Kitabın tam metnini PDF formatında aşağıdaki linklere tıklayarak
indirebilirsiniz.
Ön kapak ve iç kapaklar ve içindekiler (Sayfa
I-VIII)
Giriş, Bölüm 1-3 (Sayfa 1-112)
Bölüm 4-7 (Sayfa 113-218)
Bölüm 8-10 ve Sonuç (Sayfa 219-290)
Bibliyografya, Dizin ve Arka Kapak (sayfa
291-320)
Kemal Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları,1999, VIII+320 s.
İçİndekİler
Sekizinci Bölüm
Anayasanın Ruhu Sorunu
I.
Açıklama..........................................................................................................................
219
II.
Eleştiri.............................................................................................................................
228
Değerlendirme....................................................................................................................
233
Dokuzuncu
Bölüm
ANAYASAL TEAMÜLLERİN GEÇERLİLİĞİ SORUNU
I. Genel Olarak
Teamül......................................................................................................
239
II. Klasik Anayasa Hukuku
Doktrininde Anayasal Teamüller.................................... 240
A. Anayasal Teamüllerin
Unsurları...........................................................................
241
1. Maddî Unsur:
Uygulama...................................................................................
241
2. Manevî Unsur: Uygulamanın
Hukukîliği İnancı............................................. 243
B. Anayasal Teamüllerin
Hukukî Değeri...................................................................
243
1. Yazısız Anayasa Sisteminde
Teamülün Hukukî Değeri Sorunu.................. 243
.... İngiliz Anayasa
Hukukunun Kaynakları................................................... 244
2. Yazılı Anayasa Sisteminde
Anayasal Teamüllerin Hukukî Değeri Sorunu 247
a) Praeter Constitutionem
Teamüllerin Hukukî Değeri................................. 247
a) Secundum Constitutionem
Teamüllerin Hukukî Değeri.......................... 248
a) Contra Constitutionem
Teamüllerin Hukukî Değeri................................. 249
Türk Anayasa Hukuku
Doktrininde Anayasal Teamüllerin Değeri Tartışması.. 252
III. Geçerlilik Teorisi
Açısından Anayasal Teamüllerin Geçerliliği Sorunu............... 254
A.
Önkoşullar................................................................................................................
254
1. Maddî
Varlık........................................................................................................
254
2.
Normatiflik............................................................................................................
256
3.
Hukukîlik..............................................................................................................
258
4.
Anayasallık..........................................................................................................
259
B. Per Quam
Koşul......................................................................................................
260
C. Sine Qua Non
Koşullar..........................................................................................
263
1. Global Hukuk Düzeninin
Etkililiği.....................................................................
264
2. Bizzat O Normun Minimum
Etkililiği................................................................. 264
Türk Hukuk Düzeninde Anayasal
Teamül Olabilir mi?................................................ 266
Onuncu Bölüm
geçerlİlİk koşullarına
aykırılığın müeyyİdesİ: Geçersİzlİk
Kanunların Geçerliliği
Sorunu..........................................................................................
272
Kanunların Anayasaya
Uygunluğu Denetlenebilir mi?............................................... 275
Anayasallık Denetiminin
Olmadığı Bir sistemde Anayasaya Aykırı
Kanunların Geçerliliğinin
Temeli................................................................................
277
Sonuç
..........................................................................................................................
281-312
Bibliyografya
.............................................................................................................
291-312
Dizin
............................................................................................................................
313-317
Özgeçmiş ve Yayın Listesi
.......................................................................................
318-319
İstatistik
.............................................................................................................................
320
Sekizinci Bölüm
Anayasanın Ruhu Sorunu
Bazı yazarlar, anayasanın bir “ruhu”
olduğuna inanmakta ve bu ruhtan birtakım prensipler çıkarmaktadırlar. Üstelik,
bu yazarlara göre, bu prensipler anayasal, hatta anayasaüstü değerdedir. Diğer
bir ifadeyle, yasama organı ve hatta anayasayı değiştirme organı, anayasanın
ruhundan çıkarılan bu prensipler ile sınırlıdır.
İlk önce biz burada bu yöndeki tezlerin açıklamasını sonra
da eleştirisini yapacağız.
I. Açıklama
Anayasa hukuku doktrininin bir kısmına göre, anayasa, basit
bir iktidar tekniği değildir. O, belirli bir siyasal felsefenin
gerçekleştirilmesini amaçlar. O halde, anayasanın temelinde bulunan
siyasî-felsefî prensipler
anayasanın özünü oluştururlar. Bu yazarlar,
belirli bir siyasî rejimin dokunulmazlığını (intangibilité)
öngören anayasa hükümlerinin, anayasayı değiştirme iktidarının değiştirme
teşebbüslerine karşı anayasanın özünü koruduğunu gözlemlemektedirler. Onlara
göre, bu özün değiştirilemeyeceğini açıkça öngörmese bile, anayasayı değiştirme
iktidarı, anayasanın özünü oluşturan temel ilkelere dokunamaz. Zira, böyle
ilkelerde değişiklik yapılması, yani anayasanın özünün değiştirilmesi, anayasal
sistemin bütünüyle çökmesi ve bir başka anayasal sistem ile değiştirilmesi
anlamına gelir. Bu görüşte olan yazarlara göre, anayasayı değiştirme iktidarı
tarafından anayasayı değiştirme usûlüne uyularak anayasanın özünün
değiştirilmesi “anayasaya karşı hile (fraude à la
constitution
)” oluşturur.
1. Burdeau.- Örneğin Georges
Burdeau’ya göre “anayasayı değiştirme organı, yetki saptırmasına (détournement
de pouvoir
) düşmedikçe, varlığını borçlu olduğu siyasal
sistemin temel dayanaklarını yıkamaz”.
Böylece, profesör Burdeau, anayasanın siyasî-felsefî temeli ile anayasa
değişikliği tipi arasında bir dayanışmanın var olduğuna inanmaktadır.
Burdeau’ya göre, anayasayı değiştirme organı, hem hukuken, hem de ahlâken,
kendisinden türediği anayasanın ruhundan çok farklı bir ruhtan ilham alan
bir anayasa hazırlamaya teşebbüs edemez. Ahlâken, böyle bir teşebbüs, anayasayı
değiştirme organını yaratan kurucuların iradesine bir ihanet olacaktır. Hukuken
ise, anayasa değiştirme organının böyle bir tutumu, kendi iktidarının anayasal
temelini reddetmesi nedeniyle, bizatihi kendi anayasal niteliğinden mahrum
kalmasına yol açacaktır.
2. Wigny.- Bu tez, Belçika’da
Pierre Wigny tarafından çok açık bir şekilde savunulmuştur. Pierre Wigny’ye
göre, anayasa bir iktidar tekniğinden fazla bir şeydir. Bir devlet anlayışını ve
özellikle, bireyler arasında mevcut olması gereken ilişkilerin belirli bir
anlayışını içerir. “Biz demokrasiyi seçtik, diyor Pierre Wigny..., o halde,
[Belçika Anayasanın] 131’inci maddesindeki usûle uyularak bile, millî egemenlik
ilkesi, bireysel özgürlükler, serbest ve periyodik seçimler ortadan
kaldırılamaz”.
Profesör Wigny’ye göre, “anayasa boş bir form, basit bir hukukî mekanizma
olamaz. Anayasa bir siyasal felsefeden etkilenmiştir. Bu siyasal felsefe
anayasadan ayrılamaz. Değiştirme usûlü, devletin alt üst olmasına yol açamaz.
Pierre Wigny inanmaktadır ki, “bir rejimin temel ilkelerini terk etmek ve bir
toplumu dönüştürmek için bir devrim gerekir. Bunu yapmak için, anayasa
değişikliği için öngörülen olağan anayasa kuralları ile yetinilemez”.
Yani, bu alanda, Pierre Wigny, barış içinde, kavgasız, gürültüsüz bir
değişikliğin olabileceğini kabul etmemektedir. Ona göre, anayasa “kendi
yıkılışını öngöremez”.
Böylece, profesör Wigny, “yasal görünüm altında, rejimin demokratik özünü
boşaltarak kurumların bir boş hukukî dekor olarak kalmasına yol açacak
manevralara hukukî değer atfetmeyi” peşin olarak reddetmektedir.
Pierre Wigny, bu görüşlerini Belçika Anayasasına
uygulamaktadır. İlk önce, Belçika Anayasasının her maddesinin Anayasanın
131’inci maddesinde öngörülen değiştirme usûlüyle değiştirilebileceğini
gözlemlemektedir. Ama ona göre, “bununla birlikte, rejimin bizatihi özü
değiştirilemez. Bu operasyon, artık bir değişiklik değil, ama devrim
olacaktır”.
Kısacası, Pierre Wigny için, “Anayasanın metninde değiştirilemeyecek olan
ilkeler vardır, zira bu ilkeler siyasal rejimin özünü oluşturmaktadırlar”.
Pierre Wigny
, “bu özün ne olduğu” sorusuna, şu cevabı
vermektedir: “Bu demokrasidir. Demokrasi her şeyden önce bireysel demokrasidir
ve özgürlük ilkesini içerir. Anayasanın II’nci başlığındaki hükümlerden her biri
değiştirilebilir. Ancak, ruh korunmalıdır. Bu siyasal felsefeden çıkar”.
3. İsviçre.- Anayasayı değiştirme iktidarı
tarafından değiştirilemeyecek olan “anayasanın özü”nden kaynaklanan birtakım
anayasaüstü ilkelerin olduğu düşüncesinin özellikle İsviçre anayasa
hukuku doktrininde savunulduğunu gözlemlemek ilginçtir. Oysa, 1874 İsviçre
Anayasası, içerik olarak değiştirilemeyecek bir hüküm öngörmemektedir. Dahası
Anayasa kendisinin her zaman kısmen veya tamamen değiştirilebileceğini açıkça
öngörmektedir (1874 İsviçre Anayasası, m.118). Ayrıca, anayasa değişikliğinin
halk teşebbüsü (initiative populaire) usûlüyle yapılması, değişikliğe
konu bakımından bir sınırlandırma getirilmesini zaten imkânsız kılmaktadır. Buna
rağmen, İsviçre’de birçok yazar,
anayasayı değiştirme iktidarının tam bir serbestliğe sahip olmadığını ileri
sürmektedir. Bu yazarlara göre, anayasanın özünden kaynaklanan
anayasa değişikliğinin birtakım maddî sınırları vardır. Böylece bu yazarlar,
temel olarak görülen bazı anayasal hükümlerin değiştirilemez olduklarını
düşünmektedirler.
a) Giacometti.- Örneğin profesör L.
Giacometti’ye göre
“Anayasa tarafından tanınan bireysel özgürlükler,
devletin mutlak gücü için aşılmaz engeller oluşturmalıdırlar. Eğer, anayasayı
değiştirme iktidarı (kurulmuş kurucu iktidar), kuvvetler ayrılığı, bireysel
özgürlükler, siyasal haklar ve kanun önünde eşitlik alanında aslî kurucu
tarafından konulan hükümler ile bağlı olmazsa, hukuk devleti tam anlamıyla
gerçekleşemez. Bu prensipler, aslî kurucu iktidar tarafından ebedi ilan
edilmelidir”.
b) Favre.- Keza Antoine Favre’a
göre, “bir oylamaya bağlı olmayan haklar vardır. Daimî haklar olarak
isimlendirilebilecek olan bu hakları, ne İsviçre yasakoyucusu, ne de anayasa
koyucusu değiştirebilir.
Bu haklar arasında, Antoine Favre, “vicdan özgürlüğünü, özellikle basın yoluyla
kanaatleri açıklama özgürlüğünü” zikretmektedir.
Dahası ona göre, “anayasanın üstünde adalet vardır, hukuk vardır. Eğer kanun,
bir kaba kuvvet gösterisi olmak istemiyorsa anayasanın üstünde bulunan bu
adaletin, bu hukukun ifadesi olmalıdır. Keza tüm devlet organları, egemen halk
dahi, bu adaletin, bu hukukun görevlileridir”.
Ayrıca, İsviçre’nin demokratik anayasası vatandaşlara politik haklar
vermektedir. Mantıklı olmak gerekirse, açıktır ki, bu demokratik haklar
demokrasiyi yıkmak için kullanılmamalıdır. Örneğin Federal Meclis, demokratik
rejimi kaldırıp yerine tek parti diktatörlüğünü kurmayı öngören halk
teşebbüsünü, halkoylamasına sunmayı kabul edecek midir?
Nihayet, Antoine Favre’a göre, kuvvetler ayrılığı ilkesi
ve federatif rejim
anayasanın değiştirilemeyecek ilkeleridir.
c) Bridel ve Moor.- Aynı
şekilde, Marcel Bridel ve Pierre Moor
, anayasayı değiştirme iktidarının, İsviçre
Federal Anayasasının essentialia olarak isimlendirdikleri
şeye dahil olan ilkelerini, yani “İsviçre kamu hukukunun temel unsurları”nı
değiştiremeyeceğini düşünmektedir.
Bridel ve Moor, demokrasi ilkesini, federalizm ilkesini, hukuk devleti ilkesini
ve insan haklarını böyle değiştirilemeyecek olan prensipler olarak kabul
etmektedirler.
Yazarlara göre, bu ilkeleri dile getiren anayasal hükümler, “kurucu (constitutif)
değil, ama bildirici (déclaratif ) niteliktedir”.
Dahası, “bu essentialia’nın hepsi açık anayasal düzenlemelere konu teşkil
etmez. Örneğin ancak, anayasal düzenlemelerimizin bütününden dolaylı olarak
çıkarılabilen hukuk devleti ilkesi böyledir. Aynı şekilde, kuvvetler ayrılığı
ilkesi hiçbir yerde ifade edilmemektedir”.
Marcel Bridel ve Pierre Moor, bu essentialia’ya
dahil olan ilkelerin tam anlamıyla anayasaüstü nitelikte olduğunu ileri
sürmektedirler. Yazarlara göre, anayasa bunları açıkça ifade etmese bile bunlar
kendilerini kabul ettirirler. Ve bundan dolayı, kurucular, bunları pozitif
hukuka dahil etmenin gerekliliğini tanımışlardır. Dolayısıyla, bunları biz
keyfimize göre kullanamayız. Tabiî, bunların ifade ediliş formülünü
değiştirebiliriz. Buna karşılık, ihanet etmeksizin, onlardan vazgeçemeyiz.
Dahası, Bridel ve Moor, bu ilkelerin tüm anayasaya “yüksek
bir düzen, aşkın (transcendant) bir düzen uyarınca” hakim olduğunu
düşünmektedirler.
Üstelik Marcel Bridel ve Pierre Moor, “Hıristiyan uygarlığının milletleri
topluluğundan (sic) çıkmaksızın veya bir sapkınlık (hérésie) içine
düşmeksizin bu ilkelerden kendimizi kurtaramayız”
diye eklemektedirler.
d) Darbellay.-
Nihayet, Jean Darbellay,
dokunulamayacak ilkeler konusunda daha ılımlı bir pozisyona sahiptir. İlk önce
yazar, böyle ilkelerin varlığını savunan doktrinin karşılaştığı güçlüklerin
altını çizmektedir.
Ona göre, “kurulmuş olan şey beşerî bir eserdir ve değiştirilebilir. Dokunulmaz
olan tek şey kendisine daimî olarak ihtiyaç duyulan şeydir: Yer ve zaman
koşullarına uyum sağlayan dürüst araçlarla siyasal iyiliğin (bien politique)
araştırılmasıdır.
“Sadece, icra edilmesi imkansız olan veya aşikâr bir adaletsizliği (injustice
flagrante), tabiî hukukun açık ihlalini benimseyen, bir hakkı kötüye
kullanan veya anayasal düzene yabancı konulara ilişkin olan akıl-dışı halk
teşebbüsleri dışlanabilir.
4. Schmitt.- Anayasanın dokunulmaz
ilkelerinden bahsedildiğinde, sıklıkla Carl Schmitt’in doktrinine başvurulur.
Üçüncü Reich’ın ünlü anayasa hukukçusu, “anayasa (Verfassung)” ile “anayasal
kanun (Verfassungsgesetz)” arasında ayrım yapmaktadır.
“Anayasa”, siyasal birliğin global seçimini belirleyen tek bir karardır.
Anayasa, “kendisini yapan mevcut siyasî irade sayesinde geçerlidir”.
Buna karşılık, “anayasal kanunlar” şu ya da bu özel hükümleri içerirler.
Onların “sadece anayasa temelinde geçerliliği vardır”.
Carl Schmitt’e göre, demokrasi için Alman halkının tercihi, halk egemenliği,
cumhuriyet, federalizm, burjuva hukuk devleti, temel haklar ve kuvvetler
ayrılığı, “Alman halkının siyasal varoluşunun biçimini belirleyen somut siyasal
kararlardır ve bunlar sonraki bütün kuralların ve hatta anayasal kanunların
temel ön kabullerini oluştururlar”.
“Onlar, anayasanın özünü teşkil ederler”.
“Anayasa” ile “anayasal kanun” arasındaki ayrımın pratik önemi, onların değiştirilmeleri açısından ortaya
çıkmaktadır. Zira, Carl Schmitt’e göre, anayasa değiştirilemezdir. Reich
Anayasası (Reichsverfassung)
nın “76’ncı
maddenin usûlüyle, anayasa değil, sadece anayasal kanunlar
değiştirilebilir”.
Yazara göre, “‘anayasa’nın değiştirilebilir olması demek, anayasanın özünü
oluşturan temel ilkelerin parlâmento tarafından her zaman ilga edilebileceği
veya başkalarıyla değiştirilebileceği demek değildir. Alman Reich’ı,
Reichstag’ın üçte iki çoğunluğunun kararıyla
bir monarşiye veya sovyetik cumhuriyete dönüştürülemez.
Böylece, Carl Schmitt anayasada değiştirilemeyecek birtakım
ilkelerin varlığını bizzat “anayasa” ile “anayasal kanunlar” ayrımı üzerine
kurmaktadır. Ona göre, “anayasanın değiştirilmesi” demek, “anayasa (Verfassung)”nın, yani
anayasanın özünü oluşturan temel siyasal kararların değiştirilmesi demek değil,
yürürlükte olan “anayasal kanunlar (Verfassungsgesetz)”ın
metninin değiştirilmesi demektir.
O halde, anayasayı değiştirme iktidarı, yeni bir anayasa yapma iktidarı değil,
ama sadece anayasal kanunların hükümlerinde değişiklikler, eklemeler veya
çıkarmalar yapma iktidarıdır.
Böylece, “monarşik bir ilke üzerine kurulu bir devleti, halkın kurucu iktidarı
ile yönetilen bir devlete dönüştüren bir anayasa değişikliği, anayasaya uygun
değildir. Aynı şekilde, anayasal kanunların değiştirilmesi yoluyla, halkın
kurucu iktidarı üzerine kurulu bir anayasa, monarşik ilkeli bir anayasaya
dönüştürülemez.
Carl Schmitt şöyle yazmaktadır:
“RV’nin
76’ncı maddesinde öngörülen usûl, anayasal düzenlemelerden farklı olarak,
anayasayı oluşturan temel kararları başka bir siyasal karar ile değiştirmeye
izin veremez. Örneğin 76’ncı maddedeki usûlle demokratik oy hakkı, sovyetler
sistemine dönüştürülemez. Reich Anayasasının bugün hâlâ içerdiği federalist
unsurlar, 76’ncı maddenin belirlediği usûlle bir kalem darbesinde ilga
edilemez... RV’nin 1’inci maddesinin 1’inci fıkrasının veya 41’inci maddesinin
“değiştirilmesi” ile Reichspräsident’ın görevini bir monarkın görevi
haline getirilemez... Bu önemdeki dönüşümler anayasa revizyonu (révision
constitutionnelle) na değil, anayasa değişikliği (changement de
constitution) ne yol açarlar”.
Sonuç olarak, Schmitt’in teorisine göre, daima anayasanın
özünden kaynaklanan, sarih veya zımnî, değiştirilemeyecek birtakım anayasal
ilkeler vardır.
5. Liet-Veaux.- Fransız anayasa hukuku
doktrininde de, anayasanın ruhunun değiştirilmesi konusunda birçok yazar,
“anayasaya karşı hile
(fraude à la constitution
)”den bahsetmektedir.
Bu yazarlara göre, anayasayı değiştirme iktidarı tarafından anayasayı değiştirme
usûlüne uygun olarak, anayasanın ruhunun değiştirilmesi, “anayasaya karşı hile”
oluşturur. Öyle görünüyor ki, bu kavramı ilk defa Georges Liet-Veaux
kullanmıştır.
Liet-Veaux, anayasaya karşı hileyi, “metnin lafzına uyularak kurumun ruhunu
ihlal eden bir usûl” olarak tanımlamaktadır.
Yazara göre, “özü yenmek için biçime saygı göstermek anayasaya karşı hiledir”.
Diğer bir ifadeyle, bu usûlde, anayasayı değiştirme iktidarı, anayasa değiştirme
usûlüne saygı göstererek, tamamen başka bir ruha sahip rejim kurmak için
yetkilerini kullanmaktadır. Bu usûl aslında bir devrimi gizlemektedir. İtalya’da
faşist, Almanya’da nasyonal sosyalist rejimlerin yerleşmesi bu usûlü mükemmel
olarak resmetmektedir.
6. Kubalı
.- Bizde de anayasayı değiştirme
iktidarının anayasanın ruhunu değiştiremeyeceği görüşü Hüseyin Nail Kubalı
tarafından savunulmuştur. Kubalı
’ya göre, tali kurucu iktidar, anayasanın
sadece lafzı ile değil, ruhu ile de bağlıdır. Zira, aksi halde
tali kurucu iktidar, kendisini kuran anayasayı, onun dayandığı temelleri yıkmak
imkanını elde etmiş olur.
Kubalı, anayasanın ruhunun ne olduğunu göstermeye
çalışmaktadır. Yazara göre,
“her anayasa objektif bir hukuk fikrinin ve bu fikrin
dayandığı belirli bir dünya görüşünün sembolüdür. Her Anayasanın hedefi bu fikri
ve bu dünya görüşünü Devletin siyasî ve hukukî statüsünün temeli yapmaktır.
Bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonraki Anayasaların çok göze çarpan karakteri,
evvelce de belirttiğimiz gibi, temel kuruluşla ilgili birtakım teknik kaideler,
sisteminden ibaret kalmayarak aynı zamanda belirli bir ideolojinin ifadesi ve
kalkanı olmalarıdır. Anayasanın ruhu dediğimiz zaman Anayasanın özü olan bu
ideolojiyi anlarız (abç). Doğu ve Batı demokrasilerinde Anayasalar
demokrasi umumî etiketi altında farklı ideolojilere dayanmakta, farklı bir
ruh taşımaktadırlar”.
Kubalı’ya göre, 1961 Anayasası döneminde tali kurucu iktidar, Anayasanın
sözü ile bağlı olduğu gibi ruhu ile de bağlıdır. Yazara göre,
“bu üzerinde tereddüt mümkün olmayacak derecede açık
bir gerçektir. Aksi halde Büyük Millet Meclisi Anayasanın dayandığı dünya
görüşünden farklı bir dünya görüşünü Devletin hukukî ve siyasî statüsüne temel
yapmak isteyen ihtilalci bir meclis, bir aslî kurucu iktidar gibi hareket etmiş
olur veya fiilen o mahiyeti almış olur”.
Bu açıklamalardan sonra Kubalı, 1961 Anayasasının ruhunu
saptamaya girişiyor. Örneğin bu Anayasada iki meclis sisteminden tek meclis
sistemine geçilmesi ya da seçim sisteminin değiştirilmesi anayasanın ruhuna
uygun; ama, kadınların seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakılması, çok
partili sistemin terk edilmesi ya da mülkiyet hakkının ortadan kaldırılması
anayasanın ruhuna aykırıdır.
7. Norveç.- Son olarak, not etmek
gerekir ki, 17 Mayıs 1814 tarihli, Norveç Anayasasının 112’nci maddesi,
Anayasanın ruhunun değiştirilmesini açıkça yasaklamaktadır. Bu maddeye
göre, “anayasa değişiklikleri, her halükârda, Anayasanın ilkeleri ile
çelişemezler. Onlar sadece özel hükümler konusunda olabilir ve anayasanın
ruhunu değiştiremezler”.
II. Eleştiri
1. İlk önce, 17 Mayıs 1814 tarihli Norveç
Anayasasının 112’nci maddesi bir yana
bırakılırsa, anayasanın ruhundan çıkarılan ilkelerin temellerinin anayasal
metinlerde bulunmadığını gözlemlemek gerekir. Bu ilkeler anayasal metinlerde
açıkça ifade edilmemiştir. Keza bunlar, bir anayasa hükmünden doğrudan veya
dolaylı olarak çıkarılamaz. Anayasanın ruhundan çıkarıldığı iddia edilen
ilkeler, anayasaüstü ilkeler gibi bütünüyle maddî varoluştan mahrumdurlar.
2. Anayasanın ruhundan kaynaklandığı iddia edilen bu
ilkelerin pozitif varoluştan yoksun olduklarını belirttikten sonra, anayasanın
ruhundan kaynaklanan prensiplerin varlığını savunan tezlerin tabiî hukukçu (jusnaturaliste)
nitelikleri kolayca ortaya konabilir.
Bu nitelik, en açık bir şekilde, yukarıda zikrettiğimiz
İsviçreli yazarlarda izlenebilir. Hatırlayalım ki, Marcel Bridel ve Pierre Moor
“aşkın bir düzen (ordre
transcendant)”den, bir “sapkınlık (hérésie)” tan, “Hıristiyan
uygarlığı milletleri topluluğundan çıkmak”tan (sic), “aşikâr bir
adaletsizlik (injustice flagrante)”ten, “tabiî hukukun
açık ihlali (violation évidente du droit naturel)”nden
bahsediyorlardı. Diğer yazarlarda, tabiî hukuka bu kadar doğrudan göndermeler
her zaman bulunmasa da, biz, ancak bu tezlerin tabiî hukuk anlayışı kabul
edilirse savunulabileceğini düşünüyoruz. Zira, pozitif metinlerde mevcut olmayan
prensiplere hukukî değer atfetmek için, kaçınılmaz olarak tabiî hukuk anlayışına
ihtiyacımız vardır. Oysa, önceki bölümlerde birçok defa açıkladığımız gibi, biz,
tabiî hukuk anlayışını hipotez olarak reddetmekteyiz.
3. Üçüncü olarak, anayasanın ruhundan veya özünden
birtakım prensipler çıkaran tezler, kaçınılmaz olarak maddî anayasa anlayışı
nı (conception matérielle de la constitution) gerektirmektedirler.
Zira, açıktır ki, anayasanın özüne dahil olan temel anayasal ilkeler doğal
olarak, biçimleri ile değil, içerikleri ile belirleneceklerdir.
Zira, biçimleri açısından, aynı metinde yer almak itibarıyla bütün anayasal
prensipler aynı hukukî değere sahiptirler. Örneğin, İsviçre Anayasasının eşitlik
ilkesini düzenleyen 4’üncü maddesinin değiştirilemez, buna karşılık
“Konfederasyon, ihtiyaç halinde, ülke içinde, taşıma giderlerini indirmek
amacıyla değirmenlere kolaylıklar sağlar” diyen 23bis maddesinin 3’üncü
fıkrasının ise değiştirilebilir olduğu söylendiğinde, açıktır ki, bu maddelerin
içeriği dikkate alınmaktadır. Oysa, biçimleri açısından, aynı Anayasanın içinde
yer alan bu iki madde arasında bir ayrım yapılamaz. Biz yukarıda birinci bölümde,
biçimsel anayasa tanımının geçerli olduğunu göstermiştik.
4. Anayasanın özünden kaynaklanan birtakım
prensiplerin var olduğunu iddia eden tezler, anayasa normları arasında
hiyerarşi kurulmasına yol açarlar. Gerçekten de, anayasanın şu ya da bu
hükmünün anayasanın özüne ilişkin olduğu ve dolayısıyla onların değiştirilemez
olduğu söylendiğinde, böyle hükümler ile anayasanın diğer hükümleri arasında bir
hiyerarşi ihdas edilmektedir.
Böyle bir hiyerarşi, Marcel Bridel ve Pierre Moor’un
teorilerinde açıkça bulunmaktadır. Bridel ve Moor “Anayasanın hükümleri arasında
adım adım, derece derece bir hiyerarşi kurulduğunu” yazmaktadırlar.
Yazarlar, hiyerarşideki birinci sırayı, essentialia diye
isimlendirdikleri prensiplere,
ikinci sırayı ise accidentalia diye nitelendirdikleri
prensiplere ve üçüncü sırayı ise, normalde olağan kanunlarda yer alması gereken
prensiplere vermektedirler.
Yukarıda Hüseyin Nail Kubalı’nın görüşleri de anayasa
maddeleri arasında hiyerarşi kurar niteliktedir. Örneğin Kubalı’ya göre, 1961
Anayasası ortamında iki-meclis değiştirilmesi anayasanın ruhuna uygun, fakat
mülkiyet hakkının ortadan kaldırılması anayasanın ruhuna aykırıdır. Bu iki madde
arasında bu bakımdan ayrım yapmak, bunlar arasında hiyerarşi kurmak anlamına
gelir. Yukarıdaki örnekte, mülkiyet hakkının düzenlendiği maddeye, meclis
sisteminin düzenlendiği maddeye göre bir üstünlük, bir değiştirilemezlik
atfedilmektedir.
Biz anayasa normları arasında hiyerarşi tezinin yanlış
olduğunu daha önce gösterdik. Bu nedenle, bu teze yöneltilen eleştirileri burada
tekrar ele almıyoruz.
5. Anayasanın ruhu veya özü objektif
olarak tanımlanabilir bir kavram değildir. Devellioğlu, “ruh”u, “en mühim nokta”
olarak tanımlamaktadır.
Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ü aynı şekilde, “ruh”u “en önemli nokta,
öz” olarak tanımlamaktadır.
Aynı sözlük, “öz” kelimesi için ise şu açıklamaları vermektedir: “Bir kimsenin
benliği, kendi manevî varlığı”. “Bir şeyin temel ögesi, kühn, zübde”; “Bir şeyin
en kuvvetli ve kıvamlı bölümü”.
Fransızca’nın en önemli sözlüklerinden biri olan Petit Robert ise, bu
bağlamda “ruh (esprit)” kelimesini “metnin derin anlamı” ve “öz”
kelimesini ise “eşyanın asıl niteliğini oluşturan şey” olarak tanımlamaktadır.
O halde bir anayasal metnin “derin anlamını” ne
oluşturmaktadır? Bir anayasanın “asıl niteliğini” neden ibarettir? Veya
anayasanın “en önemli noktası” nedir? Ve yahut anayasanın “temel ögesi”, ya da
anayasanın “en kuvvetli ve kıvamlı bölümü” nedir? Kanımızca, bu sorulara
objektif bir cevap verilemez. Gerçekten de, Jean-François Aubert’in isabetle
belirttiği gibi, bu doktrin, “sadece kahinvarî bir hermenötiğin (herméneutique
divinatoire) çıkarabileceği esrarengiz ilkelere başvurmaktadır”.
Ruhun metnin derin anlamı olduğu söyleniyor. Oysa, François
Luchaire, “bir metnin anlamıyla onun ruhunu karıştırmamak gerekir”
demektedir.
Yazara göre, “anlam, bir metnin hükümlerinin bütününden çıkar...; onun
araştırılması objektif bir tutum gerektirir... Ruh ise büyük
ölçüde metnin dışında, metni çevreleyen her şey dikkate alınarak araştırılır;
onun araştırılması daha çok sübjektiftir”.
“Kanunun ruhu
, diyor François Luchaire, kanuna bir şey
ilave etmek için ve hatta bazen kanunu saf dışı bırakmak için uydurulan bir
bahaneden başka bir şey değildir”.
6. Böylece, anayasanın ruhundan çıkarılan
prensiplerin sübjektif ve keyfi özelliğine ulaşmaktayız. Bu açıdan, Marie-Françoise
Rigaux
’nun isabetle belirttiği gibi, bu ilkeler, “hukukî
ölçütler ile değerlendirilmemektedir. Bunlar tamamıyla anayasal pozitifliğe
yabancı bazı siyasal yargılara bağlıdırlar”.
Gerçekten, bazı anayasal ilkelerin dokunulmazlığını ispatlamak için, bu tezler,
“ahlâkî veya siyasî ön-kabullere” başvurmaktadırlar.
Bu ilkelerin doğrudan kaynağı pozitif hukuk değil, ama bunlar hakkında
yazarların yaptıkları yorum ve yazarların kişisel kanaatleridir.
Dolayısıyla, anayasanın ruhundan kaynaklanan ilkeler, yazarların kişisel değer
yargılarına bağlıdırlar.
Bu tezlerin asıl gerekçeleri hukuk-ötesi (métajuridique) niteliktedir.
Jean-François Aubert’in de belirttiği gibi, bu tezler, “siyasal art niyetleri
örtmektedir”.
Bu açıdan, Guy Héraud
haklı olarak belirtmektedir ki,
“bir hükmün ‘ruhu’ üzerine soyut bir şekilde
spekülasyon yapmak için metnin lafzından ayrılır ayrılmaz, tehlikeli bir zemine
yaklaşılır. Ve değerlendirmelerin çeşitliliği aşırıya giden bu spekülasyonların
sübjektif niteliğini ortaya çıkarmaktadır. Nihayette, denilebilir ki, her yeni
kanun, az da olsa, bir rejimin ruhunu değiştirir”.
Keza Guy Héraud’ya göre, bir anayasal metin sınırsız bir
anayasa değişikliğine izin verdiği zaman, anayasa değişikliği, “önceki
anayasanın felsefesine tersine gidebilir”.
Çünkü, yenilikleri, eski düzene göre değil, anayasa değişikliği kurallarına
açısından değerlendirmek gerekir. Böylece anayasayı değiştirme iktidarı “yeni
bir felsefeye vücut verebilir”.
Ve bu felsefe öncekini yıkabilir. Zira, değişiklik kurallarıyla anayasa, bu
değişikliğe izin vermektedir.
Kısacası, Guy Héraud’ya göre, “anayasa değiştirme usûlünden çıkan felsefe,
bizzat metinlerin izin verdiği anayasa değişikliklerinin kabulünden başka bir
şey değildir”.
Ayrıca, anayasanın ruhundan kaynaklanan prensiplerin
varlığını savunanların da bu prensiplerin listesi konusunda hemfikir
olmadıklarını gözlemlemek ilginçtir. Örneğin, Jean-François Aubert’in saptadığı
gibi, İsviçre’de L. Giacometti
ticaret özgürlüğünü değiştirilemez görürken,
Hans Haug bu özgürlüğün ortadan kaldırılabileceğini düşünmektedir.
7. İsviçre’de, anayasanın ruhundan kaynaklanan
dokunulmaz prensipleri resmetmek için verilen örneklerin bazıları şaşırtıcıdır:
“Kadınların ve çocukların sosyalizasyonu, evliliğin ve ailenin ilgası, özel
mülkiyetin ilgası, bir kantonun komşu bir devlete satılması”,
“ismi A ile başlayan vergi yükümlülerinin üç defa fazla vergi ödemelerinin
öngörülmesi”.
Jean-François Aubert
ile birlikte, bu örneklerin, boşluğunun (vanité), anlamsızlığının altını
çizebiliriz. Bu örnekler abesle iştigal niteliğindedir.
8. Nihayet belirtelim ki, anayasanın ruhundan
kaynaklanan dokunulmaz prensiplerin varlığı yolundaki tezler, hiçbir zaman
anayasal pratik tarafından doğrulanmamıştır. Türk Anayasa Mahkemesinin bir
kararı bir yana bırakılırsa, bilebildiğimiz kadarıyla, Dünyada ne bir anayasal
organ, ne bir anayasa mahkemesi, şimdiye kadar, anayasanın ruhundan kaynaklanan
prensiplerin var olduğunu kabul etmemiştir.
Tersine, İsviçre’de Federal Konsey, böyle ilkelerin varlığını açıkça
reddetmiştir. 1919’de Konsey, “anayasal yasama alanında, biçimsel sınırlar
olduğunu, ama içeriksel sınırların olmadığına” açıkça karar vermiştir.
1955’te Federal Konsey, bu görüşünü çok daha açık bir şekilde tekrarlamıştır:
“Neyin bir anayasal metin konusu olabileceğini ve
neyin olamayacağını söyleyen bir hüküm Anayasada yoktur. Anayasa ne zımnî
olarak, ne sarih olarak değiştirilmesine içeriksel sınırlamalar getirmemiştir”.
Değerlendirme
Anayasanın ruhundan kaynaklanan birtakım prensiplerin
olduğunu savunan tezlerin sırasıyla açıklamasını ve eleştirisini gördükten
sonra, biz şimdi bu prensiplerin geçerliliğini, kendi geçerlilik teorimiz
açısından araştıracağız. Yani, bu prensiplerin önceki bölümlerde tespit
ettiğimiz geçerlilik şartlarını yerine getirip getirmediklerini araştıracağız.
Hatırlanacağı üzere,
hukukî geçerliliğin birinci önkoşulu maddî varlık (existence matérielle)
koşulu idi. Bir işlemin anayasa normu olarak hukuken geçerli olabilmesi için,
ilk önce o işlemin madden varolması gerekirdi. Zira madden yok olan bir şey,
herhangi bir hukukî nitelendirmeye konu teşkil edemezdi. Ve bir işlemin maddî
varlığı ile onun, o işlemin içinde yer aldığı belge, kısacası instrumen-tum’u
anlaşılmaktaydı.
Şimdi, anayasanın ruhundan kaynaklandığı iddia edilen
prensiplerin maddî varlığını araştıralım.
Daha önce de gözlemlediğimiz gibi, anayasanın ruhundan
kaynaklandığı iddia edilen prensipler, temellerini anayasal metinlerde
bulmazlar. Onlar anayasal metinlerde açıkça dile getirilmemişlerdir. Onlar
anayasanın bir hükmünden doğrudan veya dolaylı bir şekilde çıkarılamazlar.
Anayasanın ruhundan kaynaklanan prensipler, anayasaüstü prensipler gibi, bütün
pozitif varoluştan mahrumdurlar.
Gerçekten de, Marie-Françoise Rigaux’nun haklı olarak
belirttiği gibi, bu prensipler, bir “doktrinal inşa (construction doctrinale)”
eseridirler. M.-F. Rigaux gözlemlemektedir ki, bu prensiplerin kaynağında olan
şey, pozitif hukuk değil, ama yazarların bunlarla ilgili yorumları ve kişisel
kanaatleridir.
O halde, anayasanın ruhu adına doktrin tarafından önerilen prensipler bütün
maddî varoluştan mahrumdurlar. Onlar, herhangi bir belgede yer almazlar. Bu
nedenle, bu prensiplerin içinde bulundukları instrumentum’un varlığını
ihdas etmek bütünüyle imkansızdır.
Örneğin, Jean Darbellay’ın ileri sürdüğü, anayasayı
değiştirme iktidarının “aşikâr bir adaletsizliği, tabiî hukukun açık bir
ihlalini” benimseyen bir anayasa değişikliği yapamayacağı yolundaki prensip,
İsviçre’de nerede yazmaktadır? Keza, insan haklarının dokunulmazlığı nerede yer
almaktadır? Bize muhtemelen “anayasanın ruhu”nda diye cevap verilecektir. Ama,
bu “anayasanın ruhu” nedir? Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu ruh, pozitif
olarak mevcut olan bir şey değil, ama, bir “doktrinal inşa”dan başka bir şey
değildir. Her halükarda, kimse bize, içinde anayasanın ruhunun tasvir edildiği
bir belge, bir metin gösteremez.
Eğer bunun için bize bizzat anayasanın metni gösterilse bile, herkes, kendi
değer yargılarına uygun olarak, bundan farklı bir ruh çıkaracaktır.
Anayasa normu koymaya sadece kurucu iktidar yetkilidir.
Oysa bu teoride, bazı yazarlar, anayasanın ruhu adına birtakım anayasal
prensipler koyabileceklerine inanmaktadırlar. Böylece, bu yazarlar, “anayasanın
ruhu” kavramı sayesinde kurucu iktidarın yerine geçmek istemektedirler.
Özetle, anayasanın ruhundan çıkarıldığı iddia edilen
prensiplerin maddî varlığı yoktur. Dolayısıyla, bu prensipler hukukî
geçerliliğin birinci koşulunu dahi yerine getirememektedirler. O halde, madden
mevcut olmayan bu prensipler sadece anayasal değerden değil, bütün hukukî
değerden de mahrumdurlar. Bu prensipler hukukî geçerliliğin birinci ön koşulunu
bile doldurmadığından, bunların diğer koşulları yerine getirip getirmediklerini
araştırmaya gerek yoktur. Zira, yukarıda da belirtildiği gibi, bu koşullar,
alternatif değil, kümülatiftir. Dolayısıyla, anayasal normların geçerliliği
tartışmalarından anayasanın ruhundan kaynaklanan prensipleri dışlamak gerekir.
Dokuzuncu Bölüm
Anayasal teamüllerin
geçerliliği sorunu
Terminoloji.- Kanımızca, Türkçe “örf
ve âdet
”
terimi, Fransızca coutume
teriminin en yerleşik karşılığıdır. Biz
Hukukun Genel Teorisine Giriş ve Hukuka Giriş isimli kitaplarımızda
coutume karşılığında “örf ve âdet” terimini kullanmıştık.
Türk özel hukuk literatüründe coutume’ün Türkçe karşılığı olarak da “örf
ve âdet” terimi yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, Türk anayasa hukuku
literatüründe “örf ve âdet” teriminden ziyade, “teamül” teriminin daha yaygın
bir kullanıma sahip olduğu gözlemlenebilir. Bu nedenle, biz coutume
constitutionnelle’in Türkçe karşılığı olarak
“anayasal örf ve âdet” değil, “anayasal teamül” terimini kullanmayı uygun
buluyoruz.
Teamül, Arapça, “amel”den gelmektedir. Devellioğlu “teamül”
için şu açıklamayı yapmaktadır: “Bir işin oluşu”; “öteden beri ola gelen
muamele”.
Tarık Zafer Tunaya
gibi bazı yazarlar, coutume yerine
“gelenek” ifadesini kullanmaktadır.
Erdoğan Teziç’in isabetle belirttiği gibi, “gelenek”, Fransızca, coutume’ün
değil, tradition’un karşılığıdır.
Cem Eroğul gibi bazı yazarlar ise, coutume’e karşılık olarak “görenek”
kelimesini tercih etmektedir.
Kanımızca, görenek coutume düşüncesini yansıtmaktan uzaktır.
Fransızca’da, coutume’e benzer bir de usage kelimesi
vardır. Tahsin Saraç, usage için, kullanım, alışkı, âdet, görgü, gelenek
ve görenek, teamül gibi değişik karşılıklar önermektedir.
Bu kelimelerin genel anlamda usage karşılığı olarak yer yer
kullanılabilir olmasına rağmen, hukukî teknik anlamda usage’ın karşılığı
olarak kullanılamayacağı açıktır. Biz usage’a tam olarak uygun bir Türkçe
karşılık olmadığını düşünüyoruz. Bununla birlikte usages constitutionnels
tabirini Türkçe’ye “anayasal uygulamalar” olarak çevirmeyi
uygun buluyoruz.
Konumuzu ilgilendiren bir de İngilizce convention kelimesi
var. Bu kelimenin de karışıklığa yol açmadan Türkçe’ye aktarılamayacağını
düşünüyoruz. Bu nedenle, birçok İngiliz hukuk kavramında yapıldığı gibi bu
kelimeyi, olduğu gibi, İngilizce olarak kullanmanın veya Türkçe’ye Fransızca
telaffuzu esas alarak “konvansiyon” şeklinde çevirmenin uygun olacağını
düşünüyoruz.
***
Yukarıdaki bölümlerde, yazılı anayasa normlarının
geçerlilik koşullarını tartıştık. Burada “anayasal teamüller”in geçerliliğini
ayrıca tartışmayı uygun buluyoruz. Diğer bir ifadeyle, burada anayasa hukuku
alanında görülen veya görüldüğü iddia edilen bir takım teamülî kuralların hukuk
normlarının geçerliliği şartlarını taşıyıp taşımadığını araştıracağız.
Bu araştırmaya geçmeden önce kısaca klasik doktrine göre,
teamül konusunda yapılan açıklamaları görmekte yarar vardır.
Bu başlık altında inceleyeceğimiz teamüller (örf ve
âdetler),
anayasal teamüller değil, genel olarak teamüllerdir. Bu anlamda teamüller,
“hukuka giriş” ve “medenî hukuka giriş” kitaplarında işlenmektedir. Klasik
doktrinde genel olarak teamül (örf ve âdet), genellikle şu üç unsurla
tanımlanmaktadır: (1) Maddî unsur, (2) Manevî unsur, (3) Hukukî unsur.
1. Maddî Unsur
(Süreklilik).-
Toplum içinde mevcut bir davranışın teamül kuralı olabilmesi için, bu
davranışın her şeyden önce sürekli tekrarlanan bir davranış olması gerekir.
Gelip geçici davranışlar teamül kuralı haline gelemezler. Mecelle’nin 166’ncı
maddesine göre, âdetin “kadim” olması gerekmektedir. Yine aynı madde kadimi
şöyle tarif etmektedir: “Kadim odur ki evvelini bilür olmaya”. Keza Kanunî
Sultan Süleyman dönemine ait bir kanunnamede şu tarif verilmiştir: “Kadim kırk
elli yıla denmez; kadim odur ki anın evvelini kimesne bilmeye”.
Diğer yandan kökeni çok eskilere giden uygulama kesintisiz olmalı, istikrarlı
bir şekilde tekrarlanmalıdır. Bu husus Mecelle’nin 41’inci maddesinde “âdet
ancak muttarid...
oldukta muteber olur” ifadesiyle anlatılmıştır.
2. Manevî Unsur (Genel İnanç, Opinio iuris, Opinio
necessitatis
).-
Sürekli tekrarlanan bir davranış biçiminin bir teamül kuralı haline
gelebilmesi için o davranış biçimine uyulmasının zorunlu olduğu yolunda toplumda
genel bir inanç doğmuş olmalıdır. Mecelle’nin 41’inci maddesinde “âdet ancak
galip...
oldukta muteber olur” ifadesi zorunluluk inancını dile getirmektedir.
3. Hukukî Unsur
(Devlet Desteği
).-
İlk iki şartı gerçekleştiren ve toplumda kendisine uyulan bir teamülün, bir
hukuk kuralı haline gelebilmesi için bu teamülün hukuk düzeni tarafından
müeyyidelendirilmiş olması gerekir. Bu da genellikle kanunların örf ve âdete
yaptığı atıflarla olur. Örneğin Medenî Kanunun 1’inci maddesine göre, “hakkında
kanunî bir hüküm bulunmayan meselede hakim örf ve âdete göre... hükmeder”.
Genel hukuk teorisinde teamüllerin unsurlarını bu şekilde
gördükten sonra, şimdi anayasa hukuku doktrininde teamülleri göreceğiz. Burada
ilk önce, bu doktrinde, anayasal teamüllerin hangi unsurlar ile tanımlandığı (A)
ve anayasal teamüllerin hukukî değeri sorununu (B) göreceğiz.
Anayasa hukukunda teamül, iki temel unsur ile
tanımlanmaktadır. Birinci unsur maddî unsurdur. Bu unsura, objektif unsur
veya corpus da denmektedir.
İkinci unsura ise, manevî unsur, psikolojik unsur, sübjektif unsur veya
animus da denmektedir.
Teamüllerin maddî unsurunu, uzunca bir süre devamlı bir
şekilde tekrarlanan açık davranışlar veya uygulamalar (usages)
oluşturmaktadır.
Bu tanımdan anlaşılacağı üzere, maddî unsur özünde bir
“davranış” veya “uygulama”dır. Ancak bu davranış veya uygulama, bazı şartları
taşıyan bir davranış veya uygulamadır. Diğer bir ifadeyle, bir davranışın veya
bir uygulamanın
bir teamülün maddî unsurunu oluşturabilmesi için şu dört koşulu gerçekleştirmesi
gerekir.
a) Tekrar (répétion)
.- Teamülün maddî unsurunu oluşturacak uygulama, tekrarlanan bir uygulama
olmalıdır. Tek bir izole uygulama teamülün maddî unsurunu oluşturamaz. Ancak,
bir “tekrar”dan bahsedebilmek için kaç âdet uygulama gerekir? Bu soruya
kesin bir cevap verilemez. Ancak her halükarda, teamülün maddî unsurunu
oluşturacak uygulamanın, aynı durumlarda tekrarlanması gerekir.
b) Süre (durée).-
Teamülün maddî unsurunu oluşturan uygulama uzunca bir süre
tekrarlanmalıdır. Bu uzunca süre bazıları için 10 yıl, bazıları için ise 45
yıldır. Prélot’un belirttiği gibi, anayasa hukukunda teamülün oluşması için
gerekli olan zaman dilimi tam olarak saptanamaz.
Fransa’da Tacın irsî intikali kurallarının oluşması, yani designatio’dan
coronatio’ya geçiş, 987’den 1223’e, iki yüzyıl gerektirmiştir.
İngiltere’de parlâmenter rejimin oluşumu, 1689’dan 1837’ye, en az 150 yıl
gerektirmiştir.
Süre konusunda kesin bir sınır konulamaz.
c) Devamlılık (constance)
.-
Teamülü oluşturan uygulamanın tekrarı devamlı olmalıdır. Yani teamülü
oluşturacak uygulama, bu uygulamaya karşı uygulamalar ile kesintiye
uğramamalıdır.
Uzunca bir süre boyunca tekrarlanan uygulamalar aynı yönde olmalıdır.
Tekrarlanan uygulamanın tersi bir uygulamanın ortaya çıkması teamülün oluşmasını
engeller.
Belirli bir konuda genellikle şöyle bir uygulama yapılmasına rağmen, bazen bunun
tam tersi bir uygulamaya gidilebiliyorsa, burada bir teamül oluşamaz. Diğer bir
ifadeyle, uzunca bir süreden beri tekrarlanan uygulama, devamlı, kesintisiz
olmalı, istikrar göstermelidir.
d) Açıklık (clarté)
.- Uzunca bir zaman boyunca devamlı olarak tekrarlanan uygulamanın, bir
teamül haline gelebilmesi için, bu uygulama, anlam bakımından muğlak olmamalıdır.
Diğer bir ifadeyle, teamül oluşturacak uygulamalar değişik yorumlara imkan
vermemelidir.
Örneğin Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet döneminde 1896’da Léon Bourgeois hükûmetinin
düşüşüne kadar, hükûmetlerin senato karşısındaki sorumluluğu konusunda teamül
oluşup oluşmadığı tereddütlü idi. Bu tarihten önce, Tirard ve Fallières
Hükûmetleri Senotonun güvenini yitirince istifa etmişlerdir. Ancak bunların
istifası, genelde, Senatoda azınlığa düşmelerinden dolayı değil, zaten dağılma
halinde olan bir hükümetin gidişine bahane olarak yorumlanmıştır.
Diğer bir ifadeyle, Tirard ve Fallières Hükûmetlerinin Senotonun güvenini
yitirince istifa etme uygulaması açıklık şartından mahrum olduğu için
teamül oluşturmadığı düşünülmektedir.
2. Manevî Unsur: Uygulamanın
Hukukîliği İnancı
İkinci unsura ise, manevî unsur, psikolojik unsur veya
sübjektif unsur dendiği gibi, animus, opinio iuris,
estimatio communis
, consensus, opinio
necessitatis
gibi isimler de verilmektedir.
Uzunca bir süreden beri devamlı olarak tekrarlanan anlamı
açık olan uygulamanın hukukî nitelikte olduğu kanaati mevcut olmalıdır.
Vatandaşlar, anayasal organlar, yukarıdaki şartları taşıyan uygulamanın, gerçek
bir hukuk kuralı bağlayıcılığına sahip olduğuna (opinio iuris) ve
ona uyulması gerektiğine (opinio necessitatis) inanmalıdırlar. Diğer bir
ifadeyle, uzunca bir zamandan beri kesintisiz olarak tekrarlanan uygulama
konusunda, anayasal organlar arasında bir uzlaşma, bir konsensus olmalıdır.
Anayasa hukukunun klasik teorisinde, teamül konusunda asıl
tartışma bu teamüllerin hukukî değeri konusunda ortaya çıkmaktadır. Klasik
doktrin, teamülün değeri sorununu, yazısız anayasa sistemlerinde ve yazılı
anayasa sistemlerinde olmak üzere ikiye ayırıp incelemektedir.
Klasik doktrin, yazısız anayasa sisteminde teamülün hukukî
değerini kabul etmektedir. Böyle bir sistemde, yazılı bir anayasa olmadığına
göre, anayasanın katılığı ve dolayısıyla üstünlüğü de söz konusu değildir.
Dolayısıyla anayasa hukuku alanında da teamüller hukukî değere sahip
olabilirler.
Klasik doktrin, yazısız anayasa sistemi olarak İngiltere’yi
örnek almakta, İngiltere’deki anayasal teamülleri tasnif etmekte ve bunların
değerini araştırmaktadır. Bu nedenle, İngiliz anayasa hukukunun kaynaklarını ve
bu kaynaklar arasında teamülün yerini görmekte yarar vardır.
İngiliz Anayasa hukukunun üç kaynağı vardır: Legislation,
common law ve conventions of the constitution.
1. Legislation.- Legislation, İngiliz
Parlâmentosunun işlemleridir. Bunlar kanun (act, bill) şeklindedir.
Bunlardan oluşmuş hukuka statute law da denir. Bunlara eski
örnek olarak 1628 tarihli Petition of Rights, 1679
tarihli Habeas Corpus Act, 1689 tarihli Bill of Rights,
1701 tarihli Act of Settlement zikredilebilir. Yeni örnek olarak ise,
1911 ve 1949 tarihli Parliament Act’lar, 1947 tarihli Crown
Proceedings Act
, 1958 tarihli Life Peerage Act,
1967 tarihli Royal Assent Act, 1967 tarihli
Parliamentary Commissioner Act, 1972 tarihli European Communities Act,
1986 tarihli Representation of the People Acts, 1986 tarihli
Parliamentary Constituencies Act anılabilir.
Görüldüğü gibi, İngiliz anayasa hukukunun birinci kaynağı,
teamülî nitelikte değil, yazılı niteliktedir. Ancak, bu metinleri yazılı,
biçimsel bir anayasadan ayıran özellik, onların hiyerarşik bakımdan diğer
kanunlardan (legislation
, statute law, act, bill) üstün
olmamalarıdır.
2. Common Law.- İngiliz
anayasa hukukunun ikinci kaynağı common law’dur. Bu kurallar bir metinde
yer almazlar. Bunlar İngiliz mahkemeleri tarafından uygulanan kurallardır. Dicey’in bu anlamda
belirttiği gibi, İngiliz Anayasası, bir “yargıç yapısı anayasa (judge-made
constitution
)”dır.
Kişi özgürlüğü, ifade özgürlüğü, dernek özgürlüğü, mahkemelerin içtihatlarıyla
kabul edilmiştir.
İngiltere'de temel hak ve özgürlükler hukuku hâlâ büyük ölçüde bir
“yargıç-yapısı hukuk (judge-made law)” niteliğindedir.
Keza İngiltere’de Tacın statüsü de yine yargıç yapısı bu hukuk ile
belirlenmiştir. Örneğin “Kral haksızlık yapmaz (The King
can do no wrong
)” kuralı, mahkemeler
tarafından konulmuş, içtihadî bir kural, bir common law kuralıdır. Bu
kurala göre, kral sorumsuzdur. Bu durumda mahkemeler, kralın bir işleminin
geçerliliği için bu işleme bir bakanın da katılması gerektiği ve bu işlemden
bakanın sorumlu olacağı sonucuna varmışlardır. Böylece İngiliz anayasa hukukunda
“karşı-imza (countersignature)” kuralı doğmuştur.
İngiliz anayasa hukukunun ikinci kaynağı olan common law,
teamülî değil, içtihadî niteliktedir. Klasik teorinin anladığı anlamda,
common law bir anayasal teamül değildir. Zira, common law yukarıda
teamülün iki unsuru (maddî unsur ve manevî unsur) ile tanımlanmaktadır. Yani
uzunca bir zaman boyunca sürekli olarak tekrarlanan ve üzerinde anayasal
organların konsensusa vardığı bir uygulama bir common law kuralı oluşturmamaktadır.
Bu uygulamanın common law kuralı olabilmesi için, mahkemeler tarafından
kabul edilip müeyyidelendirilmesi de gerekir. Bu takdirde ise böyle bir kural
geçerliliğini, sürekli tekrarlanan ve üzerinde uzlaşlan bir uygulama olmasından
değil, mahkemelerin onu müeyyidelendirmesinden almaktadır. Diğer bir ifadeyle,
common law kuralları, anayasal organların
uygulamaları ile değil, mahkeme kararlarıyla yaratılmaktadır. Common law
kurallarının kökeninde bir takım teamüller bulunabilir. Ancak her halükarda,
common law kuralları, klasik teorinin anladığı anlamda bir “teamülî”
kurallar değil, “yargıç-yapısı” kurallardır.
3. Conventions of the Constitution.- İngiliz anayasa hukukunun üçüncü kaynağı ise,
“anayasa konvansiyonları (Conventions of the Constitution)”dır. Bu tabir
Dicey
’a aittir.
İşte İngiliz anayasa hukukunun teamülî nitelikte olan kaynağı bunlardır. Bunlar
anayasal teamüllerdir. Teamül tanımın yukarıda açıklanan maddî ve manevî
unsurlarını taşımaktadır. Anayasa konvansiyonları, belirli bir konuda anayasal
organların uzunca bir zaman boyunca düzenli olarak tekrarlanan uygulamalarından
oluşmaktadır. Bu uygulamalar konusunda da kamuoyunda ve anayasal organlarda bir
konsensus vardır. Örneğin, Kraliçenin çoğunluk partisi liderini başbakan olarak
ataması, başbakanın Avam Kamarası üyesi olması, Avam Kamarasının güvenini
kaybeden kabinenin istifa etmesi, Kraliçenin kanunları veto etme yetkisini
kullanmaması, Avam Kamarasının Başkanının (Speaker) tarafsız
olması anayasa konvansiyonu niteliğindedir.
Anayasa konvansiyonlarının common law kurallarından
en önemli farkı, bunların mahkemeler tarafından müeyyidelendirilmemiş
olmalarıdır. Yani anayasa konvansiyonlarına uyulmaması
halinde mahkemelerin uygulayacağı bir yaptırım yoktur.
Bu nedenle, Dicey’a göre, anayasa konvansiyonları, gerçek anlamda bir hukuk
kuralı değildir. Bunlar mahkemeler tarafından tanınmamaktadırlar. Bunlar daha
ziyade siyasal ve anayasal ahlak kuralları niteliğindedir.
Örneğin, yukarıda Kraliçenin Parlâmentonun kabul ettiği kanunları onaylaması
gerektiği yolunda bir anayasa konvansiyonunun olduğunu söyledik. Ama eğer
Kraliçe, Parlâmento tarafından kabul edilen bir kanunu onaylamazsa, yapılacak
bir şey yoktur. Mahkemeler Kraliçeyi kanunu onaylaması konusunda zorlayamazlar.
Tersine, Kraliçenin onaylamadığı kanunları mahkemeler otantik bir parlâmento
işlemi olarak kabul edip uygulayamazlar.
Keza bir hükûmet, Avam Kamarasında (House of Commons) güvensizlik oyuyla
düşürülmesine rağmen istifa etmezse, mahkemeler istifa etmeyen başbakan veya
bakanlar hakkında bir şey yapamaz.
Dolayısıyla, anayasa konvansiyonlarının bağlayıcılığının yargı kararıyla
sağlanması mümkün değildir.
Sonuç olarak, klasik teorinin anladığı anlamda, İngiliz
anayasa hukukunda teamülî nitelikte kurallar, olsa olsa bu üçüncü tip kurallardır.
Yani anayasa konvansiyonlarıdır.
Böylece yazısız anayasa sisteminde teamüllerin hukukî
değeri konusundaki klasik doktrinin görüşlerini gördükten sonra, şimdi, yazılı
anayasa sisteminde teamüllerin hukukî değerini inceleyelim.
Anayasa hukukunun klasik doktrininde yazılı anayasa
sisteminde teamülün hukukî değeri konusunda, teamüller arasında üçlü bir ayrım
yapılmaktadır:
Praeter constitutionem teamüller, secundum consti-tutionem
teamüller ve contra constitutionem teamüller.
a)
Praeter Constitutionem Teamüller
in Hukukî Değeri
“Praeter constitutionem teamüller” veya “tamamlayıcı
teamüller (coutume supplétive)” anayasa
metninde boşluk olması halinde bu boşluğu dolduran teamüllerdir.
Örneğin, 1875 Fransız Anayasasında, başbakana (président du conseil)
ilişkin bir hüküm yoktu. Yani bu Anayasada başbakanlık görevi unutulmuş idi.
Bu boşluk Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet döneminde bir teamül ile doldurulmuştur.
Keza Fransa’da Cumhurbaşkanlığı görevi ile milletvekilliği ve belediye
başkanlığı görevlerinde aynı anda bulunmayı yasaklayan bir anayasa kuralı
yoktur. Ancak Üçüncü Cumhuriyetten bu yana, milletvekili veya belediye başkanı
iken Cumhurbaşkanı seçilen kişiler ilk görevlerinden istifa etmişler ve bu yolda
bir teamül oluştuğu kabul edilmiştir.
Keza genel seçimlerden sonra mevcut hükümetin istifa etmesi kuralı da tamamen
teamülî niteliktedir.
Bu örneklerdeki teamüller praeter constitutionem teamül niteliğindedir.
Klasik doktrinin çoğunluğu, praeter constitutionem
teamüllerin hukuken geçerli olduğunu kabul etmektedir.
b)
Secundum Constitutionem Teamüller
in Hukukî Değeri
“Secundum constitutionem teamüller” veya
“yorumlayıcı teamüller
(coutume interprétative
)” anayasa metnindeki muğlak ya da karanlık noktaları açıklığa kavuşturan
teamüllerdir.
Anayasanın hükümlerinin belirsiz olması halinde, anayasayı uygulayanlar,
tereddüdü gidermek için, o hükmün önceki uygulamalarına başvurabilirler.
Bu durumda yorumlayıcı teamülden bahsedilir.
Anayasa hukukunun klasik doktrininin çoğunluğu secundum
constitutionem teamüllerin varlığını ve hukukî geçerliliğini kabul
etmektedir.
c)
Contra Constitutionem Teamüller
in Hukukî Değeri
“Contra constitutionem teamüller”, yani “anayasaya
karşı teamüller
”, anayasanın açık hükümleriyle çelişen
teamüllerdir.
Bu durumda yazılı bir anayasa normu, bir teamül ile, yani uzunca bir süreden
beri düzenli olarak tekrarlanan bir davranış ile ilga edilmiş olacaktır. Bu
nedenle, bu tür teamüle “ilga edici teamül (coutume abrogative)”
de denmektedir.
Fransız anayasa hukuku doktrininde contra constitutionem teamüllere şu
örnekler verilmektedir: 1875 Fransız Anayasası, Cumhurbaşkanına Millet Meclisini
fesih hakkını vermesine rağmen bu hakkın bir contra constitutionem teamül
ile ilga edildiği ileri sürülür. Zira Üçüncü Cumhuriyet döneminde Fransa’da
Cumhurbaşkanları bu haklarını hiç kullanmamış veya kullanamamışlardır. Bu konuda
Cumhurbaşkanı Jules Grévy’nin 7 Şubat 1879 tarihinde “anayasal organlar tarafından ifade
edilen millî iradeye karşı mücadele etmeyeceğini” bildiren mesajı
zikredilir. Keza Fransa’da Üçüncü ve Dördüncü Cumhuriyet dönemlerinde, Anayasaya
aykırı olarak Parlâmentonun kanun yapma yetkisini décrets-lois
(bizdeki kanun hükmünde kararnamelere benzeyen bir kurum) pratiği ile hükümete
vermesi contra constitutionem teamüle örnek olarak gösterilmektedir.
Fransız anayasa hukuku doktrininde contra constitutionem
teamüllerin hukukî geçerliliği sorunu tartışmalıdır. Bir grup yazar
contra constitutionem teamülleri hukukî değerden mahrum olduğunu savunurken,
diğer bir grup yazar ise bunların mevcut olduğunu ve hukuken geçerli olduğunu
düşünmektedirler.
aa) Contra
Constitutionem Teamül Olabileceği Tezi
Fransız klasik anayasa hukuku teorisinde, Léon Duguit, René Capitant gibi yazarlar
contra constitutionem teamül olabileceğini kabul etmektedirler. Bilindiği
gibi, Duguit’ye göre, hukuk kuralı esas itibarıyla “sosyal şuur (conscience
sociale)”dan çıkar. Pozitif kanun, “hukuk kuralının ifade ediliş şeklidir;
kanun koyucu onu yaratmaz, müşahede eder”. Bu müşahede ediş, yazılı hukuk ile
olabileceği gibi, teamül hukuku ile de olabilir. Duguit’ye göre, anayasa hukuku
açısından, yazılı hukuku teamülî hukuka tercih etmeyi gerektirecek bir sebep
yoktur. Eğer bir toplumsal grupta hukuk kuralı değişirse, bu değişen kural
yazılı anayasa kuralına üstün gelir.
Jacques Chevallier’nin belirttiğine göre, bu tez, Duguit’nin tilmizleri, M. Réglade ve Y. Gouet tarafından da
savunulmuştur.
Keza Louis Rolland ve Georges Scelle de anayasal değerde parlâmentoyu bağlayan teamüllerin var olduğu
düşüncesine sahiptirler.
Contra constitutionem teamül olabileceğini ve
bunların geçerli olduğu fikri kuvvetli bir şekilde René Capitant tarafından da
savunulmuştur. Yazar etkililik düşüncesinden hareket etmektedir. Ona göre
pozitif hukuk, kanun koyucunun yarattığı hukuktan ibaret değildir. Pozitif
hukuk, yürürlükteki hukuktur. Bu ise, fiilen uyulan ve uygulanan hukuktur. Bu
özellikte olan her kural, yazılı olmasa dahi, pozitif hukuka dahildir. Eğer
anayasanın yazılı bir kuralı artık uygulanmamaya başlamış ve yerini yazısız bir
kurala bırakmışsa, bu yazısız kuralı pozitif hukukun kaynağı olarak kabul etmek
gerekir. Bu teoriyi, anayasa hukukuna uygulayarak René Capitant, bir teamülün
katı bir anayasa kuralını ilga edebileceği sonucuna varmaktadır. Zira,
anayasanın kaynağında, ona göre, millet vardır. Anayasa hukukunun pozitifliği,
yüksek ve daimî kurucu olan milletin tutumuna bağlıdır. Yazara göre, teamülün
kurucu gücü, millî egemenliğin değişik bir görünümünden ibarettir.
aa) Contra
Constitutionem Teamül Olamayacağı Tezi
Yazılı ve katı anayasa sisteminde anayasal teamül
olamayacağı tezi en kesin bir şekilde Raymond Carré de Malberg tarafından
savunulmuştur. Yazara göre,
“anayasanın ayırtedici özelliği, adî bir kanun ile
değiştirilemeyecek yüksek bir güce sahip olmasıdır. Anayasa bu şekilde yasama
yetkisini sınırlandırmaktadır. Hukukta, anayasa kavramı ancak bu şartla
gerçekleşebilir. Sadece bu mülahaza, teamülî bir anayasa hukuku ihtimalini
dışlamaya yetmektedir. Anayasa ve teamül terimleri arasında bağdaşmazlık vardır.
Zira, yazısız olduğundan teamülün değiştirilmesi için özel bir usûle ihtiyacı
yoktur”.
Contra constitutionem teamül olamayacağı tezi Carré
de Malberg’e benzer bir şekilde Julien Laferrière tarafından da savunulmuştur.
Laferrière 1944 yılında yayınladığı bir makalesinde
ve Manuel de droit constitutionnel’inde,
yazılı ve katı bir anayasa ile teamül kavramlarının bağdaşamayacağını ileri
sürmektedir. Laferrière’e göre, “katı bir anayasa ancak, bu anayasanın öngördüğü
usûlle değiştirilebilir. Ne şekilde oluşursa oluşsun, teamül anayasanın
değiştirilmesi sonucunu doğuramaz”.
Laferrière’e göre, anayasanın bir kez ihlali nasıl bir ihlal ise, on defa arka
arkaya ihlali de öyle bir ihlaldir ve bu ihlal bir teamüle yol açamaz.
Ünlü yazara göre, “anayasa ile çelişen bir teamül, hukukî değerde değildir.
Anayasaya karşı teamül olamaz”.
Anayasa hukuku alanında teamüle karşı olan yazarlardan bir
diğeri de Georges Vedel’dir. Yazar şu soruyu sormakla işe başlıyor: “Anayasaya aykırı bir
uygulama, eğer uzunca bir zaman boyunca tekrarlanırsa, anayasanın değişmesi
sorucunu doğurur mu”? Ve şöyle devam ediyor:
“Bu durumda, tutarlı olmak için sonuna kadar gitmek
gerekir: Tüm anayasa ve hatta tüm yazılı hukuk sistemi, teamülî kuralların
ifadesidir. Ve bu teamülî kurallar değişince, anayasa ve hukuk sistemi bütün
hukukî değerini kaybeder. Bu fikir savunulabilir. Savunulmuştur da. Ama bu
durumda bütün Fransız hukuk sistemini yeniden ele almak, ve kelimenin klasik
anlamında bizatihi anayasa fikrinden vazgeçmek gerekir. Zira, bu halde, anayasa
hukuku, anayasanın hükümlerinden kaynaklandığı kadar, Anayasanın ihlallerinden
kaynaklanacaktır”.
Türkiye’de anayasal teamüller konusu, Kubalı
,
Tunaya
ve Teziç
gibi birkaç yazar istisna tutulursa pek işlenmemiştir.
Bu yazarlar esas itibarıyla Fransız anayasa hukuku
doktrinini aktarmaktadırlar. Türk anayasal düzeninde anayasal teamüllerin hukukî
değeri sorununa ilişkin bir tartışma sadece Hüseyin Nail Kubalı’da vardır.
Kubalı, teamüllerin hukukî geçerliliği için “demokrasinin umumî ve müşterek
prensiplerine” uygunluk gibi bir şart icad etmiştir:
“Bir Anayasanın demokratik ruhuna ve demokrasinin
umumî ve müşterek prensiplerine veya hukuk prensiplerine aykırı tatbikat şu veya
bu tesirle halk efkarı tarafından tasvib edilse, hatta milletin ittifakla
kabulüne mazhar olsa bile, bu şekilde yerleşen teamül hukukî değerden ve netice
itibarıyla Anayasa hükümlerini yürürlükten alıkoymak kudretinden mahrumdur”.
Hüseyin Nail Kubalı
, bu düşüncesini pratiğe de uygulamaktaydı:
“Büyük Millet Meclisinin 25.6.1958 tarihli
oturumunda, ara seçimlerin yapılmaması hakkında verilen kararın, o oturumda
iddia olunduğu gibi, bu seçimlerin sekiz seneden beri yapılmaması suretiyle
yerleşen bir teamülün icabı olduğu ve böylece Birinci Cumhuriyet Anayasasının
29, gerekse o zaman ki, seçim kanununun 6. maddesi hükümlerini yürürlükten
alıkoyduğunu iddiaya imkan yoktu. Zira, seçim muamelesi gibi demokrasinin temeli
olan bir muamelenin yapılmasını felce uğratan böyle bir teamül antidemokratik
ve bu sebeple hukukî değerden mahrumdu”.
Kubalı bu görüşünü bir başka örnek üzerinde de
uygulamaktadır:
“Büyük Millet Meclisinin 26.7.1958 tarihli
toplantısında Irak hadiseleri dolayısıyla hükümetten muhalefetçe istenen izahat
üzerine alakalı Bakanın beyanatından sonra, muhalefete söz verilmemesi ve bu
hususta bir teamülün mevcut olduğu iddiası da sakattı. Çünkü memleketin dış
güvenliğini alakalandıran meseleler üzerinde muhalefetin dolayısıyla meclisin
murakabe hakkını felce uğratacak bir teamülden bahsolunamazdı. Çünkü böyle bir
teamül de antidemokratiktir”.
Görüldüğü gibi, Hüseyin Nail Kubalı’ya göre bir anayasal
teamülün hukukî değere sahip olmasının ölçütü onun demokratikliğidir. Teamülün
içeriği demokratik ise, teamül hukukî değere sahip, demokratik değil ise hukukî
değerden mahrumdur. Hemen belirtelim ki, demokratiklik, hukuk normlarının
geçerliliği teorisinde hiçbir şekilde, bir geçerlilik unsuru değildir.
Dolayısıyla, Kubalı’nın görüşü kabul edilemez. Burada ayrıca Kubalı’nın yaklaşım
biçiminin nasıl içeriksel ve ideolojik olduğunun altını çizmek uygun olacaktır.
Böylece anayasal teamüller hakkında klasik anayasa hukuku
doktrininin açıklamalarını gördükten sonra, şimdi anayasal teamüllerin yukarıda
gördüğümüz anayasa normlarının geçerliliği teorisi açısından inceleyebiliriz.
Anayasa hukuku alanında bir teamülün, anayasal değerde bir norm olarak geçerli
olabilmesi için taşıması gereken şartlar nelerdir? Bu sorunun cevabını, anayasa
hukuku normlarının geçerlilik koşullarını tek tek görerek vereceğiz. Eğer bir
teamül, bu koşulları taşıyorsa anayasa normu olarak geçerli olabilir.
Hatırlanacağı üzere anayasa normlarının geçerliliğinin dört ön koşulu, bir
per quam koşulu ve iki tane de sine qua non koşulu vardı. Şimdi
anayasa hukuku alanındaki teamüllerin bu koşulları gerçekleştirip
gerçekleştirmediğini sırasıyla araştıralım.
Bir işlemin anayasa normu olarak geçerli olması için dört
ön koşulu yerine getirmesi gerekiyordu: Maddî varlık, normatiflik, hukukîlik ve
anayasallık.
Yukarıda birinci bölümde görüldüğü gibi,
bir normun “maddî varlığı” ile, o normun somut taşıyanının, yani bir belgenin,
bir sözün, bir ritüelin, tek kelimeyle bir instrumentumun varlığı
anlatılmak istenmektedir.
Bir işlemin anayasa normu olup olmadığını araştırırken ilk
yapılacak şey onun maddî varlığını göstermektir. Yazılı anayasa kurallarının
maddî varlığını göstermek kolaydır. Modern hukuk sistemlerinde, yazılı anayasa
normlarının maddî varlığı resmî gazeteye, yani hükümet adına basılan bir dergiye
bakılarak tespit edilir.
Buna karşılık, anayasal teamüllerin maddî varlığının resmî
gazeteye bakılarak tespit edilemeyeceği açıktır.
Bununla birlikte, anayasal teamüllerin maddî varoluştan yoksun oldukları
söylenemez; zira onların da bir instrumentumu vardır.
Bu instrumentum, anayasal organların dış dünyaya yansıyan, gözle
görülebilen, uzunca bir zaman boyunca kesintisiz tekrarlanan davranış veya
uygulamalarından oluşur. Diğer bir ifadeyle, anayasal teamüllerin maddî varlığı,
anayasal organların üyelerinin belirli bir zaman süreci içinde aynı şekilde
tekrarlanan davranışları ile ortaya konur.
O halde anayasa hukuku alanında bir işlemin anayasal teamül
oluşturabilmesi için ilk önce maddî varlık koşulunu yerine getirmesi gerekir.
Bunun için ise, bir kere, anayasal organlar, aynı koşullarda aynı şekilde
davranmalı, aynı uygulamayı yapmalıdırlar.
İkinci olarak ise, bu davranış veya uygulama yeterince uzun bir zaman
boyunca tekrarlanmalıdır.
Yukarıda birçok anayasal teamül örneği görüldü. Bu
örneklerin çoğunluğu, maddî varlık koşulunu yerine getirmektedirler. Örneğin
İngiltere'de Kraliçenin sahip olduğu kanunları veto etme yetkisini kullanmaması
yolunda bir teamül bulunduğunu belirtmiştik. Bu teamül maddî varlık koşulunu
yerine getirmektedir. Gerçekten de İngiltere'de Kraliçe, Parlâmento kabul ettiği
bir kanunu onaylamaktadır. Bu onaylama işlemi (Royal Assent)
gözle görülen, dış dünyaya yansıyan bir insan davranışıdır. Keza, bu onay
işleminin bir belgesi de vardır. Bu bir açık mektup (Letters Pattent)
ile yapılmaktadır.
Keza bu davranış İngiltere'de çok uzun bir zamandan beri tekrarlanmaktadır.
İngiltere’de 1707 yılından bu yana bir kanunun onaylanması reddedilmemiştir.
1913 ve 1914’te Kral George V, Irish Home Rule Bill’i ilk başta
onaylamak istememiştir. Ama neticede onaylamıştır.
Böylece teamülün maddî varlığı teyid edilmiştir.
Bu iki unsurla birlikte anayasal organlarda ve kamuoyunda
bu şekilde davranılmasına yönelik kolektif bir irade doğar.
İşte anayasal organlarda ve bireylerde doğan bu kolektif irade teamül kuralının
normatifliğini ifade eder. Şimdi onu görelim.
Yukarıda birinci bölümde gördüğümüz gibi,
anayasa hukuku alanında bir işlemin anayasa hukuku normu olarak geçerli
olabilmesi için sahip olması gereken ikinci ön koşul, o işlemin normatif
nitelikte olmasıdır. Normatiflik ise, bu işlemin bir “olması gereken (Sollen)”i
ifade etmesi olarak tanımlanmaktadır.
“Olması gereken” ise, ya belirli bir davranışın emredilmesiyle, ya bir davranışa
izin verilmesiyle, ya da belirli bir davranışa yetki verilmesiyle tahlil edilir.
Diğer bir ifadeyle bir işlemin norm olabilmesi için bir “Sollen” içermeli
yani bir şeyi emretmeli, bir şeye izin vermeli veya bir şeye yetki vermelidir.
Dahası pozitivist teoriye göre, bu emrin, iznin veya yetkinin konusu bir beşerî
davranış olmalı
ve keza bu emri, izni veya yetkiyi veren, yani normu koyan, yine bir beşerî
irade olmalıdır.
Özetle, pozitivist hukuk teorisine göre, bir teamülün
normatif nitelikte olabilmesi için, o teamül, bir “olması gereken (Sollen)”i
ifade etmeli, yani bir şeyi emretmeli, bir şeye izin vermeli veya yetki
vermelidir. Üstelik bu teamülün konusu bir insan davranışı olmalı ve diğer
yandan, bu teamül kuralı beşerî irade tarafından konulmuş olmalıdır.
Anayasal teamüller de bir olması gerekeni (Sollen)
ifade ederler.
Bir emir verirler, yasak koyarlar ya da bir şeye izin veya yetki verirler. Bu
olması gerekeni koyanlar, belirli bir zaman süresince aynı şekilde davranmak
suretiyle yine anayasal organlar, yani insanlardır. Ve keza olması gerekenin
konusu yine bu anayasal organların davranışlarıdır. Diğer bir ifadeyle, anayasal
teamüller muhatapları da yine insanlardır. Dolayısıyla anayasal teamüller de,
diğer yazılı anayasa kuralları gibi beşerî iradenin ürünüdür ve bir beşerî
davranışı düzenlemektedirler.
Belirli bir anayasal düzenin parçası olan organlarda
bulunan insanlar aynı koşullarda aynı şekilde davranmakta ve bu davranış
yeterince uzun bir zaman boyunca tekrarlanmaktadır. Bunun sonucu olarak bu
düzenin parçası olan diğer organlarda ve nihayette vatandaşlar da bu şekilde
davranılmasına yönelik kolektif bir irade doğar.
İşte insanlarda doğan bu kolektif irade teamül kuralının normatifliğini ifade
eder.
Aslında anayasal teamüllerin normatifliği, klasik
doktrinin, anayasal teamüllerin ikinci unsuru olarak incelediği manevî unsura
(genel inanç, opinio iuris, opinio necessitatis)
tekabül etmektedir. Bu unsura göre hatırlanacağı üzere, sürekli tekrarlanan bir
davranış biçiminin bir teamül kuralı haline gelebilmesi için o davranış biçimine
uyulmasının zorunlu olduğu yolunda anayasal organlarda ve kamuoyunda genel bir
inancın doğmuş olması gerekmektedir. İşte bununla kastedilen şey, anayasal
organlarda ve bireylerdeki kolektif iradedir.
Hatırlanacağı üzere yukarıda birinci bölümde
hukukîliği, bir hukuk kuralını diğer sosyal davranış (toplum, ahlak, din
kuralları) kurallarından ayıran özellik olarak tanımlamıştık.
O halde bir teamülün hukukî nitelikte olup olmadığını nasıl saptayabiliriz?
Madden mevcut olan ve normatif niteliğe sahip teamüllerin hepsi hukukî nitelikte
değildir. Sosyal nitelikte teamüller de vardır. O halde biz hukukî nitelikte bir
teamül ile ile genel nitelikte bir teamülü nasıl ayırt edebiliriz?
Bu soruya yine yukarıdaki açıklamalarımızdan yola çıkarak
cevap verelim.
Hukukîlik, bir norma “hukukî” olma vasfını veren şey
olduğuna göre, diğer beşerî davranış kurallarından hukuk normunu ayıran kriter
nedir? Bu konuda değişik kriterler önerildiğini görmüştük. Bu kriterlerden
sadece aidiyet kriterini benimsemiştik. Bu kritere göre ise, belirli bir
hukuk düzenine ait olan norm hukuk normu idi.
O halde belirli bir hukuk düzenine ait bir teamül, bir
hukuk normudur. Diğer bir ifadeyle bir teamül kuralı, belirli bir hukuk düzenine
ait ise, o düzenin bir parçası ise, o teamül kuralı hukukî niteliktedir. Bir
teamül kuralının nasıl bir hukuk düzenine ait olduğunu ise biraz aşağıda
geçerliliğin per quam koşulunu incelerken göreceğiz. Aslında hukukîliğin
tanımı için aidiyet kriteri esas alınınca bir normun hukukîliği ile biçimsel
geçerliliği arasında fark kalmamaktadır.
Bununla birlikte yine de hukuk düzeninin hukukîliğini
tespit etmek gerekmektedir. Zira ahlâkî, dinî, toplumsal vb. nitelikte normatif
düzenler de vardır. Bu düzenlerden hukuk düzenini ayıran nitelik nedir?
Kısacası bir düzen ne zaman hukukî niteliktedir? Bu sorunun cevabını
yukarıda görmüştük. Bu cevap, teamül kuralları söz konusu olunca değişecek bir
cevap değildir. Teamül kurallarının ait olduğu düzen de yukarıda hukukîliğini
incelediğimiz aynı hukuk düzenidir. Hafızaları tazelemek için bir kez daha
yineleyelim: Bir hukuk düzeninin ilk ayırıcı
özelliği, onun beşerî davranış düzeni olmasıdır.
Yani hukuk düzeninin normları, insan davranışlarını düzenlerler.
Bir hukuk düzeninin ikinci ayırıcı özelliği, onun cebir düzeni
olmasıdır. Bir hukuk düzeni hukukî nitelikte bulunan, yani kendilerine ait olan
teamüllerin ihlâli halinde de, bu ihlâle müeyyide özelliği gösteren bir cebir
işlemi ile karşılık verir.
Özetle teamül kurallarını, hukukîlik bakımından yazılı
hukuk kurallarından ayıran bir şey yoktur. Yazılı hukuk kurallarının hukukîliği
de, teamül kurallarının hukukîliği de bir hukuk düzenine ait olmaları ile
belirlenir. Hukuk düzenine bir norm nasıl ait olur sorusunu ise aşağıda “per
quam koşul” başlığı altında göreceğiz.
Bir işlemin anayasa hukuku normu olarak geçerli olması için
onun hukukî nitelikte olması gerekir, ama bu yetersizdir. Bu normun aynı zamanda
“anayasal nitelikte” olması gerekir. Hatırlanacağı üzere “anayasal nitelikte
olmaya” biz, “anayasallık” ismini vermiştik.
Biz anayasallığı biçimsel ölçüte göre tanımlamıştık.
Bu ölçüte göre ise, anayasa, normlar hiyerarşisinde en üst sırayı işgal eden ve
kanunlardan farklı ve daha üstün bir usûlle konulan ve değiştirilebilen
kurallarının bütünü olarak tanımlanmakta idi.
Yukarıda gördüğümüz gibi, anayasa hukukunun klasik
teorisinde, anayasal teamüller, biçimsel ölçüte göre değil, maddî ölçüte göre
tanımlanmaktadır. Zaten “biçimsel anlamda anayasa” kavramı ile “anayasal teamül”
kavramlarını bağdaştırmak mantıken mümkün değildir. Zira, anayasayı “kanunlardan
daha zor değiştirilebilen bir kanun” olarak tanımladığına göre, biçimsel ölçüte
göre, sadece yazılı anayasalar, “anayasa” olabilir. Yazısız anayasalar, yani
teamülî anayasalar zaten biçimsel anlayışa göre bir anayasa değildir.
Dolayısıyla klasik teoride anayasal teamül, kaçınılmaz
olarak, maddî bakımından, yani içeriği açısından tanımlanmaktadır. Bunlar,
yukarıdaki şartları taşıyan anayasa hukuku alanındaki, yani devletin temel
kuruluşu ve işleyişine ilişkin bir takım uygulamalardır.
Kanımızca, biçimsel anayasa anlayışında kalındıkça,
teamüllerin anayasallık şartını yerine getirdikleri ispatlanamaz. Anayasa
kavramı biçimsel anlamda tanımlandıkça, “anayasal teamül” diye bir şey
olamaz. Şüphesiz bu, hukuk düzeninde “teamül olamaz” demek değildir. Ancak bu,
olan teamüllerin anayasal değere sahip olamayacağı anlamına gelir.
O halde “anayasal teamül” olmasa da, hukukî değeri
anayasanın altında yer almak şartıyla genel olarak teamül olabilir. Şimdi bu
“genel teamüller”in geçerliliğinin asıl koşullarını görelim.
Pozitivist teoriye göre, yazılı hukuk kurallarının hukukî
geçerliliğinin şartları ile teamül kurallarının hukukî geçerliliğinin şartları
arasında bir fark yoktur. Zira, bu teori, yazılı hukuk kurallarını da, teamülü
de “hukukun kaynağı” olarak görmektedir.
O halde yazılı hukuk kuralları hukuken geçerli olmak için hangi şartı yerine
getiriyorlarsa, teamül kuralları da aynı şartı yerine getirmelidir. Yukarıda
belirtildiği üzere, pozitivist anlayışta bir normun, hukuk normu olarak
geçerli olması için o normun kendisinden üst bir normun ve son tahlilde temel
normun öngördüğü şekilde yapılmış olması gerekir.
Diğer bir ifadeyle, bir normun geçerliliğinin temeli daima bir başka normdur.
Özetle teamül kuralı da, hukukî geçerliliğini ancak
kendisinden üst bir normdan alabilir.
Yani bir teamülün bir hukuk kuralı olarak geçerli olması için bir üst normun
teamülü, “hukuk yaratıcı olay
(fait créateur de droit)”
olarak kabul etmesi gerekir.
O halde bu “üst norm”un ne olduğu saptanmalıdır. Bunun içinse ilk önce, teamül
kurallarının normlar hiyerarşisindeki yerini belirtmek gerekir. Kelsen’e göre kanun ile
teamül arasında bir fark yoktur. Her ikisi de hukuk normları hiyerarşisinde aynı
düzeyde yer alır.
Eğer teamül de normlar hiyerarşisinde kanun
düzeyinde yer alıyorsa, teamül de geçerliliğini anayasadan almalıdır. Yani
anayasanın öngördüğü usûlle konulmalıdır. Açıkçası, eğer anayasa teamül yoluyla
norm yaratılmasını kabul ediyorsa, yani anayasa teamülü hukukun kaynağı olarak
kabul ediyorsa,
teamül bir hukuk kuralı olarak geçerli olabilir.
Diğer bir ifadeyle, teamül yoluyla geçerli hukuk kurallarının yaratılması için
anayasanın bireylerin tekrarlanan davranışlarıyla hukuk kuralı
yaratılabileceğini kabul etmiş olması, yani teamülü,
“hukuk yaratan olay (fait créateur de droit)” olarak tanımış
olması gerekir.
1. Eğer yazılı anayasa
böyle bir hükmü açıkça içeriyorsa, mesele yoktur. Teamül yoluyla yaratılan
kurallar hukuken geçerlidir. Bu durumda hukuku uygulama organları, teamül
yoluyla yaratılan kuralları uygulayabilirler;
zira bu konudaki yetkilendirme bizzat pozitif anayasadan kaynaklanmaktadır. Bu
takdirde hiçbir sorun yoktur.
2. Ama eğer anayasada böyle bir hüküm yoksa, yani
anayasada teamülün hukuk yaratıcısı bir olay olduğu belirtilmiyorsa, bu durumda
ne olacaktır? Teamül yoluyla yaratılan kurallar bir hukuk kuralı olarak geçersiz
mi olacaktır? Kelsen’e göre, bu durumda, teamül kurallarının geçerli olarak
kabul edilebilmesi için, yani mahkemelerin teamül hukukunu uygulayabilmeleri
için, temel norma
yahut varsayımsal bir anayasaya başvurmaları gerekir. Bu durumda denilebilir ki,
teamül kuralıyla hukuk normu konulabileceği konusunda yetkilendirme bizzat
teamül yoluyla yaratılmış bir yazısız anayasa kuralından kaynaklanır.
Diğer bir ifadeyle teamül kuralları geçerliliğini teamül yoluyla yaratılmış bir
anayasadan alırlar.
Keza, yazılı ve katı bir anayasaya sahip olmayan, teamülî
anayasaya sahip olan bir sistemde de teamül kuralıyla hukuk normu konulabileceği
konusundaki yetkilendirmenin bizzat teamül yoluyla yaratılmış bir yazısız
anayasa kuralından kaynaklandığı düşünülebilir.
Ancak bu, teamülün bir “hukuk yaratıcı olay (fait créateur de droit)”
olarak yine teamül tarafından yaratılmış bir anayasa ile kabul edildiğini
söylemek demektir ki, bu bir ispat değil, tekrardan (pétition de principe
) başka bir şey değildir.
Eğer yazılı anayasa teamül yoluyla yaratılabiliyorsa, teamülün bizatihi “hukuk
yaratıcı olay” olarak ortada daha önceden mevcut olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu ise teamülün temel norm olması anlamına gelir. Bu durumda ise, yine temel
norm hipotezi ile karşı karşıya geliriz.
O halde yazılı anayasanın teamülü açıkça hukukun kaynağı
olarak kabul etmediği bir sistemde teamül hukuku geçerliliğini, son tahlilde,
bir temel norm varsayımından alır. Bu temel
norm, bireylerin tekrarlanan davranışlarıyla hukuk yaratılabileceğinin kabul
edilmesinden ibarettir. Nasıl yazılı hukuk normları geçerliliklerini son
tahlilde içinde bulundukları hukuk düzeninin temel normundan alıyorlarsa, yazılı
anayasanın teamülü hukukun kaynağı olarak açıkça kabul etmediği bir sistemde de,
teamüller geçerliliklerini aynı şekilde bir temel norm varsayımından alırlar. Bu
da temel norm konusundaki tartışmaları davet etmektedir. Yukarıda
gördüğümüzden, bu konuya tekrar girmiyoruz.
***
Bu arada yeri gelmişken teamülî hukuk ile yazılı hukuk
arasındaki ilişkileri görmek gerekir. Hans Kelsen’e göre, yazılı hukuk
(droit légal) ve teamülî hukuk birbirlerini lex posterior esasına
göre ilga edebilir. Dahası, anayasa açıkça yasaklasa da, teamülî hukukun yazılı
anayasa hükümlerini, zımnen ilga etme gücü vardır. Oysa yazılı katı anayasalar
adî kanunlarla değil, ancak anayasal kanunlarla değiştirilebilir.
Yukarıda üçüncü bölümde,
biçimsel olarak geçerli olan bir anayasa normunun geçerliliğini kaybetmemesi
için, iki sine qua non koşulu da yerine getirmesi gerektiğini söyledik.
Bunlardan birincisi, söz konusu normun ait olduğu global hukuk düzeninin
etkililiği; ikincisi ise, bizatihi bu normun minumum etkililiği idi.
Bu koşullar hatırlanacağı üzere anayasa normunun geçerliliğinin temeli
değil, geçerli olan bir anayasa normunun geçerli kalması için, bu temele eklenen
koşullardı. Diğer bir ifadeyle, bunlar per quam değil, sine qua non
koşullardı.
Yukarıda üçüncü bölümde gördüğümüz gibi,
devrim, hükümet darbesi gibi olaylar sonucu global hukuk düzeni etkililiğini
yitirirse, bu düzene ait bütün kurallar da geçerliliğini yitirirler. Bu bakımdan
teamül kuralları ile yazılı hukuk kuralları arasında bir farklılık olmadığı
belirtilebilir. Zira, devrim gibi olaylar sonucu mevcut hukuk düzeni
etkililiğini yitirmiş, yeni bir hukuk düzeni yürürlüğe girmişse, artık önceki
hukuk düzeninin geçerlilik atfettiği teamüllere yeni hukuk düzeni geçerlilik
atfetmeyebilir. Özellikle devrimci nitelikte bir hukuk düzeni kurulmuşsa bu
böyledir. Osmanlı hukuk düzeninde geçerli olan bazı teamül kuralları Cumhuriyet
hukuk düzeninde artık geçerli değildir. Bununla birlikte teamül kurallarının
hukuk düzenin etkililiğini yitirmesinden yazılı hukuk kurallarına nazaran daha
az etkileneceği tahmin edilebilir.
Hatırlanacağı üzere geçerli bir hukuk normunun
geçerliliğini kaybetmemesi için bir minimum etkililiğe
sahip olması gerekmektedir.
Bu koşula göre, belirli bir hukuk düzenine ait bir normun geçerliliğini
yitirmemesi için, bizzat bu norm bir minimum etkililiğe
sahip olmalı, yani hiç olmazsa belirli bir noktaya kadar uygulanmalı ve
kendisine itaat edilmelidir.
Sürekli bir şekilde etkililikten yoksun kalan bir norm geçerli bir norm
olarak kabul edilemez.
Diğer bir ifadeyle, kendisine hiçbir zaman uyulmayan veya hiçbir zaman
uygulanmayan bir norm, geçerli bir norm olarak kabul edilmez. Özetle, bir norm
geçerli kalmak için “metrukiyet
(désuétude)”e düşmemelidir.
Kelsen’e göre, metrukiyet
, asıl fonksiyonu mevcut bir normun
geçerliliğini iptal etmekten ibaret olan bir “negatif teamül (coutume
négative)”dür.
Kelsen’e göre, teamülün hukukun kaynağı olarak kabul edilen bir sistemde, teamül
sadece bir teamül kuralını değil, yazılı bir hukuk kuralını da zımnen ilga (dérogation)
edebilir.
Eğer teamül yazılı bir hukuk kuralını etkisiz hale getirip geçerliliğini ilga
edebiliyorsa, bir başka teamül kuralının geçerliğini evleviyetle sona
erdirebilir.
Aslında geçerliğin bu son şartı, teamül kuralının bizatihi
tanımında vardır. Bir kural toplum içinde etkili değilse, yani kendisine
toplumun çoğunluğu tarafından uyulmuyorsa, o kural bir teamül kuralı değildir.
Keza belirli bir dönemde geçerli olan bir teamül kuralı zamanla etkisizleşmesi
sonucu geçerliliğini yitirebilir veya bu kural başka bir teamül kuralı ile
değiştirilebilir.
Bu açıklamalardan yola
çıkarak şunu da belirtmek uygun olur ki, esas itibarıyla teamül kurallarının
maddî varlığı altında gördüğümüz şeyler (devamlı tekrar ve opinio necesitatis)
aslında teamül kuralının etkililiğini dile
getirmektedir. Diğer bir ifadeyle, etkililik yani maddî geçerlilik yazılı hukuk
kurallarında bir ek koşul iken, teamül kurallarında aslında bir ön
koşuldur. Ancak bir teamül kuralının bu ön koşula sahip olması onun geçerli
olduğu anlamına gelmez. Zira, onun hukukî geçerliliği, yukarıda gördüğümüz gibi,
biçimsel geçerliliğine, yani hukuk düzenine aidiyetine, anayasa tarafından
teamülün hukuk yaratıcısı bir olgu olarak tanınmasına bağlıdır. Bu biçimsel
unsur olmadan genel anlamda mevcut olan teamül, bir hukuk kuralı haline
dönüşememektedir.
***
Böylece teamül kurallarının geçerlilik şartlarını gördükten
sonra kısaca teamül kuralının uygulanmasıyla yazılı hukuk kurallarının
uygulanması arasında bir fark olup olmadığını görelim:
Belirli somut durumda teamül yaratan olayın gerçekleşip
gerçekleşmediğini tespit etme yetkisi hukuku uygulama organlarına aittir. Ancak
bu, teamül kurallarının mahkemeler tarafından yaratıldığını söylemek anlamına
gelmez. Kelsen’in belirttiği gibi, mahkemelerin teamül kurallarını uygulaması
ile yazılı hukuk kurallarını uygulaması arasında bir fark yoktur. Eğer bir
mahkeme belirli bir olayda teamül yoluyla yaratılan kuralları uygulamak
durumundaysa, her şeyden önce teamül kuralını yaratan olayın (devamlı tekrar ve
kolektif beşerî irade) gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmelidir. Keza aynı
mahkeme bir yazılı hukuk kuralını uygulasaydı da bunu yapmak zorundaydı. Örneğin
uygulayacağı kanun kuralının gerçekten yasama yoluyla yaratılmış bir kural olup
olmadığını tespit etmek zorundaydı. Şüphesiz ikinci iş birincisine göre daha
kolaydır. Hakim düsturlara, resmî gazete koleksiyonlarına bakarak bunu kolayca
tespit eder; oysa teamülün tespiti daha zordur. Ama yine de aralarında nitelik
farkı yoktur. Her iki durumda da mahkeme uygulayacağı normun varlığını tespit
etmektedir. Her iki halde de mahkemenin bu tespitinden önce mevcut birer hukuk
normu vardır.
Şunu da belirtmek gerekir ki, teamül normları ancak
biçimsel olarak ihdas edilmiş hukuk organları tarafından uygulanmaktadır. Diğer
bir ifadeyle teamül yoluyla yaratılmış kurallar yine yazılı hukuk tarafından
ihdas edilmiş organlarca uygulanmaktadır.
Son olarak yazılı hukuk kuralları ile teamül yoluyla
yaratılan hukuk kuralları arasında temel bir siyasi farkın bulunduğuna işaret
etmek gerekir. Yazılı hukuk kuralları esas itibarıyla merkezileştirilmiş ve
tekelleştirilmiş bir usûlle konulmaktadır. Yetkili organ ve kişiler ve keza
izlenecek usûller önceden belirlidir. Başka usûller izlenmesinin söz konusu
olmadığı gibi, bu organ ve kişilerden başka kişilerin kuralların yaratılması
sürecine katılması da söz konusu değildir. Oysa teamül yoluyla kural yaratılması
merkezileştirilmiş ve tekelleştirilmiş değildir. Bu tür kuralları koymaya
yetkili organ ve kişiler ve izlenecek usûller önceden tespit edilmemiştir. O
konuyla ilgisi olan herkes, o konudaki davranışlarıyla bir bakıma o konudaki
teamül kuralının yaratılmasına katılmaktadır. Yani, teamül hukukunun kuralları,
hukuk düzenine tabi bireylerin davranışları sonucunda oluşmaktadır.
Son olarak Türk hukuk düzeninde anayasal teamül olup
olamayacağı sorununu görelim. Türkiye’de yazılı ve katı bir anayasa sistemine
sahiptir. Anayasadaki bir hükmün değiştirilebilmesi için Anayasanın 175’inci
maddesindeki usûle uygun olarak anayasa değişikliği kanunu çıkarılması gerekir.
Bu usûle uyulmadıkça anayasanın bir hükmünün değiştirilmesine imkan yoktur.
O halde Türk hukuk düzeninde anayasal değerde teamül
olamaz. Peki kanun düzeyinde teamül olabilir mi? Kanun değerinde teamül
olabilmesi için Türk Anayasasının açıkça teamülü, “hukuk yaratıcı bir olay”
olarak kabul etmesi gerekir. Türk Anayasasında teamülü “hukuk yaratıcı bir olay”
olarak kabul eden bir hüküm yoktur. O halde, Türk hukuk düzeninde teamül, kanun
değerinde hukukun bağımsız bir kaynağı değildir.
Peki ama Türk hukuk düzeninde teamül hiçbir şekilde hukukun
kaynağı değil midir? Bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Zira, Türk Medenî
Kanununun 1’inci maddesine göre, “hakkında
kanunî bir hüküm bulunmayan meselede hakim örf ve âdete göre... hükmeder”. Bu
medenî hukuk alanında örf ve âdet, yani teamül kurallarının hukukun kaynağı
olduğu anlamına gelir. Keza Türk Ticaret Kanunun 1’inci maddesi
de “hakkında ticarî bir hüküm bulunmayan işlerde mahkeme ticarî örf ve âdete...
göre karar verir” hükmü ile örf ve âdet, yani teamül hukukuna gönderme
yapmaktadır. Buna göre Türk hukuk düzeninde medenî hukuk ve ticaret hukuku
alanında örf ve âdet, yani teamül kuralları hukukun kaynağıdırlar. Bu alanlarda,
teamül hukukî geçerliliğe sahiptir. Bu alandaki teamüller geçerliliklerini
kanundan almaktadırlar. Bu bakımından yazılı hukuk kuralları ile teamüller
arasında geçerlilik bakımından bir fark yoktur. Yazılı hukuk kuralları da
geçerliliklerini bir başka yazılı hukuk kuralından almaktadır. Teamülî hukuk
kuralıda bu alanda geçerliliklerini bir yazılı hukuk kuralından almaktadır.
Medenî hukuk ve ticaret hukukunda, teamül normlar
hiyerarşisinde hangi düzeyde yer almaktadır? Bu hukuk düzenlerinde teamül
kuralları geçerliliklerini kanundan (Medenî Kanun ve Ticaret Kanunu) aldıklarına
göre, normlar hiyerarşisinde kanunların altında yer alır.
Türk hukuk düzeninde, bir kanun bir teamüle gönderme
yapmıyorsa, bu teamül hiçbir zaman hukukî geçerliliğe sahip olamaz; yani kanun
tarafından kendisine atıf yapılmadıkça teamül hukukun kaynağı olamaz. Örneğin
Türk Ceza Kanunu, teamüle gönderme yapmaz. Dahası bu Kanunun (m.1) ve
Anayasamızın (m.38) kabul ettiği kanunîlik ilkesi, teamül yoluyla suç ve ceza
yaratılmasına da engeldir.
Sonuç olarak Türk hukuk düzeninde hiçbir şekilde “anayasal
teamül” veya “anayasal değerde teamül” olamaz. Türk hukuk düzeninde teamül,
ancak kanunların kendisine gönderme yaptığı durumlarda hukuken geçerlidir. Bu
durumda ise teamül, normlar hiyerarşi anayasa düzeyinde değil, kanun altı bir
düzeyde yer alır.
Onuncu Bölüm
geçerlilik koşullarına
aykırılığın müeyyidesi: Geçersizlik
(Kanunların
Anayasaya Uygunluğunun
denetimi sorunu)
Yukarıda üçüncü bölümde görüldüğü gibi,
biçimsel anlayışa göre bir normun geçerliliğinin asıl koşulu kendisinden üst bir
normun öngördüğü usûlle konulmasıdır. Eğer bir norm kendisinden üst bir normun
öngördüğü koşullara uygun olarak konulmuyorsa veya bu üst normun içeriğine
aykırı ise sonuç ne olacaktır?
Örneğin, biçimsel anlayışa göre, bir kanunun geçerli
olabilmesi için anayasaya uygun olarak konulması gerekir. Eğer bir kanun
anayasaya uygun olarak konulmamışsa veya kanunun içeriği anayasanın içeriğine
aykırı ise ne olacaktır? İşte bu bölümde bu soruya cevap aranacaktır.
Bu sorunun aslında çok basit bir cevabı vardır.
Kendisinden üst bir normun öngördüğü koşullarda çıkarılmak bir geçerlilik koşulu
olduğuna göre, bu koşula uymayan norm geçersizdir. O halde geçerlilik
koşuluna uymayan bir normun karşılaşacağı yaptırım “geçersizlik (invalidité)”tir.
Ama asıl sorun, bir normun kendisinden üst bir normun
belirlediği koşullara uygun olarak çıkarılıp çıkarılmadığını kimin tespit
edeceği sorunudur. Diğer bir ifadeyle, hukuk normlarının geçerliliğini inceleme
yetkisi kime aittir?
Bu soruya sadece ve sadece iki cevap verilebilir:
Birinci Cevap: Bu cevaba göre, hukuk
normlarının geçerliliğini inceleme yetkisi herkese aittir. Kelsen’in belirttiği gibi,
hukuk düzeni, bir hukuk normu olduğu iddiasıyla sunulan bir şeyin objektif
olarak bir hukuk normu olup olmadığını, yani normun bu düzendeki bir üst normun
öngördüğü şekilde yaratılıp yaratılmadığını ve bu normun içeriğinin üst normun
gereklerine uyup uymadığını inceleme yetkisini herkese verebilir. Böyle bir
çözüm, uluslararası hukukta olduğu gibi “adem-i merkezî hukuk düzenleri
(ordres juridiques décentralisés
)”nde görülür.
Eğer hukuk normlarının geçerliliğini inceleme yetkisi
herkese ait ise, yani adem-i merkezî bir hukuk düzeninde bulunuluyorsa,
birbirinden farklı kararlara kapı açıktır: Birine göre söz konusu norm geçerli
bir hukuk normudur, diğerine göre ise bu norm geçersizdir.
Böyle bir hukuk düzeninde herkes, kamu otoriteleri olduğu gibi vatandaşlar da,
her durumda, hukukî işlemlerin sıhhatini inceleyebilir; bu işlemleri sakat
olarak ilân edebilir ve neticede bu işlemlerin geçerli ve bağlayıcı olmadığı
sonucuna varabilir.
İkinci Cevap: Buna karşın “merkezîleşmiş hukuk
düzenleri
(ordres juridiques centralisés
)”nde hukuk normlarının geçerliliğini inceleme yetkisi sadece önceden
belirlenmiş birtakım organlara aittir.
Bu organların dışındaki kişiler, söz konusu hukuk normunun bir üst norma aykırı
olduğunu ve dolayısıyla geçersiz olduğunu iddia etseler bile, bu hukuk normu
yetkili organın kararına kadar geçerlidir. Dolayısıyla merkezîleşmiş hukuk
düzenlerinde, sakat bir norm, vatandaşlarca a priori geçersiz olarak
kabul edilemez. O sadece iptal edilebilir (annulable) bir işlemdir. O halde, merkezîleşmiş hukuk düzenlerinde, kamu otoritelerinin
işlemlerini, başka bir otoritenin bir işlemiyle ortadan kaldırılmadıkça, geçerli
olarak kabul etmek gerekir. Bu ikinci işlem alınmadan önce, ilk işlemin geçersiz
olduğunu söylemek hukuken mümkün değildir.
Bu ilk işlemi ortadan kaldıran bu ikinci işleme, dogmatik
hukukta ister “yokluk saptaması”, isterse “iptal” kararı densin hukukun genel
teorisi açısından durum aynıdır. Zira hukuka aykırı bir işlemin yokluğunu
saptayan bir karar dahi gerçeklikte o ana kadar geçerli olarak kabul
edilen bir işlemin “makable şamil iptali (annulation
rétroactive
)”dir. Yani bu ikinci karar,
“bildirici (déclaratif)” değil, “kurucu (constitutif)”
niteliktedir.
Dolayısıyla Kelsen’in belirttiği gibi, yokluk diye bir şey olamaz: Bir
hukuk düzeninin parçası olan normlar “yok hükmünde (nul)”
değil; sadece “iptal edilebilir (annulable)”
niteliktedirler.
Bu duruma göre, merkezîleşmiş bir hukuk düzeninde, bir
birey, bir normun geçersiz olduğunu düşünerek, elbette ona itaat etmeyebilir.
Ama bu durumda birey risk altına girmiş olur; zira bu düzendeki yetkili organ,
bireyin geçersiz olduğunu düşündüğü normun hukuken geçerli olduğuna karar
verirse, bireyin bu normu ihlâl ettiğine ve bireye normun öngördüğü müeyyidenin
uygulanması gerektiğine karar verir.
Karşı durumda ise, yani yetkili organ da söz konusu normun geçersiz olduğuna
karar verirse, bu organın kararı, söz konusu normun yapıldığı andan itibaren
geriye etkili bir şekilde iptali anlamına gelir.
Bu durumda, hukuk normunun geçersizliği iptal prosedürünün sonuçlanmasından önce
elde edilmiş olarak görülemez. Zira, bir kere, bu karar, tersi bir karar, yani
normun geçerli olduğu yolunda bir karar da olabilirdi. İkinci olarak, böyle bir
karar, kendi metninde söz konusu normun “yok hükmünde” olduğunu belirtse bile,
bu karar kurucu (constitutif) nitelikte bir karardır. Pozitif hukuk
açısından sadece ve sadece iptal edilebilirlilik
(annulabilité
) vardır. “Yokluk” veya “hükümsüzlük”
tespiti diye sunulan karar olsa olsa geçmişe yürür bir iptal
kararıdır.
Özetle, merkezîleşmiş hukuk düzenlerinde geçersizlik
tespiti iptalden farklı değildir. Bu düzenlerde a priori bir geçersizlik
olamaz. Bir normun geçersizliği yetkili organ tarafından saptanmalıdır. Geçersiz
olduğu düşünülen norm, yetkili organ tarafından geçersiz olduğu ilân edilinceye
kadar sonuçlarını doğurur.
* * *
O halde bu sonuca göre şimdi merkezîleşmiş hukuk
sistemlerinde hukuk normlarının geçerliliği konusunda karar vermeye yetkili
organın kim olduğunu araştıralım. Bunun için ise, ayrım yaparak sırasıyla,
bireyler tarafından konulan normların yani sözleşmelerin, idare tarafından
konulan normların, yani düzenleyici ve bireysel idarî işlemlerin, mahkemeler
tarafından konulan normların, yani yargı kararlarının ve yasama tarafından
konulan normların yani kanunların geçerliliği hakkında kimin karar vermeye
yetkili olduğunu araştırmamız gerekir. Biz bireyler tarafından konulan normlar
(sözleşmeler), idare tarafından konulan normlar (düzenleyici ve bireysel idarî
işlemler) ve mahkemeler tarafından konulan normlar (yargı kararları) için böyle
bir araştırmayı, Hukukun Genel Teorisine Giriş başlıklı kitabımızda
yapmıştık.
Onun için burada, sadece yasama organı tarafından konulan normların yani
kanunların geçerliliği sorununu ve bu sorun hakkında kimin karar vermeye yetkili
olduğunu görelim. Zira, inceleme konumuz olan anayasa normlarından geçerliliğini
alan ilk normlar kanunlardır ve kanunların uymak zorunda olduğu normlar anayasa
normlarıdır.
Kanunların Geçerliliği Sorunu
Yasama organının koyduğu normlara genelde kanun ismi
verilir. Kanunların geçerlilik koşulu, bir üst norm olan anayasaya
uygunluklarıdır. O halde anayasaya aykırı olan bir kanun geçerli olamaz.
Anayasalarda kanunların aykırı olabileceği birçok hüküm
vardır. Bunlar iki tipe indirgenebilir. Bir kısım anayasa hükümleri
kanunların yapılması usûlünü düzenlemektedir. Örneğin 1982 Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 88 ve 89’uncu maddeleri böyledir. Diğer yandan
anayasalarda kanunların içeriğini düzenleyen hükümler de vardır. Yasama usulünü
düzenleyen maddelerin dışındaki maddeler genellikle kanunları içerik
bakımından sınırlandırır. Özellikle anayasaların temel hak ve özgürlükler ile
ilgili hükümleri kanunlar açısından içerik sınırlamaları niteliğindedir. Örneğin
1982 Anayasasının 13’üncü maddesine göre, temel hak ve hürriyetler ancak belirli
amaçlarla ve anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
Dahası, sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve
öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz. Keza olağanüstü hallerde dahi
çıkarılan kanunlar ile kişinin yaşama hakkına dokunulamaz; kimse din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe
yürütülemez (m.15).
Dolayısıyla bir kanun, anayasanın gerek kanun yapma
usûlünü, gerekse kanunun içeriğini düzenleyen hükümlerine
aykırı olmamalıdır. Ne var ki bir kanun ile bu tür anayasa hükümleri arasında
bir çatışmanın ortaya çıkması her zaman mümkündür. Eğer böyle bir çatışma ortaya
çıkarsa bu nasıl çözümlenecektir? Diğer bir ifadeyle burada tartıştığımız sorun,
bir kanunun uyması gereken anayasal normlara uymadığı zaman, hukukun ne olacağı
sorunundan ibarettir. O halde bir kanunun anayasa uygun olmamasının sonuçları
nelerdir? Böyle bir kanun geçerli midir? Özetle burada anayasaya aykırı
kanunların geçerliliği sorununu
inceleyeceğiz.
* * *
1. Akla gelen ilk fikre göre, anayasaya
aykırı bir kanun
geçerli olamaz. Zira yukarıda
gördüğümüz gibi, bir normun geçerliliği, bir üst norma uygun olarak konulmasıyla
belirlenmektedir. O halde bir kanun anayasanın kendisiyle ilgili bir normuna
aykırı ise geçerli değildir, yani böyle bir kanun, kanun değildir.
Gerçekten de, Kelsen’in belirttiği gibi, “diğer normlara
aykırı norm fikri” aslında bir contradictio in adjecto
’yu ifade eder.
Zira, kendi yaratılmasını düzenleyen norma uygun olmayan normun geçersiz
olduğu, batıl olduğu, hiçbir şekilde bir hukuk normu olmadığı söylenebilir.
Bu akıl yürütme, ilk defa kanunların anayasaya uygunluk
kontrolünü başlatan Amerikan Yüksek Mahkemesinin
Marbury v. Madison
kararında kullanılmıştır. Bir kanun ile anayasa arasındaki çatışmayı
çözümlemek için Chief Justice Marshall şunları söylüyordu:
“Şu tersi ileri sürülemeyecek kadar açık, yalın bir
önermedir ki, ya anayasaya aykırı olan her yasama işlemi (kanun) denetime bağlı
tutulur; ya da, yasama organı anayasayı bayağı bir kanunla değiştirebilir. Bu
ikisi arasında ortalama bir yol yoktur. Anayasa ya bayağı kanunlar gibi
değiştirilemeyen üstün, yüce bir kanundur, ya da yasama organının dilediği zaman
değiştirebileceği, bayağı kanunlarla eşdeğer ve düzeyde bir kanundur. Bu
yollardan birincisi doğru ise, yasama organının anayasaya aykırı olan bir işlemi
kanun değildir; ikinci yol doğru ise, o zaman yazılı anayasalar halkın gerçekte
sınırlandırmaya elverişli bulunmayan bir gücü, sınırlandırmak için giriştikleri
boş ve anlamsız çabalardır. Yazılı anayasaları düzenleyen kimselerin hepsi, hiç
kuşkusuz anayasanın ülke içinde temel ve üstün bir kanun olması ereğini
gütmüşlerdir ve bundan dolayı da her hükümet sisteminde bu teoriye göre
anayasaya aykırı bir yasama işleminin (bir kanunun) geçersiz olması gerekmiştir”.
“... Eğer anayasaya aykırı olan bir yasama işlemi
geçersiz ise, geçersizliğinden bağımsız olarak mahkemeleri bağlayacak, ona
sonuçlar vermeye mahkemeleri zorlayacak mıdır? Veya bir kanun olmamasına rağmen,
kanun kadar etkili bir kural mıdır? Bunu kabul etmek teoride kabul edilen şeyi
pratikte tersine çevirmek demektir”.
Bu akıl yürütmeye göre, bir kanun anayasaya aykırı ise
geçerli olamaz. O yok hükmündedir; yani hiçbir şekilde bir kanun değildir. Bu
akıl yürütme oldukça sağlam bir mantığa dayanmaktadır ve anayasaya aykırı
kanunların geçersizliğini göstermektedir.
Bu akıl yürütmede bir kanun ile anayasa arasındaki çatışma
sorununu çözmek için sadece şu soruyu sormak yeterlidir: Kanun anayasaya
uygun mudur? Bu soruya verilecek cevap olumlu ise, söz konusu kanun geçerli;
olumsuz ise geçersizdir.
Görüldüğü gibi bu akıl yürütmede, anayasa ile bir kanun
arasındaki muhtemel çatışma sorununun çözümü için basit ve açık bir cevap
önerilmektedir. Bununla birlikte kanımızca bu cevap bizim buradaki problemimizi
çözmekten uzaktır. İlk önce belirtelim ki, gerçekten de burada sorulan tek
soru vardır; ne var ki sorulan bu tek soruya birçok cevap verilebilir.
Aslında herkes bu soruya değişik bir yanıt verebilir. Şu tamamen normaldir ki,
bir kanun X’e göre anayasaya aykırı, Y’ye göre ise uygun olabilir.
Ama hukuk mantığında, bir sorunun sadece ve sadece bir cevabı olabilir. Aksi
taktirde, bir normun muhataplarını bağlaması mümkün değildir.
Bu mümkün cevaplardan sadece bir tanesinin hukukî değeri
vardır; diğerleri sadece kişisel kanaatlerdir. O halde otantik cevabı,
yani hukuken itiraz edilemeyen ve pozitif hukukun kendisine hukukî sonuçlar
bağladığı cevabı seçmek gerekir.
Bu durumda, anayasaya aykırı olan bir kanunun geçerli olup
olmadığı sorusunun cevabını pozitif hukukta aramak gerekir. Bunun içinse şu
soruyu sormak gerekir: Belirli bir pozitif hukuk düzeninde anayasaya aykırı olan
kanun geçersiz hale getirilebilir mi? Bu sorunun cevabı ise, o pozitif hukuk
düzeninde anayasaya uygunluk denetiminin mümkün olup olmadığı sorusunun cevabına
bağlıdır.
O halde bu noktadan itibaren, “anayasaya aykırı kanunlar
geçersiz hale getirilebilir mi” sorusu yerine, “pozitif hukuk bakımından
kanunların anayasaya uygunluğu denetimi yapılabilir mi” sorusunu soracağız.
Yukarıda da belirtildiği gibi, bu soruya ancak pozitif bir
cevap verilebilir. Bu açıdan üç ihtimal söz konusu olabilir.
Birinci İhtimal: Yasaklama.- Bir kere anayasa,
kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenmesini açıkça yasaklayabilir.
Örneğin Hollanda Anayasasının 120’nci maddesi
ne göre,
“kanunların ve uluslararası andlaşmaların anayasaya
uygunluğu mahkemeler tarafından denetlenemez”.
İşte, Hollanda
gibi, kanunların anayasaya uygunluk
denetiminin açıkça yasaklandığı ülkelerde, pozitif hukuk bakımından söylenecek
tek şey bu ülkelerde kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemenin mümkün
olmadığıdır. Böyle ülkelerde, anayasanın hükümleri sadece yasama organına hitap
eder. Bu durumda anayasanın otantik yorumcusu yasama organıdır.
İkinci İhtimal: İzin Verme.- İkinci olarak, anayasa
bizzat kanunların anayasaya uygunluğu denetimini düzenlemiş olabilir. Bu
yetkiyi mevcut yüksek mahkemelerden birine veya bu amaçla kurulmuş özel bir
organa verebilir. Bu durumda anayasanın yetki verdiği yüksek mahkeme veya özel
organ kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyebilir ve aykırı gördüğü
kanunları iptal eder. Bu halde ortada herhangi bir sorun yoktur.
Üçüncü İhtimal: Susma.- Nihayet bir anayasa
kanunların anayasaya uygunluğu denetimini yasaklayabileceği veya izin
verebileceği gibi bu konuda susabilir de. Eğer bir anayasa, kanunların
anayasaya uygunluğu konusunda hiçbir hüküm içermiyorsa sorun kanımızca, hukuk
normlarını uygulama konusunda otantik yorum yetkisine sahip mahkemeler (yüksek
mahkemeler, nihaî karar veren ve artık kararları itiraz veya temyiz konusu
yapılamayan mahkemeler), anayasaya aykırı gördükleri kanunu lex superior
derogat legi priori ilkesine uygun
olarak ihmal edip doğrudan anayasayı uygulayabilirler. Bu uygulama ise anayasaya
aykırı kanunun etkililiğini ortadan kaldırdığı için onu geçersiz hale getirir.
Ama bu söylediklerimiz sadece bir imkândır. Pozitif hukuk bakımından böyle bir
ülkede kanunların anayasaya uygunluğu denetiminin var olduğunu söylemek için her
halükârda otantik yorum yetkisine sahip mahkemelerin içtihatlarına bakmak
ve anayasaya aykırı gördükleri kanunları uygulayıp uygulamadıklarını tespit
etmek gerekir. Eğer bu mahkemeler, kendilerini anayasaya aykırı gördükleri
kanunları uygulamamaya yetkili görüyorlarsa, bu ülkelerde anayasa aykırı
kanunlar geçersizleşir. Ancak, bu mahkemeler, anayasa aykırı gördükleri
kanunları uygulamamak konusunda kendilerini yetkili görmüyorlarsa, bu ülkelerde
anayasaya uygunluk denetiminin mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir.
Kanunların anayasaya uygunluğu yargısal olarak denetlenemez.
Anayasallık Denetiminin Olmadığı Bir sistemde Anayasaya Aykırı Kanunların
Geçerliliğinin Temeli
Yukarıdaki birinci ve üçüncü ihtimalde olduğu gibi,
kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenemediği ülkeler her zaman olabilir. Bu
ülkelerde, anayasaya aykırı kanunların geçerliliği sorununu özel olarak
incelemek gerekir. Zira, bir yandan hukukun genel teorisi açısından kanunların
geçerliliğini anayasadan aldıklarını söylüyoruz; diğer yandan ise, anayasaya
aykırı olabilecek kanunların iptal edilemeyeceğini ve dolayısıyla geçerli
olacaklarını belirtiyoruz. O halde anayasaya aykırı kanunların
geçerliliklerinin temeli
ni açıklamak gerekir.
Eğer bizzat anayasa açıkça anayasallık denetimini
yasaklamışsa, anayasaya aykırı bir kanunun geçerliliğinin temelinin bizzat
anayasada, yani kurucu iktidarın iradesinde bulduğunu söyleyebiliriz. Zira
bizzat anayasa açıkça anayasallık denetimini yasaklayarak, aslında anayasaya
aykırı kanunlar çıkarılabileceğini kabul etmiş olmaktadır. Diğer bir ifadeyle
böyle bir ihtimalde, anayasa, yasama organına, sınırları
müeyyidelendirilmemiş bir kanun yapma yetkisini vermiştir. O halde
müeyyidelendirilmemiş bir yetki vermenin o yetkiyi ihlâl etmek yetkisini de
içerdiğini söyleyebiliriz. Bu durumda kanunlar, anayasanın öngördüğü sınırları
aşabilirler.
* * *
Yukarıdaki paragraf, anayasaya aykırı kanunların
geçerliliğini açıklamanın bir tarzı olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte,
kanımızca burada sahte bir problem vardır. Aslında biz burada,
anayasaya aykırı kanunların geçerliliğinin temelini açıklamak zorunda değiliz.
Zira, burada anayasa ile kanun arasında hukukî değil, ama görünüşte
bir aykırılık söz konusudur. Diğer bir ifadeyle kanunların anayasaya aykırı
olduğunu söylemeye yetkili otantik bir organ yok ise, kanunun anayasaya
aykırılığı hukuk düzeni içinde hiçbir zaman tespit edilemeyecektir.
Herkes, kanunun anayasaya aykırı olup olmadığı konusunda bir görüş
açıklayabilir; ama kimse hukuk düzeninden böyle bir kanunu geçersiz kılmak için
karar verme yetkisi almamıştır. Yani böyle bir “görünüşte” anayasaya aykırılığı
“hukuk düzlemi”ne çıkarmak imkânsızdır. O halde eğer bir ülkede kanunların
anayasaya uygunluğu denetimi yoksa, o ülkede kanunların anayasaya uygunluğundan
veya aykırılığından hukuken bahsedilemez.
* * *
Ama o halde, böyle bir sistemde anayasanın anlamı nedir?
Kanunların anayasaya uygunluğu veya aykırılığından söz edilemez ise anayasa
neye yarar?
1. Bu soruya cevap verebilmek için önce,
kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenmesinin mümkün olduğu bir sistemde
anayasanın anlamını belirleyelim. Böyle bir sistemde, kanun yapma yetkisini
sınırlandıran anayasa hükümleri, önce yasama organına, sonra ve
nihai olarak anayasaya uygunluk denetimi yapmakla görevli organa hitap eder.
Eğer yasama organı anayasanın bu hükümlerine uymazsa, daha doğrusu yasama
organının anayasanın bazı maddelerine verdiği anlama itiraz edilmek isteniyorsa,
anayasaya uygunluk denetimi yapmakla görevli organda dava açılabilir. Bu durumda
bu organ, kanunun anayasaya uygun olup olmadığı sorununu inceler. Kanunun
anayasaya aykırı olduğu kanısına varırsa, kanunu iptal eder. Bu organın kararı
otantik, yani hukuken itiraz edilemeyen bir karardır. O halde, anayasaya
uygunluk denetiminin mümkün olduğu bir sistemde, anayasa hükümleri son tahlilde
anayasaya uygunluk denetimi yapmakla görevli organın otantik yorumu ile
müeyyidelendirilecektir.
2. Buna karşılık, kanunların anayasaya
uygunluğunun denetlenmesinin mümkün olmadığı bir sistemde, kanun yapma
yetkisini sınırlandıran anayasa hükümlerinin sadece yasama organına hitap
ettiğini kabul etmek gerekir. O halde yasama organı kendisini sınırlandıran
hükümlere aykırı olarak bir kanun kabul etmemelidir. Ancak, yalnızca ve yalnızca
yasama organı kendi kabul ettiği kanun metninin anayasaya uygun olup olmadığına
karar vermeye yetkilidir. Eğer kendisine sunulan kanun tasarısını veya teklifini
oylayıp kabul ediyorsa, bu onun bu kanun metnini anayasaya uygun olarak
yorumladığı anlamına gelir. Bu halde anayasanın kanun yapma yetkisini
sınırlandıran hükümlerinin bizzat yasama organı tarafından müeyyidelendirildiği
sonucuna ulaşmak gerekir. Dolayısıyla, kanunların anayasaya uygunluğu
denetiminin mümkün olmadığı bir sistemde, yürürlükteki bütün kanunların, yasama
organının otantik yorumuna göre, anayasaya uygun olduğunu kabul etmek gerekir.
Zira onlar anayasaya aykırı olsalardı, yasama organı onları oylamayacaktı. O
halde, böyle bir hipotezde, yasama organı tarafından kabul edilen bütün
kanunların anayasaya uygun olduğunu varsaymak gerekir. Sonuç olarak, anayasanın
yasama organını sınırlandıran hükümleri, yasama organı tarafından
müeyyidelendirilmektedir.
Ulaştığımız bu teorik sonuç, pratikte, Hollanda Yüksek
Mahkemesi tarafından da açıkça doğrulanmıştır. Kanunların anayasa uygunluğunun
denetlenmesini yasaklayan Hollanda Anayasasının 120’nci maddesi
nin açık hükmü karşısında, Hollanda Yüksek Mahkemesi, 14
Nisan 1989 tarihli Harmonisation Act kararında (HR,
14 Nisan 1989, HJ 1989, 469), kanunların üst normlara uygunluğunun sağlanması
görevinin kendisine değil, yasama organına ait olduğuna karar vermiştir.
* * *
Şüphesiz yasama organına getirilen bir sınırlamanın yine
yasama organının yorumu ile müeyyidelendirilmesinin gerçek bir müeyyide olmadığı
söylenerek bu çözüm tarzı eleştirilebilir. Gerçekten de bu anayasal
hükümler yasama organını sınırlandırmaktadır, yani sınırlandırılacak süje
bizatihi yasama organıdır. Oysa yine bu süje kendisinin tâbi olduğu sınırların
anlamını belirlemektedir. Anlamı kendisi tarafından belirlenecek sınırlarla bir
süjenin sınırlanmasının pek anlamlı bir sınırlama olmadığı düşünülebilir.
Kanımızca bu eleştiri, görünüşteki tutarlı mantığına
rağmen, hukukî anlamdan mahrumdur. Zira, realist yorum teorisinin gösterdiği
gibi,
bir kanunun anayasaya uygun olup olmadığı sorusuna birçok cevap verilebilir. Bir
kanun X’e göre anayasaya uygun, Y’ye göre ise aykırı olabilir. Yalnızca yetkili
organın cevabı otantiktir. Diğerleri sadece kişisel kanaatlerdir. Burada da,
yetkili organ, yasama organıdır.
Sonuç olarak, kanunların anayasaya uygunluk denetiminin
olmadığı bir sistemde, yalnızca yasama organının kanunların anayasaya uygunluğu
sorunu üzerinde karar verme yetkisine sahip olduğunu söyleyebiliriz. O halde,
X’e veya Y’ye göre anayasaya aykırı olsalar bile, yasama organı tarafından kabul
edilen bütün kanunları, anayasaya uygun ve dolayısıyla geçerli olarak kabul
etmek gerekir.
Bu çözümde garip bir yan yoktur. Zira yasama organının
yorumu yanlış olabileceği gibi, kanunun denetlenmesi işi bir anayasa mahkemesine
verilmesi ihtimalinde de, anayasa mahkemesinin yorumu da yanlış olabilir. Teorik
açıdan durum değişmez. Aslında realist yorum teorisinin gösterdiği gibi, “doğru
yorum” veya “yanlış yorum” yoktur. “Otantik yorum” veya “otantik olmayan yorum”
vardır.
Bizim buradaki hipotezimizde de yasama organının yorumu otantiktir.
Özet olarak anayasaya uygunluk denetiminin olmadığı bir
sistemde kanunu uygulayacak organlar, kanunun anayasa uygunluğunu
araştıramazlar. Bununla birlikte her kanunun uygulama organının bir “minimum
denetim” yetkisi kaçınılmaz olarak vardır. Bu minimum denetim yetkisi
Kelsen
’in belirttiği gibi,
uygulayacakları metnin resmî gazetede yayınlanan metin ile aynı metin olup
olmadığını incelemek ile sınırlıdır. Keza resmî gazetede yayımlamak ile görevli
hükümet organı da, yayınlayacağı metnin gerçekten yasama organının kabul ettiği
metin olup olmadığını inceleme yetkisine sahiptir.
Sonuç
Çalışmamızın giriş bölümünde önce konu ve konuyu
ifade etmek için kullanılan terimler tanıtılmıştır. Çalışmamızın konusu anayasa
normlarının geçerliliği sorunudur. Bu sorunu ifade etmek için, “hukukî değer”,
“bağlayıcılık”, “hukukîlik” gibi terimler değil, “geçerlilik” terimi tercih
edilmiştir. Kelsenci anlayışta bu kavramlar arasında eşitlik vardır. Yani bir
anayasa normunun geçerliliği gösterilirse, aynı zamanda bu normun hukukî değer
taşıdığı, bağlayıcı olduğu ve hukukî olduğu da gösterilmiş olur.
Giriş bölümünde konumuza değişik açılardan
yaklaşılabileceğine işaret edilmiştir. Ancak bu yaklaşım biçimlerinden hukukî
yaklaşım seçilmiştir. Bu yaklaşım biçimi ise hukuk dogmatiği ve
hukukun genel teorisi açılarından oluşmaktadır. Çalışmamızda hukukun genel
teorisi yaklaşım biçimi benimsenmiş ve bu teori açısından anayasa normlarının
geçerliliği tartışılmıştır.
Bu nedenle giriş bölümümüzde, hukukun genel teorisi kısaca
tanıtılmaya çalışılmıştır. Biz çalışmamız boyunca hukukun genel teorisi alanında
pozitivist anlayışı izledik. Bu nedenle, giriş bölümümüzde kısaca, anayasa
hukuku normu pozitivist teorisinin temel tercihleri kısaca açıklanmıştır.
1. Çalışmamızın birinci bölümünde, anayasa
normlarının geçerliliğinin önkoşulları araştırılmıştır. Bir anayasa normunun
geçerli olması için dört önkoşul vardır: Maddî varlık, normatiflik, hukukîlik ve
anayasallık. Belirli bir anayasanın metninde yer alan hükümler, bu dört önkoşulu
yerine getirmektedir. Bir kere, anayasa metninde yer alan bir hükmün
maddî varlığı vardır. Bu hükmün maddî varlığı, Resmî Gazeteye, yani hükûmet
adına basılan bir dergiye bakılarak kolayca ihdas edilebilir. İkinci olarak,
anayasanın metninde yer alan hükümler, normatif niteliktedir; yani bir şeyi
emreder, yasaklar veya bir şeye izin verirler. Bu emrin, iznin, veya yasağın
konusu beşerî bir davranıştır. Bu emri veya izni veren ve yahut yasağı koyan da
beşerî iradedir. Üçüncü olarak, anayasanın metninde bulunan normatif
nitelikteki hüküm, ahlâkî, dinî vs. nitelikte değil, hukukî niteliktedir; zira,
anayasanın ait olduğu normatif düzene aittirler. Bu düzen ise bir hukuk
düzenidir, zira beşerî davranışın cebrî düzenidir. Dördüncü olarak,
anayasanın metninde bulunan normatif ve hukukî nitelikte olan hüküm, anayasallık
özelliğine de sahiptir. Zira şeklî kritere göre, içeriği ne olursa olsun,
normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alan ve kanunlardan daha zor
değiştirilebilen her hüküm anayasal niteliktedir. Bu dört koşul geçerliliğin
önkoşullarıdır. Geçerliliğin başka koşulları da vardır.
2. Çalışmamızın ikinci bölümünde, geçerliliğin diğer
koşullarına geçmeden önce, üç değişik geçerlilik anlayışı görülmüştür.
Hukukun genel teorisinde bir normun hukukî geçerliliği konusunda üç değişik
anlayış vardır: Aksiyolojik, maddî ve biçimsel geçerlilik.
Tabiî hukukçu yazarlar tarafından savunulan aksiyolojik
geçerlilik anlayışında, bir normun geçerliliği, gaî (finaliste) bir kritere
göre, yani o normun birtakım değerlere veya birtakım meta-pozitif ideallere
uygunluğu ile tespit edilir. Bu değer ve idealler ahlâkî, siyasî, dinî vs.
niteliktedir. Bir normun geçerli olup olmadığını bilmek için bu normu, onun
içeriğini belirleyen birtakım değer ve idealler ile karşılaştırmak gerekir. Eğer
norm, bu değer ve ideallere uygun ise geçerli, değilse geçersizdir. Kanımızca,
bir normun geçerliliği böyle bir anlayışta değerlendirilemez. Çünkü bir normun
aksiyolojik geçerliliği sorunu, son tahlilde, bir değer yargısında
çözümlenmektedir. Diğer bir ifadeyle, bir normun geçerli olup olmadığı sorununun
çözümü, bu normun içeriği ile bu normun dışında kalan birtakım değer ve
ideallerin karşılaştırılmasını gerektirmektedir. Bu değerler, ahlâkî, dinî,
siyasî vs. nitelikte, yani tek kelimeyle meta-pozitif niteliktedir. Ve
kanımızca, böyle değerlerin, böyle ideallerin incelenmesi hukuk biliminin
inceleme alanı dışında kalır.
Amerikan ve İskandinav realist hukuk akımları tarafından
savunulan maddî geçerlilik anlayışında bir normun geçerliliği onun
“etkililiği” ile değerlendirilir. Bir normun etkililiği ise, o normun emrettiği
şey ile bu normun muhataplarının davranışları arasındaki uyum ile belirlenir.
Diğer bir ifadeyle normun etkililiği, muhatapları tarafından izlenmesine ve
itaat edilmesine bağlıdır. Bir norm, belirli bir zaman diliminde, belirli bir
insan grubu tarafından izlenmişse, tek kelimeyle itaat edilmiş ise o norm
etkilidir. Bir normun etkililiğinin araştırılması, bu normun içeriği ile bir
sosyal grubun efektif davranışları arasında karşılaştırma yapılmasını
gerektirir. Yani norm ile sosyal pratikler arasında bir açıklık olup olmadığı
araştırılır. Diğer bir ifadeyle, bir normun etkililiği bizatihi olgular planında
değerlendirilir. Bu nedenle bir normun etkililiği sorunu, hukukun
“fenomenolojik” sorunudur. Yani, maddî geçerlilik anlayışında bir normun
geçerliliği üzerine yargılar, “doğruluğu ya da yanlışlığı ampirik olarak kontrol
edilebilir”. Açıktır ki böyle bir çalışma, hukuk biliminden ziyade sosyoloji ve
psikolojinin alanına girer.
Pozitivist yazarlarca savunulan biçimsel geçerlilik
anlayışında ise, bir normun geçerliliği, o normun muhtevasından çıkan soyut veya
olgusal bir nitelikle değil, onun belirli bir hukuk düzenine aidiyeti ile
belirlenir. Diğer bir ifadeyle eğer bir norm, belirli bir hukuk düzeninin içinde
yer alıyorsa geçerlidir. Bir hukuk düzenine aid olmak için ise, yani bir hukuk
düzeni içinde mevcut olmak içinse, bir norm, başka bir normun belirlediği
koşullara uygun olarak konulmalıdır. Bu anlayışa göre, her norm, geçerliğini bir
üst normdan son tahlilde temel normdan alır. Ama bir normun geçerliliğinin
temelinin araştırılması sonsuza kadar sürdürülemez. Kaçınılmaz olarak, son ve en
yüksek olarak varsayılan bir normda durmak gerekecektir. Kelsen bu en yüksek
norma “temel norm (Grundnorm)” ismini vermektedir. Kelsen’e göre, bir
taraftan uluslararası hukukun, diğer taraftan da Tanrı veya Doğa gibi hukuk
ötesi bir otoritenin varlığı hesaba katılmazsa, temel normun geçerliliği bir
varsayım olarak kabul edilmelidir.
3. Çalışmamızın üçüncü bölümünde anayasa
normlarının geçerliliğinin asıl ve ek koşulları incelenmiştir.
Geçerliliğin asıl (per quam) koşulu, anayasa
normunun biçimsel geçerliliği, yani onun belirli bir hukuk düzenine aidiyetidir.
Anayasa normları, bu koşulu yerine getirmektedir; zira onlar içinde bulundukları
anayasa metninin ait olduğu hukuk düzeninin bir parçasıdırlar.
Geçerliliğin iki adet de ek (sine qua non) koşulu
vardır. Bu koşullar bir anayasa normunun geçerli olması için değil, geçerli olan
bir anayasa normunun geçerliliğini kaybetmemesi için gereklidir.
Bir anayasa normunun geçerliliğinin birinci sine qua non
koşulu, bu normun ait olduğu hukuk düzeninin etkililiğidir. Diğer bir
ifadeyle, bir geçerli anayasa normu, geçerliliğini yitirmemesi için bu normun
ait olduğu hukuk düzeni etkili olmalıdır. Devrim sonrası hukuk düzeni
etkililiğini kaybeder, dolayısıyla bu düzenin bir parçası olan anayasa
normları da geçerliliklerini kaybetmektedirler. Ancak ülkede bir devrim
olmadıkça da, anayasa normları geçerliliğin bu birinci sine qua non
şartını yerine getirmektedirler.
Bir anayasa normunun geçerliliğinin ikinci sine qua non
koşulu, bizatihi bu normun bir minimum etkililiğe sahip olmasıdır. Diğer
bir ifadeyle, geçerli olan bir anayasa normu, geçerliliğini kaybetmemesi için
bizatihi minimum bir etkililiğe sahip olmalıdır. Anayasa metninde yer alan ama
hiç uygulanmayan bir hüküm etkisizlik içinde bulunur. Böyle bir hükmü geçerli
bir hukuk normu olarak kabul edilmez. Bununla birlikte, bir anayasa normunun
geçerli olması için mutlak etkililiği de aranmamaktadır. Ancak hiç olmazsa
belirli bir noktaya kadar etkili olmalıdır. Anayasa normlarını minimum
etkililiği için ülkede kanunların anayasaya uygunluk denetiminin varlığı hayati
bir önem taşır. Böyle bir denetimin olmadığı ülkelerde anayasa normlarının
etkisizliğe düşmesi ve dolayısıyla geçerliliklerini kaybetme riski vardır.
4. Dördüncü bölümde anayasaüstü prensiplerin
geçerliliği sorunu incelenmiştir. Anayasa hukuku doktrinindeki bazı
yazarlara göre, anayasaüstü değere sahip birtakım prensipler vardır. Kimi
yazarlara göre, bazı tabiî hukuk prensipleri anayasaüstü değerdedir. Kimilerine
göre ise, bazı insan hakları prensipleri anayasaüstü değerdedir. Diğerlerine
göre ise, millî egemenlik ilkesi, diğer bazılarına göre ise, hukukun genel
ilkeleri anayasaüstü değerdedir. Anayasaüstü prensiplerin, ancak tabiî hukuk
anlayışı kabul edildiğinde savunulabilecekleri belirtilerek eleştirilmektedir.
Kanımızca, anayasaüstü değerde olduğu iddia edilen prensipler hukukî
geçerlilikten mahrumdurlar. Zira, hukukî geçerliliğin birinci önkoşulu olan
maddî varlık şartını dahi yerine getirememektedirler. Anayasaüstü değer
atfedilen prensiplerin hangi metinde yer aldığı, hangi instrumentumda
bulundukları gösterilemez. Anayasaüstü değerde olduğu söylenen prensipler, maddî
varlıktan yoksun oldukları için hukuken geçersizdirler.
5. Beşinci bölümde anayasa normları arasında
hiyerarşi sorunu incelenmiştir. Bazı yazarlara göre anayasa normları aynı
değerde değildir. Anayasanın kendi içinde bir hiyerarşi vardır. Anayasanın bazı
hükümleri, diğerlerine göre daha önemlidir ve bu nedenle anayasa içi hiyerarşide
üst sırada yer alırlar. Kanımızca, anayasa normları arasında hiyerarşi tezi
yanlıştır. Zira, eğer anayasa normları arasında bir hiyerarşi varsa, anayasa
normlarından bazıları geçerliliklerini diğerlerinden almalıdırlar. Oysa,
bilindiği gibi, bir anayasanın normlarının hepsi geçerliliklerini aynı kurucu
işlemden alırlar. Örneğin 1982 Anayasasının normlarının geçerliliğinin temeli 7
Kasım 1982 tarihli kurucu referandumdur. Diğer bir ifadeyle, biz hiyerarşiyi
normlar arasındaki geçerlilik ilişkisi ile tanımlamaktayız. Ve geçerlilikleri
açısından anayasanın değişik hükümleri arasında bir hiyerarşi ihdas edilemez.
Anayasanın normları, aynı kurucu işlem tarafından ihdas edilmiştir ve anayasayı
değiştirme usûlüne uygun olarak değiştirilebilir veya ilga edilebilir. Diğer
yandan anayasa normları arasında hiyerarşi görüşü kaçınılmaz olarak maddî
anayasa anlayışının kabul edilmesini gerektirmektedir. Zira maddî anayasa
anlayışı önceden kabul edilmeksizin, anayasa normları arasında bir
farklılaştırma yapılamaz. Oysa pozitif anayasa hukukunda, biçimsel anlayış
geçerlidir. Ve bu anlayışta belirleyici olan şey, hükümlerin içeriği değil,
biçimidir. Bu nedenle, anayasanın bütün hükümleri, içerikleri ne olursa olsun,
aynı metinde yer almak itibarıyla aynı değere sahiptir.
6. Altıncı bölümde uluslararası hukuk normlarının
anayasa normları karşısındaki yeri sorunu incelenmiştir. Bazı yazarlara
göre, uluslararası hukuk normları, anayasa dahil, bütün iç hukuk normlarının
üstünde yer alır. Biz bu konuda şu sonuçlara vardık: Bir kere,
uluslararası hukuk normlarının anayasa normlarına üstünlüğü sorunu, eğer düalist
anlayış kabul edilirse ortaya çıkmamaktadır bile. Monist anlayışta kalınsa bile,
eğer iç hukukun üstünlüğü hipotezinden hareket edilirse, uluslararası hukuk
normlarının anayasa normlarına üstünlüğü tezi yıkılır. Ve teorik açıdan,
yukarıda gösterildiği gibi, uluslararası hukukun üstünlüğü varsayımından hareket
etmek zorunluluğu yoktur. İkinci olarak, ulusal bir normun iç geçerliliği
ile uluslararası geçerliliği birbirinden farklı şeylerdir. Uluslararası düzeyde
ileri sürülemez nitelikte olsa da bir ulusal norm, iç hukuk bakımından geçerli
olmaya devam eder. Zira, uluslararası yargı yerleri, uluslararası hukuka aykırı
olan bir iç hukuk normunu iptal etmemekte, onun sadece uluslararası planda ileri
sürülemez olduğuna karar vermektedir. Biz normlar hiyerarşisini, normlar
arasındaki geçerlilik ilişkisi ile tanımladık. Bir normun uluslararası
geçerliliği ile iç geçerliliği örtüşmediğine göre, uluslararası hukuk normları
ile iç hukuk normlar arasında bir hiyerarşi ihdas edilemez. Nihayet,
sadece uluslararası hukukun üstünlüğüne değil, bu hukukun bizzat varlığına dahi
itiraz edilebilir. Çünkü, uluslararası hukuk düzeni öylesine adem-i merkezîdir
ki, savaşın bir müeyyidenin uygulanmasını mı, yoksa hukuka aykırı bir işlem mi
oluşturduğu bilinemez.
7. Yedinci bölümde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin Türk Anayasası karşısındaki yeri sorunu incelenmiştir.
Türkiye’deki bazı yazarlara göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, anayasal
hatta anayasaüstü değerdedir. Kanımızca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile
Türk Anayasası arasında bir hiyerarşi yoktur. Çünkü bunların arasında bir
geçerlilik ilişkisi yoktur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye tarafından
onaylanmış ve usûlüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş bir sözleşmedir.
Anayasamızın 90’ıncı maddesine göre “usûlüne göre yürürlüğe konulmuş
milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir”. Dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi Türk normlar hiyerarşisinde Anayasanın altında ve kanunlar ile aynı
düzeyde yer alır. Açıkçası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi anayasaüstü değerde
olmadığı gibi, anayasal değerde de değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir
kanun değerinde olduğuna göre, iç hukuk tekniği açısından kanun gibi işlem
görür. Örneğin, idarî yargı organları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı
olduğu gerekçesiyle, bir tüzüğü, bir yönetmeliği veya herhangi bir idarî işlemi
iptal edebilirler. Ancak, Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi arasında
çatışma varsa her halükârda lex superior derogat legi priori esasına göre
Türk anayasası galip gelir. Eğer bir kanun ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
çatışırsa, çatışma lex posterior legi priori ilkesine göre çözülür. Yani
sözleşmeden sonraki tarihli bir kanun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı
hükümler taşıyorsa, Sözleşmenin hükümleri ihmal edilip, Kanunun hükümleri
uygulanır.
8. Sekizinci bölümde anayasanın ruhundan
çıkarılan kuralların geçerliliği sorunu incelenmiştir. Bazı yazarlar
anayasanın bir ruhunun olduğuna inanmakta ve bu ruhtan birtakım normlar
çıkarmaktadırlar. Üstelik bu normlar, bu yazarlara göre, anayasal, hatta
anayasaüstü değerdedir. Kanımızca bu görüşler, yanlıştır. Zira, “anayasanın
ruhu” kavramı pozitif olarak mevcut olan bir şey değildir. Diğer bir ifadeyle,
bu “ruh”tan çıkarılan anayasal veya anayasaüstü değerde olduğu iddia edilen
normlar geçersizdir; zira onlar geçerliliğin birinci önkoşulunu, yani maddî
varlık koşulunu bile yerine getirememektedirler. Onlar, bir anayasada
bulunmazlar; bir anayasa hükmünden doğrudan veya dolaylı olarak da
çıkarılamazlar. Aslında, anayasanın ruhundan kaynaklandığı iddia edilen
prensipler, kurucu iktidar tarafından değil, tabiî hukukçu yazarlar tarafından
konulmuşlardır.
9. Dokuzuncu bölümde anayasal teamüllerin
geçerliliği sorunu incelenmiştir. Anayasal teamüllerin de yazılı anayasa
normlarının tâbi olduğu geçerlilik koşullarına tâbi olduğu sonucuna
ulaşılmıştır. Buna göre, bir anayasal teamül de hukukî geçerliliğini ancak başka
bir hukuk normundan alabilir. Eğer anayasa, teamül yoluyla norm yaratılmasını
kabul ediyorsa, yani anayasa teamülü hukukun kaynağı olarak kabul ediyorsa,
teamül bir hukuk normu olarak geçerli olabilir. Diğer bir ifadeyle, teamül
yoluyla geçerli hukuk kurallarının yaratılması için anayasanın bireylerin
tekrarlanan davranışlarıyla hukuk normu yaratılabileceğini kabul etmiş olması,
yani teamülü “hukuk yaratan olay (fait créateur de droit)” olarak
tanımış olması gerekir. Türk hukuk düzeninde sadece Medenî Kanun ve Ticaret
Kanunu teamülü (örf ve âdeti) hukukun kaynağı olarak kabul etmiştir. Teamül,
özel hukuk alanında kanuna aykırı olmamak şartıyla geçerlidir. Ancak, Türk
Anayasasında teamüle bir atıf yoktur. O nedenle, Türk anayasa hukuku alanında
teamül geçersizdir.
10. Onuncu bölümde geçerlilik koşullarına
uyulmamasının sonuçları, yani geçerlilik koşullarının müeyyidesi
incelenmiştir. Kendisinden üst bir normun öngördüğü koşullarda çıkarılmak bir
geçerlilik koşulu olduğuna göre, bu koşula uymayan norm geçersizdir.
Bunun için anayasaya aykırı olan kanunun geçersiz olduğu düşünülebilir. Ancak,
bu geçersizliğin pozitif hukuk düzeni içinde saptanması gerekir. Aksi halde,
kanunun anayasaya aykırılığı sözde kalır. O halde, anayasaya aykırı olan bir
kanunun geçerli olup olmadığı sorusunun cevabını pozitif hukukta aramak gerekir.
Bunun içinse şu soruyu sormak gerekir: Belirli bir pozitif hukuk düzeninde
anayasaya aykırı olan kanun geçersiz hale getirilebilmekte midir? Bu sorunun
cevabı ise, o pozitif hukuk düzeninde anayasaya uygunluk denetiminin mümkün olup
olmadığı sorusunun cevabına bağlıdır. Çalışmamızda bu soruya üç değişik ihtimal
göz önünde bulundurularak cevap verilmiştir.
Bir kere, anayasa, kanunların anayasaya uygunluğunun
denetlenmesini açıkça yasaklıyorsa, kanunların anayasaya uygunluğu denetlenemez.
Bu durumda, anayasanın hükümleri sadece yasama organına hitap eder; anayasanın
otantik yorumcusu yasama organıdır.
İkinci olarak, anayasa bizzat kanunların anayasaya
uygunluğu denetimini düzenlemiş olabilir. Bu yetkiyi mevcut yüksek
mahkemelerden birine veya bu amaçla kurulmuş özel bir organa verebilir. Bu
durumda anayasanın yetki verdiği yüksek mahkeme veya özel organ kanunların
anayasaya uygunluğunu denetleyebilir ve aykırı gördüğü kanunları iptal eder. Bu
halde ortada herhangi bir sorun yoktur.
Nihayet, bir anayasa kanunların anayasaya uygunluğu
denetimini yasaklayabileceği veya izin verebileceği gibi bu konuda susabilir
de. Eğer bir anayasa, kanunların anayasaya uygunluğu konusunda hiçbir hüküm
içermiyorsa kanımızca, hukuk normlarını uygulama konusunda otantik yorum
yetkisine sahip mahkemeler, anayasaya aykırı gördükleri kanunu lex superior
derogat legi priori ilkesine uygun
olarak ihmal edip doğrudan anayasayı uygulayabilirler. Bu uygulama ise anayasaya
aykırı kanunun etkililiğini ortadan kaldırdığı için onu geçersiz hale getirir.
Ama bu söylediklerimiz sadece bir imkândır. Pozitif hukuk bakımından böyle bir
ülkede kanunların anayasaya uygunluğu denetiminin var olduğunu söylemek için her
halükârda otantik yorum yetkisine sahip mahkemelerin içtihatlarına bakmak
ve anayasaya aykırı gördükleri kanunları uygulayıp uygulamadıklarını tespit
etmek gerekir. Eğer bu mahkemeler, kendilerini anayasaya aykırı gördükleri
kanunları uygulamamaya yetkili görüyorlarsa, bu ülkelerde anayasa aykırı
kanunlar geçersizleşir. Ancak, bu mahkemeler, anayasa aykırı gördükleri
kanunları uygulamamak konusunda kendilerini yetkili görmüyorlarsa, bu ülkelerde
anayasaya uygunluk denetiminin mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir.
Kanunların anayasaya uygunluğu yargısal olarak denetlenemez.
* * *
Özetle, bir işlemin anayasa normu olarak geçerli olması
için, madden var olması, normatif, hukukî ve anayasal nitelikte olması gerekir.
Diğer yandan bu niteliklere sahip, bir norm geçerli olmak için biçimsel olarak
bir anayasaya ait olmalıdır. Böyle bir normun geçerliliğini yitirmemesi için de,
bir yandan ülkede bir devrimin yapılmamış olması ve diğer yandan bizatihi bu
anayasa normunun etkisizliğe düşmemiş olması gerekir. Bu şartlar açısından
bakıldığında şu sonuçlara ulaşılmaktadır: Anayasaüstü değer taşıdığı iddia
edilen prensipler hukuken geçersizdir. Anayasa normları arasında hiyerarşi
kurmak mümkün değildir. Uluslararası hukuk normları, Türk normlar hiyerarşisinde
anayasal ve anayasaüstü değil, kanun düzeyinde yer alır. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi de Türk hukuk düzeninde kanun değerindedir. Anayasanın ruhu kavramı
maddî varlıktan mahrumdur. Anayasanın ruhundan çıkarıldığı iddia edilen
prensipler hukuken geçersizdir. Anayasa tarafından teamülün hukuk yaratıcı bir
olay olarak kabul edilmediği Türk anayasa düzeninde, anayasal teamül olamaz.
Anayasa normlarının geçerliliği şartlarına uyulmamasının müeyyidesi
geçersizliktir. Ancak, bu geçersizlik kendiliğinden sonuç doğurmaz; bunun
yetkili organlarca saptanması gerekir.
* * *
Başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de, bazı hukukçuların
kişisel arzularını hukuk kuralı olarak sunmak gibi bir zaafları vardır. Oysa
hukuk kurallarının koyucusu, hukukçular değil, yetkili siyasal organlardır.
Anayasa kuralı koymaya aslî kurucu iktidar, anayasa kurallarını değiştirmeye
tali kurucu iktidar, kanun koymaya yasama organı yetkilidir. Anayasa kuralları
anayasada, kanun kuralları ise kanunlarda yer alan hükümlerden ibarettir.
Anayasa kurallarını değiştirmek isteyenler, tali kurucu iktidara, yani Türkiye
Büyük Millet Meclisinin nitelikli çoğunluğuna; kanunları değiştirmek isteyenler
ise, yasa koyma iktidarına, yani Meclisin salt çoğunluğuna sahip olmalıdırlar.
Parlâmentoda bu çoğunlukları sağlayamayan siyasal
eğilimlere mensup hukukçular, kendi kişisel görüşlerini geçerli hukuk kuralıymış
gibi kabul ettirmek için, “anayasaüstülük”, “hukukun genel ilkeleri”, “anayasa
içi hiyerarşi”, “uluslararası hukukun üstünlüğü”, “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin Türk kanunlarına üstünlüğü”, “anayasal teamül”, “anayasanın ruhu”
gibi birtakım sihirli kavram ve ilkelere başvurmaktadırlar. Bu kavram ve
ilkeler, seçimlerden yenik çıkan siyasal eğilime mensup hukukçuların,
seçimlerden galip çıkan ve meşru olarak hukuk kuralı koyma yetkisine sahip olan
siyasal çoğunluğu etkisiz kılmak için kullandıkları araçlardır. Türk anayasa
hukuku alanında bu kavram ve ilkelerin kabul edilmesi, millî iradeyi felce
uğratmanın mükemmel bir yolu olacaktır.
Demokratik bir hukuk düzeninde yapılması gereken şey,
anayasa ve kanun kurallarının geçerliliği konusunda, yukarıdaki kavram ve
ilkeler kullanılarak belirsizlik yaratmak değil; isteniyorsa, anayasa ve
kanun kurallarını öngörülen usûle uyarak önce değiştirmek, sonra da
uygulamaktır. Ancak bu, her şeyden önce, bir istenç, bir irade
sorunudur. Demokratik bir hukuk sisteminde ise, bu istenci, bu iradeyi
açıklamaya hukukçular değil, seçmenler ve onun temsilcisi olan parlâmento
yetkilidir.
BİBLİYOGRAFYA
AarnIo
(Aulis), Le rationnel comme raisonnable: la
justification en droit, Trad. par Geneviève Warland, Bruxelles ve Paris, E.
Story-Scientia, L.G.D.J., 1992.
AguIla
(Yann), Le Conseil constitutionnel et la
philosophie du droit, Paris, L.G.D.J., 1994.
Akad
(Mehmet), “Anayasa Yargısı Üzerine Gözlemler”, Yargı, n°37, Mayıs 1979,
s.39‑43.
AKBAY (Muvaffak), Umumî Amme Hukuku Dersleri,
Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İkinci Baskı, 1961.
AKILLIOĞLU (Tekin), “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve İç Hukukumuz”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Dergisi, Cilt XLIV, Temmuz-Aralık 1989, Sayı 3-4, s.155-173.
AKILLIOĞLU (Tekin), “La place et la valeur des
normes internationales des droits de l’homme dans le droit interne turc”,
Revue des droits de l’homme (Publié par le Centre des droits de l’homme de
la Faculté des Sciences politiques de l’Université d’Ankara), Vol I, No 1,
s.39-42.
AKILLIOĞLU (Tekin), “Uluslararası İnsan Hakları
Kurallarının İç Hukuktaki Yeri ve Değeri”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi
(Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Araştırma ve
Uygulama Merkezi Yayını), Cilt I, Mayıs-Eylül 1991, Sayı 2-3, s.39-42.
AKİPEK (Ömer İlhan), Devletler Hukuku
(Birinci Kitap: Başlangıç), Ankara, Başnur Matbaası, İkinci Bası, 1965.
ALDIKAÇTI (Orhan), Anayasa Hukukumuzun
Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İÜHF Yayını, 1982.
ALİEFENDİOĞLU (Yılmaz), Anayasa Yargısı ve
Türk Anayasa Mahkemesi, Ankara, Yetkin Yayınları, 1996.
Amselek
(Paul) (sous la direction de-), Théorie du
droit et science, Paris, P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1994.
Amselek
(Paul), Perspectives critiques d'une
réflexion épistémologique sur la théorie du droit: essai de phénoménologie
juridique (Thèse, Université de Paris, Faculté de droit et des sciences
économiques) Paris, L.G.D.J., 1964.
Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel
Hakların Korunmasındaki İşlevi, (VIII.
Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı, Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa
Mahkemesi Yayınları, 1990 (Beş Cilt).
ARAL (Vecdi), “Hukuk İlmini Gerçek Bir İlim
Haline Getirmek İçin Hukuka Bir Objektivite Kazandırma Gayretleri ve Bunların
Değeri, İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası, 1966, Cilt XXXI, Sayı 1-4,
s.220-241.
ARAL (Vecdi), Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine,
İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi yayınları, 2. Bası, 1975.
Ardant
(Philippe), “La révision constitutionnelle en
France: problématique générale”, in Association française des
constitutionnalistes, La révision de la constitution, (Journées d'études
des 20 mars et 16 décembre 1992, Travaux de l'Association française des
constitutionnalistes), Paris, Economica, Presses universitaires d'Aix‑Marseille,
1993, s.79‑91.
Ardant
(Philippe), Institutions politiques et droit
constitutionnel, Paris, L.G.D.J., 6e édition, 1994.
ARNAUD (André-Jean) (sous la direction de-),
Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit, Paris,
L.G.D.J., 2e édition, 1993.
Arné
(Serge), “Existe-t-il des normes supra-constitutionnelles ?
Contribution à l'étude des droits fondamentaux et de la constitutionnalité”,
Revue du droit public, 1993, s.459-512.
ARSAL (Sadri Maksudi), Hukukun Umumi
Esasları, Ankara, Ankara Hukuk Fakültesi Neşriyatı, 1937.
AssocIatIon françaIse
des constItutIonnalIstes, La révision
de la constitution (Journées d'études des 20 mars et 16 décembre 1992,
Travaux de l'Association française des constitutionnalistes), Paris, Economica,
Presses universitaires d'Aix‑Marseille, 1993.
ATAAY (Aytekin), Medeni Hukukun Genel
Teorisi, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
Atar (Yavuz)
et al., Hukuk Bilimine Giriş, Konya, Mimoza, 1997.
AtIenza
(Manuel), ““Juridicité”, in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de
sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.324 et s.
Aubert
(Jean-François), Traité de droit
constitutionnel suisse, Neuchâtel, Editions Ides et Calendes, 1967, t.I.
Auby
(Jean Marie), “Sur l'étude de la hiérarchie des
normes en droit public: éléments de problématique”, Mélanges dédiés à Robert
Pelloux, Lyon, Editions l'Hermès, 1980, s.21‑37.
Auby
(Jean-Marie) ve
Drago (Roland), Traité de
contentieux administratif, t.II, Paris, L.G.D.J., 3e édition, 1984.
AUGUSTINUS, De Civitae Dei. IV, 4 (Mete
Tunçay (der.), Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi-1, Ankara, Teori
Yayınları, 1985, s.312-313
AvrIl
(Pierre) ve
Gicquel (Jean), Lexique: Droit
constitutionnel, Paris, P.U.F., 5e édition, 1994.
BADINTER (Robert) ve
Genevois (Bruno), “La hiérarchie
des normes constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits
fondamen-taux”, rapport français présenté à la VIIIe Conférence des Cours
constitutionnelles européennes, (Ankara, 7-10 mai 1990), in Annuaire
international de justice constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.133-159.
BADINTER (Robert) ve GENEVOİS (Bruno), “Anayasal
Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal
Mahkemesi Raporu), Çeviren: Işıl Karakaş, VIII’inci Avrupa Anayasa
Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi
Yayınları, 1990, Cilt III, s.160-163.
BADINTER (Robert), Intervention orale au
Colloque des 25 et 26 mai 1989 au Conseil constitutionnel, in La Déclaration
des droits de l'homme et du citoyen et la jurisprudence, Paris, P.U.F.,
1989, s.33.
Baguenard
(Jacques), “La constitution”, in Jean-Marie
Auby (sous la direction de-), Droit public, Paris, Economica, 2e édition,
1989.
BALTA (Tahsin Bekir), “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve Türkiye”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara, 1970, s.278 vd.
Barthélemy
(Joseph) ve Duez (Paul), Traité de droit
constitutionnel, Paris, Dalloz, 1933, (Réimpression: Economica, 1985).
BastId
(Paul), L'idée de constitution, Paris,
Economica, 1985.
BastId
(Paul), Sieyès et sa pensée, (Nouvelle
édition revue et augmentée), Paris, Hachette, 1970.
BataIller
(Francine), Le Conseil d'Etat, juge
constitutionnel, Paris, L.G.D.J., 1966.
BATUHAN (Hüseyin) ve GRÜNBERG (Teo), Modern
Mantık, Ankara, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayınları, 1984.
Baudrez
(Maryse) ve
Escarras (Jean-Claude), “La
révision de la Constitution italienne: doctrine et complexité des faits”, in
La révision de la constitution, (Journées d'études des 20 mars et 16
décembre 1992, Travaux de l'Association française des constitutionnalistes),
Paris, Economica, Presses universitaires d'Aix‑Marseille, 1993, s.139‑154.
Beaud
(Olivier), “La souveraineté de l'Etat, le
pouvoir constituant et le Traité de Maastricht: remarques sur la méconnaissance
de la limitation de la révision constitutionnelle”, Revue française de droit
administratif, 1993, s.1045-1068.
Beaud
(Olivier), “Maastricht et la théorie
constitutionnelle”, Les Petites affiches, 31 Mars 1993, n°39, s.14-17 et
2 avril 1993, n°40, s.7-10.
Beaud
(Olivier), La puissance de l'Etat, Paris,
P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1994.
BEKAERT (Hermann), Introduction à l’étude du
droit, Bruxelles, Etablissements Emile Bruylant, 1963.
BELÇİKA HAKEM MAHKEMESİ, “Anayasal Normlar
Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi”, Çeviren: Alpaslan
Nazlıoğlu, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10
Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt IV, s.89-119;
Jacques Velu, “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki
İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Utkan Araslı, VIII’inci
Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara,
Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt IV, s.161-277.
BERGEL (Jean-Louis), Théorie générale du
droit, Paris, Dalloz, 1989.
Berger
(Vincent), Jurisprudence de la Cour
européenne des droits de l'homme, Paris, Sirey, 3e édition, 1991.
BERKİ (Ali Himmet), Hukuk Mantığı ve Tefsir,
Ankara, Güney Matbaacılık, 1948.
BerlIa
(Georges), “Le problème de la constitutionnalité
de référendum du 28 octobre 1962”, Revue du droit public, 1962, s.
936-949.
BettInI
(Romano), “Efficacité”, in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de
sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.219 vd.
BİLGE (Necip), Hukuk Başlangıcı, Ankara,
Turhan Kitabevi, 1983.
BiscarettI dI RuffIa
(Paolo) ve
Rozmaryn (Stefan), La
constitution comme loi fondamentale dans les Etats de l'Europe occidentale et
dans les Etats socialistes, Paris L.G.D.J., Torino, Libreria Scientifica,
1966.
BobbIo
(Norberto), “Kelsen et les sources du droit”,
Revue inter-nationale de philosophie, 1981, n° 138, s.475-486.
BobbIo
(Norberto), “Quelques arguments contre le droit
naturel”, in Annales de philosophie politique, III, Paris, P.U.F.,
1959, s.175-190.
BobbIo
(Norberto), “Sur le positivisme juridique”,
in Mélanges en l'honneur de Paul Roubier, (Tome I: Théorie générale
du droit et droit transitoire), Paris, Librairies Dalloz & Sirey, 1961, s.53-73.
Boulouis (Jean),
Droit institutionnel des communautés européennes, Paris, Montchrestien,
4e édition, 1993.
Bouretz
(Pierre) (sous la direction de-), La force du
droit: panorama des débats contemporains, Paris, Editions Esprit, 1991.
Branchet
(Bernard), La révision de la Constitution
sous la Ve République,
Paris, L.G.D.J., 1994.
BrIdel
(Marcel) ve
Moor (Pierre), “Observations sur
la hiérarchie des règles constitutionnelles”, Revue du droit suisse (= Zeitschrift
für Schweizerisches Recht), Vol. 87, 1968, I, s.405-423.
Burdeau
(Georges), Essai d'une théorie de la révision
des lois constitutionnelles en droit français, (Thèse, Faculté de droit de
Paris), Paris, Macon, 1930.
Burdeau
(Georges),
Hamon (Francis) ve
Troper (Michel), Droit
constitutionnel, Paris, L.G.D.J., 23e édition, 1993.
Burdeau
(Georges), Pouvoir politique et l'Etat,
Paris, L.G.D.J., 1943.
Burdeau
(Georges), Traité de science politique,
Paris, L.G.D.J., 3e édition, 1983, c.III, IV.
BURNS (Edward McNall), Çağdaş Siyasal
Düşünceler: 1850-1950, (Çev. A. Şenel), Ankara, Birey ve Toplum Yayınları,
1984
Cadart
(Jacques), Institutions politiques et droit
constitutionnel, Paris Economica, 3e éd., 1990, t.I.
Cadoux
(Charles), Droit constitutionnel et
institutions politiques, (tome I: Théorie générale des institutions
politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988.
CarbonnIer
(Jean), Sociologie juridique, Paris,
P.U.F., 1978.
Cardoso da Costa
(J. M.) (avec la collaboration de J.
Casalta Nabais), “La hiérarchie des normes constitutionnelles et sa fonction
dans la protection des droits fondamentaux”, Rapport portugais présenté à la
VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles européennes (Ankara, les 7-10 mai
1990), Annuaire international de justice constitutionnelle, Vol. VI,
1990, s.177-199.
CARDOSO DA COSTA (J.M.), “Anayasal Normlar
Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi
Raporu), Çeviren: Ahmet İşeri, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri
Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları,
1990, Cilt III, s.335-348.
Carré de Malberg
(Raymond), Contribution à la théorie
générale de l'Etat, Paris, Sirey, 1922 (réimpression par CNRS, 1962) (2
tomes).
Carreau
(Dominique), Droit international, Paris,
Pédone, 3e édition, 1991.
Catala
(Nicole),
L'intervention au Colloque du 25 mars 1992 au Sénat, in La
Constitution et l'Europe, Paris, Montchrestien, 1992, s.227-228.
CélérIer
(Thibaut), “Dieu dans la Constitution”, Les
Petites affiches, 5 juin 1991, n° 67, s.15-20.
Chantebout
(Bernard), Droit constitutionnel et science
politique, Paris, Armand Colin, 11e édition, 1994.
Chapus (René),
Droit administratif général, t.I, Paris, Montchrestien, 6e édition, 1993.
Château
(René), Introduction à la politique: cours
d'initiation sociale, civique et humaine, Paris, Publications Chateaubriand,
Tarihsiz.
CHAVALLLİER (Jacques), “La coutume et le droit
constitutionnel français”, Revue du droit public, Cilt 86, 1970,
s.1375-1416.
Chérot
(Jean-Yves), Intervention orale au Colloque des 25 et 26 mai 1989 au Conseil
constitutionnel, in La Déclaration des droits de l'homme et du citoyen et la
jurisprudence, Paris, P.U.F., 1989, s.71.
Cohen-Jonathan
(Gérard),
Flauss (Jean-François) ve
Sudre (Frédéric), “Droit
constitutionnel et Convention européenne des droits de l'homme”, Revue
française de droit constitutionnel, 1993, s.197-222.
Cohen-Jonathan
(Gérard), La Convention européenne des droits
de l'homme, Paris, Economica, Presses universitaires d'Aix-Marseille, 1989.
Conte
(Amedeo G.), “Studio per una teoria della
validità”, Rivista internazionale di filosofia del diritto, 1970,
s.331-354.
Conte
(Amedeo G.), “Validità”, in Novissimo
digesto italiano, Torino, VTET, Torino, 1975, vol. XX, s.419-425.
CORNU (Gérard) (sous la direction de-)
Vocabulaire juridique, Paris, Association Henri Capitant, P.U.F., 3e édition,
1992.
COUR
D'ARBİTRAGE, “La hiérarchie des normes constitutionnelles et sa fonction dans la
protection des droits fondamentaux”, Rapport belge présenté par la Cour
d'Arbitrage à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles européennes
(Ankara, les 7-10 mai 1990), in Annuaire international de justice
constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.61-91;
ÇAĞIL (Orhan Münir), Hukuk Başlangıcı
Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Birinci
Kitap, İkinci Baskı, 1963.
ÇAĞLAR (Bakır), “Parlamentolar ve Anayasa
Mahkemeleri, Teori ve Pratikte Anayasa Yargısının Sınırları Problemi”,
Anayasa Yargısı, Sayı 3, s.137-187 (Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları,
1987).
çağlar
(Bakır), Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı,
İstanbul, BFS Yayınları, 1989.
Çavuşoğlu
(Naz), Anayasa Notları, İstanbul, Beta
Yayınları, 1997.
ÇAVUŞOĞLU (Naz), İnsan Hakları Avrupa
Sözleşmesi ve Avrupa Topluluk Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler Üzerine,
Ankara, A.Ü.S.B.F. İnsan Hakları Merkezi Yayını, 1994.
ÇELİK (Edip F.), “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin Türk Hukukundaki Yeri ve Uygulaması”, İdare Hukuku ve İlimleri
Dergisi, Yıl 9, 1988, Sayı 1-3, s.47-56.
ÇELİK (Edip F.), Milletlerarası Hukuk,
İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayını, 1975.
DABIN (Jean), Théorie générale du droit,
Paris, Deuxième édition, 1953.
Darbellay
(Jean), “L'initiative populaire et les limites
de la révision constitutionnelle”, Revue du droit public, 1963,
s.714-744.
Darbellay
(Jean), “Vers la révision de la Constitution
fédérale”, Revue du droit suisse (= Zeitschrift für Schweizerisches Recht),
Vol. 87, 1968, I, s.426-437.
DavId
(René) ve
Jouffret-Spinosi (Camille),
Les grands systèmes du droit contemporains, Paris, Dalloz, 10e édition,
1992.
DE SMITH (S.A.) ve BRAZİER (Rodney),
Constitutional and Administrative Law, Londra, Penguin Books, 1989, s.22.
Debbasch
(Charles), PONTIER (Jean-Marie), BOURDON (Jacques)
ve RICCI (Jean-Claude), Droit constitutionnel et institutions politiques,
Paris, Economica, 3e édition, 1990.
Delbez
(L.), “La révision constitutionnelle de 1942”,
Revue du droit public, 1943, s.54-115.
Delgodo Ocando
(José Manuel), “Valeur”, in André-Jean Arnaud (sous la direction de),
Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit, Paris,
L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.633-635.
Delpérée
(Francis), Droit constitutionnel (Tome I: Les données constitutionnelles),
Bruxelles, Larcier, 2e édition, 1987.
DEVELLİOĞLU (Ferit), Osmanlıca-Türkçe
Ansiklopedik Lugat, Ankara, Aydın Kitabevi, 1984,
DI Manno
(Thierry), Le Conseil constitutionnel et les
moyens et conclusions soulevées d'office, Paris, Economica, Presses
universitaires d'Aix-Marseille, 1994.
DInh
(Nguyen Quoc),
Daillier (Patrick) ve
Pellet (Alain), Droit
international public, Paris, L.G.D.J., 4e édition, 1992.
DU PASQUIER (Claude), Introduction à la
théorie générale et à la philosophie du droit, Neuchatel, Delauchaux &
Niestlé S.A., 3ème édition, 1948.
DuguIt
(Léon), Traité de droit constitutionnel,
Paris, Ancienne librairie fontemoing, 3e édition, t.I, 1927, t.II, 1928, t. III,
1930.
DuguIt
(Léon), Traité de droit constitutionnel,
Paris, Ancienne librairie fontemoing, 2e édition, 1924, t.IV.
Duhamel
(Olivier) ve
Meny (Yves) (sous la direction
de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992.
Duhamel
(Olivier), Le pouvoir politique en France,
Paris, P.U.F., 1991.
Duverger
(Maurice), “Contribution à l'étude de la
légitimité des gouvernements de faits”, Revue du droit public, 1945,
s.73-100.
Duverger
(Maurice), Le système politique français,
Paris, P.U.F., 20e édition, 1990.
DzIakocha
(Kazimierz), “Hierarchy of Constitutional Norms
and its Function of Protection of Basic Rights” (Polish Report, VIIIth Conference
of European Constitutional Courts, Ankara, 1‑10 May 1990), in
Hierarchy of Constitutional Norms and its Function of Protection of Basic Rights, Ankara,
Publications of the Constitutional Court of Turkey, 1990, vol.IV, s.333‑359.
EDİS (Seyfullah), Medeni Hukuka Giriş ve
Başlangıç Hükümleri, Ankara, A.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1983.
Enrıco (Paresce),
“Interpretazione: Filosofia del diritto e teoria generale”, Enciclopedia del
diritto, Varese, Giuffrè editore, Vol.XXII, s.152-238.
Eroğul
(Cem), “Anayasa Mahkemesinin Yirminci Yıldönümü ve Birkaç Öneri”, Ankara
üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Dergisi, Cilt XXXVII, 1982, n°3-4, s.131-137.
EROĞUL (Cem), Anatüzeye Giriş, Ankara,
İmaj Yayıncılık, 1995.
EroĞul
(Cem), Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi,
Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1974.
Escarras
(Jean-Claude) “Présentation du rapport italien
de Massimo Luciani”, in La révision de la constitution, (Journées
d'études des 20 mars et 16 décembre 1992, Travaux de l'Association française des
constitutionnalistes) Paris, Economica et Presses universitaires d'Aix-Marseille,
1993, s.105-116.
EsmeIn
(Adhémar), Eléments de droit constitutionnel
français et comparé, 8e édition revue par Henry Nézard, Paris, Sirey, tome I,
1927, tome II, 1928.
Fabre
(Michel Henry), Principes républicains de
droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984.
Favoreu
(Louis) (sous la direction de-), Cours
constitutionnelles européennes et droits fondamentaux, Paris, Economica,
Presses universitaires d'Aix-Marsaille, 1982.
Favoreu
(Louis) (sous la direction de-), Le Conseil
constitutionnel et les partis politiques, Journée d'études du 13 mars 1987,
Travaux de l'Association française des constitutionnalistes, Paris, Economica et
Presses universitaires d'Aix-Marseille, 1988.
Favoreu (Louis)
et al., “France”, Annuaire international de justice
constitutionnel, 1992, s.468-525.
Favoreu
(Louis) ve
Pfersmann (Otto), “Avant-Propos”,
in La révision de la constitution, (Journées d'études des 20 mars et 16
décembre 1992, Travaux de l'Association française des constitutionnalistes),
Paris, Economica, Presses universitaires d'Aix‑Marseille, 1993, s.1-4.
FAVOREU (Louis) ve PHİLİP (Loïc), Les grandes
décisions du Conseil constitutionnel, Paris, Sirey, 7e édition, 1993.
FAVOREU (Louis), “Bloc de constitutionnalité”,
in Olivier Duhamel ve Yves Meny (sous la direction de ‑), Dictionnaire
constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.87-88.
Favoreu (Louis),
“Constitution révisée ou Constitution bis”, Le Figaro, 21 avril
1992. (reproduit in La Constitution et l'Europe, Journée d'étude
du 25 mars 1992 au Sénat, Paris, Montchrestien, 1992, s.355-356).
Favoreu
(Louis), “De la démocratie à l'Etat de droit”,
Le Débat, n° 64, 1991, s.158-162.
Favoreu
(Louis), “Le droit constitutionnel, droit de la
Constitution et constitution du droit”, Revue française de droit
constitutionnel, n°1, 1990, s.71-89.
FAVOREU (Louis), “Le principe de
constitutionnalité: Essai de définition d’après la jurisprudence du Conseil
constitutionnel”, in Mélanges Eisenmann, Paris, Cujas, 1974,
s.33-49.
Favoreu (Louis),
“Les libertés protégées par le Conseil constitutionnel”, in Dominique
Rousseau et Frédéric Sudre (sous la direction de-), Conseil constitutionnel
et Cous européenne des droits de l'homme, Actes du Colloque de Monpellier
des 20 - 21 janvier 1989, Paris, Editions STH, 1990, s.33-44.
FAVOREU (Louis), “Les normes de référence”, in
Louis Favoreu (sous la direction de-), Le Conseil constitutionnel et les
partis politiques, Journée d'études du 13 mars 1987, Travaux de
l'Association française des constitutionnalistes, Paris, Economica ve Presses
universitaires d'Aix-Marseille, 1988, s.69-78.
Favoreu
(Louis), “Propos d'un ‘néo-constitutionnaliste’”,
in Jean-Louis Seurin (sous la direction de-), Le constitutionnalisme
aujourd'hui, Paris, Economica, 1984, s.23-27.
Favoreu
(Louis), “Rapport général introductif” présenté
au IIe Colloque d'Aix-en-Provence
des 19, 20 et 21 février 1981, in Louis Favoreu (sous la direction de-),
Cours constitutionnelles européennes et droits fondamentaux, Paris,
Economica, Presses universitaires d'Aix-Marsaille, 1982, s.25-51.
Favoreu
(Louis), “Rapport introductif”, in Didier
Maus, Louis Favoreu et Jean-Luc Parodi (sous la direction de-), L'écriture de
la Constitution de 1958, (Actes de Colloque du XXXe anniversaire,
Aix-en-Provence, les 8,9,10 septembre 1988, Association française de science
politique et association française des constitutionnalistes), Paris, Economica
et Presses universitaire d'Aix-Marseille, 1992, s.27-33.
Favoreu
(Louis), “Souveraineté et supraconstitutionnalité”, Pouvoirs, 1993, n°67,
s.71-77.
Favoreu
(Louis), Commentaire sous C.C., décision
n° 92-313 DC du 23 septembre 1992 (Maastricht III), Revue française de droit
constitutionnel, 1992, s.740‑747.
Favoreu
(Louis), Commentaire sous C.C., n° 92-312 DC du
2 septembre 1992, (Maastricht II), Revue française de droit constitutionnel,
1992, s.724‑740.
Favoreu (Louis),
Intervention orale au Colloque des 25 et 26 mai 1989 au Conseil constitutionnel,
in La Déclaration des droits de l'homme et du citoyen et la
jurisprudence, Paris, P.U.F., 1989, s.67-69.
Favoreu
(Louis), Premier commentaire sous C.C.,
n° 92-312 DC du 2 septembre 1992, (Maastricht II), Revue française de droit
constitutionnel, n°11, 1992, s.408‑412.
Favre
(Antoine), Droit constitutionnel suisse,
Fribourg, Editions universitaires de Fribourg, 1966.
Fendoğlu
(Hasan Tahsin), Hukuk Bilimine Giriş, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2. Baskı,
1997.
Flauss
(Jean-François), “Les droits sociaux dans la
jurisprudence du Conseil constitutionnel”, Droit social, 1982, s.645-656.
Franck
(Claude), Les grandes décisions de la
jurisprudence: droit constitutionnel, Paris, P.U.F., Thémis, 1978.
FRIEDMANN (F.), Legal Theory, London,
Stevens & Sons Limited, 1960.
FROSINI (Vittoria), “Teoria generale del diritto”,
Novissimo digesto italiano, Torino, VTET, 1975, vol. XIX, s.5-8.
GARIEL (A.), Dictionnaire latin-français,
Paris, Hatier, 1960.
Gautron
(Jean-Claude), Droit européen, Paris,
Dalloz, 6e édition, 1994.
GazIer (F.), Gentot
(M.) ve
GenevoIs (B.), “La marque des
idées et des principes de 1789 dans la jurisprudence du Conseil d'Etat et du
Conseil constitutionnel”, Etudes et documents - Conseil d'Etat, n°40,
Rapport public, 1988, s.149-183.
GENEVOIS (Bruno), “Le Traité sur l'Union
européenne et la Constitution révisée: à propos de la décision du Conseil
constitutionnel n° 92-312 DC du 2 septembre 1992”, Revue française de droit
administratif, 1992, s.937-950.
GenevoIs
(Bruno), La jurisprudence du Conseil
constitutionnel: principes directeurs, Paris, Les Editions sciences et
techniques humaines, 1988.
GenevoIs
(Bruno), L'intervention orale au Colloque des 25
et 26 mai 1989 au Conseil constitutionnel, in La Déclaration des droits de
l'homme et du citoyen et la jurisprudence, Paris, P.U.F., 1989, s.65-66.
GIanfomaggIo
(Laetizia), “Droit naturel”, in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de
sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.200 vd.
GIcquel
(Jean), Droit constitutionnel et institutions
politiques, Paris, Montchrestien, 12e édition, 1993.
GÖĞER (Erdoğan), Hukuk Başlangıcı Dersleri,
Ankara, A.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, Dördüncü Bası, 1976.
GÖLCÜKLÜ (Feyyaz) ve GÖZÜBÜYÜK (A. Şeref),
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara, Turhan Kitabevi,
2’nci Baskı, 1996.
GÖLCÜKLÜ (Feyyaz), “Anayasal Normlar Hiyerarşisi
ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi”, (Avrupa İnsan Hakları Divanı Raporu),
VIII. Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990),
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt 4, s.225-285.
Gölcüklü
(Feyyaz), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles européennes,
(Ankara, 7-10 mai 1990), Revue universelle des droits de l'homme, 1990,
s.295-302.
GÖZLER (Kemal), Hukuka Giriş, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları, 1998.
GÖZLER (Kemal), Anayasa Hukukunun
Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999.
GÖZLER (Kemal), Hukukun Genel Teorisine
Giriş: Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara, US-A
Yayıncılık, 1998.
GÖZLER (Kemal), Kurucu İktidar, Bursa,
Ekin Kitabevi Yayınları, 1998.
GÖZLER (Kemal), “İnsan Hakları Normlarının Anayasaüstülüğü
Sorunu”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara, TODAİE Yayını, 1999 (Çıkacak).
(6-7 Aralık 1998 tarihinde TODAİE’de düzenlenen “Türkiye’de İnsan Hakları
Konferansı”nda sunulan tebliğ).
GÖZLER (Kemal), “La question de la superiorité des normes de
droit international sur la constitution”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Cilt 45, 1996, Sayı 1-4, s.195-211.
GÖZLER (Kemal), “Sur la validité des limites de la révision
constitutionnelle déduites de l’esprit de la constitution”, Annales de la
Faculté de droit d’İstanbul, Vol.XXXI, mai 1997, s.109-121.
GÖZLER (Kemal),
“Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı,
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1998, Cilt 15, s.205-249.
GÖZÜBÜYÜK (A. Şeref), Hukuka Giriş ve Hukukun
Temel Kavramları, Ankara, Turhan Kitabevi, Gözden Geçirilmiş 10. Bası, 1996.
GRAY (John Chipman), The Nature and the
Sources of the Law, New York, Columbia University Press, 2nd ed.,
1938.
GRIDEL (Jean-Pierre), Notions fondamentales
de droit et droit français, Paris, Dalloz, 1992.
Groupe d'études et de
recherches sur la justIce constItutIonnelle
(Louis Favoreu
et alii), “France”, Annuaire international de justice
constitutionnel, 1992, s.468-525.
Grzegorczyk
(Christophe), “La dimension positiviste des
grands courants de la philosophie du droit”, in Christophe Grzegorczyk,
Françoise Michaut et Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme
juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story‑Scientia, 1992, s.33-69.
Grzegorczyk
(Christophe), “Le positivisme comme méthodologie
juridique”, in Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper
(sous la direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles,
L.G.D.J., Story‑Scientia, 1992, s.171-195.
Grzegorczyk
(Christophe),
Michaut (Françoise) ve
Troper (Michel) (sous la
direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J.,
Story‑Scientia, 1992.
Guastını
(Ricardo), “Réflexions sur les garanties des droits constitutionnels et le
théorie de l’interprétation”, Revue du droit public, 1991, s.1079 vd.
GUASTINI (Riccardo),
“Alf Ross: une théorie du droit et de la science juridique”, in Paul
Amselek (sous la direction de-), Théorie du droit et science, Paris,
P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1992, s.249-264.
Guastını
(Riccardo), “Sur la validité de la constitution
du point de vue du positivisme juridique”, in Michel Troper et Lucien
Jaume (sous la direction de-), 1789 et l'invention de la constitution,
Actes du colloque de Paris organisé par l'Association française de science
politique, les 2, 3 et 4 mars 1989, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Bruylant, 1994,
s.216-225.
GÜRİZ (Adnan), Hukuk Başlangıcı, Ankara,
Siyasal Kitabevi, Altıncı Bası, 1997.
GÜRİZ (Adnan), Hukuk Felsefesi, Ankara,
A.Ü.Hukuk Fakültesi Yayını, 1985.
HAEFLIGER (Arthur), “Anayasa Normlarının
Hiyerarşisi ve İnsan Haklarının korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal
Mahkemesi Raporu) (Çev: Ümit Özdağ), VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri
Konferansı, Ankara, 7-10 Mayıs 1990, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları,
1990, Cilt 3, s.263-280.
HaeflIger
(Arthur), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport suisse présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles
européennes (Ankara, les 7-10 mai 1990), (Traduction assurée par le service
juridique du Conseil constitutionnel), in Annuaire international de justice
constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.195-215.
HAESERT, Théorie générale du droit,
Bruxelles, 1948.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), “Hukuk ve Ceza Hukuku
Biliminin Konusu ve Sınırları Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Cilt XXXV, 1978, sayı 1-4, s.235-279.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), “Laiklik ve TCK’nın 163.
Maddesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi,
Cilt XLII, Ocak Aralık 1987, No:1-4, s.201-221.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), Ceza Normu: Normatif
Bir Yapı Olarak ceza Hukuku Düzeni, Ankara, Seçkin Kitabevi, 1987.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), Ceza Normu: Normatif
Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku Düzeni, Ankara, US-A Yayıncılık, 1996 (Hafızoğulları,
Ceza Normu, op. cit., şeklindeki atıflar bu baskıyadır).
HAFIZOĞULLARI (Zeki), Laiklik, Düşünce ve
İfade Hürriyeti, Ankara, US-A, Yayıncılık, 1997.
Hamon
(Léo), “La souveraineté nationale, la
Constitution... et les négociations ‘européennes’ en cours”, Recueil Dalloz
Sirey, 1991, 43e Cahier,
Chronique - LV, s.300-303.
Hamon
(Léo), L'intervention orale au Colloque du 25
mars 1992 au Sénat, in La Constitution et l'Europe, Paris, Montchrestien,
1992, s.221.
Hamon
(Léo), Note sous C.C., décision n° 62-20 DC du 6
novembre 1962, Recueil Dalloz, 1963, s.398-401.
Hart
(H. L. A.), Le concept de droit, trad.
par Michel van de Kerchove, Bruxelles, Publications des Facultés universitaires
Saint-Louis, 1976.
HaurIou
(André),
GIcquel (Jean) ve Gélard (Patrice),
Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Montchrestien,
6e édition, 1975.
HaurIou
(Maurice), Précis de droit constitutionnel,
Paris, Sirey, 1re édition, 1923; 2e édition, 1929 (reprint par C.N.R.S., Paris,
1965).
Héraud
(Guy), “La validité juridique”, in
Mélanges offerts à Jacques Maury, Faculté de Droit et de Sciences
économiques de Toulouse, Paris, Librairie Dalloz et Sirey, 1960, t.II,
s.477-490.
Héraud
(Guy), L'ordre juridique et le pouvoir
originaire, (Thèse, Faculté de droit de Toulouse), Paris, Sirey, 1946.
HERZOG (Roman), “Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve
Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (Alman Anayasa Mahkemesi Raporu), Çeviren:
Ümit Özdağ, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı: Ankara, 7-10
Mayıs 1990, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.16-20.
Herzog
(Roman), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport allemand présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles
européennes (Ankara, les 7-10 mai 1990), (Traduction assurée par le service
juridique du Conseil constitutionnel), in Annuaire international de justice
constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.15-23 (Egalement Revue universelle
des droits de l'homme, 1990, s.274-279);
HOECKE (Marc Van), “Théorie générale du droit”,
in André-Jean Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de
théorie et de sociologie du droit, Paris/Bruxelles, L.G.D.J.,/ Story-Scienta,
2e édition, 1993, s.416.
Howard (A.
E. Dick), “La conception mécaniste de la constitution” in Michel Troper
et Lucien Jaume (sous la direction de-), 1789 et l'invention de la
constitution, (Actes du Colloque de Paris organisé par l'Association
française de science politique, les 2, 3 et 4 mars 1989), Paris-Bruxelles,
L.G.D.J.-Bruylant, 1994, s.153‑173.
Isaac
(Guy), Droit communautaire général,
Paris, Masson, 4e édition, 1994.
IŞIKTAÇ (Yasemin), Örf ve Âdet Hukuku,
İstanbul, Alkım, 1997.
Jeanneau
(Benoît), Droit constitutionnel et
institutions politiques, Paris, Dalloz, 8e édition, 1991.
KABOĞLU (İbrahim Ö.), “Hukukun Genel İlkeleri ve
Anayasa Yargısı”, Anayasa Yargısı, 1991, Cilt 8, s.291-322.
KABOĞLU (İbrahim Ö.), Anayasa Yargısı,
Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 1994.
KABOĞLU (İbrahim Ö.),
Özgürlükler Hukuku, İstanbul, Afa, 1993.
KalInowskI
(Georges), Introduction à la logique juridique: éléments de sémiotique
juridique, logique des normes et logique juridique, Paris, Librairie
générale de droit et de jurisprudence, 1965.
Kelsen (Hans),
“La garantie juridictionnelle de la constitution: la justice constitutionnelle”,
Revue du droit public, 1928, s.197-257.
Kelsen
(Hans), “La justice et droit naturel”, Trad. par
Etienne Mazingué, in Le Droit naturel, Annales de philosophie
politique, t.III, (Institut international de philosophie politique), Paris,
P.U.F., 1959, s.1-123.
Kelsen
(Hans), “Les rapports de système entre le droit
interne et le droit international public”, Recueil des cours de l'Académie de
droit international, 1926, IV, s.232-326.
Kelsen
(Hans), “Positivisme juridique et doctrine du
droit naturel” Mélanges Jean Dabin, Bruxelles, Emile Bruylant, Paris
Sirey, 1963, s.141.
Kelsen
(Hans), “Quel est le fondement de la validité du
droit ?”, Revue internationale de criminologie et de police technique,
juillet - septembre 1956, s. 161-169.
Kelsen
(Hans), Essays in Legal and Moral Philosophy, Dordreiht, Reidel, 1973,
s.216-227’den alıntılanan parça in Christophe Grzegorczyk, Françoise
Michaut et Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme juridique,
Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story‑Scientia, 1992, s.295.
Kelsen
(Hans), General Theory of Law and State,
Translated by par Anders Wedberg, Cambridge, Massachusetts, Harvard University
Press, 1946.
KELSEN (Hans), Théorie générale des normes,
(Traduit de l’Allemand par Olivier Beaud et Fabrice Malkani), Paris, Presses
universitaires de France, 1996.
Kelsen
(Hans), Théorie pure du droit, Traduction française de la 2e édition de
la “Reine Rechtslehre” par Charles Eisenmann, Paris, Dalloz, 1962.
KEYMAN (Selahattin), Hukuka Giriş ve
Metodolojisi, Ankara, Doruk Yayınları, 1981.
Kitab-ı Mukaddes, Tevrat-ı Şerif yahut Eski
Ahit (İstanbul, Kitab-ı Mukaddes
Şirketi, İstanbul, 1981).
KubalI
(Hüseyin Nail), Anayasa Hukuku Dersleri,
İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
La Constitution et l'Europe,
(Journée d'étude du 25 mars 1992 au Sénat, organisée par l'Université Panthéon‑Assas,
Paris II), Paris, Montchrestien, 1992.
La révision de la constitution,
(Journées d'études des 20 mars et 16 décembre 1992, Travaux de l'Association
française des constitutionnalistes), Paris, Economica, Presses universitaires
d'Aix‑Marseille, 1993.
LAFERRIÈRE (Julien), “La coutume
constitutionnelle: son role et sa valeur en France”, Revue du droit public,
1944, s.23-42.
LaferrIère
(Julien), Manuel de droit constitutionnel,
Paris, Editions Domat-Montchrestien, 2e édition, 1947.
Lascoumes
(Pierre) ve
Serverin (Evelyne), “Théories et
pratiques de l'effectivité du droit”, Droit et société, Janvier 1986,
n°2, s.101-122.
LASCOUMES (Pierre), “Effectivité”, in
André-Jean Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de
théorie et de sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., Deuxième édition, 1993,
s.217 vd.
Laubadère (André
de) ve Delvolvé (Pierre),
Droit public économique, Paris, Dalloz, 5e édition, 1986.
Lavroff
(Dmitri Georges) ve
Peiser (G.), Les constitutions
africaines, Paris, Editions A. Pédone, (Tome I: “L'Afrique noire francophone”,
1964; Tome II, “Etats anglophones”, 1964).
Lavroff
(Dmitri Georges), Le droit constitutionnel de
la Ve République, Paris, Dalloz, 1995.
Lavroff
(Dmitri Georges), Le système politique
français: Constitution et pratique politique de la Ve République,
Paris, Dalloz, 5e édition, 1991, 985 s.
Leclercq
(Claude), Droit constitutionnel et
institutions politiques, Paris, Litec, 8e édition, 1992.
LEVY (D.), “De l’idée de coutume
constitutionnelle à l’esquisse d’une théorie des sources de droit
constitutionnel et leur sanction”, Recueil d’etudes en hommage à Ch.
Eisenmann, Paris, 1975, s.81-96.
LIPSON (Leslie), Politika Biliminin Temel
Sorunları, Çeviren: Tunçer Karamustafaoğlu, Ankara, A.Ü. Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1978.
LIet-VEAUX
(Georges), “La ‘fraude à la constitution’: essai d'une analyse juridique des
révolutions communautaires récentes”, Revue du droit public, 1943,
s.116-150.
LIet-VEAUX
(Georges), Droit constitutionnel, Paris, Editions Rousseau, 1949.
LIet-VEAUX
(Georges), La continuité du droit interne: essai d'une théorie juridique des
révolutions, (Thèse, Faculté de droit de Rennes), Paris, Sirey, 1942.
LLOYD (Dennis), Introduction to Jurisprudence
with Selected Texts, London, Stevens & Sons Limited, 1959.
LoukItch
(Radomir D.), La force obligatoire de la
norme juridique et le problème d'un droit objectif (Thèse, Université de
Paris, Faculté de droit), Paris, Les presses modernes, 1939.
LUBBERDINK (Henk), “Some Observetions on the
Role of Constitutional Norms, International Norms and Legal Principles in the
Netherlands Legal System in Respect of Inviolability of Statute Law” (Report of
the Netherlands), Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların
Korunmasındaki İşlevi, (VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı:
Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt 4,
s.195-207.
LuchaIre
(François) ve
Conac (Gérard) (sous la direction
de), La Constitution de la République française, Paris, Economica, 2e
édition, 1987.
LuchaIre
(François), “De la méthode en droit
constitutionnel”, Revue du droit public, 1981, s.275-329.
LuchaIre
(François), “Le Conseil constitutionnel et la
protection des droits et des libertés du citoyen”, in Mélanges M. Waline,
Paris, L.G.D.J., 1974, s.572 et s.
LuchaIre
(François), “L'Union européenne et la
Constitution (Quatrième partie)”, Revue du droit public, 1992,
s.1587-1609.
LuchaIre
(François), Le Conseil constitutionnel,
Paris, Economica, 1980.
LUCIANI (Massimo), “Anayasal Normlar Hiyerarşisi
ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre Federal Mahkemesi Raporu),
Çeviren: Zeki Hafızoğulları, VIII’inci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı
(Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt
III, s.299-316.
Luciani
(Massimo), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport italien présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles
européennes, (Ankara, 7-10 mai 1990), Traduction effectuée par Bruno Genevois,
in Annuaire international de justice constitutionnelle, Vol. VI, 1990,
s.161-178.
LucIanI
(Massimo), “La revisione costituzionale in
Italia”, in La révision de la constitution, (Journées d'études des
20 mars et 16 décembre 1992, Travaux de l'Association française des
constitutionnalistes) Paris, Economica et Presses universitaires d'Aix-Marseille,
1993, s.116-137 (Jean-Claude Escarras, “Présentation du rapport italien de
Massimo Luciani”, in La révision de la constitution, op. cit.,
s.105-116).
MADIOT (Yves), Les droits de l'homme,
Paris, Masson, 1991.
MAESTRE (J. Cl.), “A propos des coutumes et des
pratiques constitutionnelles”, Revue du droit public, 1973, s.1275-1290.
MASON (Alpheus Thomas) ve BEANEY (William M.),
American Constitutionnal Law: Introductory Essays and Selected Cases, New
Jersey, Prentice‑Hall, 1964.
Maus
(Didier), “Sur ‘la forme républicaine du gouvernement’”, Commentaire sous C.C.,
n° 92‑312 DC du 2 septembre 1992, “Maastricht II”, Revue française de droit
constitutionnel, n°11, 1992, s.412.
Maus (Didier),
Favoreu (Louis) ve
ParodI (Jean-Luc) (sous la
direction de), L'écriture de la Constitution de 1958, (Actes de Colloque
du XXXe anniversaire, Aix-en-Provence, les 8, 9, 10 septembre 1988, Association
française de science politique et Association française des constitutionnalistes),
Paris, Economica et Presses universitaire d'Aix-Marseille, 1992.
MAYNEZ (Eduardo Garcia), “Validità formale e
validità materiale in senso guiridico-positivo e validità oggettiva o intrinseca
in senso assiologigo”. Rivista internazionale di filosofia del dritto,
no.41, 1964, s.608-620.
MERAY (Seha L.), Devletler Hukukuna Giriş,
Ankara, 1968, Cilt I.
MIchaut
(Françoise), “L'approche scientifique du droit
chez les réalistes américains”, in Paul Amselek (sous la direction de-),
Théorie du droit et science, Paris, P.U.F., Coll. “éviathan”, 1994,
s.265-280.
MIchaut
(Françoise), “Réalisme”, in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de
sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.509 vd.
Modugno
(Franco), “Validità”, in Enciclopedia
del diritto, Varese, Giuffrè editore, 1993, vol. XLVI, s.1-84.
MontesquIeu,
De l'esprit des lois, (Texte établi et présenté par Jean Brethe de la
Gressaye, Paris, Société Les Belles Lettres, 1955, t.II).
MORSCHER (Siegbert), “Anayasal Normlar
Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (Avusturya Anayasa
Mahkemesi Raporu), Çeviren: Hasan Işin Dener, VIII’inci Avrupa Anayasa
Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa Mahkemesi
Yayınları, 1990, Cilt III, s.71-117.
MORSCHER (Siegbert), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport autrichien présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles
européennes (Ankara, les 7-10 mai 1990), (Traduit par Ulrike Steinhorst), in
Annuaire international de justice constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.25-60;
Oberdorff
(Henri) (textes rassemblés et présentés par),
Les Constitutions de l'Europe des Douze, Paris, La Documentation française,
2e édition, 1994.
Onar
(Erdal), 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, 1993.
Ost
(François) ve
van de Kerchove (Michel),
Jalons pour une théorie critique du droit, Bruxelles, Publications des
Facultés universitaires Saint-Louis, 1987.
OST
(François), “Validité”, in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de théorie et de
sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.636 vd.
ÖZBUDUN (Ergun), Türk Anayasa Hukuku,
Ankara, Yetkin Yayınları, 1995.
ÖZMAN (Aydoğan), İnsan Hakları ile İlgili
Temel Metinler, Birleşmiş Milletler İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri
Sağlama ve Koruma Türk Grubu Yayını, Ankara, 1967.
Pactet
(Pierre), Institutions politiques - Droit
constitutionnel, Paris, Masson, 13e édition, 1994.
Pattora
(Enrico), “Réalisme juridique scandinave”, in
André-Jean Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de
théorie et de sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.511
vd.
PAZARCI (Hüseyin), Uluslararası Hukuk
Dersleri, Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1985, c.I.
PEASLEE
(Amos J.), Constitutions of Nations, The
Hague, Martinus Nijhoff, Dorothy Peaslee Xydis Tarafından Gözden Geçirilmiş
Üçüncü Baskı, (vol. I: “Africa”, 1965; vol. II: “Asia, Australia and Oceania”,
1966; vol. III: “Europe”, 1968; vol. IV: “Americas”, 1970).
Peczenik
(Alexander), “The Concept ‘Valid Law’”,
Scandinavian Studies in Law, Vol. 16, 1972, s.213-251.
Perelman
(Chaïm), “L'idée de justice”, in Le Droit
naturel, Annales de philosophie politique, t.III, (Institut
international de philosophie politique), Paris, P.U.F., 1959, s.124 vd.
PERRIN
(Jean-François), Pour une théorie de la
connaissance juridique, Genève Librairie Droz, 1979.
PETEV (Valentin), “Hans Kelsen et le Cercle de
Vienne: à quelle point la théorie du droit est-elle scientifique?”, in
Paul Amselek (sous la direction de-), Théorie du droit et science, Paris,
P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1992, s.237 vd.
PetIt Robert = Paul
Robert, Dictionnaire de la langue française (rédaction dirigée par A. Rey
et J. Rey-Debove), Paris, Le Robert, 1991.
Pfersmann
(Otto), “De la justice constitutionnelle à la
justice internationale: Hans Kelsen et la seconde guerre mondiale”, Revue
française de droit constitutionnel, 1993, n°16, s.761‑789.
Pfersmann
(Otto), “La révision constitutionnelle en
Autriche et en Allemagne fédérale: théorie, pratique, limites”, in La
révision de la constitution, (Journées d'études des 20 mars et 16 décembre
1992, Travaux de l'Association française des constitutionnalistes), Paris,
Economica, Presses universitaires d'Aix‑Marseille, 1993, s.7-65.
Phılıp
(Loïc), “La valeur juridique de la Déclaration
des droits de l'homme et du citoyen du 26 août 1789 selon la jurisprudence du
Conseil constitutionnel”, in Etudes offertes à Pierre Kayser, Presses
universitaires d'Aix-Marseille, 1979, t.II, s.3317-337.
Pıcart
(Etienne), “Vers l'extension du bloc de
constitutionnalité au droit européen”, Revue française de droit administratif,
1993, s.47-54.
PINERO (Rodriguez), FERRER (Bravo) ve VILLA (Leguina),
“Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi” (İsviçre
Federal Mahkemesi Raporu), Çeviren: Burcu Bostancıoğlu, VIII’inci Avrupa
Anayasa Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990), Ankara, Anayasa
Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt III, s.211-238.
PIOVANI (Pietro), “Effectività”, in
Enciclopedia del diritto, Varese, Giuffrè editore, 1965, vol.XIV, s.405-430.
PontIer
(Jean-Marie), “La République”, Recueil Dalloz
Sirey, 1992, 31e Cahier,
Chronique, XLVIII, s.239-246.
Prélot
(Marcel) ve
Boulouis (Jean), Institutions
politiques et droit constitutionnel, Paris, Dalloz, 11e édition, 1990.
Prévost
Jean-François, “Le droit référendaire dans
l'ordonnancement juridique de la Constitution de 1958”, Revue du droit public,
1977, s.13.
Quermonne
(Jean-Louis) ve
Chagnollaud (Dominique), Le
gouvernement de la France sous la Ve République, Paris, Dalloz, 4e édition,
1991.
Quermonne
(Jean-Louis), “République”, in Olivier
Duhamel et Yves Meny (sous la direction de), Dictionnaire constitutionnel,
Paris, P.U.F., 1992, s.921-924.
QUINE (W.V.O.), Logique élémentaire,
Paris, Hermann, 1976.
RAUCENT (L.), Cours d’introduction à la
théorie générale du droit, Bruxelles, 1980.
Révision de la constitution et justice
constitutionnelle, (Xe
Table-ronde internationale d'Aix‑en‑Provence des 16 et 17 septembre
1994), Documents provisoires rassemblés et reproduits par le Groupe d'études et
de recherches sur la justice constitutionnelle, Université d'Aix-Marseille III,
CNRS (URA 1392), (Texte polycopié, 2 tomes, 246 pages). (Les communications
présentées à cette table-ronde seront prochainement publiées dans l'Annuaire
international de justice constitutionnelle, 1994).
Reyntjens
(F.) (rédacteur général), Conac (G.), du
Bois de Gaudusson (J.), Read (J. S.), Slinn (P. E.), Vanderlinden (J.). (rédacteurs
associés), Constitutiones Africae, Bruxelles - Paris, Bruylant - Pédone,
(Publication sur feuilles mobiles), (vol.I, 1988; vol.II, 1989; vol.III, 1990;
vol.IV, 1992).
Rıals
(Stéphane), “Les incertitudes de la notion de
constitution sous la Ve République”,
Revue du droit public, 1984, s.587-606.
RIals
(Stéphane), “Réflexions sur la notion de coutume
constitutionnelle: à propos du dixième anniversaire du référendum de 1969”,
La Revue administrative, juillet 1979, s.265-273.
RIals
(Stéphane), “Supraconstitutionnalité et
systématicité du droit”, Archives de philosophie du droit, 1986, s.57-76.
RIgaux
(Marie-Françoise), La théorie des limites
matérielles à l'exercice de la fonction constituante, Bruxelles, Larcier,
1985.
RIvero
(Jean), “Rapport de synthèse”, in Louis
Favoreu (sous la diction de-), Cours européennes et droits fondamentaux,
Actes du Colloque d'Aix-en-Provence des 19, 20 et 21 février 1981, Paris,
Economica et P.U.A.M., 1982, s.528-529.
ROBERT
(Paul), Dictionnaire de la langue française (rédaction dirigée par
A. Rey et J. Rey-Debove), Paris, Le Robert, 1991.
RogrIgez-PInero y
Bravo Ferrer (M.) ve
LeguIna Vılla (J.) (avec le
concours de J. Garcia Roca et M. Sanchez Moron), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport espagnol présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles
européennes (Ankara, les 7-10 mai 1990), (Traduit par s. Bon), in Annuaire
international de justice constitutionnelle, Vol. VI, 1990, s.99-132.
Ross
(Alf), On Law and Justice, London, Steven & Sons, 1958.
ROUBIER (Paul), Théorie générale du droit,
Paris, Librairie du Recueil Sirey, deuxème édition, 1951.
ROUSSEAU (Charles),
Droit international public, Paris, Sirey, 1970 (tome I ).
Rousseau
(Dominique) ve
Sudre (Frédéric) (sous la
direction de-), Conseil constitutionnel et Cour européenne des droits de
l'homme, Actes du Colloque de Monpellier des 20 - 21 janvier 1989, Paris,
Editions STH, 1990,
Rousseau
(Dominique), “Chronique de jurisprudence
constitutionnelle 1991-1992”, Revue du droit public, 1993, s.16-20.
ROUSSEAU (Dominique), Droit du contentieux
constitutionnel, Paris, Montchrestien, 3e édition, 1993.
ROUSSILLON (Henry), Le Conseil
constitutionnel, Paris, Dalloz, 2e édition, 1994.
SAĞLAM (Fazıl), Temel Hakların Sınırlanması
ve Özü, Ankara, Ankara Üniveritesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları,
1982.
SALEM (Jean), Introduction à la logique
formelle et symbolique, Paris, Nathan, 1987.
SARAÇ (Tahsin), Büyük Fransızca-Türkçe
Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları, 1990,
SchmItt
(Carl), Théorie de la Constitution, Trad.
par Lilyane Deroche, Paris, P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1993.
SCHWARZ-RIEBERLANN VON WAHLENDORF (H.A.),
Eléments d’une introduction à lu philsophie du droıit, Paris, L.G.D.J.,
1976.
Serozan
(Rona), “Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları”, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt XXXVII, Sayı 1-4, 1972, s.135-141.
SeurIn
(Jean-Louis) (sous la direction de-), Le
constitutionnalisme aujourd'hui, Paris, Economica, 1984.
SIeyès
(Emmanuel) Qu'est-ce que le Tiers Etat (Edition critique avec une
introduction et des notes par Roberto ZAPPERI, Genève, Librairie Droz, 1970).
Soysal
(Mümtaz), 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Kitabevi, 4.
Baskı, 1977.
Soysal
(Mümtaz), “Türkiye'de Anayasa Yargısının İşlevi ve Konumu”, in Anayasa
Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1984, Cilt I, s.92.
SOYSAL (Mümtaz), “Anayasaya Uygunluk Denetimi ve
Uluslararası Sözleşmeler”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi
Yayını, 1986, Cilt 2, s.5-18.
SOYSAL (Mümtaz), “Uluslararası Andlaşmalar
Konusunda Anayasa Yargısı”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi
Yayınları, 1997, Cilt 14, s.171-187.
Strömholm
(S.) ve
Vogel (H.-H.), Le “réalisme scandinave” dans la philosophie du droit,
Paris, L.G.D.J., 1975.
Sudre
(Frédéric), “L'interdiction de l'avortement: le
conflit entre le juge constitutionnel irlandais et la Cour européenne des droits
de l'homme”, (Note sous Cour européenne des droits de l'homme, Arrêt du 29
octobre 1992, Open Door et Dublin Well Women c. Irlande), Revue
française de droit constitutionnel, 1993, s.216-220.
Sudre
(Frédéric), Droit international et européen
des droits de l'homme, Paris, P.U.F., 1989.
ŞEMSEDDIN SAMİ (Ch.Samy-Bey Fraschery),
Kamus-u Fransevi (Dictionnaire Français-Turc), (İkinci Tahrir), İstanbul,
Mihran, 1310,
TANİLLİ (Server), Anayasalar ve Siyasal
Belgeler, İstanbul, Cem Yayınevi, İstanbul, 1976.
TDK, Türkçe Sözlük = Hasan Eren et al.
(haz.), Türkçe Sözlük, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, Yeni Baskı,
1988.
TEBALDESCHI (Ivanoe), “Validità ed efficacia
della norma giuridica”, Rivista internazionale di filosofia del dritto,
n.37, 1960, s.293-299.
TEKİNAY (Selahattin Sulhi), Medeni Hukukun
Genel Esasları ve Gerçek Kişiler Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1992.
Terneyre
(Philippe), “Point de vue français sur la
hiérarchie des droits fondamentaux”, in Pierre Bon (sous la coordination
de-), Etudes de droit constitutionnel franco-portugais, (Journées
d'études des 9 et 10 novembre 1990, à l'Université de Pau et des Pays de
l'Adour), Paris, Economica, 1992, s.35-69.
TEZİÇ (Erdoğan), “Kanunların Anayasaya
Uygunluğunun Esas Açısından Denetimi”, Anayasa Yargısı, Sayı 2, s.21-38
(Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1986).
TEZİÇ (Erdoğan), Anayasa Hukuku,
İstanbul, Beta, Beşinci Baskı, 1998.
Touscoz
(Jean), Droit international, Paris,
P.U.F., Thémis, 1993.
Troper
(Michel) ve
Jaume (Lucien) (sous la direction
de-), 1789 et l'invention de la constitution, (Actes du Colloque de Paris
organisé par l'Association française de science politique, les 2, 3 et 4 mars
1989, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Bruylant, 1994.
Troper
(Michel), “Constitution” in André-Jean
Arnaud (sous la direction de-),
Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit, Paris,
L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.103-104.
Troper
(Michel), “Justice constitutionnelle et démocratie”, Revue française de droit
constitutionnel, n°1, 1990, s.31-48.
Troper
(Michel), “Kelsen, la théorie de l'interprétation et la structure de l'ordre
juridique”, Revue internationale de philosophie, 1981, s.518-529.
Troper
(Michel), “La Constitution de 1791 aujourd'hui”,
Revue française de droit constitutionnel, n°9, 1992. s.3-14.
Troper
(Michel), “La Constitution et ses
représentations sous la Ve République”, Pouvoirs, n°4, 1978, s.61-72.
Troper
(Michel), “La Déclaration des droits de l'homme
et du citoyen en 1789”, Communication présentée au Colloque des 25 et 26 mai
1989 au Conseil constitutionnel, in La Déclaration des droits de l'homme et
du citoyen et la jurisprudence, Paris, P.U.F., 1989, s.13-33.
Troper
(Michel), “Le droit, la raison et la politique”, Le Débat, n°64, 1991,
s.186-192.
Troper
(Michel), “Le positivisme comme théorie du droit”, in Christophe
Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper (sous la direction de-) Le
positivisme juridique, Bruxelles et Paris, E.Story-Scientia et L.G.D.J.,
1992, s.273-286.
Troper
(Michel), “Le problème de l'interprétation et la théorie de la supralégalité”,
Recueil d'études en hommage à Charles Eisenmann, Paris, Editions Cujas,
1975, s.133-151.
Troper
(Michel), “Norme (en théorie du droit)”, in
André-Jean Arnaud (sous la direction de-), Dictionnaire encyclopédique de
théorie et de sociologie du droit, Paris, L.G.D.J., 2e édition, 1993, s.407.
Troper
(Michel), “Un système pur du droit: le positivisme de Kelsen”, in Pierre
Bouretz (sous la direction de-), La force du droit: panorama des débats
contemporains, Paris, Editions Esprit, 1991, s.117-137.
Troper
(Michel), L'intervention dans le débat suivi de
sa communication sur “La Déclaration des droits de l'homme et du citoyen en
1789” présentée au Colloque des 25 et 26 mai 1989 au Conseil constitutionnel, in
La Déclaration des droits de l'homme et du citoyen et la jurisprudence,
Paris, P.U.F., 1989, s.32.
Troper
(Michel), Pour une théorie juridique de l'Etat, Paris, P.U.F., Coll.
“Léviathan”, 1994.
TUNAYA (Tarık Zafer), Siyasal Kurumlar ve
Anayasa Hukuku, İstanbul, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, Beşinci Baskı,
1982.
Turhan
(Mehmet), “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1‑4, s.63-104.
TUNÇAY (Mete) (der.), Batı’da Siyasal
Düşünceler Tarihi, Ankara, Teori Yayınları, 1985, c.I.
TurpIn
(Dominique), Contentieux constitutionnel, Paris, P.U.F., 1986.
TurpIn
(Dominique), Droit constitutionnel,
Paris, P.U.F., 2e édition, 1994.
TÜRK DİL KURUMU (Haz.: Hasan Eren et al.),
Türkçe Sözlük, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1988.
Türkçapar
(Tahsin), “Anayasa Mahkemesinin Anayasada Yapılan Değişiklikleri Denetleme
Yetkisi”, Yargıtay Dergisi, Cilt IV, 1978 (Ocak‑Nisan), Sayı 1‑2,
s.28-29.
UMAR (Bilge), Hukuk Başlangıcı, İzmir,
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1997.
VANDERNOOT (Pierre), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”
(Rapport de la Cour d’Arbitrage de Belgique présenté à la VIIIe Conférence des
Cours constitutionnelles européennes), Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel
Hakların Korunmasındaki İşlevi, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990,
Cilt 4, s.51-88.
Vanquickenborne
(Marc), “Quelques réflexions sur la notion de validité”, Archives de
philosophie du droit, 1968, s. 185-194.
Vedel
(Georges), “Introduction”, in La Constitution
et l'Europe, Journée d'étude du 25 mars 1992 au Sénat, Paris, Montchrestien,
1992, s.23-31.
VEDEL (Georges), “La place de la Déclaration de
1789 dans le ‘bloc de constitutionnalité’”, La Déclaration des droits de
l'homme et du citoyen et la jurisprudence, (Colloque des 25 mai et 26 mai au
Conseil constitutionnel), Paris, P.U.F., 1989, s.35-64.
VEDEL (Georges), “Le précédent judiciaire en
droit public français”, Journées de la Société de législation comparée,
1984, s.265-288.
Vedel
(Georges), “Shengen et Maastricht: à propos de
la décision n°91-294 DC du Conseil constitutionnel du 25 juillet 1991”, Revue
française de droit administratif, 1992, s.173‑184.
VEDEL (Georges), “Souveraineté et
supraconstitutionnalité”, Pouvoirs, 1993, n° 67, s.79-97.
Vedel
(Georges), “Souveraineté et
supraconstitutionnalité”, Pouvoirs, 1993, n° 67, s.79-97.
Vedel
(Georges), Droit constitutionnel, Paris,
Sirey, 1949, (réimpression, 1989).
Velu
(Jacques), “La hiérarchie des normes
constitutionnelles et sa fonction dans la protection des droits fondamentaux”,
Rapport présenté à la VIIIe Conférence des Cours constitutionnelles européennes
(Ankara, les 7-10 mai 1990), Revue universelle des droits de l'homme,
1990, s.225-240.
Velu
(Jacques), Droit public, Bruxelles,
Bruylant, 1986, t.I.
VIlla
(Vittoria), La science du droit, Trad.
par Odile et Patrick Nerhot, Bruxelles, Paris, Story-Scientia, L.G.D.J., 1991.
VIrally
(Michel), “Notes sur la validité du droit et son
fondement”, in Recueil d'études en hommage à Charles Eisenmann,
Paris, Editions Cujas, 1975, s.452-467.
VIrally
(Michel), “Sur un pont aux ânes: les rapports
entre droit international et droits internes”, Mélanges offerts à Henri
Rolin, Paris Editions A. Pedone, 1964, s.487-505.
VIrally
(Michel), La pensée juridique, Paris,
L.G.D.J., 1961.
Whaere (K.C.),
Modern Anayasalar,
Çev. Mehmet Turhan, Ankara, Değişim Yayınları,
İkinci Baskı, 1985.
WIgny
(Pierre), Cours de droit constitutionnel,
Bruxelles, Bruylant, 1973.
WIgny
(Pierre), Droit constitutionnel: principes et
droit positif, Bruxelles, Bruylant, 1952, (2 tomes).
Yayla
(Yıldızhan), “Anayasa Mahkemesine Göre Cumhuriyetin Özü”, Hıfzı Timur'un
Anısına Armağan, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Milletlerarasi Münasebetler
Enstitüsü Yayını, 1979, s.1012-1013.
YILDIRIM (Cemal), Mantık: Doğru Düşünme
Yöntemi, Ankara, V Yayınları, 1987.
YÜZBAŞIOĞLU (Necmi), “Avrupa İnsan Hakları
Hukukunun Niteliği ve Türk Hukuk Düzenindeki Yeri Üzerine”, İnsan Hakları
Merkezi Dergisi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan
Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını), Cilt II, Mayıs 1994, Sayı 1,
s.26-38.
YÜZBAŞIOĞLU (Necmi), Türk Anayasa Yargısında
Anayasallık Bloku, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993.
ZIERLIEN (Karl-Georg)’in VIII. Avrupa Anayasa
Mahkemeleri Konferansı (Ankara, 7-10 Mayıs 1990) nda Yaptığı Sözlü Açıklama,
Anayasal Normlar Hiyerarşisi ve Temel Hakların Korunmasındaki İşlevi,
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Cilt V, s.178-180.
Aarnio, 81, 83, 92
abrogation de constitution, 104
acceptabilité, 92
açıklık (clarté), 242
adalet, 17, 65, 66
adem-i merkezî hukuk düzenleri, 198, 270
adillik, 63, 64
Aguila, 38
ahlâkî veya siyasî hiyerarşi, 162
aidiyet kriteri, 49
Akad, 149
Akbay, 7
Akıllıoğlu, 208
Akipek, 7, 73
aksiyolojik geçerlilik, 63-71
Alexy, 92
Allgemeine Rechtstheorie, 9
Alman Anayasa Mahkemesi, 130, 174
Almanya, 174, 217
Amerikan hukukî realizmi, 77
Amerikan Yüksek Mahkemesi, 274
ampirik geçerlilik, 72
Amselek, 49
anayasa anlayışları, 57-60, 117
anayasa hukuku dogmatiği, 8
Anayasa Konseyi, 129, 168
anayasa konvansiyonları, 247
anayasa normları arasında hiyerarşi sorunu, 153-177
anayasa normunun muhatapları, 110
anayasal teamüllerin geçerliliği sorunu, 237-268
anayasal teamüllerin unsurları, 241-243
anayasal uygulamalar, 238
anayasallık, 57-60
anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri, 168-170
anayasa-öncesi teamül, 132
anayasasızlaştırma, 104
anayasaüstülük, 113-152
anayasaüstü değerde teamül, 146
anayasaüstü ilkelerin hukuken geçersizliği, 151
anayasaüstü normlar, 153
anayasaüstü prensipler, 121
anayasaüstülük-benzeri, 115
anayasaya karşı teamüller, 250
anayasayı ilga, 104
animus, 243
anlamsız (irrelevant) işlemler, 38
annulabilité, 271
annulation rétroactive, 271
anti-pozitivist tepki, 10
Aral, 250
Arné, 118, 119, 120
asgarî ahlakî icaplar, 92
asgarî etkililik, 97
asıl (per quam) koşul, 99
aşikâr adaletsizlik, 123
Auby, 161
Augustinus, 52, 66
Avrupa Birliği (Topluluğu) hukuku, 183
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 183
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Türk hukuk düzenindeki yeri sorunu, 199-217
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, 188
ayrımcılık yapılmaması, 118
Badinter, 158
bağımlı normlar, 56
bağlayıcılık, 1, 2
Balta, 199
Barthélemy et Duez, 60
Batum, 210
Baudrez, 124, 159
Beaud, 126, 127, 128, 144, 145, 159, 160, 161
Belçika Anayasası, 175
Belçika Hakem Mahkemesi, 175
Belçika, 128, 175
bellum justum, 195, 196, 197
Benditt, 82
Bentham, 70
Bergel, 12
beşerî davranış düzeni, 51, 260
beşerî davranış, 35
beşerî irade, 40
biçimsel geçerlilik, 82-88
bildirmeli önermeler, 33
bilim teorisi, 11
bilimde saflık, 24
bilimin görevi, 23
bilimin konusu, 21
bill of rights, 245
bill, 245
birinci derece temel haklar, 154, 164
birinci ve ikinci derece özgürlükler, 156
birincil normlar, 56
Biscaretti di Ruffia, 60
Bobbio, 71
Brèthe de la Gressaye, 13
butlan, 7
Bühler, 31
Büyük İskender, 53
Caisse de gestion des bons de la Défense national..., 62
Capitant, 251
Cardoso Da Costa, 171
Carnap, 10
Carré de Malberg, 60, 125, 147, 148, 252
Carreau, 181, 187, 191
cebir, 48, 51
cercle de Vienne, 10, 17
Cezayir, 45
Château, 124
Chérot, 165
Chevallier, 251
Cohen, 77
common law, 245, 246
conditio sine qua non, 99
consensus, 243
Conte, 72, 83
contitio per quam, 99
contra constitutionem teamüller, 250-252
contradictio in adjecto, 273
convention, 238
conventions of the Constitution, 246
Cornu sözlüğü, 2
Costa c. E.N.E.L. Davası, 183
countersignature, 246
Cour d’Arbitrage, 175
coutume abrogative, 250
coutume constitutionnelle, 237
coutume interprétative, 249
coutume négative, 98, 266
coutume préconstitutionnelle, 132
coutume supplétive, 248
coutume, 237
Crown Proceedings Act, 245
çağdaş uygarlığın gerekleri, 137, 149
Çelik, 205, 206
çete örgütü, 52
Dabin, 54
Dantzig, 182
Dantzig’te Polonya Uyruklular, 182
dar anlamda anayasaüstülük, 114
Darbellay, 122, 123
David, 130
De Civitae Dei, 52
Déclaration de 1789, 136
déconstitutionnalisation par l’effet des révolutions, 105
décrets-lois, 250
değer yargıları, 18
değer, 1
değerler alanında yokluk tezi, 18
değerlerin bilinemezliği ilkesi, 18
Delpérée, 132
deontik geçerlilik, 63, 64
dermeyan edilemezlik, 187
derunî geçerlilik, 64
désuétude, 98, 107, 266
desuetudo, 98
devamlılık (constance), 242
devlet desteği, 240
devlet egemenliği, 160
devlet ve çetenin kuralları, 52
devrimlerin etkisiyle anayasasızlaştırma, 104
dış anayasaüstülük, 113, 179
dış geçerlilik, 190
Dicey, 245, 246
dilekler, 32
dilemme de l’efficacité, 81
dilin belirtme görevi, 31
dilin bildirme görevi, 31
dilin görevleri, 31
dilin yaptırma görevi, 31
dinî nitelikte hükümler, 45
doğa yasası, 39
doğrulama, 79
dokunulmaz özgürlükler, 158
droit imparfait, 54
Duguit, 10, 132, 134, 135, 147, 251
düalist anlayış, 186
dürfen, 42
efektif geçerlilik, 72
efektiflik, 75
effectivité, 74
effet opératoire, 119
efficacia, 73
efficacité, 73, 74
egemenliğin devredilmezliği, 128
egemenliğin sistematik ve kurucu niteliği, 152
eksik anayasaüstülük, 115
eksik hukuk, 54
emir, 43
Enka Davası, 188
équité, 129
Eroğul, 238
Esmein, 147
estimatio communis, 243
etik, 63
etkililik ikilemi, 81
etkililik, 72-80
Etre suprême, 39
exigences morales minimales, 92
existence matérielle, 29
Fabre, 60
fait créateur de droit, 262
Fas, 45
Favoreu, 113, 125, 156, 157, 183, 191
fenomenolojik sorun, 76
Ferrer, 175
finalist, 63
force obligatoire, 1
formalist hukuk, 78
Frank10
Frankena, 18
Fransa, 182
Fransız Anayasa Konseyi, 129, 133, 168,
gaî (finaliste) kriter, 64
geçerliliğin asıl koşulu, 99-102
geçerliliğin ek koşulları, 102-111
geçerliliğin per quam koşulu, 99-102
geçerliliğin sine qua non koşulları,102-111
geçerlilik terimi, 3, 6
geçersizlik, 269
Geltung, 84
genel inanç, 240
general theory of law, 9
Genevois, 155, 157, 165, 166
George V, 257
Georges Pinson Davası, 182, 188
gerçek kurallar, 78
global hukuk düzeninin etkililiği, 103, 104, 265
Gicquel, 60
giustizia, 64
gizli anayasaüstülük, 115
Gouet, 251
Gölcüklü, 189, 207
Gözübüyük, 207
Grévy, 250
Grundnorm, 85, 86, 101
güneş her mevsimde sabah saat altıda doğar, 38
habilitition, 43
Haefliger, 176, 177, 178
Hafızoğulları, 7, 14, 70, 73
Hahn, 10
halk teşebbüsü, 178
Hamon, 126, 159
harfiyyen anayasaüstülük, 115
Harmonisation Act Case, 131, 279
Hart, 2
Hauriou, 132, 134
Haute-Silésie polonaise Davası, 188
haydut çeteleri, 52
Heraclite, 20
Héraud, 14, 54
Herzog, 170, 174
hipotez, 87, 88, 101
Hitler rejimi, 92
hiyerarşi tezleri, 153
hiyerarşi, 153
Hiyerarşinin Tanımı, 161
Hollanda Anayasası, 217, 276, 279
Hollanda Yüksek Mahkemesi, 131, 279
Hollanda, 131, 217, 218, 276
hukuk analizi, 11
hukuk dogmatiğini, 8, 14
hukuk düzeninin etkililiği, 102
hukuk felsefesi, 12
hukukun genel teorisi, 8
hukuk metodolojisi, 11
hukuk yaratıcı olay, 262
hukuken anlamsız normlar, 55
hukukî değer, 1
hukukî hiyerarşi, 162
hukukî pozitivizm, 19
hukukî realizm akımı, 72
hukukîliğin ölçütü, 47
hukukîlik, 2, 46
hukukun genel ilkeleri, 128-130, 143-144
Humblet Davası, 188
Hume kanunu, 17
hükümetin cumhuriyetçi biçimi, 45
hükümsüzlük, 7
Internationale Handelsgesellschaft Davası, 183
Irish Home Rule Bill, 257
iç anayasaüstülük, 113, 179
iç geçerlilik, 190
ideal geçerlilik, 64
İkinci Dünya savaşı, 10
ikincil normlar, 56
ileri sürülememezlik, 187, 192
ilga edici teamül, 250
ilga etme, 42
ilga, 104
ilk anayasa, 87, 101
ilkel toplumların hukuku, 195
imprécision, 43
inaliénabilité de la souveraineté, 127
İngiliz anayasa hukukunun kaynakları, 244, 247
injustice flagrante, 123
inopposabilité, 187, 190
insan hakları prensiplerinin anayasaüstülüğü tezi, 122-125, 141
insan onuruna saygı, 118
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, 39, 125, 133
instrumentum, 29, 256
invalidité, 269
iptal edilebilirlilik, 271
İran Anayasası, 39
İrlanda Yüksek Mahkemesi, 184
irrelevant işlemler, 38
İskandinav realizmi, 76, 77, 78
İspanya, 175
İsviçre, 176
işlemsel etki, 119
İtalya, 176, 217
İtalyan Anayasa Mahkemesi, 170
İtalyan Anayasası, 176
izin, 43
judge-made constitution, 245
jugements de fait, 18
jugements de valeur, 18
juridicité, 2, 47
justice, 64
Kaboğlu, 209
kabul edilebilirlilik, 92
kağıt üzerindeki kurallar, 78
Kalinowski, 13
kanunların anayasaya uygunluğu denetlenebilir mi? 276
karşı-imza, 246
kazanılmış haklara saygı ilkesi, 129
Kelsen, 4, 5, 10, 14, 20, 24, 35, 37, 41, 49, 50, 55, 57; 70, 71, 84, 87, 88,
89, 97, 98; 101, 107, 180, 181, 194, 196, 262, 269, 281
Kelsenci hiyerarşi anlayışı, 161
Kerchove, 72, 83
King can do no wrong, 245
Kitab-ı Mukaddes, 35
Kitaplardaki hukuk, 77
Kolombiya, 181
konulmuş normlar, 85
können, 42
kral haksızlık yapmaz, 245
Kubalı, 149, 253, 254
kurucu iktidarın devredilmezliği ilkesi, 127, 128
kurucu yasakoyucuyu, 135
kurucu yasama organı, 130
Kuzu, 150
kürtaj, 184
Laferrière, 252
Lavroff, 95
law in action, 78
law in books, 78
législateur constituant, 130
législateur constitutionnel, 127
legislation, 244, 245
letters pattent, 257
Lévy-Bruhl, 14
lex imperfecta, 54
lex superior derogat legi priori, 214, 277
living law, 78
Llewellyn, 78
logical positivism, 10
Luciani, 170, 176
Maastricht Andlaşması, 126, 167
maddî hiyerarşi, 155, 164, 165
maddî anayasa anlayışı, 165
maddî geçerlilik anlayışı, 72-82
maddî kriter, 59
maddî unsur, 239
maddî varlık, 28-30
manevi unsur, 240
mantıkçı pozitivizm, 10
mantık-dilbilgisi bakımından norm, 31
Marbury v. Madison, 274
Marckx Davası, 189
Marshall, 274
medenî milletlerce tanınmış hukukun genel ilkeleri, 146
Meksika, 182
membership, 84
mer’iyet, 7
Meray, 199
merkezîleşmiş hukuk düzenleri, 270
meta-etik görecelilik, 18
métanormes, 56
metanormlar, 56
meta-pozitif idealler, 65
metod bağdaştırmacılığı, 24
metrukiyet, 98, 107, 288
Milletlerarası Daimî Adalet Divanı, 182
millî egemenlik ilkesi, 126, 144, 145, 159, 167, 168
millî egemenlik ilkesinin anayasaüstülüğü, 125, 128, 144
Millî Savunma Bonolarının... Sandığı, 62
minimum d’efficacité, 97
minimum denetim, 281
minimum etkililik, 99, 106, 109, 266
misilleme, 194
mlüeyyidesiz hukuk normları, 53-55
Modugno, 83
monist anlayış, 186
Montijo Davası, 181
Moore, 19
muteberiyet, 7
mutlak değerler, 71, 143
müessiriyet, 73
müeyyide, 48, 54, 269
naturalistic fallacy, 19
negatif örf ve adet, 98
nemo iudex in sua causa, 129
nesafet, 129
Neurath, 10
Non esse lex quae justa non ferit, 66
norm supérieure, 86
normatif düzen, 84
normatif düzenin hukukîliği, 50
normatif görecelilik, 18
normatiflik, 30, 257
normativité, 30
norme fondamentale, 84
normes juridiquement irreleventes, 55
normes non indépendantes, 56
normes posées, 85
normes positives, 85
normes primaires, 56
normes secondaires, 56
normlar hiyerarşisi, 263
normların bağlayıcı olduğu inancı, 81
normların muhatabı, 36
normun adalete uygunluğu, 48
normun konusu, 35
normun koyucusu, 40
normun özgül varlığı, 85
normun tanımı, 30
obiter dictum, 149
obligatoriété, 1
olan (Sein), 41
olgusal geçerlilik, 72
olgusal yargılar, 18
olması gereken, 35
onay kanunun anayasallık denetimi, 203
Opalek, 19
opinio iuris, 240, 243
opinio necessitatis, 240, 243
ordre de contrainte, 51
ortak iyilik, 65
Ost, 63, 72, 83
otantik cevab, 275
öğütler, 32
önerme, 31
örf ve adet, 237, 266
özgül anlam, 41
özgül varlığı, 84
pacta sunt servanda, 129, 181, 215
paper rules, 78
para-supraconstitutionnalité, 115
Parrain-Vial, 13
Pazarcı, 199
Peczenik, 3, 92
Peczenik, 92
per quam koşul, 99, 100
permission, 43
Perrin, 49, 53, 74
Petition of Rights, 244
Pfersmann, 60, 198
phraséologie majesteuse, 141
pleine supraconstitutionnalité, 115
Pol Pot Rejimi, 92
Polonya Yukarı-Silezyası Davası, 188
Portekiz Anayasa Mahkemesi, 171
post-pozitivizm, 91
pouvoir constituant ‘supraconstitué’, 120
pozitif normlar, 85
pozitivist teori, 16, 82-88
pozitivist teorinin üç temel özelliği, 17
pozitivist-benzeri, 88
praeter Constitutionem Teamüller, 248
principe de non-discrimination, 129
principe du non-cognitivisme des valeurs, 18
principes généraux du droit, 145
quasi-positiviste, 88
realistler, 77
reel rules, 78
Réglade, 251
Reichenbach (Hans), 10
Revue internationale de la théorie du droit, 10
Rials, 119, 120, 124, 132, 156
Rodriguez-Pinero, 175
Rolland, 251
Ross, 79, 80, 88, 94
Rousseau, 165
royal assent, 257
Russell, 10
saf halde anayasaüstülük, 115
saflık, 24
San, 149
sanction, 48
Saraç, 6
savaş, 194, 196
Scelle, 251
Schlick, 10
secundum constitutionem teamüller, 249
Seins-Tatsache, 41
Sekizinci Avrupa Anayasa Mahkemeleri Konferansı, 172
Serim, 149
Serozan, 149
sert çekirdek, 156
Sieyès, 124
signification spécifique, 41
sine qua non koşullar, 103
sistemsel geçerlilik, 83
siyasî hiyerarşi, 162
solidarité sociale, 66
solidarité, 120
Sollen, 35, 42
sosyal dayanışma, 65
souveraineté de l'Etat, 160
souveraineté du peuple, 159
souveraineté nationale, 144
Soysal, 199, 200, 201, 202, 203, 205
söze bağlılık, 129
statik hiyerarşi, 161
statute law, 244
stricto sensu geçerlilik, 84
supraconstitutionnalité, 113
supraconstitutionnalité à la lettre, 115
supraconstitutionnalité à l'état pur, 115
supraconstitutionnalité cachée, 115
supraconstitutionnalité complète, 114
supraconstitutionnalité externe, 113
supraconstitutionnalité incomplète, 115
supraconstitutionnalité interne, 113, 114
süre (durée), 242
süreklilik, 239
syncrétisme, 24
şeklî hiyerarşi, 157
şekli kriter, 59
tabiî hukuk, 17, 40, 64-67, 143
tabiî hukuk prensiplerinin anayasaüstülüğü tezi, 122, 142
tabiî safsata, 19
tam anayasaüstülük, 114
tamamlayıcı teamüller, 248
tarihsel olarak ilk olan anayasa, 87
tasvirî görecelilik, 18
teamül, 132, 239-266
tekrar (répétion), 241
temel hakların sert çekirdeği, 154, 164
temel norm, 84-86, 101, 264
teoria generale del diritto, 9
terminoloji, 6
Teziç, 131, 150, 151, 238, 253
théorie générale du droit, 9
total etkililik, 108
tout court geçerlilik, 84
Troper, 39, 47
Tunaya, 238, 253
Turpin, 155, 166
Türk Medenî Kanununun 1’inci maddesi, 269
Türk Ticaret Kanunun 1’inci maddesi, 269
uluslararası andlaşmaları anayasallık denetimi, 201
uluslararası hukuk düzeninin müeyyidesi olarak savaş, 197
uluslararası hukuk normlarının anayasaüstülüğü sorunu, 179-198
uluslararası hukukun adem-i merkeziyet hali, 195
uluslararası hukukun müeyyidesi, 194
uluslararası hukukun varlığına yönelik eleştiriler, 194
uluslararası sorumluluk, 190
Uppsala felsefesi, 79
usage, 238
usages constitutionnels, 238
uygar memleketler, 131
uygulamadaki hukuk, 78
üst norm, 86
valeur, 1
valid law, 3
validità axiolgica, 64
validità fattuale, 72
validità ideale, 64
validità intrinseca, 64
validità intrinseca, 64
validità materiale, 72
validità, 7
validité axiologique, 64
validité effective, 73
validité empirique, 72
validité externe, 190
validité formelle, 83
validité interne, 190
validité stricto sensu, 84
validité systémique, 83
validité tout court, 84
validité, 3, 6, 63
validity, 6
Vandernoot, 131
Vedel, 38, 60, 61, 114, 116, 118, 125, 130, 132, 140, 141, 142, 146, 153, 154,
164, 253
vérification empirique, 18
verification, 79
vigueur, 7
Villa, 175
Virally, 3, 49, 103, 180,
Viyana Çevresi, 10, 17
Viyana Sözleşmesi, 181
Wery, 10
Wiener Kreiss, 10, 17
Wigny, 128
Wroblewski, 19, 72, 83
yaptırım kriteri, 48
yaptırma görevi, 32
yaptırmalı önermeler, 33
yargıç yapısı anayasa, 245
yargıçların davranışları, 80, 81
yargıçların normatif ideolojisi, 81
yaşayan hukuk, 78
yazılı anayasa sisteminde anayasal teamülün hukukî değeri, 244-252
yazılı anayasa, 264
yazılı hukuk - örf ve adet hukuku, 264
yazısız anayasa sisteminde teamülün hukukî değeri, 244
yetkilendirme, 43
yok hükmünde normlar, 271
yokluk saptaması, 271
yorumlayıcı teamüller, 249
Yüzbaşıoğlu, 210
zecir, 48, 51
zımnen ilga, 266
Zierlien, 171
zorlama düzeni, 51
zorlama işlemi, 51
zorlama, 48, 51
Kitap Hakkında İstatistiksel Bilgiler
|
Bölüm |
Sayfa Sayısı |
Paragraf Sayısı |
Satır
Sayısı |
Kelime Sayısı |
Harf
Sayısı |
Dipnot
Sayısı |
|
Kapaklar |
3 |
22 |
92 |
114 |
675 |
0 |
|
İçindekiler |
4 |
144 |
186 |
903 |
5786 |
0 |
|
Giriş |
25 |
110 |
644 |
5016 |
34755 |
104 |
|
Bölüm 1 |
36 |
180 |
962 |
7558 |
50694 |
151 |
|
Bölüm 2 |
36 |
148 |
885 |
7035 |
47280 |
164 |
|
Bölüm 3 |
14 |
77 |
410 |
3049 |
20285 |
36 |
|
Bölüm 4 |
40 |
191 |
1070 |
7853 |
56667 |
181 |
|
Bölüm 5 |
25 |
101 |
660 |
4916 |
35101 |
93 |
|
Bölüm 6 |
20 |
65 |
528 |
4043 |
28694 |
77 |
|
Bölüm 7 |
19 |
69 |
551 |
4091 |
29574 |
38 |
|
Bölüm 8 |
17 |
60 |
471 |
3546 |
25675 |
91 |
|
Bölüm 9 |
32 |
131 |
832 |
6483 |
44162 |
131 |
|
Bölüm 10 |
12 |
53 |
377 |
2881 |
19809 |
25 |
|
Sonuç |
10 |
30 |
312 |
2712 |
19094 |
0 |
|
Bibliyografya |
22 |
376 |
984 |
7890 |
51761 |
0 |
|
Dizin |
5 |
618 |
774 |
2153 |
12810 |
0 |
|
Toplam |
320 |
2375 |
9738 |
70243 |
482822 |
1091 |
Sayfa Sayısı: 328
Kapaklar ve İçindekiler: VIII
Asıl Metin: 290
Bibliyografya: 22
Dizin: 5
Özgeçmiş: 2
İstatistik: 1
Dolu sayfa: 323
Boş Sayfa: 5
Dipnot Sayısı: 1091
Bibliyografyadaki Kaynak Sayısı: 375
Dizindeki Girdi Sayısı: 618
Copyright
c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin
almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne
suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz,
dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci
maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları,
dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki)
yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli)
milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya
zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden
cezalandırmaktadır.
Aksi belirtilinceye kadar, bu kitabın
internet versiyonundan bir adet
yazıcı çıktısı, ticari olmayan kişisel kullanım için, alınabilir ve keza kitabın
bir adet kopyası aynı amaçla kişisel kullanıcı tarafından hard diskte saklanabilir.
Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar
Bu kitaptan yapılacak alıntılarda
(iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde
öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle
ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1).
(2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve
münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas,
belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre,
aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması
durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi
gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve
eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5).
(5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun
21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü
fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak
göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek
iktibas yapan kişileri, 4 (dört) yıldan 6 (altı) yıla kadar hapis ve 50 (elli)
milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla
cezalandırmaktadır.
Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel
Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve
eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak
Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi
tazminat isteyebilir”.
Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı
yapılırken bu kitaba şu şekilde atıf yapılması önerilir:
Kemal Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları,1999, VIII+320 s. (www.anayasa.gen.tr/angecerliligi.htm;
erişim tarihi).
Editör:
Kemal Gözler
Ana Sayfa:
www.anayasa.gen.tr
İlk Konuluş: 1999 (uludag.edu.tr altında)
2005 (anayasa.gen.ttr altında)
Son değişiklik: 13 Mart 2009