Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Birinci Sınıf Bahar Dönemi

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU

BİLİMSEL YAZMA KURALLARI

Doç. Dr. Kemal Gözler

 

 

 

 

I. LAW 104: Türk Anayasa Hukuku dersinde hazırlanan ödevler aşağıdaki formatta olacaktır.

Kağıt Boyutu: A4. Kenar boşlukları: üst 3 cm, alt 2 cm, sağ 2,5 cm, sol 2,5 cm.  

Karakter (Font): Times New Roman. Punto Büyüklüğü (Size): Ana Metin, 12 pt. Dipnotlar 10 pt. Satır Aralığı: Tek (Line Spacing: Single).

Tek satır aralığı kullanılacak. Paragraf Aralığı (paragraflar arasındaki boşluk):  6 nokta (Paragraph Spacing After 6 pt). Paragraflar satır başı ile başlayacak. Satır başı 0,7 cm. içerden başlayacak.

Ödev kağıtları sol üst köşeden tel zımba ile zımbalanır. Ödevler, dosya içine veya  naylon gömlek içine konulmaz.

Ödevlerin duyurulan teslim tarihinde teslim edilir. Gecikmiş ödevler kabul edilmez.

 

II. LAW 104: Türk Anayasa Hukuku dersinde ödev hazırlarken aşağıdaki bilimsel yazma kurallarına uyulacaktır.

Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin, 2000, s.117-130'dan alınmıştır.

Yukarıda anayasa hukukunun bilgi kaynaklarının neler olduğunu, bunlara nasıl ulaşılabileceğini ve bunların nasıl okunması gerektiğini gördük. Bilgi kaynaklarını okuyup bilgiye ulaşarak ilk hedefini gerçekleştiren araştırmacının ikinci hedefi, ulaştığı bu bilgileri başkalarına aktarmaktır. Bilgileri başkalarına aktarmanın en bilinen yolu ise yazmadır. Ulaştığı bilgileri başkalarına doğru bir şekilde aktarmayı hedefleyen araştırmacının yazarken izleyeceği birtakım kurallar vardır. İşte çalışmamızın bu bölümünde anayasa hukuku alanında bir ödevin, bir makalenin bir tezin veya bir kitabın yazılmasında uyulması gereken kurallar açıklanmaya çalışılacaktır.

Anayasa hukuku alanında hazırlanacak yazılarda da uyulacak kurallar, genelde “bilimsel yazma kuralları” denen kurallardır. Bu kurallar konusunda yazılmış birçok “bilimsel araştırma ve yazma el kitabı” vardır[1]. Bu eserlerin hemen hemen hepsi genel olarak sosyal bilimlerde araştırma ve yazma üzerinedir. Hukuk alanında bilimsel araştırma ve yazma üzerine Türkçede, bildiğimiz kadarıyla, iki eser vardır[2]. Ancak bunlar esasen özel hukuk alanına ilişkindir. Bu nedenle biz, burada anayasa hukuku alanında hazırlanan bir yazıda uyulması gereken kurallara değinmek istiyoruz.

Bilimsel araştırma ve yazma kitaplarında birtakım not alma, fiş çıkarma, geçici plân yapma gibi yöntemler önerilir. Şüphesiz bu yöntemlerin büyük yararı vardır. Ancak biz şahsen bu alanda bir yöntem önerilemeyeceğini, herkesin kendi yöntemini zamanla geliştirdiğini düşünüyoruz. Kanımızca, bilimsel araştırma kitaplarında açıklanan fiş çıkarma gibi usûller zaman kaybından başka bir işe yaramamaktadır. Keza, yazma da nihayet bir yetenek işidir. Zeki yazarların bir geçici plâna da ihtiyaçları yoktur. Zaten, zeki bir yazar bir konuda yazmayı düşündüğü an dahi, kafasında bir plân kendiliğinden oluşur. Bu konularda yöntemler önermenin pek yararı yoktur. Yapılması gereken, yazan kişinin, nasıl araştırma yapıyorsa yapsın, nasıl çalışıyorsa çalışsın, nasıl yazıyorsa yazsın, neticede birtakım kurallara uymasıdır. Biz bunlara “bilimsel yazma kuralları” diyoruz. Bu kurallara uymak şartıyla isteyen istediği şekilde yazabilir. Biz bu kuralları vermeye ve kişisel tercihimiz olan stilleri belirtmeye çalışacağız. Hepsi bu kadar.

Kısaltmalar[3].- Anayasa hukukunda bilinen bazı kısaltmalar vardır. Bunlardan bir kaçı şunlardır:

AİHS: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

AMKD: Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi

Any.: Anayasa

AY: Anayasa

AYM: Anayasa Mahkemesi

E.: Esas (Sayısı)

HSYK: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

İHAS : İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi

K.: Karar (Sayısı)

KHK: Kanun hükmünde kararname

RG: Resmî Gazete

TBMM: Türkiye Büyük Millet Meclisi

Kısaltmaların yararı zamandan, emekten ve yerden tasarruf sağlanmasındadır. Bununla birlikte kısaltmaların pek çok sakıncası da vardır. Bir kere metnin okunmasını zorlaştırmaktadır. Diğer yandan, kısaltmalar yüzünden özellikle dipnotları adeta bulmacaya dönmektedir. Çok bilinen kısaltmalar dışında kısaltma yapmamak gerekir. Yazısını bilgisayarla kendisi yazan yazarlar için kısaltma yapmamanın zaman ve emek bakımından bir zararı da yoktur. Zira Word programında “araçlar/otomatik düzelt” menüsüne bir kez girilip, kısaltma ve kısaltmanın uzun hali yazılırsa, yapılan her kısaltmayı bilgisayar otomatik olarak uzun hale dönüştürmektedir. Örneğin bu usûlle gerekli kayıtlar yapıldıktan sonra “AMKD” yazınca bilgisayar Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, “TBMM” yazınca “Türkiye Büyük Millet Meclisi” yazmaktadır. Bu arada metni bilgisayar ile kendisi yazan yazarın sıkça kullandığı her kelime için, Word programında “araçlar/otomatik düzelt” menüsü yardımıyla bir kısaltma yapıp (örneğin ilk harfini veya ilk iki harfini) onu kullanmasında önemli zaman tasarrufu olmaktadır. Keza aynı kolaylık, makro kaydederek de mümkündür. Bu daha da pratiktir. Örneğin ctrl tuşu+tek tuşla daha önce girdiğiniz kelimeleri hatta paragrafı otomatik olarak yazdırtabilirsiniz. Ancak, bilmeyenlerin makro kaydetmesi zordur. Keza klavyedeki tuşların normal makrolarını da değiştirme tehlikesi vardır.

Atıf Usûlleri

1. Anayasa Maddelerine Atıf 

Kanunlar şöyle zikredilir: Kabul tarihi, sayısı, ismi (... tarih ve ... sayılı .... Kanunu). Örnek: 6 Kasım 1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu. Biçimsel olarak anayasalar da bir kanundur. Anayasalar da kanunlar gibi numara almakta, kanunlar gibi yayımlanmaktadır. Bu nedenle anayasaları da kanunlar gibi zikretmek[4] gerekir: “7 Kasım 1982 tarih ve 2109 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” gibi. Ancak birkaç anayasa olduğundan bunların uzun uzun tarih ve sayısıyla zikredilmesine gerek yoktur. O nedenle anayasa kısaca kabul edildiği yıl ile zikredilebilir: 1982 Anayasası, 1961 Anayasası gibi.

Anayasalar birbirini izleyen “maddeler”den oluşmuştur. Bir maddenin birden fazla paragrafı varsa, bunlardan her birine “fıkra” denir. Fıkralar ise, “cümle”lerden oluşmuştur. Maddenin içinde 1, 2, 3,... veya a, b, c, ... gibi sıralama varsa bunlardan her birine “bent” denir. Anayasa madde ve fıkra olarak şöyle zikredilir:

Anayasanın 91’inci maddesinin 2’nci fıkrası...

Madde ve fıkra numarasından sonra bazı yazarlar nokta koymaktadırlar. “Anayasanın 91. maddesinin 2. fıkrası” gibi. Kanımca madde ve fıkra numarasından sonra ’nci, ’ıncı, ’inci, ’uncu, ’üncü gibi eklerin kesme işaretiyle birlikte verilmesi daha güzel olmaktadır.

Atıfta kısaltma kullanılacaksa, madde “m.”, fıkra “f.”, bent ise “b.” ile kısaltılır. Çoğunlukla fıkra numarası, madde numarasından sonra “/” işareti konularak gösterilir. Örneğin “AY, m.91/2”, Anayasanın 91’inci maddesinin 2’nci fıkrası demektir. Maddenin son fıkrasına atıf yapılırken şu usûller de kullanılabilir: AY, m.91/son veya AY, m.91 in fine.

2. Anayasa Mahkemesi Kararlarına Atıf Usûlü

Anayasa Mahkemesi kararlarına standart bir atıf usûlü henüz oluşamamıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarını, kimi yazarlar sadece karar tarihiyle, kimileri tarih ve karar sayısıyla zikretmektedirler. Bizce bunlar yetersizdir. Kararın tüm referanslarını saymak gerekir. Metin içinde bir karardan bahsedilirken, “...Anayasa Mahkemesinin 16 Haziran 1970 tarih ve E.1970/1, K.1970/31 sayılı Kararı (AMKD, Sayı 8, s.313-340)...” şeklinde belirtilmelidir. “E.” esas, “K.” karar numarası için kullanılan kısaltmalardır. AMKD ise Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi’nin kısaltmasıdır. Dipnotta ise biz şu şekilde atıf yapılmasını tercih ediyoruz:

Anayasa Mahkemesi, ... tarih ve E. ..., K. ... sayılı Karar (Karara Önerilen İsim), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı, sayfa numarası.

Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 tarih ve E.1970/1, K.1970/31 sayılı Karar (Kamulaştırma Bedeli), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.252-285.

Tarihin ay kısmı rakam olarak kısaltılmamalı, ayın ismi yazılmalıdır. Bu şekilde tarih daha akılda kalıcı olmaktadır. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisini AMKD  olarak kısaltmak adetse de, biz bunu dipnotta uzun uzun yazmanın uygun olduğunu düşünüyoruz. Yukarıda da açıkladığımız gibi, kısaltmalar konusunda, kendi metnini bilgisayarla yazan yazarların zamandan ve emekten tasarruf argümanına itibar etmemeleri gerekir.

Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi nin sadece sayısı belirtilmeli, yayın yılı belirtilmemelidir. Zira derginin üzerinde yazılı yıl kararların verildiği yıl değil, derginin basıldığı yıldır. O nedenle yayın yılının belirtilmesi yanıltıcı olmaktadır.

Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi verilen kararları bir iki yıl gecikmeli izler. O nedenle yeni kararlara atıfta kaynak olarak Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi değil, Resmî Gazete gösterilir. Resmî Gazete uygulamada RG  harfleriyle kısaltılır. Resmî Gazeteye atıf şöyle yapılır: RG, Tarih-Sayı, s. Örnek:

Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998 tarih ve E.1997/2, K.1998/1 sayılı Karar (Refah Partisinin Kapatılması), RG, 22 Şubat 1998, Sayı 23266.

Eğer Resmî Gazete aynı gün ikinci defa olarak çıkmışsa, sayı numarasının yanına parantez içinde (Mükerrer) yazılır.

Metinde Anayasa Mahkemesi kararından bahsedildiği çok açıksa, referansın başına Anayasa Mahkemesi ibaresinin eklenmesine gerek olmayabilir.

Kararların İsimlendirilmesi Sorunu.- Genelde Türk hukuk literatüründe, özelde de Türk anayasa hukuku literatüründe mahkeme kararlarına isim verme geleneği oluşmamıştır. Bu nedenle, kararların hatırda tutulması, birisi bir karardan bahsettiğinde onun hangi karardan bahsettiğinin kolayca anlaşılması mümkün olamamaktadır.

Oysa Fransa’da gerek Conseil d’Etat (Devlet Şurası, Danıştay), gerek Conseil constitutionnel (Anayasa Konseyi) kararlarına isim verilmesi ve herkesin o kararı o isimle zikretmesi âdettir. Conseil d’Etat kararları genellikle davacının adı ile anılır. Örneğin her Fransız hukuk öğrencisi şu ünlü kararları az çok bilir: Blanco, Pelletier, Terrier, Compagnie générale d’éclarage de Bordeaux, Commune Montségur, Dehaene, Rubin de Servens et autres, Canal, Robin et Gadot, Nicolo, vb.

Conseil constitutionnel kararları ise genellikle dava konusu olayın, temel hak ve özgürlüğün, kurumun veya dava konusu olan kanunun ismi ile zikredilmektedir. Loi référendaire, liberté d’association, interruption volontaire de grossesse, fouille des véhicules, liberté d’ensegnement et de conscience, droit de grève à la radio et à la télévision, nationalisations, décentralisations, Maastricht I, Maastricht II, Maastricht III, Loi Falloux, gibi.

Bu şekilde bir karardan bahsedildiğinde herkes hangi karardan bahsedildiğini kolayca anlamaktadır. Oysa, isim yerine falan tarihli, filan sayılı karar dendiğinde bu kararın hatırda kalması mümkün olmamaktadır. Ülkemizde anayasa hukukuna otuz yılını vermiş seçkin hukukçuların dahi, doğru tarih ve sayıyla ezbere zikredebileceği karar sayısı dördü beşi geçmez. Bu herhalde kişilerin kusurundan değil; akılda kalıcı pratik bir usûlün yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Onun için bir an önce, kararlara isim verilmeli, bu kararların bu isimlerle anılması gelenek haline getirilmelidir. Anayasa yargısında davacının ismiyle kararı isimlendirmek pek anlamlı değildir. O nedenle başka bir usûl aranmalıdır. Dava konusu kanunun ismiyle isimlendirmeye gidilebilir. Ancak bazı kanunların isimleri çok uzundur. Bazı kanunların ise orijinal bir ismi yoktur. “Falan tarih filan sayılı kanunun filanca maddesinin değiştirilmesi hakkında kanun” gibi. Böyle isimli bir kanun hakkında Anayasa Mahkemesi kararının kanunun ismine göre isimlendirilmesi mümkün değildir. Bazen kanunun düzenlediği konudan hareket edilerek isim konabilir.

Aslında isimlendirme meselesi resmen halledilebilecek bir mesele değildir. Bu konuda önceden kesin kurallar koymak mümkün değildir. Zamanla doktrinin, o kararı zikrederken kullanacağı isimlerle bu sorun kendiliğinden hallolacaktır. Bazı isimler tutacak, bazıları tutmayacaktır. Ancak, yazarlar bu kararları zikrederken tarih ve sayı numarası ile yetinmeyip birer isim önermeye çalışmalıdırlar. Aslında ülkemizde de Anayasa Mahkemesinin bazı önemli kararlarının bir ismi vardır: Türban kararı, Refah Partisinin kapatılması kararı gibi. Ancak bu kararlara bu isimleri anayasa hukuku doktrini değil, basın-yayın organları takmıştır.

3. Bilimsel Eserlere Atıf Usûlleri

Alıntılar.- Bilimsel eserler bir roman değildir. Her yazar kaçınılmaz olarak kendisinden önce yazılanlardan yararlanacak, onlardan alıntılar yapacaktır. Alıntılar doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki çeşittir.

Doğrudan alıntılar bir başka yazarın cümleleri hiçbir değişiklik yapılmadan olduğu gibi alınır[5]. Üç satırı geçmeyen alıntılar tırnak (guillemet) işareti (“ ”) içinde verilmelidir[6]. Üç satırı geçen doğrudan alıntılar ise, alıntı olduklarının daha ilk bakışta anlaşılması için girintili paragraf olarak ve daha küçük puntolarla verilmelidir[7].

Dolaylı alıntılarda ise yazar bir başka yazarın düşüncesini kendi üslûp ve cümleleri ile ifade eder. Burada alıntılanan düşünce tırnak içinde yazılmaz[8].

Doğrudan alıntıyı sırf dolaylı alıntı haline dönüştürmek için alıntılanan cümlelerin bir iki kelimesini değiştirmek dürüstlükle bağdaşmaz. Bu yönteme maalesef Türk doktrininde çok başvurulur.

İster doğrudan olsun, ister dolaylı olsun, her alıntının kaynağını göstermek gerekir. Bir başka yazardan yararlanıldığı, esinlenildiği ölçüde o yazara atıf yapmak gerekir. Aksi taktirde fikir hırsızlığı (intihal, plagiat) yapılmış olur.

Türk anayasa hukuku literatüründe bilimsel eserlere (kitaplara ve makalelere) atıf konusunda standart usûller henüz tam anlamıyla oluşmamıştır. Kimi yazarlar dipnotta, kimi yazarlar sonnotta, kimi yazarlar ise metin içinde parantez arasında (bağlaç yöntemi) kaynak göstermektedirler. Atıf yapılan kaynağın künye bilgilerinin verilmesinde izlenen sıra ve stil genelde yazarın örnek aldığı yabancı literatürün usûlleridir. Amerikan literatürünü izleyenler, Amerikan usûlünü, Fransız literatürünü izleyenler Fransız usûlünü, Alman literatürünü izleyenler Alman usûlünü kullanmaktadır.

Künye bilgilerinin sırası ve stili konusunda karmaşıklık o kadar fazladır ki, aynı usûlü izleyen iki yazara rastlanmamaktadır. Kimi yazarlar, dipnot atıflarında, yazarın soy ismini büyük harfle, kimileri küçük harfle yazmakta, kimileri önce yazarın soyadını, kimileri ise ön adını yazmaktadır. Kimi yazarlar, kitabın ismini siyah veya italik, kimi yazarlar ise normal harfler ile yazmaktadır. Kimi yazarlar makale isimlerini tırnak içine almakta, kimileri ise almamaktadır. Kimi yazarlar dergi isimlerini siyah veya italik, kimi yazarlar ise normal yazmaktadır. Kimi yazarlar dergi ismine değil, makale ismine vurgu yapmaktadır. Dahası kimi yazarlar kitapların yayınevlerini belirtmekte, kimileri ise belirtmemektedir. Yine kimi yazarlarda yayınevleri şehirden önce, kimi yazarlarda şehirden sonra gelmektedir. Keza, kullanılan kısaltmalarda da bir birlik yoktur.

Bağlaç yöntemi[9] (metin içinde parantez arasında, yazarın soyadı, yayın yılı, sayfa numarasının verilmesi ve bibliyografyada tüm kaynakların soyadı sırasında göre gösterilmesi, “Chicago Manuel of Style”) Türkiye’de siyasal bilimciler ve iktisatçılar tarafından gittikçe yaygın olarak kullanılmaktadır. Türk hukuk literatüründe genel kabul görmüş bir usûl değildir[10]. Bu usûlün daha az yer kaplaması ve daha pratik olması gibi avantajları vardır. Ancak, bu usûlün kullanıldığı referanslarda yazarların ismi akılda kalmakta, kitapların ismi ise hafızaya yerleşememektedir. Diğer yandan, bu usûl özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarına atıf yapmak bakımından elverişsizdir. Zaten bu usûl Amerika’da esasen hukukçular tarafından kullanılmamaktadır. Bununla birlikte bu usûlün gittikçe yaygınlaştığını gözlemlemek gerekir. Örneğin 1999 yılından itibaren hakemli bir dergi statüsüne geçen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi atıf usûlü olarak, kendisine gönderilen makalelerin bu usûlle yazılmış olmasını şart koşmaktadır.

Sonnot usûlü okuyucu için kullanışlı bir usûl değildir. Bu usûlde okuyucu ya kaynakları izlememekte, ya da sol elini okuduğu sayfada, sağ elini de bölümün sonunda bulunan sonnotlar sayfasına koyarak bir o sayfaya, bir bu sayfaya bakmak zorunda kalmaktadır. Sonnot usûlü okuyucu için zahmetlidir.

Kanımca anayasa hukuku alanında sayfanın altında gösterilen dipnot usûlü muhafaza edilmeli, bu dipnotlarda kitabın künye bilgilerinin veriliş sırası ve stilinde standartlaşmaya gidilmelidir. Benim dipnot atıfları için önerilerim şunlardır:

Kitaplara Atıf Usûlü:

Yazarın Adı Soyadı, Kitabın Başlığı, Şehir, Yayınevi, Baskı Sayısı, Yıl, sayfa numarası.

Örnek:

Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı, 1998, s.25.

Makalelere Atıf Usûlü:

Yazarın Adı Soyadı, “Makalenin Başlığı”, Derginin Adı, Cilt, Yıl, Sayı, sayfa numarası.

Örnek:

Mehmet Turhan, “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1‑4, s.63-104.

Kitap veya makalenin yazarları üçten fazla ise ilkinin ismi yazıldıktan sonra “ve diğerleri” anlamına gelen “et al.” kısaltması kullanılır. Yazarların akademik unvanları yazılmamalıdır.

Kitap veya makale çeviri ise, kitap veya makale isminden sonra çevirenin ismi yazılmalıdır. Çeviren, “çev.” olarak kısaltılır.

Derlemedeki Bir Çalışmaya Atıf:

Yazarın Adı Soyadı, “Çalışmanın Başlığı”, in Derleyenin Adı Soyadı (der.), Derlemenin Başlığı, Şehir, Yayınevi, Yayın Yılı, Sayfa Numarası.

Örnek:

Nükhet Turgut, “Türkiye’de Siyasal Muhalefet Olgusu ve Anlayışı”, in Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Yaşar Sarıbay (der.), Türk Siyasal Hayatının Gelişimi, İstanbul, Beta, 1986, s.413-480.

Yayınlanmış Tebliğe Atıf:  

Yazarın Adı Soyadı, “Tebliğin Başlığı”, in Sempozyum Kitabının Adı, Şehir, Yayınevi, Yıl, Sayfa Numarası.

Anayasa hukuku alanında en önemli sempozyum Anayasa Mahkemesi kuruluş yıldönümü münasebetiyle her yıl Ankara’da Anayasa Mahkemesi tarafından Nisan ayının son haftasında düzenlenen Anayasa Yargısı sempozyumudur. Bu sempozyumda sunulan bildiri metinleri, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Yargısı başlığı altında her yıl düzenli olarak yayınlanmaktadır. Bu sempozyum kitapları, Türk anayasa hukuku doktrininde çok önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Halen 15’inci sayısı çıkmış, 16’ncı sayısı baskı aşamasındadır. Ancak bu esere nasıl atıf yapılacağı tereddütlüdür. İkinci sayısından itibaren, sempozyum kitapların sırtına (ön kapağına değil) numara konmaya başlanmıştır. Yazarlar da bu eserdeki tebliğlere atıf yaparken, bu numarayı sanki bir sayı numarası veya cilt numarasıymış gibi kullanmaktadır. Örnek:

Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı, Sayı 14, s.382-465.

Böylece bu sempozyum kitapları sanki bir süreli yayınmış gibi bir havaya bürünmektedir. Bunlar bir dergi değil, sempozyum kitabıdır. Bu nedenle yukarıda örnekte belirtilen usûl aslında hatalıdır. Ancak bu usûl kanımca genel kabul görmüştür. Sürdürülmesi uygun olur. Şu usûlün kullanılmasının daha yerinde olacağını düşünülebilir. Ancak bu atıf usûlü de gereğinden fazla uzundur:

Yazarın Adı Soyadı, “Tebliğin Başlığı”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin ...’ncı Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, Yıl, Sayı, s.

Örnek:

Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 35’nci Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1997, Sayı 14, s.382-465.

Yayınlanmamış Yüksek Lisans ve Doktora Tezlerine Atıf Usûlü :

Yazarın Adı Soyadı, Tezin Adı, (Danışman: Adı Soyadı), Üniversitenin, Fakültenin veya Enstitünün Adı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans/Doktora Tezi, Kabul Yılı, (Tezin Bulunduğu Kütüphane ve Tezin Numarası).

Örnek:

Merih Öden, Türk Anayasa Hukukunda Eşitlik İlkesi, (Danışman: Prof.Dr.Ergun Özbudun), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 1989 (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi, T-0128).

Yayınlanmamış tezlerde danışmanın adının da belirtilmesi uygun olur. Zira yığınla tez vardır ve bunların birçoğunun da düzeyi oldukça düşüktür. Tez sahipleri tanınmamış kişiler olduğundan yazarına bakarak onların değeri anlaşılamaz. O nedenle tezin değeri hakkında danışmanın ismi bir fikir verebilir. Ciddi bir bilim adamının yönetiminde hazırlanan bir tezin de ciddî olacağı varsayılabilir.

Bu bilgiler yeterli olmakla birlikte tezin basılmamış metninin hangi kütüphanelerde bulunduğunun ve kayıt numarasının belirtilmesi uygun olacaktır. Mikrofiş haline getirilmiş yabancı tezlerde mikrofiş haline getiren kurumu (örneğin Fransa’da ANRT) ve onun verdiği mikrofiş numarasını belirtmek de uygun olur.

İnternet Kaynaklarına Atıf Usûlü:  

Yazarın Adı ve Soyadı, “Yazının Başlığı”, Http Adresi, Erişim Tarihi, s.

Örnek:

Nick Szabo, “Commentaires on Hermeunetics”, http.//www.best.com/ ~szabo/hermeneutics.html, 10 Mayıs 1998, s.3.

İnternet kaynaklarına atıf yapılırken http adresi genelde, italik olarak değil, düz olarak yazılmaktadır. Ancak, kanımca bir dergi de yayınlanan makaleye atıf usûlü internet için de örnek alınabilir. Nasıl derginin adı italikle yazılıyorsa http adresinin de italikle yazılması uygun olur.

Bazen internetteki makale kağıt üzerinde çıkan normal bir dergide ilk önce yayınlanmıştır. Bu makale internete daha sonra konmuştur. Araştırmacı makalenin metnine, kağıt üzerinde yayın yapan dergiden değil de, internetten ulaşmışsa, makaleye normal bir dergi gibi atıf yapmalı, sonra parantez içinde http adresini ve erişim tarihini yazmalıdır. Örnek:

Ergun Özbudun “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı 1-4 (http://www.ankara.edu.tr/ law/dergi/10ergun.html, 12 Mart 1999).

Http adresinden sonra erişim tarihinin yazılması unutulmamalıdır. Zira internetteki belgeler sabit değildir. Sayfanın koyucusu tarafından değiştirilebilmektedirler. O nedenle o belgeye ulaşılan tarihin not edilmesi ihmal edilmemelidir.

Eğer internette bulunan sayfanın doğrudan yazıcıdan çıktısı alınıyorsa, Netscape programında çıktı kağıdın sol üst köşesinde web sayfasının adı, sağ üst köşesinde http adresi ve sol alt köşede sayfa numarası ve sağ alt köşede tarih ve saat otomatik olarak yazılmaktadır. Bu en sağlam yoldur. Ama pratik değildir. İnternetten ilgili sayfalar kopyalanıyorsa, sadece metin kopyalanır; http adresi ve tarih kopya edilmez. Daha sonra kaynağa atıf halinde http adresi ve tarih bulunamaz. Bu nedenle, kopya edilirken http adresleri ve tarihler ayrıca bir deftere not edilmeli veya kopya edilen metne girip en üste http adresi ve tarih ayrıca yazılmalıdır.

Aynı Kaynağa Tekrar Atıf :

Biz tekrar atıfta, yazarın soy isminden sonra op. cit., s. kısaltmasının kullanılmasını öneriyoruz. Örnek:

Özbudun, op. cit., s.34.

Araya başka atıf girmeden ikinci atıfta ise Ibid., s. kısaltmasını kullanıyoruz. Eğer yine üst nottaki sayfaya atıf yapılıyorsa sadece Ibid. kısaltmasının kullanılmasını öneriyoruz. Örnek:

1. Özbudun, op. cit., s.34.

2. Ibid., s.38.

3. Ibid.

Eğer çalışmada, bir yazarın birden fazla kitabı veya makalesi kullanılıyorsa, yazarın soyadından sonra, bunların başlığını sonraki atıflarda da tekrarlıyor, op. cit., s. kısaltmasını ondan sonra kullanıyoruz.

Örnek:

Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.45.

Yayınlanmamış Çalışmalara Atıf Yapılmaz.- Atıf konusunda yayınlanmamış çalışmalara atıf yapılamayacağını özenle belirtmek isteriz. Zira yayınlanmamış çalışmalara ulaşma imkanı yoktur. Yayınlanmamış çalışmalara atıf yapılamayacağı ilkesinin tek istisnası, yüksek lisans ve doktora tezleridir. Bunlara atıf yapılabilir. Zira bunların en az bir kopyası otantiktir. Resmen belirli bir kuruma déposé edilmiştir. Bunlara kabul edildikleri enstitüden ve ilgili üniversitenin veya fakültenin kütüphanesinden ulaşılabilir. Bunların dışında yayınlanmamış, kamu için gizli kalan bir çalışmaya atıf yapılması mümkün değildir. Kimi yazarlar, “yayınlanmamış makalelere” atıf yapmaktadır. Örneğin Necmi Yüzbaşıoğlu’nun Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku isimli kitabının çeşitli yerlerinde aynen şöyle bir atıf vardır[11]:

Zafer Üskül, “Türkiye’de Olağanüstü Halin Hukuki Çerevesi”, Yayınlanmamış makale.

Aynı “yayınlanmamış makale” bu kitabın bibliyografyasına da konulmuştur[12]. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi isimli çalışmasında da Zafer Üskül’ün bu “yayınlanmamış makalesi”ne yine atıf yapmıştır[13]. Yayınlanmamış bu makaleyi -yayınlanmamış bir şeye “makale” denebilirse- okuyucu nereden bulabilir? Makaleden yapılan alıntıların otantik olduğunu nereden sınayabilir?

Keza, Türkiye’de birçok yazarın, hatta en ciddilerinin, “Yayınlanmamış Doçentlik Tezi” ibaresiyle birtakım hayalî çalışmalara atıf yaptığını görmekteyiz. Bilindiği gibi YÖK öncesi yıllarda “doçentlik tezi” diye bir tez çeşidi vardı. Ancak bu tezler yürürlükten kalkalı yıllar olmaktadır. Yürürlükteki hukuk düzenimize göre “doçentlik tezi” diye bir şey yoktur. Bu “doçentlik tezleri” hayalîdir. Doktora tezlerine atıf yapılabilmektedir, çünkü bunların en az bir örneği otantiktir, resmen ilgili bir kuruma déposé edilmiştir. Doktora tezi ilgili üniversite kütüphanesinde okuyucuların incelemesine açıktır. Hukuken mevcut olmayan “doçentlik tezleri”nin ise otantik nüshasını bulmak mümkün değildir. Çünkü böyle bir şey hukuken mevcut değildir. Bu çalışmaların bir kütüphaneye bırakılması zorunlu değildir; kaldı ki yazarı bırakmak istese de söz konusu çalışmayı, kütüphane görevlilerinin, kendi yönetmelikleri gereği, kabul edip kataloglarına işlemeleri mümkün değildir; çünkü kütüphanelerde kullanılan eser tasniflerinde “doçentlik tezi” diye eser kategorisi yoktur.

Bibliyografya.- Atıf usûllerine ilişkin son olarak şunu belirtelim: Haliyle, dipnotlarda geçen bütün kaynakları kitabın sonunda bir de yazarların soyadına göre alfabetik olarak sıralamak gerekir. Bu sıralama bibliyografyayı oluşturur.

Bibliyografyada yazarların soyadları, ön adlarından önce gelir ve virgülle ayrılır. Örnek:

Özbudun, Ergun. Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı, 1998.

Biz, görünüş açısından bibliyografyada yazarın soyadının büyük harfle yazılmasını ve önadının da parantez içine alınmasının daha uygun olduğunu düşünüyoruz: Örnek:

ÖZBUDUN (Ergun), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı, 1998.

Bazı yazarlar, bibliyografyalarında kaynaklarını türlere göre veya konulara göre sınıflandırmaktadır: Kitaplar-makaleler; genel eserler-monografiler; Türkçe eserler-yabancı eserler; 1982 Anayasasına ilişkin olanlar-1961 Anayasasına ilişkin olanlar gibi. Kanımızca, bir bibliyografyada sınıflandırma yapılmamalıdır. Zira bibliyografyanın temel işlevi kitabın dipnotunda geçen ve ilki dışında sadece yazarlarının soyadı ve birtakım kısaltmalarla verilmiş eserlere kolayca ulaşmaktır. Bibliyografyada yapılacak her bölümleme bu amacın gerçekleşmesine engel olacaktır.

Yazılan kitabın bir de dizinin (fihrist, index) oluşturulmasında sayısız fayda vardır.

Dil.- Yazma başlıklı bu bölümde son olarak dil konusunda düşüncelerimizi de belirtmek isteriz.

Dil, bilimin aracıdır. Bilim adamı dili kendisinin dışında oluşmuş halde bulur. Güzel ya da çirkin, döneminin dilini kullanır. Kendi dışında gelişen bir şeye bilim adamının müdahalesi söz konusu olamaz. Bilim adamları dille uğraşacaklarına kendi konularıyla uğraşmalıdırlar. Bu vesileyle şunu da belirtmek isteriz ki, Türkiye’de dil konusuna fazla önem verilmekte, bilim adamlarının dilde mükemmel olması gereksiz yere istenmektedir. Bilim, dilin doğru bir teşkilidir. Ancak buradaki doğruluk, dilbilgisel doğruluk, edebiyat bakımından doğruluk değil, anlam bakımından doğruluk, mantık bakımdan doğruluktur. Anlamı doğru oldukça bilim adamlarının dil hatalarıyla, üslûbuyla fazla uğraşılmamalıdır. Aslında ülkemizdeki dil konusundaki bu aşırı özen, bilim adamlarının kendi konularıyla uğraşmamalarından kaynaklanmaktadır. Bazı bilim adamları kendi konularıyla uğraşmak yerine dille uğraşmaktadırlar.

Bilimsel metinler bizatihi birer metin olarak bir değere sahip değildirler. Bir bilimsel eserde dil, anlatılmak istenen şeyin sadece bir aracıdır. Anayasa hukukunda da bu böyledir. Bu nedenle metin süslenmemeli, anlatılmak istenen şey açıkça söylenmelidir. Bir yemek tarifi kitabında mühim olan şey, kitabın metninde kullanılan dilin güzel olması değil, o kitaba bakılarak güzel bir yemeğin pişirilebilmesidir. Aynı şey anayasa hukuku için de geçerlidir.

İmlâ Kılavuzu.- Yazarken Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu[14] esas alınmalıdır. Başka kişi ve kurumların hazırladıkları imlâ (yazım) kılavuzlarına itibar edilmemelidir. Bir ülkedeki imlâ düzeni mahiyeti gereği tek olmalıdır. Önerileri daha mantıklı bile görünse, bir ülkede ikinci bir imlâ kılavuzunun olması imlâ düzenini yıkar. O halde birden fazla imlâ kılavuzunun olduğu Türkiye gibi bir ülkede yapılması gereken şey, bu imlâ kılavuzlarından birinin seçilmesi, diğerlerinin unutulmasıdır. Kanımızca, imlâ konusunda, Anayasamızın dil konusunda görevlendirdiği Türk Dil Kurumunun kılavuzunu esas almak ve diğerlerini görmezden gelmek en doğalıdır.

* * *

Okuma bölümünde yazarların dilin çok görevliliğini ve retorik etkisini kötüye kullanmaması gerektiğini açıklamıştık. Bir okuyucu olarak kandırılmamak isteyen kişi, yazmaya başladığında, bilgi vermek, tasvir etmek amacını gütmeli, dilin çok görevliliğini veya etkileme gücünü kötüye kullanarak okuyucuların duygularını ve davranışlarını etkilemeye çalışmamalıdır.


 

[1].      Bu kitaplardan bir kaçı şunlardır: Türkkaya Ataöv, Bilimsel Araştırma El Kitabı, Ankara, Savaş Yayınları, 1989; Halil Seyidoğlu, Bilimsel Araştırma ve Yazma El Kitabı, İstanbul, Güzem Yayınları, Yedinci Baskı, 1997; Zeynel Dinler, Bilimsel Araştırma ve İnternet’e Bağlı Bilgi Merkezleri El Kitabı, Bursa, Ekin Kitabevi, 1998; Robert A. Day, Bilimsel Bir Makale Nasıl Yazılır ve Yayınlanır, Ankara, Tübitak Yayınları, Dördüncü Baskı, 1988; Burhan Baloğlu, Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemi, İstanbul, Der Yayınları, 1997; Orhan Tütengil, Sosyal Bilimlerde Araştırma ve Metod, İstanbul, Ankara, Ayko Yayınları, 1981; Ruşen Keleş, Toplum Bilimlerde Araştırma ve Yöntem, Ankara, TODAİE Yayınları, 1976; Birsen Gökçe, Toplumsal Bilimlerde Araştırma, Ankara, Savaş Yayınları, 1988; Niyasi Karasar, Araştırmalarda Rapor Hazırlama, Ankara, 1994. Bu Türkçe kaynaklar genelde sosyal bilimler, özellikle iktisadî bilimler için hazırlanmıştır.

[2].      Turgut Kalpsüz, Turgut Akıntürk, Erden Kuntalp, Türk Hususi Hukukunda Atıf Usûlleri ve Kısaltmalar, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1964; Karayalçın, op. cit. Bu eserler özel hukukçular için hazırlanmıştır. Ve standart bir bilimsel araştırma ve yazma el kitabı görünümünde değillerdir. Fransızca’da ise şu iki eseri zikrekmek gerekir: Henri Capitant, La thèse de doctorat en droit, Paris, 1951; Simone Dreyfus, La thèse et le mémoire de doctorat, Paris, Editions Cujas, İkinci Baskı, 1983.

[3].      Genel olarak kısaltmalar için bkz. Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1996, s.72-85.

[4].      Burada “zikretmek”, kelimesini Fransızca citer karşılığında kullanıyoruz. Zikretmek yerine “site etmek” te denilebilir. Yukarıdaki kullanımda da görüldüğü gibi, “atıf yapmak”, “gönderme yapmak”, “iktibas etmek”, “alıntı yapmak” kelimeleri bu “cité” etmeyi her zaman karşılayamamaktadır. Bir kanundan alıntı yapılmayıp, sadece onun adından bahsedilebilir. Keza illa bir yazardan alıntı yapılmaz; sadece onun adı “zikredilir”. “Site etmek” kelimesinin dilimize sokulması istenmiyorsa, “zikretmek” kelimesi yaygın halde kullanılmalıdır.

[5].      Dinler, op. cit., s.82; Seyidoğlu, op. cit., s.178.

[6].      Dinler, op. cit., s.83; Seyidoğlu, op. cit., s.179.

[7].      Dinler, op. cit., s.84; Seyidoğlu, op. cit., s.180.

[8].      Dinler, op. cit., s.88; Seyidoğlu, op. cit., s.178.

[9].      Dinler, op. cit., s.130-133; Seyidoğlu, op. cit., s.139-141.

[10].    Yavuz Sabuncu (op. cit.) ve Mustafa Erdoğan (op. cit.,) bu usûlü kullanmaktadır.

[11].    Bkz. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.322, 323, 324, 325, 326, 329.

[12].    Ibid., s.348.

[13].    Bkz. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararname Rejimi, İstanbul, Beta, 1996, s.169, 191, 193.

[14].    Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, Yenilenmiş ve Gözden Geçirilmiş Yeni Baskı, 1996.

Kaynak: Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin, 2000, s.117-130'dan alınmıştır.

 


 

 

Ana Sayfa

http://home.ku.edu.tr/~kgozler/law104.htm