TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

aNA sAYFA: WWW.ANAYASA.GEN.TR

 
tbmm üyelerİnİn seçİmİ

 

Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.263-295'ten alınmıştır.

Ön Bilgiler............................................................................................................................... 263

I. Milletvekili Seçilme Yeterliliği............................................................................................. 265

    A. Olumlu Şartlar............................................................................................................... 265

        1. Türk Vatandaşlığı..................................................................................................... 265

        2. Yaş............................................................................................................................ 267

        3. Öğrenim.................................................................................................................... 267

        4. Askerlik.................................................................................................................... 267

B. Olumsuz Şartlar............................................................................................................ 268

    1. Kısıtlı Olmamak....................................................................................................... 268

    2. Kamu Hizmetlerinden Yasaklı Olmamak................................................................. 268

    3. Toplam Bir Yıldan Fazla Hapis Cezasına Hüküm Giymiş Olmamak...................... 268

    4. Ağır Hapis Cezasına Hüküm Giymiş Olmamak...................................................... 270

    5. “Yüz Kızartıcı Suçlar”dan Hüküm Giymiş Olmamak.............................................. 270

    6. Belirli Suçlardan Hüküm Giymemiş Olmak............................................................. 271

    7. Seçilme Yeterliliğine Sahip Olup da İstifa Etmedikçe Aday Olamayanlar............... 272

C. Milletvekili Seçilme Yeterliliği Şartları Konusunda Yüksek Seçim Kurulunun
Denetimi....................................................................................................................... 273

II. Seçimlerin Başlangıcı.......................................................................................................... 274

A. Meclisin Seçim Döneminin Sona Ermesiyle................................................................. 275

B. Meclisin “Seçimin yenilenmesi”ne karar vermesiyle.................................................... 275

c. Türkiye Büyük Millet Meclisi Seçimlerinin Cumhurbaşkanınca Yenilenmesi (Fesih).. 278

D. Cumhurbaşkanının Dördüncü Turda Seçilememesi...................................................... 279

III. Seçimlerin Geriye Bırakılması........................................................................................... 280

IV. Ara Seçimler...................................................................................................................... 280

V. Seçimlerin Genel Yönetim ve Denetimi.............................................................................. 282

VI. Seçmen Olabilmenin Şartları.............................................................................................. 282

A. Olumlu Şartlar............................................................................................................... 282

    1. Vatandaşlık............................................................................................................... 282

    2. Yaş............................................................................................................................ 283

    3. Seçmen Kütüğüne Yazılı Olmak............................................................................... 283

B. Olumsuz Şartlar............................................................................................................ 284

    1. Kısıtlı Olmamak....................................................................................................... 284

    2. Kamu Hizmetlerinden Yasaklı Olmamak................................................................. 284

    3. Seçme Hakkına Sahip Olup da Oy Kullanamayacak Olanlar................................... 284

VII. Seçim İlkeleri.................................................................................................................... 285

1. Seçimlerin Serbestliği İlkesi...................................................................................... 285

2. Genel Oy İlkesi........................................................................................................ 286

3. Eşit Oy İlkesi........................................................................................................... 287

4. Tek Dereceli Seçim İlkesi......................................................................................... 287

5. Gizli Oy İlkesi.......................................................................................................... 287

6. Açık Sayım ve Döküm İlkesi.................................................................................... 288

7. Seçimlerin Yargı Organlarının Yönetimi ve Denetimi Altında Yapılması İlkesi........ 288

VIII. Seçim Çevreleri............................................................................................................... 289

IX. Adaylık............................................................................................................................. 290

X. Seçim Sistemi..................................................................................................................... 291

A. Genel Olarak Seçim Sistemleri...................................................................................... 291

1. Çoğunluk Sistemi...................................................................................................... 291

2. Nispî Temsil Sistemi................................................................................................ 292

B. Türkiye’deki Seçim sistemi........................................................................................... 293

1. Nispî Temsil Sistemi - d’Hondt Usûlü.................................................................... 293

2. Baraj......................................................................................................................... 294

3. “Temsilde Adalet” ve “Yönetimde İstikrar” İlkeleri................................................ 295

 

 

 

 

 

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.230-244; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.176-135; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.79-83; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.180-186; Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.197-202; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.125-130; Aldıkaçtı, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, op. cit., s.296-312; Kuzu, 1982 Anayasasının Temel Nitelikleri, op. cit., s.47-48; Oya Araslı, Seçim Sistemi Kavramı ve Türkiye’de Uygulanan Seçim Sistemleri (1876-1987), Ankara, 1989; Üstün Ergüder, Seçim Sistemleri ve Türk Demokrasisi, İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayını, 1982; Erdoğan Teziç, Seçim Sistemleri, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1967; Oya Araslı, Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972; Tunçer Karamustafaoğlu, Seçme Hakkının Demokratik İlkeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1970; Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1997, Cilt 14, s.387-465; Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, Beşinci Baskı, 1998, s.230-304; İlhan Arsel, Anayasa Hukuku: Demokrasi, Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964, s.174-194; Fevzi Demir, Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları - Fakülteler Kitabevi, Beşinci Baskı, 1998, s.151-192; Jean-Marie Cotteret ve Claud Emeri, Les systèmes électoraux, Paris, PUF, “Que sais-je?”, 1988 (Türkçesi: Seçim Sistemleri, İstanbul, İletişim Yayınları, 1991; Seyfettin Gürsel, “Toplumsal Tercih Kuramı Çerçevesinde Anayasanın 67. Maddesinde Yer Alan Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar İlkelerinin Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Makemesi Yayınları, 1999, Sayı, 16, s.46-68; Oya Araslı, “Türkiye’de Seçim Sistemlerinin Getirdikleri”, Prof. Dr. Bülent N. Esen Armağanı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, s.7-27; Meltem Dikmen Caniklioğlu, “Seçim Sistemlerinin Siyasî İstikrarın Sağlanmasındaki Rolü”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1999, Cilt 16, s.17-44; Servet Armağan, “Memleketimizde Siyasî İstikrar: Siyasî Partiler ve Seçim Sistemleri Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1999, Cilt 16, s.219-252; Burhan Kuzu, “Bugünkü Seçim Sistemimiz ve Bazı Öneriler”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1999, Cilt 16, s.254-307.

Ön Bilgiler

“TBMM Üyelerinin Seçimi” başlıklı bu bölüme başlamadan önce, yasama organı konusunda bazı ön bilgiler vermek uygun olacaktır.

Anayasamızın üçüncü kısmının birinci bölümün başlığı sadece “yasama” kelimesinden oluşmaktadır. Bu bölüm Anayasanın 75  ilâ 100’üncü  maddelerini kapsamaktadır. Bu maddelere bakıldığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, milletvekili seçimleri, üyelik, Meclisin görev ve yetkileri, Meclisin faaliyetleri, Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları gibi yasama ile ilgili çok değişik konuların bir arada düzenlendiği görülmektedir. Bu nedenle, hükümleri Anayasadaki sırasıyla görmek pek uygun değildir. Bunları kendi içinde bir sisteme oturtup, ondan sonra incelemek daha uygun olacaktır. Daha yakından bakıldığında bu hükümlerin ne kadar çeşitli olursa olsun iki değişik türde olduğu ayırt edilmektedir. Birinci tür hükümler yasama “organı”na, ikinci tür hükümler ise yasama “fonksiyonu”na ilişkindir. O nedenle “yasama organı” ve “yasama fonksiyonu” kavramları üzerinde biraz durmak gerekecektir.

Yasama Organı  ve Yasama Fonksiyonu  (Organik ve Fonksiyonel Açıdan Yasama).- Yasamanın kuruluşu, teşkilatı, oluşumu düzenleniyorsa, burada “organik açıdan yasama” veya kısaca “yasama organı” söz konusudur. Buna karşılık, yasamanın görev ve yetkileri, işlemleri, faaliyetleri düzenleniyorsa burada “fonksiyonel açıdan yasama” veya kısaca “yasama fonksiyonu” vardır. Örneğin, Anayasanın “Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur” diyen 75’inci  maddesi “organik açıdan yasama” veya kısaca “yasama organı” ile ilgilidir. Buna karşılık, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmaktır” diyen Anayasanın 87’nci maddesi “fonksiyonel açıdan yasama” veya kısaca “yasama fonksiyonu” ile ilgilidir.

Yasama Organı .- İlk önce yasama organını, devletin diğer temel organları olan yürütme organı ve yargı organından ayırt etmemiz uygun olur.

Yasama Organının Yürütme Organından Ayrılması.- Yasama organının yürütme organından ayrılmasında mesele yoktur. Zira, Anayasamıza göre, yasama organı, genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisidir (m.75). Yürütme organı ise, Anayasaya göre, ileride ayrıntılarıyla göreceğimiz üzere, Cumhurbaşkanı (m.101 vd.), Bakanlar Kurulu (m.109 vd.) ve idaredir (m.123 vd.).

Yasama Organının Yargı Organından Ayrılması.- Yasama organının yargı organından ayrılmasında da mesele yoktur. Zira, Anayasamıza göre, yasama organı, genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisidir (m.75). Oysa, yargı organı Anayasaya göre “bağımsız mahkemeler”dir (m.9). Mahkemelerin bağımsızlığının ne olduğu, Anayasanın 138’inci maddesinde düzenlenmiştir. Yine Anayasanın “yargı” başlığını taşıyan üçüncü kısmın üçüncü bölümünde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi gibi yüksek yargı organları ayrıca düzenlenmiştir (m.146-158).

Yasama Organının Kuruluşu.- 1961 Anayasası Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki-meclisli bir Türkiye Büyük Millet Meclisi kurmuştu. 1982 Anayasası iki-meclisli sistemden vazgeçerek tek-meclisli sisteme geri dönmüştür. Bunun nedeni, 1961 Anayasası döneminde Cumhuriyet Senatosundan beklenilen yararların gerçekleşmemiş olmasıdır[1]. 1982 Anayasasının 75’inci maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur”. Maddenin ilk şekline göre, milletvekili sayısı dörtyüz idi. 1987 yılında bu sayı, 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanunuyla dörtyüzelliye çıkarılmıştır. Nihayet bu sayı 1995’te 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla beşyüzelliye çıkarılmıştır.

* * *

I. Milletvekili Seçilme Yeterliliği 

Milletvekili seçilme yeterliliği[2] Anayasanın 76’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Milletvekili seçilebilme bazı şartlara bağlanmıştır. Bu şartları “olumlu şartlar” ve “olumsuz” şartlar olmak üzere iki grupta toplayabiliriz[3].

A. Olumlu Şartlar

Olumlu şartlar dört tanedir: Vatandaşlık, yaş, öğrenim ve askerlik.

1. Türk Vatandaşlığı [4]

Anayasanın 76’ncı maddesi, “otuz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir” demektedir. Anayasanın 66’ncı maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” dediğine göre 76’ncı maddede geçen “Türk” kelimesini “Türk vatandaşı” şeklinde anlamak gerekir. O halde, milletvekili seçilebilmek için “Türk vatandaşlığı” sahip olunması gereken bir şarttır.

Çifte Vatandaşlık [5].- Çifte vatandaşlık milletvekili seçilme yeterliliğine engel değildir. Yani aynı zamanda hem Türk vatandaşı, hem de yabancı bir ülke vatandaşı olan kişiler de milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahiptir. Zira, Türk vatandaşlığı yanı sıra bir başka ülkenin vatandaşlığını taşıyanlar, Türk hukuku bakımından Türk vatandaşı olarak işlem görürler. 20 Mayıs 1982 tarih ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usûl Hukuku Hakkında Kanunun 4’üncü maddesinin b bendine göre,

“birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları halinde Türk Hukuku... uygulanır”.

Erdal Onar’ın  belirttiği gibi,

“aynı şekilde kamu hukuku ilişkilerinde de, Türk vatandaşlığının yanısıra başka devlet vatandaşlığına da sahip olan bir kişinin, sadece Türk vatandaşlığının dikkate alınması gerekir”[6].

Ergin Nomer’e  göre de,

“gerek kamu hukuku, gerekse devletler hususî hukuku alanında sahip oldukları herhangi bir yabancı devlet vatandaşlığı sebebiyle bir Türk vatandaşının diğer Türk vatandaşlarından farklı bir muameleye tâbi tutulması mümkün değildir”[7].

Buna göre, aynı zamanda yabancı devlet vatandaşı da olsa, Türk vatandaşı olan bir kişinin, özel hukuk, kamu hukuku ayrımı gözetmeksizin vatandaşlık sıfatına bağlı olan tüm haklardan, bu arada seçme ve seçilme hakkından (Anayasa, m.67) da yararlanabileceği açıktır. O halde çifte vatandaşlar da milletvekili seçilme yeterliliğine sahiptirler.

Bir kimsenin milletvekili adaylığı döneminde Türk vatandaşlığı konusunda tereddüt hasıl olursa, bu kişinin milletvekili seçilme yeterliliğinin olup olmadığı konusunda kesin karar vermeye yetkili makam, seçimlerin genel yönetiminden sorumlu olan Yüksek Seçim Kuruludur (m.79). 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 22’nci maddesi, adayların geçici olarak ilânından iki gün içinde il seçim kurullarına itiraz edilebileceğini, il seçim kurullarınca en geç iki gün içinde bu itirazın karara bağlanacağını, ilgililerin bu kararlara karşı iki gün içinde Yüksek Seçim Kuruluna itiraz edebileceğini, Yüksek Seçim Kurulunun bu itirazları üç gün içinde karara bağlayacağını öngördüğüne göre, Türk vatandaşlığına itiraz edilen bir adayın seçilme yeterliliği konusunda nihaî ve kesin karar vermeye yetkili makam Yüksek Seçim Kuruludur. Milletvekili seçilen kişinin seçilmeden önce Türk vatandaşı olmadığı anlaşılırsa yine karar vermeye yetkili makam Yüksek Seçim Kuruludur. Ancak, milletvekili seçilen kişi, milletvekili seçildikten sonra Türk vatandaşlığını kaybederse bu konuda Yüksek seçim Kurulu yetkili değildir. Bunun bir milletvekilliğinin düşmesi nedeni olup olmayacağını aşağıda dokuzuncu bölümde tartışacağız.

2. Yaş

Anayasanın 76’ncı  maddesi, seçilebilme yeterliliği için 30 yaşını doldurmuş olmayı aramaktadır. 30 yaş sınırının genelde yüksek olduğu düşünülmektedir. Örneğin, bu yaş, Kanada’da 18, Danimarka’da 20, İngiltere, Almanya, ve İspanya’da 21, Fransa’da 23, Belçika, İtalya, Yunanistan, ABD ve Hollanda’da 25’tir[8]. Türkiye’de milletvekili seçilebilme yaşının 30’dan 25’e düşürülmesi konusunda 1995 yılında bir anayasa değişikliği önerisi görüşülmüşse de bu öneri, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiştir[9].

3. Öğrenim

Öğrenim seçmenlik için aranmayan bir koşuldur. Ancak milletvekilliği için minimum bir öğrenim düzeyinin aranması makul karşılanabilir. Zira okuma yazma bilmeyen bir kimsenin yasama çalışmalarına katılabilmesi mümkün değildir[10]. Bununla birlikte, bu minimum gerekliliğin üstüne çıkılması seçilme hakkının sınırlandırılması niteliğindedir. 1876 Kanun-u Esasîsinin 68’inci  maddesi ilk dört yıl için okuma yazma şartını aramamakla birlikte “dört seneden sonra icra olunacak intihaplarda mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır” hükmünü getirmekteydi. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (m.12) ve 1961 Anayasası (m.68) da milletvekili seçilebilmek için “Türkçe okuyup yazma” şartını arıyorlardı. 1982 Anayasası bu minimum şart ile yetinmemiş, “en az ilkokul mezunu olma” şartını getirmiştir.

4. Askerlik

1982 Anayasasının öngördüğü bir şartta “askerlik hizmetini” yapmış olmaktır. Askerlik hizmetiyle yükümlü olmayan kadınlar için ve bir özrü nedeniyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuş kişiler için bu şart aranmaz. Ancak askerliğini usûlüne uygun olarak erteletmiş (tecil etmiş) olanların milletvekili seçilebilme yeterlilikleri yoktur. 30 yaş sınırının nispeten yüksek olduğu ve ülkemizde birçok kişinin bu yaşta da askerliğini şu ya da bu şekilde erteletmekte olduğu dikkate alınırsa, askerlik şartının seçilme hakkına önemli bir kısıtlama getirir nitelikte olduğu akla gelmektedir.

B. Olumsuz Şartlar

Olumsuz şartlar mevcut olmaları durumunda seçilme yeterliliğini ortadan kaldıran şartlardır.

1. Kısıtlı Olmamak

Anayasanın 76’ncı maddesine göre, “kısıtlılar... milletvekili seçilemezler”. Buradaki kısıtlılıktan kastedilen şey, Türk Medenî Kanununa göre “hacir” altında olmaktır. Hacir, “reşit olan fakat korunmaları gereken şahısların fiil ehliyetlerinin mahkeme tarafından tamamen kaldırılması veya sınırlandırılmasıdır”[11]. Türk Medenî Kanununun 355 ve devamı maddelerine göre “akıl hastalığı veya akıl zayıflığı”, “israf, ayyaşlık, suihal, suiidare”, “bir sene ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkumiyeti” birer hacir sebebidir. Bunlardan başka, bir de ihtiyarî hacir vardır. Medenî Kanunun 358’inci maddesine göre, “ihtiyarlığı, malûliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten âciz olduğunu ispat eden her reşit, vesayet altına alınmasını talep edebilir”. Hacir kararı sulh hukuk mahkemesi tarafından verilir. İşte bu nedenlerle bir sulh hukuk mahkemesi tarafından hacir altına alınanlar milletvekili seçilemezler.

2. Kamu Hizmetlerinden Yasaklı Olmamak

Kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası, ceza mahkemeleri tarafından hükmolunur. Türk Ceza Kanununun 31’inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “beş seneden fazla ağır hapse mahkumiyet müebbeden ve üç seneden beş seneye kadar ağır hapse mahkumiyet, hükmolunan cezaya müsavi bir müddetle, hidematı ammeden memnuiyeti müstelzimdir”.

3. Toplam Bir Yıldan Fazla Hapis Cezasına  Hüküm Giymiş
Olmamak

Anayasanın 76’ncı  maddesine göre, “taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar” milletvekili seçilemezler. Bu hükümden taksirli suçlar hariç tutulmuştur. Ancak bu hükmün kapsamına her türlü suç girer. Maddede, “toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar” dendiğine göre, bu cezanın bir defada verilmiş olması gerekli değildir. Yani bir kişi hakkında değişik suçlardan ve değişik tarihlerde hükmolunmuş hapis cezalarının toplamı bir yılı buluyorsa bu durumda da o kişinin milletvekili seçilme yeterliliği yoktur[12]. Buna karşılık birden fazla hapis cezası almış kişinin toplam cezası 1 yılı bulmuyorsa o kişinin milletvekili seçilme yeterliliği vardır. Örneğin 11 kez suç işlemiş ve on bir defa birer ay hapis almış bir kişinin milletvekili seçilme yeterliliği vardır[13].

Para Cezasına Çevrilme .- Milletvekili seçilme yeterliliğine para cezası engel olmaz. Ancak, hükmolunan hapis cezasının 13 Temmuz 1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun uyarınca para cezasına çevrilmesi durumunda, milletvekili seçilme yeterliliğinin tespitinde hükmolunan hapis cezasının mı, yoksa bu cezanın çevrildiği para cezasının mı esas alındığı sorunu ortaya çıkabilir[14]. Bu soruna 647 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde cevap verilmiştir. Bu maddeye göre, “uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir”. O halde, para cezasına çevrilme durumunda hapis cezası değil, para cezası esas alınır[15]. Para cezasının ise, milletvekili seçilme yeterliliğine bir engel oluşturmadığını yukarıda söylemiştik.

Erteleme .- Milletvekili seçilmeye engel bir suçtan alınan hapis cezasının ertelenmesinin (tecil edilmesinin), milletvekili seçilme yeterliliği üzerindeki etkisi ne olur? Hapis cezası ertelenmiş olan kişinin milletvekili seçilme yeterliliği var mıdır? Bu soruya olumlu yanıt verilebilir. Zira Türk Ceza Kanununun 95’inci maddesine göre, cezası ertelenmiş kişi, hüküm tarihinden itibaren belli bir süre (cürümler için beş yıl) içinde, tekrar suç işleyip mahkum olmazsa “cezası tecil edilmiş olan mahkumiyeti esasen vâki olmamış sayılır”. Buna göre, “erteleme ile mahkumiyetin varlığı şarta bağlanmış, bir başka deyişle askıya alınmış” olmaktadır[16]. O halde, Erdal Onar gibi ertelenmiş bir mahkumiyet milletvekili seçilme yeterliliğine engel olmamalıdır diye düşünülebilir[17].

Şüphesiz ki, bu düşüncenin sağlam bir mantığı vardır. Ancak doğruluğunun bütün şüphelerden uzak olduğu da iddia edilemez. Zira, bu düşüncenin dayanağı olan Türk Ceza Kanununun 95’inci maddesinin son fıkrası “aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur” diyerek veya mahkumiyetinin askıda kalmasının müeyyidesini getirmektedir. Buna göre, mahkumiyeti ertelenmiş bir kişi belli bir süre içinde tekrar suç işlemezse askıda olan cezası tamamıyla ortadan kalkmaktadır. Ancak, bu süre içinde tekrar suç işlerse, askıda olan ceza da ayrıca çektirilmektedir. Yani ceza hukukunda, ceza mahkumiyetinin askıda kalması tamamen yaptırımsız bir şey değildir. Oysa aynı akıl yürütme anayasa hukuku alanına uygulanırsa askıda kalmanın mahkumiyeti ertelenmiş kişi açısından hiçbir müeyyidesi olmayacaktır. Mahkumiyeti ertelenmiş kişi milletvekili seçilebilecek, milletvekilliği yapabilecek, ama daha sonra suç işlerse, yaptığı milletvekilliği yanında kâr kalacaktır. Oysa ceza hukukunda, böyle bu durumda bu kişi iki ayrı defa ceza çekecektir. Bu da göstermektedir ki, ceza hukukunda ulaşılan sonuçlar her zaman anayasa hukuku alanına aktarılamaz. Anayasa ertelemeden bahsetmeksizin “hüküm giymek”ten bahsettiğine göre, ertelemenin milletvekili seçilme yeterliliğini geri getirmeyeceği, mahkumiyeti ertelenmiş kişinin de milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı savunulabilir.

Bir kişi hakkında yabancı bir ülke mahkemesince verilen ceza mahkumiyeti de milletvekili seçilme yeterliliğine engel oluşturabilecektir[18].

4. Ağır Hapis Cezasına Hüküm Giymiş Olmamak

Ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar her halükârda milletvekili seçilme yeterliliğinden mahrumdurlar. Türk Ceza Kanununun 13’üncü maddesine göre, “ağır hapis cezası, müebbet veya muvakkattır. Müebbet ölünceye kadar devam eder. Muvakkat ağır hapis, kanunda tasrih edilmeyen yerlerde 1 seneden 24 seneye kadardır”.

Anayasamıza göre, süresi ne olursa olsun, ağır hapis cezası, milletvekili seçilme yeterliliğine bir engel oluşturmaktadır. 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11’inci maddesi de “süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar” milletvekili seçilemezler diyerek aynı şeyi öngörmüştür.

5. “Yüz Kızartıcı Suçlar” dan Hüküm Giymiş Olmamak

Anayasanın 76’ncı maddesine göre,

“zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi[19] yüz kızartıcı suçlarla... hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler”.

Burada tartışılması gereken sorun şudur: Acaba, bu “yüz kızartıcı suçlar” Anayasanın 76’ncı maddesinde sayılan zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas suçlarından mı ibarettir, yoksa bunlara benzer başka suçlar da bu “yüz kızartıcı suçlar” kapsamına girer mi?

Anayasanın 76’ncı maddesinin ifadesine bakarsak “gibi” sözcüğünün kullanıldığını görürüz. Dolayısıyla 76’ncı maddede sayılan suçların örnek olarak sayıldığı, bu suçların sınırlı sayıda olmadığı, “yüz kızartıcı suçlar” kapsamına bunlara benzer başka suçların da katılabileceği düşünülebilir. Ancak kanımızca bu düşüncede isabet yoktur. Zira, ceza hukukunda kıyas yasak olduğuna göre, ceza hukukuna ilişkin hükümlerin yorumlanmasında, “dar yorum” esası geçerlidir. Bu esastan hareket edilirse, “gibi” kelimesine dayanarak “yüz kızartıcı suçlar” kavramının kapsamını genişletmek mümkün değildir.

Aslında Nevzat Toroslu’nun belirttiği gibi, Türk Ceza Kanununda “yüz kızartıcı suçlar” diye bir kategori yoktur. Gerçekte, hemen hemen her suç, zaten gayri ahlâkî nitelik taşıdığından yüz kızartıcıdır. Suçları “yüz kızartıcı” ve “yüz kızartıcı” olmayan suçlar olarak ayırmak mümkün değildir[20].

“Gibi” edatının yorumu konusunda Danıştay ve Yargıtay içtihatlarında bir istikrar yoktur[21]. Bununla birlikte Yüksek Seçim Kurulu 12 Şubat 1985 tarih ve 76 sayılı Kararıyla, yüz kızartıcı suçların maddede ismen sayılanlarla sınırlı olduğu, “gibi” sözcüğünden hareketle bunların yenilerinin eklenemeyeceğine karar vermiştir[22].

6. Belirli Suçlardan Hüküm Giymemiş Olmak

Anayasanın 76’ncı maddesine göre,

“kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, ideolojik veya anarşik eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler”.

Burada geçen ideolojik veya anarşik eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçları, 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11’inci maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Bu maddeye göre,

“2. Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının, birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini alenî olarak tahrik etme suçundan mahkum olanlar,

3. Türk Ceza Kanununun 312’nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkum olanlar,

4. Türk Ceza Kanununun 536’ncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı eylemlerle aynı Kanunun 537’nci maddesinin birinci, ikinci üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında yazılı eylemlerin siyasî ve ideolojik amaçlarla işlemekten mahkum olanlar”

milletvekili seçilemezler.

Bu tür suçlardan hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler. Buna karşılık, bu tür suçlara girmeyen ama toplam bir yıldan fazla hapis veya ağır hapis cezasından dolayı milletvekili seçilemeyenler, affa uğramışlar ise milletvekili seçilebilirler. Anayasanın 76’ncı maddesinde bu hususta açıklık yoksa da, 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11’inci maddesinin f bendi oldukça açıktır. Bu bentte “affa uğramış olsa bile” seçilememe şartı sadece belli tür suçlar için öngörülmüştür.

7. Seçilme Yeterliliğine Sahip Olup da İstifa Etmedikçe Aday
Olamayanlar

Yukarıda sayılan milletvekili seçilemeyeceklerin dışında, bir grup vatandaş vardır ki, bunların seçilme yeterlilikleri vardır. Ancak, görevlerinden çekilmedikçe aday olma hakları yoktur. Anayasanın 76’ncı  maddesine göre, “hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler. Aday olup da seçilemeyen bu kişilerin yeniden göreve dönmeyi isteme hakları vardır.

Acaba görevden çekilmek için başvurmak yeterli midir, yoksa çekilme işleminin tamamlanmış olması mı gerekir? Bu soruya 1961 Anayasası döneminde İlhan Arsel, çekilme işleminin tamamlanmış olması gerektiği yolunda cevap vermiştir. Profesör Arsel’e göre, Anayasa görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar dediğine göre, burada görevden çekilme tabiri, görevden çekilme konusunda yapılan “müracaatı” değil, fakat çekilme muamelesinin tekemmülünü ifade eder[23].

Ancak 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 18’inci maddesi, çekilme işleminin tamamlanmasını değil, “görevlerinden ayrılma isteğinde bulunmayı” aramaktadır. O halde, belirtilen kişilerin görevlerinde çekilmeleri için başvurmaları yeterlidir. Çekilme işleminin tamamlanmış olmasına gerek yoktur.

Çekilme başvurusu ne zaman yapılmalıdır? Bu soruya da 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun ile değişik 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 18’inci maddesi şu şekilde cevap vermiştir: Çekilecek kişiler bu başvurularını “genel ve ara seçimlerin başlangıcından bir ay önce”, seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde, yani erken seçim durumunda ise, “yenileme kararının ilânından başlayarak yedi gün içinde” yapmaları gerekir. Milletvekili Seçimi Kanununun 19’uncu maddesi kural olarak ayrılma isteklerinin reddedilemeyeceğini öngörmektedir.

C. Milletvekili Seçilme Yeterliliği Şartları Konusunda Yüksek Seçim Kurulunun  Denetimi

Bir kimsenin milletvekili seçilme yeterliliği konusunda yukarıda şartları taşıyıp taşımadığı konusunda karar vermeye yetkili makam, seçimlerin genel yönetiminden sorumlu olan Yüksek Seçim Kuruludur (m.79). O halde bir kimsenin milletvekili seçilme yeterliliği şartlarına sahip olup olmadığı konusundaki denetim nihaî olarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılır. Bu denetimin nasıl yapılacağı 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununda ve 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda düzenlenmiştir.

2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre, milletvekili adayları il seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulunca ilân edilmektedir. Bu Kanunun 22’nci maddesinde ise, adayların geçici olarak ilânından iki gün içinde il seçim kurullarına itiraz edilebileceği, il seçim kurullarınca en geç iki gün içinde bu itirazın karara bağlanacağı, ilgililerin bu kararlara karşı iki gün içinde Yüksek Seçim Kuruluna itiraz edebileceği, Yüksek Seçim Kurulunun bu itirazları üç gün içinde karara bağlayacağı öngörülmektedir. Ayrıca aynı Kanununun 23’üncü maddesi de, il seçim kurullarının kendi seçim çevrelerindeki adayların milletvekili seçilme yeterliliği şartlarını re'sen inceleyebileceklerini, bir noksanlık veya aykırılık görürlerse, iki gün içinde durumu Yüksek seçim Kuruluna bildireceklerini öngörmektedir. “4’üncü madde ise, kesinleşen adayların Yüksek Seçim Kurulu tarafından Resmî Gazete ve radyo ile ilân edileceği öngörülmektedir.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 130’uncu maddesinin birinci fıkrasının 6 numaralı bendi “seçilme yeterliliğine” yapılacak itirazların seçilen kişiye verilecek tutanağın düzenlenmesinden sonraki üçüncü gün saat 17’ye kadar Yüksek Seçim Kuruluna yapılmasını öngörmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise, “seçimin neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle” “siyasî partilerin il başkanlarıyla genel merkezleri veya bağımsız aday tarafından” 7 gün içinde, Yüksek Seçim Kuruluna itiraz yapılabileceğini hükme bağlamaktadır.

Aynı maddenin dördüncü fıkrası ise, “adaylığın kesinleşmesinden sonra, adayın Türk olmadığına, yaşının kanunda gösterilenden küçük olduğuna, okur-yazar olmadığına veya seçilme yeterliliğini kaybettiren bir mahkumiyeti bulunduğuna ilişkin iddialar dışındaki nedenlerle adaylara itiraz olunamaz”.

Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, seçim yapıldıktan ve milletvekili seçilen kişiye tutanak verildikten sonra seçilen kişinin meclis seçilme yeterliliği şartlarına ilişkin olarak biri üç gün içinde yapılabilecek (olağan itiraz yolu), diğeri yedi gün içinde yapılabilecek (olağanüstü itiraz yolu) iki itiraz yolu öngörülmüştür[24]. Bu süreler içinde, milletvekili seçilen kişinin milletvekili seçilme yeterliliğine yönelik itiraz yapılmışsa, Yüksek Seçim Kurulu, itirazdaki hususların kanıtlanması üzerine ilgili milletvekilinin seçim tutanağının iptaline karar verebilir. Buna karşılık, bu üç günlük ve yedi günlük süre geçtikten sonra bir milletvekilinin seçilme yeterliliğine itiraz edilmesi ve keza Yüksek Seçim Kurulunun bu konuda karar vermesi mümkün değildir.

Bununla birlikte, önceden mevcut olduğu halde, seçimin yapılmasından, ilgili kişiye seçim tutanağı verilmesinden ve üç günlük ve yedi günlük sürelerin geçmesinden sonra öğrenilecek olan bir milletvekili seçilme yeterliliği engeli durumunda ne olacağı tartışmalıdır[25]. Yüksek Seçim Kurulu genellikle, kanunlardaki seçilme yeterliliğine ilişkin emredici hükümlerin ihlâl edilip edilmediğini her zaman dikkate alabileceğine karar vermektedir. Yüksek Seçim Kurulu bu durumları “tam kanunsuzluk” olarak isimlendirmekte, böyle durumları, itiraz sürelerinin geçmiş olmasına rağmen inceleyebileceğine karar vermektedir[26].

Ancak milletvekili seçilme yeterliliğine engel olan bir durumun milletvekili seçildikten sonra ortaya çıkması durumunda Yüksek Seçim Kurulu tamamıyla yetkisizdir. Bu durum yerine göre “milletvekilliğinin düşmesi” sebebi oluşturabilir. Milletvekilliğinin düşmesi ise ya kendiliğinden ya da Meclis kararıyla olur. Bu konuyu aşağıda izleyen bölümde inceleyeceğiz.

II. Seçimlerin Başlangıcı  

Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri şu üç halde yapılır. a) Meclisin seçim döneminin sona ermesiyle; b) Meclisin erken seçim kararı almasıyla; c) Cumhurbaşkanının Meclisin seçimlerinin yenilenmesine karar vermesiyle.

a. Meclisin Seçim Döneminin Sona Ermesiyle

Anayasanın 77’nci  maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri beş yılda bir yapılır”. Bu şekilde seçim yenilenirse, her seçim döneminin son toplantı yılının 3 Temmuz günü seçimin başlangıç tarihidir. Ekim ayının ikinci Pazar günü ise oy verilir (10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, m.6).

B. Meclisin “Seçimin yenilenmesi”ne karar vermesiyle

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yukarıda belirtilen beş yıllık süre dolmadan da “seçimin yenilenmesi”ne karar verebilir (AY, m.77). Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 95’inci maddesine göre de “seçimlerin yenilenmesine dair önergeler, Anayasa Komisyonunda görüşülür ve Anayasa Komisyonu raporu Genel kurulda gündemdeki bütün konulardan önce görüşüldükten sonra açık oya sunulur”. Uygulamada genellikle seçimlere beş yıl beklenmeden Meclisin aldığı “seçimin yenilenmesi kararı” ile gidilmektedir. 1987, 1991, 1995 ve 1999 seçimleri bu şekilde yapılmıştır. Seçimin yenilenmesi kararına günlük dilde “erken seçim kararı” da denmektedir.

“Kanun” mu, “TBMM Kararı” mı?- Bu karar, uygulamada bazen “kanun” biçiminde[27], bazen “TBMM Kararı” biçiminde alınmaktadır.

Örnek 1: Seçimin Yenilenmesi Kararı
(Resmî Gazete, 2 Ağustos 1998, Sayı 23421, s.8)

TBMM Kararları

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Seçimlerinin Yenilenmesine Dair

Karar No. 590                                                                                                                                                                                        Karar Tarihi: 30.7.1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yenilenmesine ve seçimlerin, mahalli idareler genel seçimleri ile birlikte 18 Nisan 1999 Pazar günü yapılmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 30/7/1998 tarihli 131 inci Birleşiminde (11) ret oyuna karşı (486) kabul oyuyla karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre, seçimlerin yenilenmesi “TBMM kararı” ile düzenlenebileceği gibi, “kanun” ile de düzenlenebilir. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimin yenilenmesi konusundaki iradesini “parlâmento kararı” biçiminde açıklayabileceği gibi, “kanun” biçiminde de açıklayabilir. Anayasa Mahkemesi, XVIII’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin 29 Kasım 1987 günü yapılmasına ilişkin kararın, “TBMM kararı” şeklinde değil, “kanun” (17 Ekim 1987 tarih ve 3404 sayılı Kanun) şeklinde alınmasının Anayasaya aykırı olduğu yolundaki iddiayı reddetmiş ve 9 Ekim 1987 tarih ve K.1987/27  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Yasama organı, Anayasa’nın kararla düzenleneceğini öngördüğü konularda dahi kanunla düzenlemeler yapabilir. Buna Anayasa açısından bir engel yoktur. Karar konusunun kanunla düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık veya yasamanın o konuda yetkisizliği sonucunu doğurmaz”[28].

Şüphesiz, seçimin yenilenmesi konusundaki iradesini Türkiye Büyük Millet Meclisi “kanun” biçiminde açıklarsa bu işlem Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi, “karar” biçiminde açıklarsa bu işlem Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi değildir. Seçimin yenilenmesi gibi saf siyasî bir konudaki iradeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin “TBMM kararı” biçiminde açıklaması ve bu konunun Anayasa Mahkemesinin denetimi dışında kalması gerekir. Bununla birlikte ekleyelim ki, Anayasa Mahkemesi, seçimin yenilenmesine ilişkin kanunlarda yasama organı büyük bir takdir yetkisi tanımaktadır[29].

Seçim Tarihi .- Erken seçim kararı aldığında Meclis, seçimin yapılacağı tarihi de tespit eder (10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, m.8). Anayasa Mahkemesi Meclisin seçim tarihini belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisinin olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, 9 Ekim 1987 tarih ve K.1987/27 sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Seçim tarihinin 1 Kasım 1987 olarak tespitine ilişkin iddiaya gelince; bu konu TBMM'nin siyasal tercihine ilişkin olduğundan bu iddia da yerinde görülmemiştir”[30].

Hukukî Niteliği.- Seçimin yenilenmesi kararı, hukukî niteliği itibarıyla, aslında Meclisin kendisi tarafından alınmış bir “fesih” kararıdır[31]. Normal fesih kural olarak devlet başkanı tarafından kullanılır ve fesih kararının meclise bildirilmesiyle hüküm ve sonuçlarını doğurur; yani mevcut meclisin toplanma, görüşme ve yasama yetkisi sona erer. Oysa, “seçimin yenilenmesi kararı”nda, “fesih ” sonucu, yeni Meclisin seçilmesiyle doğar. Anayasamızın 77’nci maddesinin üçüncü fıkrasında açıkça belirtildiği gibi, “yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar devam eder”. O halde, “seçimin yenilenmesi kararı” aslında bir geciktirici şarta bağlanmış bir fesih kararı niteliğindedir[32]. Buradaki geciktirici şart, yeni Meclisin seçilmesidir.

Meclis Tekrar Toplanabilir mi?- Acaba Türkiye Büyük Millet Meclisi “seçiminin yenilenmesi kararı” aldıktan ve seçimler sebebiyle çalışmalarını tatil ettikten sonra tekrar toplanabilir, yasama faaliyetine devam edebilir mi? Kanımızca bu soruya olumlu yanıt vermek gerekir. Zira, seçimin yenilenmesi kararı, normal fesih kararı gibi alındığı anda hukukî sonuçlarını doğuran bir karar değildir. “Geciktirici şarta” bağlanmış bir işlemdir. Keza, Anayasamızın 77’nci maddesinin üçüncü fıkrasında açıkça “yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar devam eder” denmektedir. O halde, seçimlerin yenilenmesine karar vermiş bir Meclisin tekrar toplanmasına engel bir hüküm yoktur.

Bu sorun Türkiye’de Mart 1999’da yaşanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 30 Temmuz 1998 gün ve 590 sayılı TBMM Kararı ile seçimlerin 18 Nisan 1999 Pazar günü yapılmasına karar vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 10 Şubat 1999 tarihli kararıyla, 18 Nisan 1999 Pazar günü yapılacak Milletvekili Genel Seçimlerinin kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca ilânını takip eden beşinci gün saat 15.00’da toplanmak üzere 16 Şubat 1999 gününden itibaren tatile girmesine karar vermiştir. 8 Mart 1999 günü 116 milletvekili Türkiye Büyük Millet Meclisi olağanüstü toplantıya çağrılması için TBMM Başkanlığına başvurmuş ve TBMM Başkanlığı da, Meclisi 13 Mart 1999 günü saat 15.00’te toplantıya çağırmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının toplantıya çağırma işlemi hakkında Anayasa Mahkemesi iptal davası açılmışsa da Anayasa Mahkemesi, bu istemi 25 Mart 1999 tarih ve K.1999/5  sayılı Kararıyla görevsizlik nedeniyle reddetmiştir[33].

TBMM, Seçimlerin Yenilenmesi Kararını Değiştirebilir, Geri Alabilir mi?- Yukarıda Türkiye Büyük Millet Meclisi “seçiminin yenilenmesi kararı” aldıktan ve seçimler sebebiyle çalışmalarına ara verdikten sonra, tekrar toplanabileceği ve yasama faaliyetine devam edebileceği sonucuna ulaştık. Peki ama tekrar toplanan Meclis, “seçimin yenilenmesi kararı”nı değiştirebilir veya geri alabilir mi? Bu konuda Anayasada ve TBMM İçtüzüğünde bir hüküm yoktur. Kanımızca bu soruya olumlu cevap vermek gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, seçimin yenilenmesi kararı, her ne kadar fesih kararına benzerse de, sonuçları bakımından fesihten ayrılır. Normal fesih, hükümlerini ulaşmasıyla meydana getirir. Buna karşılık, seçimlerin yenilenmesi kararında, sonuç geciktirici şarta bağlıdır. O halde, henüz feshin sonucu oluşmadığına göre, bu sonuçtan dönülebilir veya bu sonuç değiştirilebilir. Anayasamızın 77’nci  maddesinin üçüncü fıkrasında “yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar devam eder” hükmü de bu görüşü destekler niteliktedir.

Bu sorun Türkiye’de Mart 1999’da yaşanmıştır. İki üstteki paragrafta belirtilen koşullarda toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 30 Temmuz 1998 gün ve 590 sayılı “seçimlerin yenilenmesi kararı”nın değiştirilmesi için bir önerge verilmiştir. Bu önergenin Komisyonda görüşülmeden doğrudan gündeme alınmasına TBMM Genel Kurulu 21 Mart 1999 tarihli karar ile karar vermiştir. 21 Mart 1999 tarihli bu Genel Kurul Kararının Anayasaya aykırı bulunduğu iddia edilerek iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açılmıştır. Anayasa Mahkemesi 21 Mart 1999 tarihli Genel Kurul Kararını yeni bir içtüzük kuralı niteliğinde görerek denetlemiş ve bu Kararı usûlde paralellik ilkesine aykırı görerek iptal etmiştir[34]. Söz konusu davada davacı Ahmet İyimaya ve Nejat Arseven ile 151 arkadaşı, seçimin yenilenmesi kararının “kesin etki doğuran ve geri alınamayan” bir karar olduğunu iddia etmişlerdir[35]. Ancak Anayasa Mahkemesi bu iddiayı cevaplamamıştır. Bununla birlikte, 26 Mart 1999 ve K.1999/6  sayılı Kararında,

“daha önce alınmış erken seçim kararının kaldırılmasına ilişkin bir önergenin, TBMM Başkanlığı’na verilmesi durumunda, bunun da Meclis Başkanlığı’nca Anayasa Komisyonu’na havale edilmesi gerekmektedir”[36]

dediğine göre, Anayasa Mahkemesinin, seçimin yenilenmesi kararının değiştirilebileceğini veya geri alınabileceğini kabul ettiğini söyleyebiliriz.

O halde sonuç olarak seçimin yenilenmesi kararı alan Türkiye Büyük Millet Meclisinin tekrar toplanabileceğini ve bu kararını değiştirebileceğini veya geri alabileceğini söyleyebiliriz.

c. Türkiye Büyük Millet Meclisi Seçimlerinin Cumhurbaşkanınca Yenilenmesi (Fesih )[37]

Yeni seçimlere gidilmesinin bir hali de, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesidir. Cumhurbaşkanının bu yetkisini nasıl kullanacağı Anayasanın 116’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanının bu yetkisine anayasa hukukunun genel teorisinde Cumhurbaşkanının “fesih hakkı” denir. Cumhurbaşkanının fesih hakkı, parlâmenter sistemin temel unsurlarından biridir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin Cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesine karar verilebilmesi için şu beş halden birinin ortaya çıkmış olması gerekir:

1. Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanı seçiminden sonra kırkbeş gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması.

2. Başbakanın istifa etmesi üzerine kırkbeş gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması.

3. Yeni kurulan Bakanlar Kurulunun 110’uncu maddede belirtilen “göreve başlama” sırasındaki güvenoyunun alamamasından itibaren kırkbeş gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamamış veya kurulduğu halde güvenoyu alamamış olması.

4. Başbakanın 111’inci maddeye uyarınca “güven istemi”nin reddedilmesinden itibaren kırkbeş gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamamış veya kurulduğu halde güvenoyu alamamış olması.

5. Bakanlar Kurulunun gensoru neticesinde “güvensizlik oyu” ile düşürülmesinden itibaren kırkbeş gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamamış veya kurulduğu halde güvenoyu alamamış olması.

Bu beş halden biri söz konusu ise, Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir. Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayımlanır.

Bu şartlar gerçekleşmiş ise, Cumhurbaşkanı, “seçimlerin yenilenmesine karar verebilir”. Bu durumda Cumhurbaşkanın takdirî bir yetkisi vardır. Bu şartlar oluşmuş ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar verme zorunluluğu yoktur. Bu konuda yetkisi vardır, bu yetkiyi isterse kullanabilir (Anayasa, m.116).

Keza Anayasanın 116’ncı maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermiş ise, bu karar Bakanlar Kurulu tarafından kırksekiz saat içinde ilân olunur. Bu takdirde, seçimler, Cumhurbaşkanının bu kararı verdiği günden sonra gelen doksanıncı günü takip eden ilk Pazar günü yapılır (10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, m.8).

Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer (m.77).

D. Cumhurbaşkanının Dördüncü Turda Seçilememesi

Yeni seçimlere gidilmesinin son bir hali de, Cumhurbaşkanının dördüncü turda da seçilememesidir. Anayasanın 101’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre Cumhurbaşkanının seçimi için yapılan dördüncü oylamada da “üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir”.

III. Seçimlerin Geriye Bırakılması  

Anayasa seçimlerin ertelenmesini çok sıkı şartlara bağlamıştır. Anayasanın 78’inci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi “seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına” ancak “savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse” karar verebilir ve seçimleri de ancak bir yıl geriye bırakabilir. Bir yıl sonunda, “geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usûle göre bu işlem tekrarlanabilir”.

IV. Ara Seçimler

Anayasanın 78’inci  maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden boşalma olması halinde, ara seçime gidilir”. Ancak Anayasaya göre, “ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tam sayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir”. Bununla birlikte, “genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz”.

Christian Rumpf  ara seçim kurumunun sakıncalarına işaret etmektedir. Yazara göre, ara seçim sonuçları yasama dönemi içinde çoğunluk dengesini değiştirebilir, bu da istikrarsızlığa yol açabilir. Yazara göre bir başka olumsuzluk ise, ara seçimlerin uygulamada parlâmenter faaliyeti felce uğratabilmesi olasılığıdır. Zira, partiler güçlerini ara seçimlere yoğunlaştırmakta, partiler arası mücadele kızışmakta ve dolayısıyla milletvekillerinin emeği ve zamanı yasama çalışmalarına değil, ara seçim çalışmalarına harcanmaktadır[38]. Bu nedenle, Anayasamızın öngördüğü ara seçim kurumunun siyasal istikrar ve parlâmento çalışmalarının verimliliği açısından pek isabetli olmadığı düşünülebilir.

İktidardaki parti genellikle ara seçim yapmak istemez. Zaten normal olarak uyguladığı politikalar uzun vadelidir. Beklenen sonuçlar üç dört yıl sonra alınacaktır. Bir politikanın uygulanması esnasında halkta memnuniyetsizlik doğabilir. Böyle bir ortamda birkaç milletvekili için yapılacak olan ara seçimler, bir nevi kamuoyu yoklaması niteliğindedir ve halkın tepkisini yansıtır. Böyle bir durumda, iktidar partisi çoğunluğunu kaybetmese bile zor durumda kalabilir. Keza birkaç milletvekili ile çoğunluk sağlayan Hükûmetler ara seçim sonucunda devrilebilir de. 1980 öncesi bunun örneğini ülkemiz yaşamıştır. Bu nedenle, ara seçimlerin hükûmet istikrarı için pek yararlı olmadığı söylenebilir. Hiç olmazsa, bir hükûmete sandık ile karşılaşmadan dört beş yıl boyunca kendi politikasını uygulama imkânı tanınmalıdır. Bu imkânı ara seçimler ortadan kaldırır.

1950-60 döneminde Demokrat Parti iktidarı ara seçim kurumunu fiilen işlemez hale getirmiştir. Pek muhtemelen, Demokrat Parti bu uygulamasına tepki olarak 1961 Anayasası 74’üncü maddesinde ara seçimlerin her iki yılda bir yapılmasını emretmişti. 1982 Anayasası da, her ne kadar erken seçimin zararlarını hafifletmeye yönelik tedbirler almaya çalışmışsa da, esas itibarıyla 1961 Anayasasının etkisi altından kurtulamamıştır.

Hatta, 1982 Anayasası, hükûmetin istikrarı için çok daha tehlikeli bir hüküm getirerek boşalan üyeliklerin üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde araseçimlerin üç ay içinde yapılmasını emretmiştir. Çeşitli nedenlerle bu sayıya kolayca yaklaşılmaktadır. Keza muhalefet partileri de, bu hükmü kötüye kullanarak kendi üyelerinden 28’ini istifa ettirerek ara seçime gidilmesine ve ülkeyi seçim havasına sokulmasına sebep olabilirler. Böyle bir durumda, istifa eden milletvekillerinin milletvekilliklerinin düştüğüne Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun karar vermeyebileceği düşünülebilir. Bu ihtimalde, 84’üncü maddede istifa etmenin Genel Kurulca oylanma şartına bağlanmasının bir yararı ortaya çıkmaktadır.

V. Seçimlerin Genel Yönetim ve Denetimi 

Anayasamıza göre, “seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır” (m.79).

Anayasa bu amaçla bir Yüksek Seçim Kurulu  kurmuştur. Keza Anayasa, “diğer seçim kurulları”nda da bahsetmektedir. Bu seçim kurulları 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun[39] ile düzenlenmiştir. Bu kanuna göre, illerde “il seçim kurulu” (m.15), ilçelerde de “ilçe seçim kurulu” (m.18) kurulmuştur.

Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler. Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler (AY, m.79).

İl Seçim Kurulu , “il merkezinde görev yapan en yüksek dereceli üç yargıçtan kurulur”[40]. İlçe Seçim Kurulu ise, “bir başkan ile altı asıl ve altı yedek üyeden kurulur”. “İlçedeki en yüksek dereceli yargıç kurulun başkanıdır”. Kurulun dört asıl ve dört yedek üyesi siyasal partilerden alınır. Diğer ikişer üye ise ilçedeki memurlardan en yüksek dereceli sekiz kişinin arasından ad çekme usûlüyle belirlenir[41].

Yüksek Seçim Kurulunun görevleri Anayasanın 79’uncu maddesinde sayılmıştır: Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

Yüksek Seçim Kurulunun kararları kesindir. Bu kararlar aleyhine başka bir mercie başvurulamaz (m.79).

Yüksek Seçim Kurulu, Anayasanın “yasama” bölümünde düzenlenmiş olsa da, gerek kuruluş, gerek çalışma tarzı bakımından bir yargı organı niteliğindedir[42]. Yukarıda görüldüğü gibi üyeleri Yargıtay ve Danıştay tarafından kendi üyeleri arasından seçilmektedir. Keza bu Kurul, yargısal usûllerle çalışmakta ve seçim uyuşmazlıklarını kesin hükme bağlamaktadır.

VI. Seçmen Olabilmenin Şartları  

Seçmen olabilmek, yani seçme yeterliliğine sahip olabilmek için birtakım şartları yerine getirmek gerekir. Bu şartlar olumlu şartlar ve olumsuz şartlar olmak üzere ikiye ayrılabilir.

a. Olumlu Şartlar

Bunlar üç tanedir: Vatandaşlık, yaş ve seçmen kütüğüne yazılı olmak.

1. Vatandaşlık

Seçmen olabilmek için her şeyden önce Türk vatandaşı olmak gerekir. Anayasanın 67’nci maddesine göre, seçimlerde oy kullanma hakkı, “vatandaşlara” ait bir haktır. Burada kastedilen “vatandaşlar”ın “Türk” vatandaşları olduğu açıktır. Türk vatandaşlığı ise Anayasanın 66’ncı maddesinde düzenlenmiştir.

2. Yaş

Seçme hakkını kullanabilmek için küçük olmamak, belli bir yaşta olmak artı makul bir şarttır. Seçmen yaşı şartına “siyasî rüşt” de deniyor[43]. Seçmen olabilme yaşı, ülkelere ve zamana göre değişiklikler göstermekle birlikte, günümüzdeki genel eğilim, medenî rüşt yaşı ile siyasî rüşt  yaşının aynı olması yolundadır.

1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun ilk şeklinde seçmen yaşı 18 idi (m.10). 1932 yılında bu sınır 22 yasına yükseltilmişti. 1961 Anayasası bu konuda bir hüküm getirmemiş, yaş sınırının tespitini kanunlara bırakmıştı. Bu dönemde yürürlükte olan 298 sayılı Seçim Kanunu da seçmen yaşını 21 olarak kabul etmişti. 1982 Anayasasının 67’nci maddesi ilk şeklinde seçmen yaşı olarak, 21 yaşının doldurulmasını öngörüyordu. Bu hüküm 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve seçimlerin yapıldığı yılda ay ve gün hesaba katılmaksızın, yirmi yaşına giren her Türk vatandaşının seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahip olduğu öngörülmüştür. Bu hüküm de 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla değiştirilmiş ve yaş olarak 18 yaşını doldurmuş olmak şartı aranmıştır.

3. Seçmen Kütüğüne Yazılı Olmak

26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 86’ncı maddesi seçimlerde oy kullanabilmek için kural olarak sandık seçmen listesinde kayıtlı olma şartını aramaktadır. Yani seçmen kütüğüne yazılı olmayanlar oy kullanamazlar. Bu kurala 23 Mayıs 1987 tarih ve 3337 sayılı Kanun ile bir istisna getirilmiştir. Buna göre, seçmen kütüğüne yazılı olmayan, fakat yurt dışında altı aydan fazla ikamet eden vatandaşların yurda giriş ve çıkışlarında gümrük kapılarında kurulacak seçim sandıklarında oy kullanabilmeleri mümkündür. Bu takdirde gümrük kapılarında oy verme işlemi milletvekili genel seçimlerinin yapılacağı günün yetmişbeş gün öncesinden başlamak üzere seçim günü akşamı saat 17’ye kadar yapılır.

Anayasanın 67’nci  maddesinde 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle de yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy haklarını kullanabilmeleri için kanunun gerekli tedbirleri alacağı öngörülmüştür. 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanunun geçici 2’nci maddesi, yurtdışında ikamet eden vatandaşlara oturdukları ülkelerde oy kullanmalarına olanak sağlamıştır. Ancak, bu hüküm uygulamadan kaynaklanan sebeplerle bu güne kadar gerçekleştirilememiştir.

B. Olumsuz Şartlar

Seçmen olabilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak lazımdır. Bu şartlar Anayasada değil, 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 8’inci maddesinde öngörülmüştür.

1. Kısıtlı Olmamak

298 sayılı Kanunun 8’inci maddesi, kısıtlı olanların seçmen olamayacağını belirtmektedir. Ancak bu kanun kimlerin “kısıtlı” olduğunu açıklamamaktadır. O halde kısıtlılık konusunda Türk Medenî Kanununa bakmak gerekecektir. Hacir, “reşit olan fakat korunmaları gereken şahısların fiil ehliyetlerinin mahkeme tarafından tamamen kaldırılması veya sınırlandırılmasıdır”[44]. Türk Medenî Kanununu 335 ve devamı maddelerine göre akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, israf, ayyaşlık, suihal (kötü hal), suiidare (kötü idare), bir sene ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkumiyet birer hacir sebebidir. Bunlardan başka, bir de “ihtiyarî hacir” vardır. Medenî Kanunun 358’inci maddesine göre, “ihtiyarlığı, malûliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten âciz olduğunu ispat eden her reşit, vesayet altına alınmasını talep edebilir”. Hacir  kararı sulh hukuk mahkemesi tarafından verilir. İşte bu nedenlerle bir sulh hukuk mahkemesi tarafından hacir altına alınanlar seçmen olamazlar. Bunun nedeni açıktır: Kendi işlerini idareden aciz kişilerin devlet yönetimine karışmalarına engel olmak.

2. Kamu Hizmetlerinden Yasaklı Olmamak

298 sayılı Kanunun 8’inci maddesine göre, kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar seçmen olamazlar. Ancak bu Kanun kimlerin “kamu hizmetinden yasaklı” olduğunu açıklamamaktadır. Türk hukuk düzeninde kamu hizmetinden yasaklılık (hidemat-ı ammeden memnuiyet) durumu Türk Ceza Kanununda belirlenmiştir (m.20 ve 31). Bu kanuna göre, kamu hizmetinden yasaklılık, “müebbeden” ve “muvakkaten” olmak üzere iki çeşittir. Beş seneden ağır hapse mahkumiyet, müebbeden kamu hizmetinden yasaklılık sonucunu doğurur. Üç seneden beş seneye kadar ağır hapse mahkumiyet ise, mahkumiyet müddeti kadar kamu hizmetinden yasaklılık sonucunu doğurur.

3. Seçme Hakkına Sahip Olup da Oy Kullanamayacak Olanlar

Anayasamıza göre, silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler oy kullanamazlar (m.67/5).

Anayasamızın 67’nci maddesi “ceza infaz kurumlarında bulunanlar” bakımından, hükümlüler ile tutuklular arasında ayrım yapmaktadır. Hükümlüler  oy kullanamaz. Buna karşılık ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan tutuklular , oy kullanabilirler. Anayasa, bunların oylarının sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirlerin Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edileceğini ve görevli hâkimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılacağını öngörmektedir.

VII. Seçim İlkeleri 

Anayasanın 67’nci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, “seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır”. Buna göre seçimlerle ilgili şu ilkeler öngörülmüştür: Seçimlerin serbestliği ilkesi, genel oy ilkesi, eşit oy ilkesi, gizli oy ilkesi, tek dereceli seçim ilkesi, açık sayım ve döküm ilkesi ve yargı yönetim ve denetimi ilkesi.

Burada geçen ilkeleri tek tek kısaca açıklamak uygun olur:

1. Seçimlerin Serbestliği İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin 2’nci fıkrasında öngörülmüştür. Seçimlerin serbestliği ilkesi vatandaşların hiçbir baskı ve zorlama olmadan oy kullanabilmelerini ifade eder[45]. 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 88’inci maddesi de seçimlerin serbestliği ilkesi doğrultusunda, “hiçbir seçmene sandık başında müdahale, telkin veya tavsiyede bulunulamaz” demektedir. Kapalı oy verme yerinin yerleştiği mahallin yüz metre mesafesi içinde kalan çevreye “sandık alanı” denir (298 s. K., m.81). Bu alanda, seçiminin tam bir serbestlikle oy kullanmasına engel olmaya kalkışanları, sandık kurulu başkanı alan dışına çıkartır. Bu alanda suç işleyenleri zabıtaya teslim eder (298 s. K., m.82)

Bu ilke ayrıca oy vermenin bir mecburiyet haline getirilemeyeceğini de ifade eder. Ancak, ülkemizde 1982 Anayasasının 175’inci maddesini değiştiren 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı Kanun ile “halk oylamasına, milletvekili genel ve ara seçimlerine ve mahallî genel seçimlere iştiraki temin için, kanunla para cezası dahil her türlü tedbir alınır” hükmü getirilmiştir. Teorik olarak millî egemenlik anlayışında, seçimin bir “görev”, halk egemenliği anlayışında ise bir “hak” olduğu, bu nedenle millî egemenlik sistemlerinde seçime katılmanın “zorunlu” hale getirilebileceği, ama halk egemenliği sistemlerinde seçimlere katılmanın “ihtiyarî” olduğu iddia edilmiştir[46]. Bu nedenle, millî egemenlik ilkesini benimseyen Anayasamızda seçimlere katılma mecburiyetinin getirilmesinin bu ilkeyle uyum içinde olduğu savunulabilir.

Kanımızca, yukarıdaki sonuç teorik olarak ne kadar tutarlı olursa olsun, seçimlere katılma mecburiyeti getiren bu hükmü seçimlerin serbestliği ilkesi ile bağdaştırmak güçtür. Seçimlerin serbestliği ilkesi, sadece oy verirken bir baskı olmaması değil, sandık başına gidip gitmemenin de serbest olması anlamına gelir. Bu hükmün seçimlere katılma oranını yükseltmek amacıyla konulduğu ve millî iradenin daha sağlıklı bir şekilde yansıması amacını güttüğü düşünülebilir. Ancak, seçimlere katılma oranının düşük olmasının, demokrasiyi zayıflatan bir unsur olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Bugün demokratikliklerinden kuşku edilmeyen Batı Avrupa ülkelerinde seçimlere katılma oranı ülkemize göre daha düşüktür. Bu oran genelde % 60’lar civarında seyreder. Bu oranın % 70’in üzerinde olması seçime katılma oranının yüksek olduğu şeklinde yorumlanır. Ülkemizde genelde seçimlere katılma oranı, para cezasının öngörülmediği seçimlerde de % 80’lerin altına pek düşmemektedir. Ancak, seçimlerin serbestliği ilkesi de seçimlere katılma mecburiyeti de Anayasa ile getirildiğinden bunların arasında hukuken çelişki değil, özel hüküm genel hüküm ilişkisi olabilir. Kanımızca, seçimlere katılma mecburiyeti, seçimlerin serbestliği ilkesine göre özel hükümdür; ve lex specialis derogat legi priori kuralı gereği uygulanır.

2. Genel Oy İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülmüştür. Genel oy, cinsiyet, ırk, servet, vergi ve öğrenim durumu gibi sınırlamalara tâbi olmaksızın bütün vatandaşların oy hakkına sahip olmasını ifade eder[47]. Oy hakkı, 19’uncu yüzyıla kadar servet, vergi şartlarıyla sınırlandırılıyordu.

Türkiye’de 1876 Kanun-u Esasîsi döneminde, 28 Ekim 1876’da yürürlüğe konulan “Talimat-ı Muvakkate” ismini taşıyan seçimleri düzenleyen bir talimat, birinci seçmen olabilmek için “emlake mutasarrıf olmak” şartını arıyordu. 1908 tarihli İntihab-ı Mebusan Kanun-u Muvakkatine göre ise, seçmen olabilmek için “doğrudan doğruya Devlete az çok vergi verme” şartı getiriliyordu. 3 Nisan 1923 tarihli 320 sayılı İntihab-ı Mebusan Kanun-u Muvakkatinin Bazı Mevaddını Muaddil Kanun ile bu şart kaldırılarak genel oy ilkesi benimsenmiştir[48].

Diğer yandan yakın zamanlara kadar da kadınlara oy hakkı tanınmıyordu[49]. Örneğin, kadınlara oy hakkı, Fransa’da 1944’te, İtalya’da 1946’da, Belçika’da 1948’de, İsviçre’de 1971 yılında tanınmıştır. Türkiye’de ise kadınlara oy hakkı 1934 yılında tanınmıştır[50].

Genel oy hakkının yaş, kısıtlılık, mahkumiyet gibi bazı durumlarda sınırlandırılabileceği kabul edilmektedir. Bunları yukarıda, seçmen olabilmenin şartları olarak gördük. O nedenle tekrar görmüyoruz.

3. Eşit Oy İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülmüştür. Eşit oy ilkesi, her seçmenin bir tek oya sahip olması demektir[51]. Bu ilke, içinde bulundukları sosyal, ekonomik, kültürel durum ne olursa olsun, herkesin sadece bir tek oy kullanabilmesini öngörür[52]. Tarihte çeşitli ülkelerde bunun istisnaları öngörülmüştür. Örneğin aile reislerine, belli bir düzeyden fazla öğrenim görmüş olanlara, belli kamu görevlerinde bulunanlara birden çok oy hakkı tanınmıştır[53].

4. Tek Dereceli Seçim İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin 2’nci fıkrasında öngörülmüştür. Tek dereceli seçimde, seçmenler milletvekillerini doğrudan doğruya seçerler. Buna karşılık iki-dereceli seçimde, seçmenler önce “ikinci seçmen” adı verilen seçmenleri seçerler. Bunlarda, milletvekillerini seçerler. Ülkemizde, 1946 yılına kadar iki-dereceli  seçim uygulanmıştır. İlk defa 1946 seçimleri tek dereceli olarak yapılmıştır[54].

5. Gizli Oy İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin 2’nci fıkrasında öngörülmüştür. Oyun gizli verilmesi, seçmenin iradesinin her türlü baskıdan uzak biçimde kullanabilmesini sağlar[55]. Aslında gizli oy, seçimin serbestliği ilkesinin bir koşuludur[56]. Kimin hangi partiye oy verdiği bilinirse, o kişi hakkında daha sonra baskı kurulabilir. Bundan çekinen kişiler, oyun açık olması nedeniyle, aslında kendi istemediği bir partiye oy vermek zorunda kalabilirler. Gizli oy ilkesi, demokrasinin temel taşlarından biridir. Ülkemizde, gizli oy ( rey-i hafi) ilkesi ilk kez 1876 Kanun-u Esasîsinin 66’ncı maddesiyle öngörülmüştür. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu bu bakımdan 1876 Kanun-u Esasîsinden geridir. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, gizli oy ilkesini öngörmemiştir. Tek parti döneminde yapılan seçimlerde gizli oy ilkesi uygulanmamıştır. Ülkemizde Cumhuriyet döneminde, ilk kez gizli oy ilkesi 1948 tarih ve 5258 sayılı Seçim Kanunuyla getirilmiştir[57]. Ve gizli oy ilkesinin uygulandığı ilk seçimler olan 1950 seçimlerinde de CHP iktidarı devrilmiş, Demokrat Parti seçimleri tek başına ezici bir oy çoğunluğuyla kazanmıştır. Bu örnek gizli oy ilkesinin demokrasi için önemini gösterir niteliktedir.

26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun gizli oy ilkesini uygulamak için gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Buna göre, seçmen oyunu “kapalı oy verme yeri”inde kullanır. Kapalı oy verme yeri, “içerisi dışarıdan gözetlenemeyecek” şekilde olur (m.76). Keza, “bir seçmen, kapalı oy verme yerinden dışarı çıkmadıkça hiç kimse oraya giremez” (m.92). Seçmen, “oy pusûlasını kapalı oy verme yerinde, kendi eliyle katlayıp” “üzeri mühürlü oy zarfı”na koyar (m.75). Seçmen zarfı “sandığa bizzat atar” (m.93).

Ülkemizde bu şekilde oy kullanılır. Postayla oy kullanmak, veya birtakım elektronik usûller ile oy kullanmak mümkün değildir[58].

6. Açık Sayım ve Döküm İlkesi

Açık sayım ve döküm ilkesi 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülmüştür. Bu ilke oyların sayımının ve dökümünün alenî olarak yapılmasını ifade eder. Bu ilke seçmenin iradesinin sonradan değiştirilmemesini, kısaca seçimin dürüstlüğünü sağlayan önemli bir ilkedir[59]. Oyların nasıl sayılacağı 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 95 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 98’inci maddeye göre, sandık, “oy verilen yerde hazır bulunanların gözü önünde açılır”. Zarflar yine orada bulunanların gözü önünde açılır ve oylar aynı şekilde sayılır (m.100). Ülkemizde açık sayım ve döküm ilkesi ilk defa 1950 seçimlerinde uygulanmıştır. Bilindiği gibi bu seçimlerde de iktidar değişmiştir.

7. Seçimlerin Yargı Organlarının Yönetimi ve Denetimi Altında Yapılması İlkesi

Bu ilke 1982 Anayasasının 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülmüştür. Bu ilkenin amacı, seçimlerin serbestliğini ve dürüstlüğünü sağlamaktır. Seçim işlerinin yönetim ve denetimini idarî ve siyasî organlara bırakılması seçimlerin dürüstlüğü açısından sakıncalı olabilmektedir[60].

Ülkemizde 1954 yılına kadar, seçim tutanaklarına ilişkin itirazlar, Yüksek Seçim Kurulunun sunduğu rapor üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisince kesin karara bağlanmaktaydı. 17 Şubat 1954 tarih ve 6272 sayılı Kanun ile bu yetki doğrudan Yüksek Seçim Kuruluna tanınmıştır[61]. 1961 Anayasası de seçimlerin yargı yönetimi ve denetimi altında yapılması ilkesini açıkça kabul etmişti. Ülkemizde seçimlerin yönetimi ve denetiminin nasıl yapıldığını yukarıda Yüksek Seçim Kurulunu incelediğimiz kısımda gördük[62].

VIII. Seçim Çevreleri

Seçim çevreleri 1982 Anayasasında değil, Milletvekili Seçimi Kanununda düzenlenmiştir. Milletvekili Seçimi Kanunu, seçim çevrelerini ve her seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısını belirleme görevini Yüksek Seçim Kuruluna vermiştir (m.5).

1983 yılına kadar Türkiye’de her il bir seçim çevresi olarak kabul ediliyordu[63]. 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu bu sistemi değiştirmiş, nüfusu fazla olan illerin birden fazla seçim çevresine bölünmesi esasını getirmiştir. Seçim çevrelerinin tespiti usûlü 1983’ten sonra her seçime gidilirken Milletvekili Seçimi Kanunu değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir. Son düzenleme 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun ile yapılmıştır.

Milletvekili Seçimi Kanununun 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun ile değişiklik 4’üncü maddesinde açıklanmıştır. Buna göre, illerin çıkaracağı milletvekili sayısının tespitinde toplam milletvekili sayısından her ile önce bir milletvekili verilir. Sonra, son genel nüfus sayımı ile belli olan Türkiye nüfusu, illere verilen milletvekili sayısı çıkarıldıktan sonra kalan milletvekili sayısına bölünmek suretiyle bir sayı elde edilir. İl nüfusunun bu sayıya bölünmesine ile her ilin ayrıca çıkaracağı milletvekili sayısı tespit olunur. Bu işleme göre nüfusu milletvekili çıkarmaya yetmeyen illerin nüfusları ile artık nüfus bırakan illerin artık nüfusları büyüklüklerine göre sıraya konulur ve ilk hesapta iller arasında bölüştürülmemiş bulunan milletvekillikleri bu sıraya göre dağıtılır.

Yapılan tespit sonunda çıkaracağı milletvekili sayısı 18’e kadar olan iller bir seçim çevresi sayılır. Çıkaracağı milletvekili sayısı 19’dan 35’e kadar olan iller iki seçim çevresine, 36 ve daha fazla olan iller üç seçim çevresine bölünür[64].

Kanunun 4’üncü maddesine göre, bir il kendi içinde birden fazla seçim çevresine bölünürken şu esaslara dikkat edilir.

“a) Seçim çevreleri, mümkün olduğu ölçüde eşit veya birbirine yakın sayıda milletvekili çıkaracak şekilde oluşturulur.

b) Mümkün olduğu ölçüde ilçelerin mülkî bütünlüğü dikkate alınır.

c) Aynı seçim çevresinde yer alacak ilçelerin nüfus ve coğrafî yakınlıkları ile ulaşım imkânları göz önünde bulundurulur”[65].

IX. Adaylık

10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 12’nci maddesinin ilk şekli seçime katılan siyasal partilerin katıldıkları her seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısının iki katı aday göstermelerini şart koşmuştu. Bununla partili adaylar arasında seçmenlerin de bir tercih yapabilmelerine imkân sağlanmak istenmiştir[66]. Aynı dönemde kabul edilen 22 Nisan 1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 37’nci maddesinin ilk şekli bir “ön seçim” sistemi ile milletvekili adaylarının belirlenmesini öngörüyordu. 28 Mart 1986 tarih ve 3270 sayılı Kanun ile bir yandan Milletvekili Seçimi Kanununun 12’nci maddesi değiştirilerek iki katı aday gösterme zorunluluğunu kaldırmış; diğer yandan da Siyasî Partiler Kanununun 37’nci maddesi değiştirilerek ön seçim yapma zorunluluğu kaldırılmıştır. 22 Nisan 1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 37’nci maddesinin değişik şekline göre, aday belirleme işini siyasal partilerin “tüzüklerinde belirleyecekleri usûl ve esaslardan biri veya birkaçı ile yapabilirler”. Böylece yeni Kanun aday tespiti işini siyasal partilerin bir iç sorunu saymış ve ön seçim zorunluluğunu kaldırmıştır. Yeni sisteme göre, siyasal partiler aday tespitinde ön seçim usûlünü kullanabilecekleri gibi, bir başka usûlü de, örneğin “merkez yoklaması” usûlünü de uygulayabilirler. Eğer parti tüzükleri ön seçim usûlünü benimsemişse, ön seçim, 22 Nisan 1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununda belirtilen usûllere göre olur. Bu değişik hakkında Anayasaya aykırı olduğundan bahisle Anayasa Mahkemesi iptal davası açılmış ise de, Anayasa Mahkemesi K.1987/11 sayılı  Kararında ön seçim zorunluluğun kaldırılmasında Anayasaya aykırılık görmemiştir. Zira Yüksek Mahkemeye göre, ön seçim zorunlu olmaktan çıkarılmışsa da, tümden dışlanmamıştır. Ön seçim yapmak isteyen partilerin bunu yapması mümkündür[67]. Buna karşılık, 3403 sayılı Kanunun 18’inci dönem milletvekili genel seçimlerinde ön seçim yapılamayacağını öngören 8’inci maddesini Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir. Mahkemeye göre, ön seçim imkânının yasaklanması, partilerin iç işlerine demokrasi ilkelerinden uzaklaşarak bir müdahale yapılması anlamına gelir. Bu ise Anayasanın 69’uncu  maddesiyle bağdaşmaz[68].

X. Seçim Sistemi

Türkiye’de uygulanan seçim sistemini görmeden önce, kısaca seçim sistemleri hakkında bilgi vermek uygun olur.

A. Genel Olarak Seçim Sistemleri[69]

Seçim sistemleri oyların değerlendirilişi, yani oyların sandalyeye dönüştürülmesinde kullanılan usûl açısından “çoğunluk sistemi” ve “nispî temsil sistemi” olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Çoğunluk Sistemi

Çoğunluk sisteminin de, “basit (tek-turlu) çoğunluk ” ve “mutlak (iki-turlu) çoğunluk ” olmak üzere iki çeşidi vardır. İngiltere ve Amerika’da uygulanan tek-turlu çoğunluk yani basit çoğunluk sisteminde, en çok oy alan parti, o seçim çevresinin bütün milletvekillerini kazanmış olur[70]. İki-turlu yani  mutlak çoğunluk sisteminde ise, seçimler iki turludur. Birinci turda, bir parti oyların mutlak çoğunluğunu, yani yarıdan bir fazlasını elde edebilirse, o seçim çevresinde seçimi kazanmış olur. İkinci tura gerek kalmaz. Buna karşılık, ilk turda hiçbir parti mutlak çoğunluğu sağlayamamışsa, iki hafta sonra bu seçim çevresinde ikinci tur oylama yapılır. Bu tura ilk turda en çok oy almış iki parti katılır. İkinci turda mutlak çoğunluk aranmaz. En çok oy alan parti kazanır[71].

2. Nispî Temsil Sistemi

Nispî temsil sisteminde ise, her parti aldığı oy oranında milletvekili çıkarır. Bu sistemde yapılan ilk işlem, “seçim kotası”nın bulunmasıdır. Bu kota, bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oylar toplamının o seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısına bölünmesiyle bulunur. Bu sayı bulunduktan sonra, partilerin o seçim çevresinde aldığı oylar bu sayıya bölünerek partilerin kaç milletvekili çıkaracağı bulunur. Ne var ki, partilerin aldığı oylar seçim kotasının tam katı olmadığından ve bazı partilerde seçim kotasını altında kaldığından, bu işlem sonucunda bir kısım oylar artar ve dolayısıyla bazı milletvekilliklerinin de paylaştırılamamış olarak kaldığı görülür[72]. İşte bu artık milletvekilliklerinin dağıtılış usûlüne göre de nispî temsil sisteminin değişik çeşitleri vardır.

Bunlardan biri millî bakiye  (ulusal artık) sistemidir . Bu sistemde ülke düzeyinde bütün artık oylar ve artık milletvekillikleri tek bir merkezde toplanır. Yurt düzeyindeki artık oylar toplamı, artık milletvekillikleri toplamına bölünerek “ulusal seçim kotası” bulunur. Sonra, her partinin artık oylar toplamı bu kotaya bölünerek her partinin ulusal artıktan ne kadar milletvekili verileceği saptanır[73].

Nispî temsil sisteminin diğer çeşitlerinde, artık milletvekillikleri ülke düzeyinde değil, seçim çevresi düzeyinde dağıtılır. Seçim çevresi düzeyinde artık oyları dağıtmanın ilk usûlü en büyük artık usûlüdür . Bu usûlde, artık milletvekillikleri artık oyların büyüklüğüne göre dağıtılır. Seçim çevresi düzeyinde artık oyları dağıtmanın ikinci usûlü en kuvvetli ortalama usûlüdür . Bu sistemde partilerin aldığı oylar, onların ilk dağıtım sonucunda kazandıkları milletvekili sayısına bölünür ve artık milletvekillikleri, bu ortalamaların büyüklük sırasına göre dağıtılır[74].

Nispî temsil sisteminin üçüncü çeşidi ise, d’Hondt usûlüdür [75]. d’Hondt usûlü artık oy bırakmayan bir usûldür. Bunu aşağıda ayrıntılarıyla göreceğiz.

B. Türkiye’deki Seçim sistemi

1982 Anayasası, kendisinden önceki anayasalar gibi, seçim sistemine ilişkin bir hüküm koymamıştır. Bu sorunun çözümünü kanun koyucuya bırakmıştır. Ülkemizde seçim sistemi seçim kanunlarıyla düzenlenmiştir. Yasama organı, seçim sistemi konusunda isterse çoğunluk sistemini, isterse nispî temsil sistemini seçebilir. Yasama organı bunların bir karmasını da yapabilir[76].

1. Nispî Temsil Sistemi - d’Hondt Usûlü

10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu nispî temsil sistemini benimsemiştir (m.2). Nispî temsil sistemi içinde de d’Hondt usûlünü kabul etmiştir. Kanunun 34’üncü maddesine göre, seçime katılmış siyasî partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oy sayıları da hizalarına yazılır. Siyasî partilerin oy sayıları önce bire, sonra ikiye, sonra üçe... ilah. o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar ile bağımsız adayların aldıkları oylar ayrım yapılmaksızın en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. Seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısı kadar bu payların sahibi olan partilere ve bağımsız adaylara rakamların büyüklük sırasına göre milletvekili tahsis olunur.

Bunu bir örnek ile açıklayalım (örnek seçim çevresinin 5 milletvekili çıkardığı ve bu seçimlerde 100.000 geçerli oyun kullanıldığı varsayılmıştır):

Partiler

1’e Bölme

2’ye Bölme

3’e Bölme

4’e Bölme

5’e Bölme

A Partisi

36.000

18.000

12.000

8.000

7.200

B Partisi

30.000

15.000

10.000

7.500

6.000

C Partisi

24.000

12.000

8.000

6.000

4.800

D Partisi

10.000

5.000

3.333

2.500

2.000

 Şimdi en büyük beş rakamı büyüklük sırasına göre sıralayalım:

36.000

A Partisi

30.000

B Partisi

24.000

C Partisi

18.000
A Partisi

15.000

B Partisi

Buna göre partilerin çıkaracağı milletvekili sayısı şöyledir:

A Partisi: 2 milletvekili

B Partisi: 2 milletvekili

C Partisi: 1 milletvekili

D Partisi: 0 milletvekili

2. Baraj

10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 33’üncü maddesinde “ülke barajı ” da denilen bir “genel baraj” kabul etmiştir. Bu Kanunun 33’üncü maddesine göre, genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde de ara seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların % 10’unu geçmeyen partiler milletvekili çıkaramazlar. Yüzde 10’luk genel barajın getirilmesinin altında küçük partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisine girmesini engellemek suretiyle istikrar yaratmak amacı yatmaktadır.

10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu 1995 yılına kadar bir de “seçim çevresi barajı” ismi verilen bir baraj öngörmüştü. Bu baraj, bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların toplamının o çevreden seçilecek milletvekili sayısına bölünmesi ile elde edilmekteydi. Örneğin 5 milletvekili çıkaran bir seçim çevresinde 100.000 geçerli oy kullanılmışsa, seçim çevresi barajı 25.000 idi. Yani yüzde olarak ifade edersek % 25 idi. Böyle bir seçim çevresinde 25.000 oy alamamış partiler, milletvekili dağıtımına katılamazlardı. Yani milletvekillikleri bu barajı aşan partiler arasında d’Hondt formülüne göre dağıtılırdı.

10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun seçim çevresi barajını öngören 34’üncü maddesi 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun ile tekrar düzenlendi. Yeni düzenlemede de eski düzenlemede olduğu gibi, seçim çevresi barajının bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının o çevreden çıkarılacak milletvekili sayısına bölünmesiyle bulunacağı belirtiliyor; ancak, iki veya üç milletvekili çıkaran çevrelerde bu baraj % 25 olarak sınırlandırılıyordu. Bu sınırlandırma olmazsa, iki milletvekili çıkaran yerlerde seçim çevresi barajı % 50, üç milletvekili çıkaran yerlerde % 33.33 oluyordu. 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası açıldı. Anayasa Mahkemesi K.1995/59 sayılı Kararıyla, genel barajı değil, ama sadece seçim çevresi barajını “temsilde adalet” ilkesine aykırı görerek iptal etmiştir[77]. Yasama organı genel barajlı ve seçim çevresi barajlı bir seçim sistemi öngörmüştü. Anayasa Mahkemesi kararıyla yasama organının bu iradesi başkalaştırılmış oldu. Zira, Anayasa Mahkemesi kararından sonra ve bu gün ülkemizde uygulanan sistem tek barajlı d’Hondt sistemidir. Yani mevcut seçim sistemini yasama organı değil, Anayasa Mahkemesi belirlemiş durumdadır. Bu ise, Anayasanın “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” diyen 153’üncü  maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından tipik bir ihlalidir. Ayrıca şunu da belirtelim ki, seçim çevresi barajını, 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun değil, bu Kanunun değiştirdiği 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu getirmişti. 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun, yeni bir seçim çevresi barajı getirmiyor, tersine 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Kanunun getirmiş olduğu seçim çevresi barajını iki ve üç milletvekili çıkaran seçim çevreleri için sınırlıyordu. Eğer 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı Kanun bu değişikliği yapmasaydı, Anayasa Mahkemesi seçim barajını iptal etme imkânına kavuşamayacaktı.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı hem hukuka, hem de demokrasi mantığına aykırıdır. Anayasa, seçim sistemini belirleme yetkisini yasama organına bırakmıştır. Bu iptal kararı ise bu yetkinin Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılması sonucunu doğurmuştur. Keza bir demokraside kanun koyma yetkisi, atanmış hâkimlere değil, halkın temsilcilerinden oluşan parlâmentoya aittir.

3. “Temsilde Adalet” ve “Yönetimde İstikrar ” İlkeleri

1982 Anayasasının 67’nci maddesine 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı anayasa değişikliği kanunuyla bir son fıkra eklenmiş ve “seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak şekilde düzenlenir” denmiştir. Yani seçim kanunlarının izlemesi gereken iki ilke konulmuştur: “Temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar”[78]. Bu iki ilkenin olumlu ilkeler olduğu şüphesizdir. Ancak bu iki ilkenin birbiriyle çatışan ilkeler olduğu da bir gerçektir. Çatışan olumlu değer, birbirini götürür ve ortaya olumsuz bir değer çıkarır. Kanımızca, birbiriyle çatışan iki olumlu değerin uzlaştırılması zaten mantıken mümkün değildir.

Seyfettin Gürsel , nasıl bağdaştırılabileceğini araştırmış ve bu iki ilkeyi ideal bir şekilde bağdaştıracak bir seçim sistemi tasarlamanın imkânsız olduğu sonucuna ulaşmıştır. Temsilde adalet ne kadar ideale yakın ölçüde sağlanırsa, istikrar o derecede bozulacaktır[79]. Diğer bir ifadeyle, ülkemizdeki siyasal parçalanma mevcut düzeyini koruduğu sürece, hem adaletli, hem de istikrara yönelik bir seçim sistemi tasarlamak olanaksızdır[80]. Gürsel incelemesinde Türkiye’de ya “adaletsiz ama istikrarlı” ya da “adaletli ama istikrarsız” bir seçim kanununa ihtiyacı olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, Anayasanın 67’nci maddesinde yer alan “temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” ilkelerinin Anayasadan çıkartılmasını önermektedir[81].

Bu nedenle, yasama organına, önceden farklı olarak Anayasanın yol gösterdiğini söylemek oldukça güçtür. Dolayısıyla 1995 öncesine göre bir şeylerin değiştiğini söylemek mümkün değildir. Ancak değişen bir şey vardır. Artık Anayasa Mahkemesinin seçim kanunlarını çok kolayca denetleyebilecektir. 1995 öncesi Anayasada Anayasa Mahkemesi seçim kanunlarını denetlemesine kriter oluşturacak seçim sistemleri açısından Anayasada bir hüküm yoktu. Şimdi Anayasa Mahkemesi 67’nci maddenin son fıkrasında geçen “temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” ilkelerine dayanarak seçim kanunlarını denetleyebilir ve iptal edebilir. Ancak temsilde adalet ve yönetimde istikrarın hangi ölçüde “bağdaştırılacağı”, hangisine ağırlık verileceği aslında hukukî değil, siyasî bir sorundur. Bu açıdan yapılacak bir denetim hukukîlik değil, yerindelik denetimine yol açar.

* * *

TBMM üyelerinin seçimini bu şekilde gördükten sonra, şimdi izleyen bölümde milletvekillerinin hukukî statüsünü inceleyeceğiz.


 


[1].   Bu konuda bkz.: Cem Eroğul, Türk Anayasa Düzeninde Cumhuriyet Senatosunun Yeri, Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1977, passim.

[2].   Bu konuda genel olarak bkz.: Oya Araslı, Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972, passim.

[3].   Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, Beşinci Baskı, 1998, s.259.

[4].   Kemal Gözler, “Vatandaşlık ve Milletvekilliği”, Lliberal Düşünce, Cilt 4, Sayı 16, Güz 1999, s.90-91.

[5].   Türk Anayasasında ve Türk Vatandaşlığı Kanununda çifte vatandaşlığa engel bir hüküm yoktur. Tersine, 2383 sayılı Kanunla değişik 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 22’nci maddesinde, başka bir devlet vatandaşlığını kazanmak isteyen kişiye İçişleri Bakanlığınca “izin belgesi” verileceği öngörüldüğüne ve Türk Vatandaşlığı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 32’nci maddesinde Türk vatandaşlığını korumak isteyip istemediği sorulduğuna göre bir Türk vatandaşının aynı zamanda yabancı bir devletin vatandaşı olması mümkündür.

[6].   Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1997, Cilt 14, s.460.

[7].   Ergin Nomer, Vatandaşlık Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, Onbirinci Baskı, 1997, s.32.

[8].   Rakamlar Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.259’dan alınmıştır.

[9].   Sabuncu, op. cit., s.129.

[10]. Teziç, Anayasa Hukuku op. cit., s.259.

[11]. Turgut Akıntürk, Medenî Hukuk, Ankara, Savaş Yayınları, 1994, s.259

[12]. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.415.

[13]. Ibid.

[14]. Ibid., s.422.

[15]. Ibid., s.423.

[16]. Nevzat Toroslu, “Ertelenmiş Mahkumiyetin Memuriyete Etkisi”, Prof. Dr. Jale G. Akipek’e Armağan, Konya, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1991, s.95’ten nakleden Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.426.

[17]. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.426. Aslında Onar, bunun milletvekilliğinin düşmesi için söylemektedir.

[18]. Bu konudaki tartışmalar için bkz. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.427-433.

[19]. İtalikler bize ait.

[20]. Nevzat Toroslu, “Yüz Kızartıcı Suçlar”, Denetim, Yıl 6, Sayı 73, Ocak- Subat 1992, s.20-22’den nakleden Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.420.

[21]. Bu içtihatlar konusunda bkz. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.417-421.

[22]. Yüksek Seçim Kurulunun 12 Şubat 1985 tarih ve 76 sayılı Kararı, Yüksek Seçim Kurulu Kararları: 1985 Yılı, Ankara, 1986, s.23-24’ten nakleden Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.421.

[23]. Arsel, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.200.

[24]. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.435.

[25]. Bkz. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.435.

[26]. Bu konuda bkz. Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, op. cit., s.436. Yüksek Seçim Kurulunun aksi yönde kararları da vardır. Örneğin 26 Aralık 1988 tarih ve 311 sayılı Kararı, Resmî Gazete, 11 Ocak 1989, Sayı 20046.

[27]. Örneğin XVIII’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin 29 Kasım 1987 günü yapılmasına 17 Ekim 1987 tarih ve 3404 sayılı Kanunla karar verilmiştir (Resmî Gazete, 19 Ekim 1987, Sayı 19609). Keza, XIX’uncu Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin 20 Ekim 1991 günü yapılmasına 24 Ağustos 1991 tarih ve 3757 sayılı Kanun ile karar verilmiştir (Resmî Gazete, 26 Ağustos 1991, Sayı 20972).

[28]. Anayasa Mahkemesi, 9 Ekim 1987 Tarih ve E.1987/23 ve K.1987/27 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.387.

[29]. Ibid.

[30]. Ibid.

[31]. Bu konuda bkz. Tunçer Karamustafaoğlu, Yasama Meclislerini Fesih Hakkı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, s.203-205.

[32]. Ibid., s.203-204.

[33]. Anayasa Mahkemesi, 25 Mart 1999 Tarih ve E.1999/12, K.1999/5 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 2, s.395.

[34]. Anayasa Mahkemesi, 26 Mart 1999 Tarih ve E.1999/14, K.1999/6 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 2, s.407.

[35]. Ibid., s.398.

[36]. Anayasa Mahkemesi, 26 Mart 1999 Tarih ve E.1999/14, K.1999/6 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 2, s.406.

[37]. Bu konuda etraflı bilgi için bkz. Karamustafaoğlu, Yasama Meclislerini Fesih Hakkı, op. cit., s.105-126.

[38]. Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.83.

[39]. Resmî Gazete, 2 Mayıs 1961, Sayı 10796.

[40]. 17 Mayıs 1979 tarih ve 2234 sayılı Kanun ile değişik 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, m.15.

[41]. Aynı Kanun, m.18, 19.

[42]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.269.

[43]. Ibid., s.241.

[44]. Akıntürk, op. cit., s.259

[45]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.63.

[46]. Teziç, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.245.

[47]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.62.

[48]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.237.

[49]. Bu konuda bkz. Tunçer Karamustafaoğlu, Seçme Hakkının Demokratik İlkeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1970, passim.

[50]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.62.

[51]. Ibid., s.63.

[52]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.249.

[53]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.63; Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.249.

[54]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.64; Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.244.

[55]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s,251.

[56]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.251.

[57]. Ibid.

[58]. Bu arada belirtelim ki, bu nedenle “internet yoluyla demokrasi” vs. hukuk sistemimizde mümkün değildir.

[59]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.64.

[60]. Ibid.

[61]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.268.

[62]. Bkz. supra, s.273.

[63]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.239.

[64]. 1983 seçimlerinde milletvekili sayısı yediyi, 1987 ve 1991 seçimlerinde ise milletvekili sayısı altıyı geçen iller birden fazla seçim çevresine bölünmüşlerdir. 1991 seçimlerinde 74 ilde 107 seçim çevresi varken, 1995 seçimlerinde yalnızca üç il (İstanbul, Ankara ve İzmir) bölünmüş ve 80 ildeki toplam seçim çevresi 84 olmuştur (Yüksek Seçim Kurulu, 17 Ekim 1998 Tarih ve 282 Sayılı Karar, Resmî Gazete, 20 Ekim 1998, Sayı 23499, s.10 vd).

[65]. Yüksek Seçim Kurulu, 17 Ekim 1998 tarih ve 282 sayılı Kararıyla, 2839 sayılı Kanunun 3 ve 4 üncü maddelerinin ortaya koyduğu bu hükümler çerçevesinde, 30 Kasım 1997 tarihinde yapılan genel nüfus tespiti dikkate alınmak suretiyle, 550 milletvekilinin 80 ile dağılımı yapmış, 28 milletvekili çıkaracağı tespit edilen Ankara’nın 2; 24 milletvekili çıkaracağı tespit edilen İzmir’in 2; 69 milletvekili çıkaracağı tespit edilen İstanbul’un 3 seçim çevresine bölünmesine karar vermiştir. Milletvekillerinin illere göre dağılımı, bu karara ekli EK: I, EK: II-A, II-B, II-C sayılı cetvellerde gösterilmiştir (Resmî Gazete, 20 Ekim 1998, Sayı 23499, s.10 vd).

[66]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.241.

[67]. Anayasa Mahkemesi, 22 Mayıs 1987 Tarih ve E.1986/17, K.1987/11 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.225.

[68]. Anayasa Mahkemesi, 9 Ekim 1987 Tarih ve E.1987/23, K.1987/27 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.384.

[69]. Genel olarak seçim sistemleri konusunda bkz.: Oya Araslı, Seçim Sistemi Kavramı ve Türkiye’de Uygulanan Seçim Sistemleri (1876-1987), Ankara, 1989; Üstün Ergüder, Seçim Sistemleri ve Türk Demokrasisi, İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayını, 1982; Erdoğan Teziç, Seçim Sistemleri, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1967; Jean-Marie Cotteret ve Claud Emeri, Les systèmes électoraux, Paris, PUF, “Que saus-je?”, 1988; (Türkçesi: Seçim Sistemleri, İstanbul, İletişim Yayınları, 1991

[70]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.231.

[71]. Ibid., s.232.

[72]. Ibid.

[73]. Ibid.

[74]. Ibid.

[75]. Ibid.

[76]. Anayasa Mahkemesi, 2, 4 ve 6 Mayıs 1968 tarih ve E.1968/15, K.1968/13 sayılı Kararında nispî temsil sistemi dışında bir sistemin uygulanmasının Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 6, s.169-175). Ancak Anayasa Mahkemesi, bu yanlış kararından vazgeçerek, 22 Mayıs 1987 tarih ve E.1986/17, K.1987/11 sayılı Kararıyla yasa koyucunun uygun gördüğü bin seçim sistemi benimseyebileceğine karar vermiştir.

[77]. Anayasa Mahkemesi, 18 Kasım 1995 Tarih ve E.1995/54 ve K.1995/59 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 31, Cilt 2, s.800-867.

[78]. Bu konuda ilginç bir değerlendirme için bkz.: Seyfettin Gürsel, “Toplumsal Tercih Kuramı Çerçevesinde Anayasanın 67. Maddesinde Yer Alan Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar İlkelerinin Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1999, Sayı, 16, s.46-68.

[79]. Ibid., s.47.

[80]. Ibid., s.66.

[81]. Ibid.

 


 

Copyright

(c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “TBMM Üyelerinin Seçimi", www.anayasa.gen.tr/tbmm-secim (erişim tarihi)


23 Mayıs 2005
Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr