye başkanlığının boşalması halinde bir başkan, başkanın görevden uzaklaştırılması halinde ise bir başkanvekili seçer. Yeni seçilen başkanın görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi kadardır; başkanvekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış olan başkan görevine dönünceye kadar görev yapar”.

c) Kamu kurumlarında vekâlet için ilgili kamu kurumunun kendi kanununa bakılması gerekir. Örneğin 4 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 13’üncü maddesi nakleden son fıkrasına göre “rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini yerine vekil bırakır”. Aynı Kanunun 16’ncı maddesine göre “dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder”.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasına göre “genel müdürün bulunmadığı hallerde genel müdürün yönetim kurulu üyeleri arasından görevlendireceği genel müdür vekili yönetim kuruluna başkanlık yapar”. Ancak genel müdürlüğün ölüm, istifa, görevden alma gibi bir sebeple kesin olarak boşalması durumunda asaleten atama yapılıncaya kadar genel müdürlüğe kimin vekalet edeceği konusunda 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bir hüküm bulunmamaktadır. Bu boşluk, Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulunun 14 Aralık 1984 tarih ve 162 sayılı kararıyla “genel müdürlerin hastalık, ölüm, istifa, görevden alınma gibi hallerde görevden ayrılmaları durumunda yerlerine yeni genel müdür atanıncaya kadar ilgili bakanın uygun göreceği kişinin vekalet etmesi”ne karar vermiştir.

Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, 3 Ekim 1997 tarih ve E.1997/137, K.1997/444 sayılı kararıyla, bakanın genel müdür vekillerini istedikleri kişiler arasından atayamayacağına, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasındaki düzenlemeye kıyasen, genel müdürün KİT yönetim kurulu üyeleri arasından atanması gerektiğine karar vermiştir[15]. Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulunun bu kararı tartışmalıdır. Çünkü, Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulunun 14 Aralık 1984 tarih ve 162 sayılı düzenleyici işlemini Kanuna aykırı görerek geçersiz saymıştır. Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, kamu hizmetleri devamlılığı ilkesi nedeniyle Bakanın genel müdür vekili atayabileceğine; ancak bu atamanın KİT yönetim kurulu üyeleri arasından olması gerektiğine sonucuna ulaşmıştır. Bu sonuca ulaşırken de, genel müdürlük görevinin kesin olarak boşalması durumunda ne yapılacağı konusunda 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede açık hüküm olmamasına rağmen, bu duruma anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin 6’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasındaki düzenlemeye kıyasen uygulamıştır. Böylece Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu yetki konusunda kıyas metodunu uygulamıştır. Oysa idare hukukunda kıyas metodunun uygulanabileceği hususu şüphelidir.

Nihayet Türkiye’de vekâlet kurumu genel olarak 14 Temmuz 1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk fıkrasına göre, “memurların kanunî izin, geçici görev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma[16] nedeniyle işlerinden geçici olarak ayrılmaları halinde yerlerine kurum içinden veya diğer kurumlardan veya açıktan vekil atanır”. Bu hüküm, bütün memurlar için geçerli olduğu gibi, bir genel hüküm olarak özel personel kanunlarına tâbi olan personel için de geçerlidir.

İçtihat.- Danıştay Beşinci Dairesi 2 Aralık 1997 tarih ve E.1997/2132, K.1997/2847 sayılı kararına konu teşkil eden olayda SSK Genel Müdürü 1996 yılında görevinden alınmıştır. SSK Yönetim Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarının başkan vekilliği altında toplanmış ve SSK’nın bir eğitim hastanesi başhekimi bu görevinden alınarak bir dispansere uzman tabip olarak atanmıştır. Oysa, 9 Temmuz 1945 tarih ve 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu [İşçi Sigortaları Kurumu] Kanununun “yönetim kurulu” başlığını taşıyan 3918 sayılı Yasa ile değişik 10’uncu maddesinin beşinci fıkrasına göre, “genel müdür, yönetim kurulu üyesi ve başkanıdır. Genel müdürün bulunmadığı hallerde, genel müdür yardımcısı kurula başkanlık eder”. Dolayısıyla genel müdürün bulunmadığı durumlarda, SSK Yönetim Kuruluna Bakanlık Müsteşarının vekaleten başkanlık etmesi hukuka aykırıdır. Bakanlık Müsteşarının başkanlığında toplanan SSK Yönetim kurulu tarafından görev yeri değiştirilen doktorun açtığı iptal davasının temyiz incelemesinde, Danıştay Beşinci Dairesi, dava konusu işlemi yetki sakatlığı nedeniyle iptal etmiştir[17].

Danıştay Birinci Dairesi 2 Aralık 1996 tarih ve E.1996/222, K.1996/228 sayılı kararıyla “bir göreve vekâlet atananlarla, yasa gereği kendiliğinden o görevi vekaleten yürütmekle yükümlü olanların, görevi yürüttükleri sürece hukuken asilin sahip olduğu bütün yetkileri kullanmaları zorunlu” olduğuna işaret etmiş ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü görevinin vekaleten yürütüldüğünde, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısının, Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütemeyeceğine, bu görevin de asil Genel Müdür gibi vekil Genel Müdür tarafından yürütülmesi gerektiği yolunda görüş açıklamıştır[18].

Danıştay Onbirinci Dairesi 17 Şubat 2000 tarih ve E.1998/2640, K.2000/615 sayılı kararıyla “vekilin de, vekalet ettiği görevin yetki ve sınırları içinde kalmak şartıyla asılın bütün hak ve yetkisine sahip olduğu”na karar vermiştir[19].


 


[1].     Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.721-722; Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.273; Bénoit, op. cit., s.471.

[2].     Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722.

[3].     Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722; Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.273;

[4].     Danıştay Onbirinci Dairesi, 25 Ekim 1995 Tarih ve E.1995/2828, K.1995/2794 Sayılı Karar (Kazancı Danıştay Kararları CD’si).

[5].     Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1099; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722; Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.274.

[6].     Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.274.

[7].     Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1099; De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722.

[8].     C.E, 27 Mayıs 1987, Melki, Droit administratif, 1987, no 428 (Nakleden: Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098).

[9].     Conseil d'État, 23 Şubat 1983, Machinet, RDCE, 1983, s.78 (Nakleden: Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098).

[10].   Chapus, Droit administratif général, op. cit., c.I, s.1098; Auby ve Drago, op. cit., c.II, s.274.

[11].   De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722 (Bu konuda bkz.: Conseil d'État, 12 Temmuz 1949, Duthu, RDCE, 1949, s.350. Nakleden: De Laubadère, Venezia ve Gaudemet, Traité, op. cit., c.I, s.722).

[12].   Örneğin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 13’üncü maddesinin a bendine göre, “rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini yerine vekil bırakır”.

[13].   Bu ilke için aşağıda kamu hizmetleri konusunu incelediğimiz onaltıncı bölüme bakınız.

[14].   Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, 3 Ekim 1997 Tarih ve E.1997/137, K.1997/444 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 95, s.68 (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.443-444; Kazancı Danıştay Kararları CD’si)

[15].   Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, 3 Ekim 1997 Tarih ve E.1997/137, K.1997/444 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 95, s.68 (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.443-444; Kazancı Danıştay Kararları CD’si)

[16].   Danıştay Beşinci Dairesi, 15 Şubat 1993 Tarih ve E.1992/5699, K.1993/609 sayılı kararıyla görevden uzaklaştırılan memurun hizmetine duyulan ihtiyacın vekil atanmak suretiyle karşılanabileceğine karar vermiştir (Danıştay Beşinci Dairesi, 15 Şubat 1993 Tarih ve E.1992/5699, K.1993/609 Sayılı Karar, Kazancı Danıştay Kararları CD’si).

[17].   Danıştay Beşinci Dairesi, 2 Aralık 1997 Tarih ve E.1997/2132, K.1997/2847 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 96, s.197 (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.444; Kazancı Danıştay Kararları CD’si).

[18].   Danıştay Birinci Dairesi, 2 Aralık 1996 Tarih ve E.1996/222, K.1996/228 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 94, s.71 (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.443 (Kazancı Danıştay Kararları CD’si).

[19].   Danıştay Onbirinci Dairesi, 17 Şubat 2000 Tarih ve E.1998/2640, K.2000/615 Sayılı Karar (Kazancı Danıştay Kararları CD’si).

Yukarıdaki metin Kemal Gözler, İdare Hukuku, Bursa, Ekin, 2003, c.I, s.668-675'ten alınmıştır.

 


Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

Son Güncelleme: 1 Eylül 2006

Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler[at]hotmail.com