Türk Anayasa Hukuku Sİtesi
www.anayasa.gen.tr

Kemal Gözler, İnsan Hakları Hukuku, Bursa, Ekin, 1. Baskı, 2017, XXIV+568 s.

Daha Büyük Kapak

Kemal Gözler İnsan Hakları

Kemal Gözler İnsan Hakları

Kemal Gözler İnsan hakları hukuku

ARKA KAPAK TANITIM YAZISI

İnsan Hakları Hukuku başlıklı bu kitap, hukuk öğrencileri için hazırlanmış bir üniversite ders kitabıdır.

Bu kitabın birinci kısmında “insan hakları hukukunun genel teorisi”; ikinci kısmında “Türk insan hakları hukuku dogmatiği”, üçüncü kısmında ise “uluslararası insan hakları hukuku” incelenmiştir. 22’nci bölüm haricinde, kitabın bütününde tek tek hak ve hürriyetler değil, bütün hak ve hürriyetler için genel olarak geçerli olan kavram, kurum, sistem, ilke ve usûller incelenmiştir. Dolayısıyla bu kitap, 22’nci bölüm dışında, insan hakları hukuku alanında bir “genel esaslar”, bir “genel hükümler” kitabıdır. 

Bu kitapta bazı yeni yöntemler kullanılmıştır. Her bölümde o konuyla ilgili ayrıntı sayılabilecek bazı bilgiler, metin içinde verilmek yerine “kutu” içinde verilmiştir. Bazı yerlerde yine kutu içinde “yannotlar” düşülmüştür. Keza metin içinde verilen bilgiler, bazı yerlerde ayrıca “tablolar” hâlinde özetlenmiştir. Aynı şekilde, metin içinde yapılan bazı sınıflandırmalar, “şema” veya “diyagram” olarak gösterilmiştir. Yine kitabımızda bazı yerlere o konuyla ilgili “resimler” konulmuştur.

 

KİTABIN BÖLÜMLERİ

BİRİNCİ KISIM.- İNSAN HAKLARI HUKUKUNUN GENEL TEORİSİ

Bölüm 1.- İnsan Hakları Hukukunun Bilgi Kaynakları

Bölüm 2.- İsmi, Yaklaşım Biçimleri, Tanımı, Konusu, Kısımları vb.

Bölüm 3.- Kavramlar

Bölüm 4.- İnsan Hakları Hukukunun Kaynakları

Bölüm 5.- İnsan Haklarının Tarihsel ve Düşünsel Gelişimi

Bölüm 6.- Hürriyet Karinesi: “Hürriyet Asıldır”

Bölüm 7.- Hak ve Hürriyetlerin Tasnifi

Bölüm 8.- Hak ve Hürriyetlerin Pozitif Hukuk Tarafından Tanınması

Bölüm 9.- Hak ve Hürriyetlerin Özneleri ve Yükümlüleri

Bölüm 10.- Hak ve Hürriyetlerin Düzenlenmesinde Sistemler

Bölüm 11.- Hak ve Hürriyetlerin Sınırları

Bölüm 12.- Hak ve Hürriyetlerin Çatışması 

İKİNCİ KISIM.- TÜRK İNSAN HAKLARI HUKUKU DOGMATİĞİ

BİRİNCİ ALT-KISIM: TÜRK İNSAN HAKLARI HUKUKU DOGMATİĞİNİN GENEL KISMI

Bölüm 13: Türk Hukukunda İnsan Hakları Alanında Kullanılan Çeşitli Kavramlar

Bölüm 14: 1982 Anayasasına Göre Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınıflandırılması

Bölüm 15: 1982 Anayasasının Hak ve Hürriyetlere Yaklaşımı

Bölüm 16: Türk Hukukunda Hak ve Hürriyetlerin Süjeleri ve Yükümlüleri

Bölüm 17: Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması

Bölüm 18: Türk Hukukunda Hak ve Hürriyetlerin Anayasayla Sınırlanması

Bölüm 19: 1982 Anayasasına Göre Olağan Dönemlerde Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Sistemi

Bölüm 20: 1982 Anayasasına Göre Olağanüstü Hâl Rejimlerinde Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması

Bölüm 21.- Hak ve Hürriyetlerin Korunması

İKİNCİ ALT-KISIM: TÜRK İNSAN HAKLARI HUKUKU DOGMATİĞİNİN ÖZEL KISMI

Bölüm 22.- 1982 Anayasasında Düzenlenen Çeşitli Temel Hak ve Hürriyetler

ÜÇÜNCÜ KISIM.- ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI HUKUKU

Bölüm 23.- Avrupa İnsan Hakları Hukuku

 


Kitabın iç kapaklarını, içindekilerini, örnek olarak çeşitli bölümlerinden seçilmiş sayfaları ve dizinini görmek için izleyen linki tıklayınız:  http://www.anayasa.gen.tr/ihh-secki.pdf 


 

 

ÖNSÖZ

Şüphesiz ki insan haklarının ekonomiyle, sosyolojiyle, felsefeyle, politikayla yakından ilgisi vardır. Ama insan hakları hukuku, bir “hukuk” dalıysa saf olmalı; ekonomi, sosyoloji, felsefe, siyaset bilimi vs.den uzak durmalıdır.

Biz insan hakları hukukunun saf teorisini yazma amacıyla yola çıktık.

* * *

İnsan hakları hukukunun ahlâkî değerlerden beslendiği veya beslenmesi gerektiği ve keza insan hakları hukuku eğitiminin hukukçuya geniş bir bakış açısı kazandırması gerektiği yolunda düşünceler ileri sürülmektedir. İnsan hakları hukuku eğitiminden hukuk dışı amaçlar beklenmektedir. İnsan hakları hukuku eğitimi adeta bir “misyonerlik” eğitimi görünümündedir. Eğitimin amacı insan haklarına değer veren, onları koruyan, onları savunacak “misyoner hukukçular” yetiştirmektir.

Bu anlayış, insan hakları hukukunun özünü belirsizleştirmektedir. İnsan hakları hukuku kitaplarında gerek konu, gerekse yöntem olarak tam bir karmaşa vardır. Bu kitaplarda sadece hukuk normları değil, ahlâkî, dinî, kültürel, siyasal değerler de incelenmektedir. Pek çok insan hakları hukuku kitabı adeta bir “ahlâk bilgisi”, bir “din bilgisi” kitabı görünümündedir.

Hatta ilginçtir ki, Fransa’da insan haklarının, günümüzde Hıristiyanlık gibi silikleşen dinlerin yerini doldurabilecek yeni bir “din” olup olamayacağı veya keza Marksizm gibi çöken ideolojilerin yerini alabilecek bir “ideoloji” olup olamayacağı sorusu sorulmaktadır[1]. Aynı şekilde Fransa’da insan hakları ideolojisinin bir “sivil din (religion civile[2] veya bir “laik din  (religion séculière [3] hâline geldiği yolunda iddialar ve eleştiriler vardır. “İnsan hakları dini ” ve “insan hakları ideolojisi ”ne ilişkin bu tartışmalar, insan hakları hukukundan nasıl bir misyon beklendiğinin de güzel bir göstergesidir.

Dahası insan hakları hukukunun içinde bulunduğu bu karmaşadan yakınan kimse de pek yoktur. Hatta doktrinin çoğunluğu, bu karmaşayı yararlı bulmakta ve daha fazla “bütüncül” bir yaklaşım talep etmektedir.

Biz bunların hepsine karşıyız. İnsan hakları hukuku, bir “hukuk dalı”dır; dolayısıyla konu olarak sadece insan haklarıyla ilgili hukuk normlarını inceleyebilir. Yaklaşım biçimi olarak da saf hukukî yaklaşımın dışına çıkamaz. Aksi takdirde, insan hakları hukuku bir “hukuk disiplini” olmaktan çıkar.

İnsan hakları hukukunda bu karmaşayı savunanlar, esas olarak, insan haklarının kutsallığına inanan hukukçuların yetiştirilmesi gerektiğini ileri sürerler. Şüphesiz ki, istisnasız her hukukçu, insan haklarına değer vermeli; insan onuruna saygı göstermelidir. Ne var ki, hukukçunun sahip olması arzu edilen bu vasıflar, hukukçunun bir insan ve vatandaş olarak sahip olması gereken ahlâkî vasıflardır*; dolayısıyla bunlar, onun hukukçu olarak sahip olması gereken teknik bir bilgiyle ilgili değildir.

*Bir yan not olarak belirtmek isteriz ki, hukukçunun bir insan ve vatandaş sıfatıyla sahip olması gereken ahlâkî vasıflar, kişilere eğitim yoluyla kazandırılabilecek vasıflar değildir. Bu vasıflar, hukukçunun bir insan olarak vicdanıyla alakalıdır. Vicdan ise doğuştan gelen bir şeydir. Belirli bir hukukçunun bu vicdana sahip olup olmadığı da normal zamanlarda anlaşılmaz. Normal zamanlarda insan hakları havarisi kesilenler, insan haklarının gerçekten tehdit edildiği dönemlerde, Türkiye’de 2016-2017 yıllarında olduğu gibi, ortadan kaybolabilmektedirler.

Hukukun saf teorisi, hukukçunun bir insan ve vatandaş olarak birtakım ahlâkî değerlere sahip olabileceği düşüncesine karşı değildir. Ancak saf teori, hukuk biliminin görevinin hukukçuya ahlâkî değerler kazandırmak olduğu iddiasını kabul etmez. Hukukun saf teorisine göre ahlâkî değerler hukuk biliminin dışında kalır.

Şüphesiz ki, insan haklarına saygının üzerinde yeşerdiği felsefî, kültürel, ahlâkî vb. değerler vardır. Ancak bu değerleri incelemek ve hele hele bu değerleri hukukçulara aşılamak insan hakları “hukuku”nun görevi değildir. Zaten bu tür değerler, hukukçuya özgü değerler değildir; bunlar birer insanlık ve yurttaşlık değeridir. Bu değerlerin çoğu vicdanla alakalı olup doğuştan gelir. Eğitimle kazanılan kısmı ise üniversite eğitiminden çok önce olur. Çocuklar ve gençler, bu değerlerin pek çoğunu aile ortamında, sokakta, ilk ve orta okullarda öğrenirler ve benimserler.

Şüphesiz ki, insan haklarının kutsallığı, insan onuruna saygı, farklılıklara hoşgörü gibi ahlâkî ve kültürel değerler, medenî bir toplum için olmazsa olmaz değerlerdir. Ancak bunları öğretmenin ve benimsetmenin yeri, üniversite değil, ilk ve orta okullardır. Hâliyle bu amaca ilk ve orta okullarda ne derece ulaşıldığı tamamıyla ayrı bir konudur. Keza ilk ve orta okullarda öğrencilere benimsetilmeye çalışılan bu değerlerle, çocuğun aile veya mahalle ortamında gördüğü değerler arasında çatışma olup olmadığı sorunu da apayrı bir sorundur.

Bu kitabın yazarı da Türk üniversite öğrencilerinde insan onuruna saygı, farklılıklara hoşgörü gibi çok temel ahlâkî değerlerin benimsenme düzeyinin çok düşük olduğunu yıllarca gözlemlemiştir. Ancak buna rağmen yazar, üniversite düzeyinde hukuk eğitiminin ahlâkî değer benimsetme eğitimi olmadığı yolundaki inancını korur.

Sonuç olarak şunu söylemek isteriz: İnsan hakları hukuku kitaplarının içinde bulunduğu karmaşaya bir son verilmelidir. İnsan hakları hukuku da, medenî hukuk gibi, ceza hukuku gibi bir hukuk dalıdır. İnsan hakları hukukçuları da konularına, bir medenî hukukçunun, bir ceza hukukçusunun yaklaştığı şekilde soğukkanlılıkla ve tamamıyla teknik bir şekilde yaklaşmalıdır. Tabir caiz ise, insan hakları hukuku, artık hukukîleşmelidir. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, böyle bir bakış açısıyla yazılmaya çalışılmıştır.

* * *

Bu önsözde iki konuya daha açıklık getirelim:

Biz insan hakları hukukunda içtihadî yaklaşıma karşı değiliz. Ama günümüzde bu yaklaşıma gereğinden fazla değer verildiği kanısındayız. İçtihadî yaklaşımda aşırılığa kaçıldığında, rasyonalizmin yerini sistemsiz, dağınık, olaya bağlı açıklamalar alıyor. İçtihadî yaklaşımda tek tek olaylarla uğraşılırken, büyük resim unutuluyor. Büyük resmin başlangıç varsayımlarının ne olduğunu hatırlayan biri çıkmıyor. Bir süre sonra, içtihadî yaklaşım, mükemmel ve sofistike bir doktrin hâline geliyor; ama gerçekte bu doktrin, kendi kendinden sonuç istihraç eden, kerameti kendinden menkul fasit bir daire olmaktan öteye gidemiyor. Öyle ki, hukukî sorunlar çözümlenirken, sorunun kendisine göre çözümlendiği hukuk kuralına değil, aslında bu kuralın uygulanmasına örnek teşkil etmekten başka bir anlam ve değeri olmayan falanca mahkemenin filanca kararına atıf yapılıyor. Bu şekilde de kural unutuluyor ve karar ezberleniyor. Neticede ortaya “içtihat fetişizmi” çıkıyor. Falanca mahkemenin filanca kararı zikredildiğinde akan sular duruyor ve artık daha fazla tartışma yapılmasına gerek kalmıyor.

Türkiye’de insan hakları hukuku alanında içtihadî yaklaşım daha da vahim bir durumda. Türkiye’de insan hakları hukukunun genel teorisi kitapları yok gibidir. Zaten Türkiye’de 1990’lara kadar bu alanda çalışan, bu kitapları yazacak akademisyen sayısı da çok azdı. Sayı zamanla çoğaldı. Ama onların çoğunluğu da genel teoriye, sistematik eserlere değil, içtihadî insan hakları hukukuna yöneldiler. İnceledikleri içtihatlar da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları oldu. Zamanlarını içtihat incelemesiyle geçirdiler. Türkiye’de son yirmi yıldır insan hakları hukuku alanında yazılmış pek çok monografi var. Neredeyse hepsi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları üzerine kurulu.

Üzülerek ilave etmek isterim ki, Avrupa insan hakları hukuku alanında çalışan bazı akademisyenler, zamanla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarını incelemeyi de bıraktılar; onun yerine doğrudan doğruya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını içeren karar derlemeleri yapmaya başladılar. Ortaya insan hakları hukuku genel eserleri çıkacağına cilt cilt insan hakları “karar derlemeleri” çıktı!

Türkiye’de insan hakları hukuku doktrininde bir kuşak böyle heba oldu.

Türkiye’de 2013’ten sonra yeni bir dönem başladı. İçtihadîlik zemin genişletti. Artık sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar değil, Türk Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla verdiği kararlar da incelenmeye başlandı. Son dört beş yılda Türkiye’de bireysel başvuru yoluyla ilgili yığınla kitap yayınlandı ve yığınla sempozyum düzenlendi. Ne kadar yüksek lisans ve doktora tezi yazıldığı konusunda ise bir fikrim yok.

Yeni bir hukukçu kuşağı da emek ve enerjisini Türk Anayasa Mahkemesinin verdiği bireysel başvuru kararlarını inceleyerek geçirecek. Belki bir süre sonra bunlar da sistematik içtihat analizi yapmak yerine sadece Türk Anayasa Mahkemesinin verdiği bireysel başvuru kararlarından “karar derlemeleri” yapmakla yetinecekler.

İnsan hakları hukukunda içtihatlara gerektiği kadar yer verilmeli.

Bize içtihattan önce insan hakları hukuku alanında genel eserler gerekli. Falanca hukuk normunun filanca olaya falanca mahkeme tarafından nasıl uygulandığı bilmekten önce bu normun kendisini ve bu normun parçası olduğu düzenin ne olduğunu bilmemiz gerekir.

Sistematik genel eserlerin olmadığı bir yerde, parça parça bir içtihat incelemesi de bir işe yaramaz. Biz içtihadî yaklaşıma karşı değiliz; ama içtihatlara hak ettiğinden daha fazla yer verilmesine karşıyız.

* * *

Günümüzde insan hakları hukuku, içtihadın içine gömüldüğü gibi mevzuatın içine de gömülmüş durumdadır. Piyasada insan hakları hukuku alanında içtihat derlemesi olduğu kadar, mevzuat derlemesi de vardır. Dahası bir genel eser olma iddiasında olan insan hakları hukuku kitaplarından bazıları da kısmen mevzuat derlemesi niteliğindedir. En azından insan hakları hukuku ders kitaplarında, ulusal ve uluslararası mevzuattan bitmez tükenmez alıntılar var. Bazı kitaplarda öğrencilerin nerede olduğunu bilmediği devletler arasında imzalanmış uluslararası insan hakları sözleşmeleri hakkında uzun açıklamalar var. Bunları öğrenmek öğrenci için herhalde bir kabus olsa gerek.

Biz bu tarz bir mevzuat incelemesine de karşıyız. Mevzuatın böylesine ayrıntılı bir tasvirinin hukukçunun yetişmesine yapacağı bir katkı yoktur.

* * *

Bu kitap yazılırken üç amaç gözetilmiştir: İnsan hakları hukukunun saf teorisinden uzaklaşmamak, aşırı içtihadî yaklaşımdan ve aşırı mevzuat incelemesinden kaçınmak. Hâliyle kitabın bu amaçlara ulaşmada ne derece başarılı olduğu ayrı bir konudur ve bunu takdir edecek olan okuyucunun kendisidir. K.G.



[1].  Örneğin Yves Madiot, “insan hakları büyük dinler gibi büyük ideolojilerin silinmesi ya da kaybolmasıyla doğan ideolojik boşluğu doldurabilecek mi” sorusunu sormaktadır (Yves Madiot, “Universalisme des droits fondamentaux et progrès du droit (1re partie),”, Les Petites affiches, 28 Ekim 1992, No 130, s.11 s.6-11’den nakleden İbrahim Ö. Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku-1: İnsan Hakları Genel Kuramına Giriş, Ankara, İmge, 7. Baskı, 2013, s.27.

[2].  Francis Farrugia, “La politique des droits de l’homme: une religion civile universelle”, Cahiers de psychologie politique, No 27, Temmuz 2015 (http://lodel.irevues.inist.fr/cahierspsychologiepolitique /index.php?id=3128).

[3].  Jean-Louis Harouel, Les droits de l'homme contre le peuple, Paris, Desclée De Brouwer, 2016 (Kindle) (https://www.amazon.fr/droits-lhomme-contre-peuple/dp/2220081443#reader_B01N9N36HG).

 

 

 


Kitabın Boyutları: 16,5 cm x 23,5 cm

Sayfa Sayısı: XXIV+568 s.

Kağıt: 1. Hamur, 70 gram

Cilt: İplik Dikişli

Baskı Tarihi: Temmuz 2017

ISBN: 978-605-327-486-5

 

Sipariş Adresi:
Ekin Yayın ve Dağıtım
 Şehreküstü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi,
Durak Sokak No 2, Osmangazi - BURSA,

Tel: (0224) 220 16 72; 223 04 37; Fax: (0224) 223 04 37;
E-Mail: info@ekinyayinevi.com

Online Satış: www.ekinyayinevi.com

 

Satış Fiyatı: 35 TL

Ekin Yayırnevinin İnternet Sitesinden Sipariş: 31.50 TL  (%10 indirimli) http://www.ekinyayinevi.com/tr/urun/ekin-yayinevi-insan-haklari-hukuku-kemal-gozler-9786053274865

 

 

 


2001’DE 13’ÜNCÜ MADDEDEN GENEL SINIRLAMA SEBEPLERİNİN ÇIKARILMASININ YOL AÇTIĞI SAKINCALARA ÇÖZÜM ARAYIŞLARI başlığını okumak için izleyen linki tıklayınız: http://www.anayasa.gen.tr/ihh-ek-1.pdf 

 

Kitabın ayrıntılı dizinini görmek için izleyen linki tıkalayabilirsiniz: http://www.anayasa.gen.tr/ihh-tam-dizin.html

 


KARDEŞ KİTAP
Bu kitabımızın özeti için bkz.:

Kemal Gözler, İnsan Hakları Hukukuna Giriş, Bursa, Ekin, 1. Baskı, 2017, XVI+368 s.

kEMAL gÖZLER İNSAN HAKLARI


(c)  10 Ağustos 2017, Kemal Gözler

Bu Sayfa:  http://www.anayasa.gen.tr/ihh.html

 Ana Sayfa: http://www.anayasa.gen.tr

Editör: Kemal Gözler  

E-mail: kgozler[at]hotmail.com

https://twitter.com/k_gozler 

İlk Konuluş Tarihi: 10 Ağustos 2017