TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,  32+1072 s. www.anayasa.gen.tr/tah.htm

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 2005, XVI+ 432 s. www.anayasa.gen.tr/tahd.htm

Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anaya Hukuku, Bursa,  Ekin Kitabevi Yayınları, Altıncı Baskı, Ekim 2005, XVI+384 s. www.anayasa.gen.tr/ahg.htm Kemal Gözler (Haz.), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, Ekim 2005 Baskı,  (128 s., link.

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

Cumhuriyetçilik İlkesi

 

Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.105-115'ten alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/cumhuriyetçilik.htm, 15 Kasım 2005).

 

 

 

PLAN

I. Cumhuriyetçilik İlkesi......................................................................................................... 105

    A. Cumhuriyet Nedir?....................................................................................................... 106

        1. Dar Anlamda Tanım: Cumhuriyet Monarşinin Tersidir.......................................... 107

        2. Geniş Anlamda Tanım: “Cumhuriyet = Demokrasi”............................................... 108

        3. Hangi Anlayış Doğru: Ampirik Veriler.................................................................... 109

    B. Türkiye’de Cumhuriyet Anlayışı................................................................................. 110

        1. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Cumhuriyet Anlayışı...................................... 110

        2. Türk Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet Anlayışı............................................... 114

    Sonuç................................................................................................................................. 115

 

Anayasamızın 1’inci maddesine göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. Anayasamızın 2’nci maddesine göre ise “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Anayasamızın 3’üncü maddesine göre, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.

Bu ilk üç maddeden yola çıkarak devletin temel nitelikleri  konusunda 1982 Anayasası tarafından benimsenmiş ilkeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Cumhuriyetçilik ilkesi

2. Üniter devlet ilkesi

3. İnsan haklarına saygılı devlet ilkesi

4. Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet ilkesi

5. Demokratik devlet ilkesi

6. Laik devlet ilkesi

7. Sosyal devlet ilkesi

8. Hukuk devleti ilkesi

9. Eşitlik ilkesi

10. Başlangıçta belirtilen temel ilkeler

Şimdi bu ilkeleri sırasıyla görelim:

 

I. Cumhuriyetçilik İlkesi

Anayasamızın “devletin şekli” başlıklı 1’inci maddesi ne göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. Bu hükümden ne anlaşılır? Bu maddeyi nasıl yorumlamak gerekir?

“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” önermesinde “Türkiye”, “Devlet” ve “bir” kelimelerinin ne anlama geldiğini bildiğimizi varsayarsak, geriye bilmediğimiz kavram olarak “cumhuriyet” kavramı kalmaktadır. O halde burada öncelikle “cumhuriyet nedir” sorusunu sorup, ona cevap arayalım.

A. Cumhuriyet Nedir?

Bibliyografya.- Kemal Gözler, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 54, 1999, Sayı 1, s.51-62; Kemal Gözler, “Cumhuriyet ve Monarşi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 53, Kasım-Aralık 1998, s.27-34; Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1999, s.243-246; Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.186-187; 216-221; Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.64-66; Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952, s.334-336; İlhan Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş matbaacılık, 1964, s.39-42; Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri: Birinci Cilt: Umumî Esaslar, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, s.174-178; Oya Araslı, Anayasa Hukuku (Ders Notları), Ankara, Tarihsiz, s.68-72; Carl Schmitt, Théorie de la Constitution (Traduit de l’Allemand par Lilyane Deroche), Paris, Presses universitaires de France, 1993, s.435-437; Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie fontemoing, 3e édition, 1927, c.II, 781-793; Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 2e édition, 1929, (reprint par C.N.R.S., Paris, 1965, s.342-345; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989), s.278, 318; Michel Henry Fabre, Principes républicains de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.3-8; Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I : Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988, s.23; Jean-Marie Pontier, “La république”, Recueil Dalloz Sirey, 1992, 31e Cahier, Chronique, XLVIII, s.239-246; Jean-Louis Quermonne, “République”, in Olivier Duhamel et Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.921; Maurice Duverger, “Les monarchies républicaines”, Pouvoirs: Revue d’études constitutionnelles et politiques, 1996, no 78, s.107-127.

Terminoloji.- “Cumhuriyet” kelimesi bize Arapça “cumhur ” kelimesinden gelmiştir. “Cumhur” toplu halde bulunan halk demektir[1]. “Cumhurî” ise, cumhura, yani halka ait demektir. “Cumhuriyet” işte bu “cumhurî”den türetilmiş bir isimdir. O halde etimolojik olarak cumhuriyet, “halka ait olan şey” demektir[2]. Devlet şekli anlamında “cumhuriyet” ise herhalde, “halka ait olan devlet” diye tanımlanabilir. Cumhuriyet kelimesinin Fransızca karşılığı olan “république ” kelimesi de aynı şeyi ifade eder. Bu kelime Latince mal, eşya anlamına gelen res  ve kamu, halk anlamına gelen publica kelimelerinden türemiştir. Genel anlamda res publica , “kamu malı, halkın malı” demektir. O halde “république (cumhuriyet)”i, “halkın malı olan devlet şekli” olarak tanımlayabiliriz[3]. Görüldüğü gibi Türkçe “cumhuriyet” ve Fransızca “république” kelimeleri birbirinin tam anlamıyla dengidirler ve aynı anlama gelmektedirler.

Peki ama etimolojik olarak “halkın malı  olan devlet şekli” diye tanımlanabilecek olan “cumhuriyet”i hukukî olarak nasıl tanımlayabiliriz? Biz burada “hukukî” kelimesinin altını çiziyoruz. Çünkü, bu kelimenin felsefî, siyasî ve hatta duygusal anlamları vardır[4]. Bizim için, cumhuriyetin diğer anlamları değil, “hukukî” anlamı önemlidir. Keza cumhuriyet konusuna sadece hukuk açısından değil, siyaset bilimi, siyaset felsefesi ve siyasî tarih açılarından da yaklaşılabilir[5].

Anayasa hukuku doktrininde cumhuriyetin hukukî tanımı üzerinde görüş birliği yoktur. Bir kısım yazarlar, cumhuriyet kavramını monarşinin karşıtı olarak dar bir anlamda, diğer bir kısım yazarlar ise cumhuriyeti demokrasiyle özdeş olarak geniş anlamda tanımlamaktadırlar.

1. Dar Anlamda Tanım: Cumhuriyet Monarşinin Tersidir

Bizim tespitlerimize göre, cumhuriyetin dar anlamda tanımı , yani monarşinin tersi anlamında tanımı, Léon Duguit ’ye dayanmaktadır. Duguit, monarşi ve cumhuriyeti, devlet başkanının göreve geliş usûlüne göre tanımlamaktadır. Eğer devlet başkanı, bu göreve veraset usûlüyle geliyorsa, o devlet monarşidir; yok eğer başka bir usûlle geliyorsa o devlet cumhuriyettir[6]. Bu konuda Duguit aynen şunları yazmaktadır:

“Devlet başkanı irsî (héréditaire) olduğu zaman hükûmet monarşiktir; irsî olmadığı zaman ise cumhurîdir. Gerçekten de monarşi ile cumhuriyet arasında bundan başka mümkün bir fark göremiyorum: Monarşi, içinde irsî bir devlet başkanının bulunduğu; cumhuriyet ise, içinde devlet başkanının bulunmadığı veya devlet başkanının irsî olmadığı bir hükûmet şeklidir”[7].

Görüldüğü gibi Duguit’nin anlayışında monarşi ve cumhuriyet birbirinin karşıt kavramı olarak tanımlanmıştır. Bir devlette, devlet başkanlığı görevi veraset yoluyla intikal ediyorsa o devlet bir monarşidir. Monarşi olmayan her devlet ise cumhuriyettir. Devlet başkanının seçimle yahut zor kullanarak işbaşına gelmesinin bir önemi yoktur. Léon Duguit  bu konuda çok açık. Ona göre, hükûmet ister tek bir kişiye verilsin, ister bir topluluğa verilsin, veraset yoksa, söz konusu devlet bir cumhuriyettir[8].

Duguit bir monarşinin mutlak veya despotik olabileceğini kabul ettiği gibi[9], bir cumhuriyetin de mutlak veya despotik olabileceğini kabul etmektedir[10].

Bugün Fransa’da doktrinin bir bölümü, cumhuriyet kavramını dar bir şekilde tanımlamaktadır. Bunlara göre cumhuriyet, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği hükûmet şeklidir[11]. Görüldüğü gibi, bu anlamda cumhuriyet, monarşinin karşıt kavramı olarak anlaşılmaktadır. Böylece, bu anlayışta, Georges Vedel’in belirttiği gibi, irsî bir devlet başkanlığı ihdas edilmedikçe, o devlet cumhuriyettir[12]. Siyasî ve duygusal olarak cumhuriyet kelimesinden başka şeyler amaçlanabilse de, hukuken cumhuriyet, irsî bir monarşinin tersinden başka bir şey değildir[13].

2. Geniş Anlamda Tanım: “Cumhuriyet = Demokrasi ”

Buna karşılık, doktrinde cumhuriyet kavramının geniş anlamda tanımlanması gerektiğini savunanlar da vardır. Bunlar cumhuriyeti, demokratik düzenin temel prensiplerini içine alan geniş bir kavram olarak düşünmektedirler. Bu anlayışta, Didier Maus’un belirttiği gibi, “cumhuriyet genel oy, temsilî rejim, kuvvetler ayrılığı gibi prensipleri kapsar”[14]. Örneğin Maurice Agulhon, cumhuriyetten “kralsız ve diktatörsüz bir sistem”i, bir “hukuk devleti”ni, bir “liberal demokrasi”yi anlamaktadır[15]. Didier Maus’a göre, cumhuriyetin geniş yorumunun çağdaş bir mantığı vardır[16].

Bu anlayışta, cumhuriyet, sadece monarşinin tersi değil[17], aynı zamanda demokrasinin eşanlamlısıdır. Fransız anayasa hukuku tarihinde bunu en açık şekilde savunan yazar, şüphesiz Maurice Hauriou ’dur. Ünlü hukukçuya göre, “cumhuriyet tamamen seçime bağlı bir hükûmet şeklidir”. Dahası yazara göre, cumhuriyet, seçilmiş yöneticilerin ömür boyu değil, sadece belirli bir zaman için görevde kalmasını gerektirir. Bu şart sayesinde cumhuriyet, millî egemenliğin en iyi şekilde gerçekleştiği hükûmet şekli haline gelir. Böylece cumhuriyet, millî egemenlikle ve dolayısıyla demokrasiyle özdeşleşir[18]. Günümüzde, cumhuriyeti demokrasiyle tanımlamada en aşırıya giden yazar, hiç şüphesiz Maurice Duverger ’dir. Yazara göre, “‘cumhuriyet’ terimi seçimlerle ifade edilen halk egemenliği üzerine kurulu bütün rejimleri ifade eder”[19]. Hatta yazara göre, Büyük Britanya gibi, sembolik fonksiyonlu irsî bir krala sahip rejimler dahi bir “cumhuriyet”tir. Yazar bu tür rejimlere bir de isim koymaktadır: “Cumhuriyetçi monarşiler  (monarchies républicaines[20].

3. Hangi Anlayış Doğru: Ampirik Veriler

Kanımızca, Duguit’nin monarşi ve cumhuriyet tanımları doğrudur. Monarşinin ve cumhuriyetin tanımlanmasında mutlakıyet, despotizm, demokratiklik gibi unsurlar, bir tanım unsuru olarak kullanılamaz. Bunlar, monarşinin de cumhuriyetin de özelliği olabilirler. Yani, bir monarşi anti-demokratik olabileceği gibi, demokratik de olabilir. Bu önermenin doğruluğunu ampirik olarak kanıtlamak pek kolaydır[21]. Örneğin Suudi Arabistan  gibi birçok devletin anti-demokratik birer monarşi olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Ancak bir monarşi demokratik de olabilir. Arend Lijphart ’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 ülkeden 10’u cumhuriyet, 11’i ise monarşidir. Avustralya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Hollanda, Japonya, Kanada, Lüksemburg, Norveç, İsveç, Yeni Zelanda[22] gibi demokratikliklerinden hiçbir şekilde şüphelenilmeyen ve üstelik uzun zamandan beri demokratik rejimleri kesintiye uğramamış olan bu devletler birer cumhuriyet değil, monarşidir. Keza bir cumhuriyet de anti-demokratik olabileceği gibi, demokratik de olabilir. Örneğin, komşumuz İran ve Irak birer anti-demokratik cumhuriyet tir. Fakat bir cumhuriyet demokratik de olabilir. Örneğin Arend Lijphart’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 ülkeden 10 cumhuriyettir: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Fransa, Finlandiya, İrlanda, İsviçre, İsrail, İtalya, İzlanda[23]. Keza Jan-Erik Lane’in tespitine göre, Dünya üzerinde 101 cumhuriyetten sadece 22’si yerleşik demokrasidir. Buna karşılık 25 monarşinin 13’ü yerleşik demokrasidir[24]. Her iki yazarın verdiği rakamlar, bir monarşinin demokrasi olma ihtimalinin, bir cumhuriyetin demokrasi olma ihtimalinden daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır[25].

Görüldüğü gibi cumhuriyet ile demokrasi arasında bir bağıntı yoktur. Bir cumhuriyet demokratik olabileceği gibi, anti-demokratik de olabilir. Keza monarşi ile demokrasi arasında da bir bağıntı yoktur. Bir monarşi demokratik olabileceği gibi, anti-demokratik de olabilir. O halde Léon Duguit ’nin monarşi ve cumhuriyet tanımları ampirik olarak doğrulanmaktadır.

B. Türkiye’de Cumhurİyet Anlayışı

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.47-48; Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit. s.216-221; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, op. cit., s.156-160; Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.57-58; Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.134; Giritli ve Sarmaşık, Anayasa Hukuku, op. cit., s.104-118; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.44; Demir, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.333-337; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.70-72; Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1998, s.343-362.

1. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Cumhuriyet Anlayışı

Türk anayasa hukuku doktrininde bu maddenin yorumu konusunda büyük bir bulanıklık vardır.

Ali Fuat Başgil  ve İlhan Arsel  cumhuriyetin devlet başkanlığının irsiyet esasına göre intikal etmediği bir rejim olduğuna doğru olarak işaret etmektedirler[26]. Ancak, her iki yazar da cumhuriyetin bu negatif anlamıyla yetinmemekte, ona başka nitelikler de eklemektedirler. Başgil’e göre, monarşi ile cumhuriyet arasındaki fark hakikatte bir “taç ve silindir şapka farkı” değildir. Hakiki fark, liyakat, ehliyet ve fazilet farkıdır. Yazara göre,

“Hükümdar, mevkiini irse yani tesadüfe, cumhur reisi ise ehliyete borçludur. Hükümdarlıkta bir padişah oğlu, sırf padişah oğlu doğduğu için devlet başına geçer. Ve ehliyet ikinci plana düşer Cumhuriyette ise cumhur reisi iktidara seçimle geçtiği, seçimde de, her şeyden evvel ehliyet ve liyakat aranmak lazım geldiği için, ehliyet hakkına dayanır. Ve tabiatıyla ehliyet, bütün amme hizmetlerinde ve devlet idaresinin her kademesinde başta gelen bir şart olur. Cumhuriyet rejiminde bir amme hizmetinin başına gelen, filanın oğlu veya mensubu olduğu için değil, işin en ehliyetli adamı olduğu için gelir. Ehliyetin ahlâkî ifadesi ise dürüstlük ve fazilettir. Binaenaleyh, cumhuriyet fazilete dayanır. Ve fazileten mahrum olan devlet adamları elinde cumhuriyet ölmeğe mahkum olur”[27].

Yazarın iddialarının tamamı değer yargıları alanına aittir. Bu alandaki önermelerin doğruluğunun ispatlanması mümkün değildir. Önermelerin bilim-dışılığı bir yana, önermelerdeki “saflık”, “naiflik” dikkate şayandır. Cumhuriyet kavramı konusunda Türkiye’de kafalar birinci olarak Ali Fuat Başgil tarafından, ikinci defa da İlhan Arsel tarafından karıştırılmıştır. İlhan Arsel, başta doğru olarak cumhuriyeti “irsiyet esasının rol oynamadığı bir rejim” olarak tanımlamaktadır[28]. “Bir ‘Devlet Rejimi’ olarak ‘Cumhuriyet’ her şeyden evvel bunu ifade eder” demekte; ama şunları da ilâve etmeyi ihmal etmemektedir:

“Bundan başka böyle bir rejimde [cumhuriyette] devletin temeli vatandaşların eşitliği esasına istinad ettirilmiş ve eşit durumda bulunan bütün bu vatandaşlar içerisinde en kabiliyetli, en dirayetli ve en muktedir olanların memleket idaresini deruhte etmeleri bunun tabiî bir neticesi olarak kabul edilmiştir ki bu da ‘Seçim’ ve murakabe sistemlerini elzem kılmıştır. Yani Cumhuriyet esasının var olduğu yerde devletin bütün organları seçim esasına göre kurulur ve seçim esasına göre halk tarafından ihdas olunan bütün bu organlar yine halk veya mümessillerinin murakabesine tâbidirler”[29].

Böylece İlhan Arsel, cumhuriyetin tanımına eşitlik, seçim, halkın denetimi esaslarını katarak kafaları ikinci defa bulandırmıştır ve öyle bir bulandırmıştır ki, kendisinden sonra gelen herkeste bu bulanıklık şu ya da bu şekilde vardır.

Hüseyin Nail Kubalı ise monarşi ve cumhuriyeti egemenliğin kaynağına göre tanımlamaktadır. Yazara göre monarşi, egemenliğin kaynağının ve sahibinin tek kişi olduğu devlet şeklidir[30]. Buna karşılık cumhuriyette ise “egemenliğin sahibi birden fazla şahıslar, egemenliğin kaynağı birden fazla iradedir”[31]. Hüseyin Nail Kubalı, monarşiyi “ilkel”, cumhuriyeti ise “ileri” bir devlet şekli olarak görmektedir. Kubalı açıkça, “monarşik Devlet tarihi kökü itibariyle iptidaî bir devlet şekli olduğu halde, Cumhuriyet daha ileri toplumlarda görülen bir devlet şeklidir”[32] diye yazabilmekteydi. Yazarın iddiası ampirik verilerle bütünüyle çelişmektedir. İngiltere, Japonya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç gibi Krallıkların “iptidaî” bir devlet olduklarını, buna karşılık Kongo, Kamerun, Senegal, Kenya Cumhuriyetlerinin ise “daha ileri toplumlar” olduğunu ispatlamak herhalde mümkün değildir.

Ayrıca Kubalı , “monarşik Devlet şekli ile demokratik Devlet şekli arasında hukukî bir çelişme bulunduğunu” iddia etmektedir[33]. Yazara göre,

“demokrasi egemenliğin millet tarafından seçilen kimseler elinde bulunmasını icap ettirirken, Devlet başkanı olan hükümdarın saltanat hakkını veraset yoluyla elde etmesi kabul edilemeyeceği için Demokratik devlet şekline en uygun olan sistem, Devletin yasama organı gibi, yürütme organının ve Devletin başı olan şahsın da seçilmiş olmasıdır”[34].

Kubalı düşüncelerini desteklemek için, İkinci Dünya Savaşından sonra demokrasiyi kabul etmiş devletlerin birçoğunda yapılan anayasaların cumhuriyet şeklini kabul etmiş olmalarının cumhuriyetin “demokrasi ile ne derece sıkı bir alâkası bulunduğunu” gösterdiğini iddia etmektedir[35]. Gerçekten de İkinci Dünya Savaşından sonra birçok Avrupa Devleti yeni anayasalar yapmış ve monarşiden cumhuriyete geçmişlerdir. Ancak, İtalya istisna tutulursa, bu şekilde monarşiden cumhuriyete geçen devletlerde (Bulgaristan, Romanya, vs.) demokrasi değil, diktatörlük kurulmuştur. Bu ülkelerde monarşiden cumhuriyete geçiş, demokrasinin güçlendirilmesine değil, bilindiği gibi sosyalist diktatörlüklerin kurulmasına hizmet etmiştir.

Hüseyin Nail Kubalı son olarak, Atatürk devrimi ile kurulan cumhuriyet ile anayasal sistemimizin demokratik bir karakter kazandığını iddia etmektedir[36]. Şüphesiz, Türkiye’de demokrasiye ne zaman geçildiği, Osmanlı meşrutî monarşisinin tamamen anti-demokratik mi sayılması gerektiği tartışmalı bir konudur. Ancak, Türkiye Cumhuriyetinin 1946’ya kadar uzanan ilk döneminin ampirik demokrasi teorisinin öngördüğü demokratiklik koşullarını taşımadığını genel olarak söyleyebiliriz. Zira, bu dönemde tek parti rejimi vardır. Seçimlerde de açık oy, gizli sayım usûlü uygulanmaktadır. En azından Türkiye’de demokrasiye saltanatın ilgasıyla otomatik olarak geçilmediğini söylemek bir abartı olmayacaktır.

Günümüz Türk anayasa hukuku literatüründe cumhuriyet ve monarşi konusunda tam bir muğlaklık vardır. Yazarların birçoğu, monarşiyi ve cumhuriyeti birbirinden egemenliğin kaynağı kriterine göre ayırmakta ve cumhuriyeti, “seçim”, “eşitlik” ve giderek “demokrasi” kavramlarına başvurarak tanımlamaktadırlar Örneğin Ergun Özbudun  cumhuriyeti, “devlet şekli” ve “hükûmet şekli” olarak iki değişik anlamda tanımlamaktadır. Yazara göre, “devlet şekli olarak Cumhuriyet, egemenliğin bir kişiye veya zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu bir devleti ifade eder”[37]. Hükümet şekli olarak cumhuriyet konusunda ise yazar şunları yazmaktadır:

“Bu anlamda Cumhuriyet, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, özellikle bunların oluşumunda veraset ilkesinin rol oynamadığı bir hükûmet sistemini anlatır. Böylece cumhuriyet, seçim ilkesine dayanan bir hükûmet sistemi anlamını taşımaktadır. Aslında devlet ve hükûmet şekli olarak cumhuriyet kavramlarının birbiriyle çok yakından ilgili olduğu açıktır. Egemenliğin siyasal toplumun tümünde olduğu bir sistemde, devletin temel organlarının toplum iradesinin ifadesi olan seçimlerle oluşması tabiîdir. Aynı şekilde, devletin temel organlarının seçimden çıktığı bir sistem, millî egemenlikten veya halk egemenliğinden başka bir ilkeye dayanamaz”[38].

Böylece Ergun Özbudun da cumhuriyet ile seçimler, millî egemenlik ve giderek demokrasi arasında bir bağlantı kurmaktadır. Keza yine Özbudun, cumhuriyet ile eşitlik ilkesi arasında benzer bir bağlantı kurmaktadır[39]. Keza Özbudun, cumhuriyetle monarşi arasında bir değer ve zihniyet farkının bulunduğuna da işaret etmektedir. Ona göre, cumhuriyet “vatandaşlık ”, monarşi ise “uyrukluk” kavramlarına dayanır[40].

Başka anayasa hukukçularında da bu bulanıklık izlenmektedir. Örneğin Zafer Gören , tamamen Ergun Özbudun’un açıklamalarını paragraf paragraf izlemekte ve hatta onun yaptığı alıntıyı yapmaktadır[41].

Belirtelim ki Türk anayasa hukuku doktrininin bu tutumu tamamen yanlıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi cumhuriyetin monarşinin tersi anlamında, yani negatif bir şekilde tanımlanması doğrudur.

Bizim kanımıza göre, cumhuriyetin dar anlamda, yani monarşinin tersi anlamında tanımı doğrudur. O halde, Anayasamızın 1’inci maddesi devlet başkanlığının irsiyet esasına göre intikalini yasaklamaktadır. Başka bir şeyi değil.

Şimdi Türk Anayasa Mahkemesinin cumhuriyetçilik ilkesini nasıl yorumladığını görelim:

2. Türk Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet Anlayışı

Anayasa Mahkemesi de “cumhuriyet”i geniş anlamda tanımlamakta ve cumhuriyetten demokrasiyi anlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi 16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı Kararında “cumhuriyet” kelimesini geniş anlamda yorumlamıştır. Yüksek Mahkemeye göre,

“buradaki [1961 Anayasası, m.9] değişmezlik ilkesinin sadece ‘cumhuriyet’ sözcüğünü hedef almadığını söylemek bile fazladır. Yani, Anayasada sadece ‘cumhuriyet’ sözcüğünün değişmezliğini kabul ederek, onun dışındaki bütün ilke ve kuralların değişebileceğini düşünmenin Anayasanın bu ilkesi ile bağdaştırılması mümkün değildir. Zira, 9. maddedeki değişmezlik ilkesinin amacının, Anayasanın 1., 2., maddelerinde ve 2. maddenin gönderme yaptığı başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerle niteliği belirtilmiş, ‘cumhuriyet’ sözcüğü ile ifade edilen devlet sistemi[42]dir”[43].

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, cumhuriyeti, bir takım temel ilkeleri içeren bir “devlet sistemi” olarak yorumlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bir başka kararında da benzer şekilde,

“dünya yüzeyine yayılmış ülkelere göz atılacak olursa, adları ‘Cumhuriyet’ olduğu halde, uyguladıkları rejim bakımından Anayasamız’daki sisteme taban tabana zıt düşen pek çok devletlerin bulunduğu görülmektedir”[44]

demektedir. O halde Anayasa Mahkemesi, Türkiye’deki “Cumhuriyet”i, sadece “cumhuriyet” kavramından hareketle tanımlamamaktadır. Zira yer yüzünde bu isimi taşımasına rağmen Türkiye Cumhuriyetine benzemeyen birçok devlet vardır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Türkiye’ye özgü bir cumhuriyet tanımı yapmaktadır. Anayasa Mahkemesine göre, cumhuriyet “yurdumuzda siyasal iktidarın bütün ögeleriyle birlikte Ulusa geçişi” demektir[45].

Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi, cumhuriyeti geniş anlamda yorumlamaktadır. Cumhuriyet Anayasa Mahkemesine göre, monarşinin tersi olarak negatif bir şekilde tanımlanamaz. Türkiye’de cumhuriyet, Anayasanın “Başlangıc”ında ve özellikle 2’nci maddesinde belirtilen “laiklik”, “sosyal devlet”, “hukuk devleti” ve “demokratik devlet” gibi temel ilkeleri içerir. Cumhuriyet bu temel ilkelerle tanımlanır. Bu temel ilkelere aykırı olan bir kanun yahut, anayasa değişikliği, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diyen Anayasanın 1’inci maddesine ve özellikle bu maddenin değiştirilmesini yasaklayan maddeye (1961 Anayasasının 9, 1982 Anayasasının 4’üncü maddesi) de aykırı olur.

Özetle bu kararda Anayasa Mahkemesi “cumhuriyet” kelimesini geniş anlamda yorumlamış, bu yoruma göre de değişmezlik yasağı sadece 1’inci maddeyi değil, 2’nci maddede ifade edilen ilkeleri de içermektedir.

Sonuç

Kanımızca, gerek Türk anayasa hukuku doktrininin, gerek Türk Anayasa Mahkemesinin cumhuriyet tanımları yanlıştır. yukarıda gösterdiğimiz gibi, cumhuriyet dar anlamda, yani monarşinin tersi olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre ise, devlet başkanlığının babadan oğula irsî olarak intikal etmediği her devlet bir cumhuriyettir. Cumhuriyetin sadece dar anlamda tanımı ampirik verilerle uyuşum içindedir. Cumhuriyet ile demokrasi arasında hiçbir alaka yoktur. Şöyle ki, bir cumhuriyet, demokratik olabileceği gibi, anti demokratik de olabilir. Keza bir monarşi, demokratik olabileceği gibi, anti demokratik de olabilir.

O halde, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diyen Anayasamızın 1’inci maddesi  de dar anlamda yorumlanmalıdır. Buna göre, Anayasamızın 1’inci maddesinin yasakladığı şey, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmesidir. Diğer bir ifadeyle, Anayasamızın birinci maddesi Türkiye’de monarşinin kurulmasını yasaklamaktadır. Başka bir şeyi değil.


[1].   Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi Yayınları, 1984, s.177.

[2].   Açıklamalar için bkz. Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.216; Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1998, s.343-362. s.344.

[3].   Açıklamalar için bkz. Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.216; Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, op. cit., s.344.

[4].   “Cumhuriyet” kelimesinin değişik anlamları için bkz. Jean-Marie Pontier, “La république”, Recueil Dalloz Sirey, 1992, 31e Cahier, Chronique, XLVIII, s.239-246. Özellikle Fransa’da bu kelimenin Fransız ihtilalinin mirası nedeniyle özel bir anlaşılış tarzı vardır (Jean-Louis Quermonne, “République”, in Olivier Duhamel et Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.921). Hatta, Michel-Henry Fabre’a göre, “cumhuriyet” kelimesinin bir “Fransız” anlaşılış tarzı vardır (Michel-Henry Fabre, Principes républicaines de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.3.

[5].   Örneğin siyaset teorisi açısından bir yaklaşım için bkz. Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, op. cit., s.348-362.

[6].   Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie fontemoing, 3e édition, 1928, c.II, 770-771, 781-793.

[7].   Ibid., s.770.

[8].   Ibid., s.781.

[9].   Ibid., s.772.

[10]. Ibid., s.781.

[11]. Bu yönde tanımlar için bkz. Julien Laferrière, Le nouveau gouvernement de la France: les actes constitutionnels de 1940-1942, Paris, Sirey, 1942, s.40; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Librairie du Recueil Sirey, 1949, s.278, 318; Daniel Gaxie, “Article 89”, in François Luchaire et Gérard Conac (sous la direction de-), La Constitution de la République français, Paris, Economica, 2e édition, 1987, s.1329; Bernard Branchet, La révision de la Constitution sous la Ve République, Paris, L.G.D.J., 1994, s.64.

[12]. Vedel, Droit constitutionnel, op. cit., s.278.

[13]. Ibid.

[14]. Didier Maus, “Sur ‘la forme républicaine du gouvernement’”, Commentaire sous la décision n° 92‑-312 DC du 2 septembre 1992, Revue française de droit constitutionnel, n°11, 1992, s.412.

[15]. Maurice Agulhon, La République: 1880 à nos jours, Paris, Hachette, 1990’dan nakleden Quermonne, “République”, op. cit., s.923.

[16]. Maus, op. cit., s.412.

[17]. François Luchaire, Le Conseil constitutionnel, Paris, Economica, 1980, s.127.

[18]. Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1929, réimpression par les Editions du C.N.R.S., 1965, s.343.

[19]. Maurice Duverger, “Les monarchies républicaines”, Pouvoirs: Revue d’études constitutionnelles et politiques, 1996, no 78, s.107-127.

[20]. Ibid.

[21]. Aslında burada bir ön sorun olarak, hangi rejimin demokratik hangisinin anti-demokratik olduğu tartışılmalıdır. Böyle bir tartışma aşağıda “demokratik devlet ilkesi”nin incelendiği yerde yapılmıştır. Oraya bakılmalıdır. Biz Arendt Lijphart’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 rejimi demokratik olarak kabul ediyoruz. Yazar ideal anlamda demokrasileri değil, bu ideale az çok yaklaşan gerçek demokrasileri demokratik bir rejim olarak kabul etmektedir. Yazar, demokratiklik için ikinci bir ölçü daha arıyor: Demokrasi kesintiye uğramadan uzun bir zaman boyunca (İkinci Dünya Savaşından bu yana) uygulanabilmiş olmalıdır (Bkz. Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler (Çev.: E. Özbudun ve E. Onulduran), Ankara, Türk Demokrasi Vakfı ve Siyasi İlimler Derneği Ortak Yayını, Tarihsiz (1988), s.1-2, 23-24).

[22]. Lijphart, op. cit., s.79.

[23]. Lijphart, op. cit., s.57.

[24]. Jan-Erik Lane, Constitutions and Political Theory, Manchester, Manchester University Press, 1996, s.202’den nakleden Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.244.

[25]. Bu yöndeki yorumlar için bkz.: Kemal Gözler, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 54, 1999, Sayı 1, s.55; Kemal Gözler, “Cumhuriyet ve Monarşi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 53, Kasım-Aralık 1998, s.29; Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.244.

[26]. Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.218; Arsel, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.156.

[27]. Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.218.

[28]. Arsel, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.156.

[29]. Ibid.

[30]. Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.61.

[31]. Ibid., s.64.

[32]. Ibid.

[33]. Ibid.

[34]. Ibid., s.65.

[35]. Ibid.

[36]. Ibid., s.66.

[37]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.47.

[38]. Ibid.

[39]. Ibid.

[40]. Ibid.

[41]. Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.71-72.

[42]. İtalikler bize ait.

[43]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 8, s.323. Anayasa Mahkemesi diğer kararlarında da aşağı yukarı aynı gerekçeyi tekrarlamıştır. Bkz.

- 13 Nisan 1971 Tarih ve E.1970/41 ve K.1971/37 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 9, s.416-449.

- 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 13, s.403-478.

- 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167 ve K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.118-161.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/38 ve K.1976/46 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.252-285.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/26 ve K.1976/47 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.287-301.

- 27 Ocak 1977 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.106-131.

- 27 Eylül 1977 Tarih ve E.1977/82 ve K.1977/117 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.444-4063.

[44]. Anayasa Mahkemesi, 27 Ocak 1977 Tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.113.

[45]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.428.

 


 

Copyright

(c) Kemal Gözler. 2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.105-115'ten alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/cumhuriyetcilik.htm, 15 Kasım 2005).

 


23 Kasım 2005
Editör: Kemal Gözler

kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr